SEVGİ

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri
Bir insanın bir kişi, durum ya da nesneye ilgi ve bağlılık duygusudur. Sevginin davranışa yansıyan şekli ise, sevgi dolu gözlerle bakmak, dokunmak, öpmek, güzel sözler söylemek, zamanı paylaşmak, öncelik vermek, onu düşünmektir. Bu ilgi ve bağlılık koşullara rağmen gerçekleştiğinde gerçek sevgiden söz edebiliriz. Güzeli, iyiyi, becerikliyi, akıllıyı, yetenekliyi sevmek kolaylıkla gerçekleşir. Sevginin verilmediği, verilemediği durumlarda kişinin kendisiyle ya da çevresindeki koşullarla ilgili bir sorun vardır. Bu sorunlara sağlıklı bakış açıları geliştiren birey sevgiyi öğrenir ve öğretebilir.

Sevgi bir duygu çeşididir. Kısaca ilgi göstermeye yönelten duygu anlamına gelir. Birçok anlamı içinde barındırır. Kardeş sevgisi gibi, şefkat; yemek sevgisi gibi, zevk; spor sevgisi gibi, tercih; ya da etkilenme, eğilim, düşkünlük, meyil, hayranlık, tutkunluk, bağlılık, dostluk, ilgi vs. anlamları vardır. Biz burada sevgiyi genel anlamda sorgulayacağız. Herhangi bir şeyi neden severiz? Sevmek nedir? Sevgi nasıl olur? Bir şeyi sevmek, onun varlığını istemek ne anlama gelir?

Bu yazıyı okuyanların varlık nedeni sevgidir. Annelerimiz, babalarımız birbirini sevmeseydi var olmazdık. En azından anne veya baba, biri sevmiş olmalı ki hayata gelmemiz için gerekenler yapılsın. Bazen iki taraf da sevmemiş olabiliyor. Sevgisiz birliktelikler de var. Burada da başka bir bakış açısı devreye giriyor. Evrensel sevgi, yani felsefenin asıl ilgi alanı olan genel-geçer sevgi anlayışı. Göreli- günlük sevgi anlayışı yerine var olan her şeyin temelindeki sevgi.

Yaşayan her şey sevgi ürünüdür. Yaşayan derken, cansız varlıkları dışlamıyoruz. Bu bir dil yetersizliği, aslında her şey canlı ve yaşamakta. En basit kum tanesi bile trilyonlarca atom içeriyor. Atom dediğimiz de, her şeyin yapı taşları olan küçük “canlı”lardır. Atomlar elementlerin küçük birimleridir ve birer sevgi ürünüdürler. Atomun çekirdeğinde proton ve nötronlar bulunurken, çekirdeğin çevresinde elektron bulutu vardır. Bunların farklı sayıdaki birleşimleri elementleri, elementler de bizleri meydana getirir. Atomları da bazı parçacıklar meydana getirir. Kuarklar, leptonlar, bozonlar gibi parçacıklar atomları oluştururken, kendilerinin de bazı parçacıklardan oluşması muhtemeldir. Uzun lafın kısası, bizi oluşturan temeller sevgiyle örülmüştür. Sonsuza dek uzanan birleşimler zincirinin ürünüyüz. Kuark, bozon, proton, element, bileşik, doku, organ, insan birbiriyle kaynaşmış yapı taşlarından oluşur. Onlar birbirini sevmese, birlikte olmasa görünürdeki şeyler olmazdı.

Küçük yapı taşlarından bahsetmişken, büyük yapı taşlarını da unutmamak gerekir. Bireyler aileleri meydana getirir. Ailemizi severek insanın bize yakın kısmında sorumluluk üstleniriz. Hayatı sürdürmek için kendimize yakın kimseleri severiz. Bu hayati bir iştir. Sevgi olmasaydı, birey olmazdı, toplum olmazdı, insanlık ve hayat olmazdı. Büyük ailemiz toplum da sevgiyle örülmüştür. İnsanlar birbirini sevmeseydi toplumsal iş bölümü olmazdı. Sevgi sayesinde insanlar bir işte çalışarak diğerlerine yardımcı oluyor, diğerleri de onun ihtiyaçlarını sağlıyor. Bu sayede doğadaki mücadelemiz barışçıl bir hale gelebiliyor. Tek başımıza güvenlik, barınma, beslenme ile uğraşmıyoruz; toplum olarak birlik olup iş bölümü yapıyoruz.

Sonsuz sevgi zinciri böylece devam ediyor. İnsan olmak da canlılığın bir parçasıdır. Yediğimiz her şey canlıdır. Diğer canlılar sayesinde yaşıyoruz. Bitkiler sayesinde nefes alıyoruz. Buna karşılık onların soyunu kurutarak kendi sonumuzu da hazırlıyoruz ama bu insanın hatalarıyla ilgili bir konu. Neyse ki biz yakın zamanda yok olsak da, canlılık, varlık yoluna devam edecek. İnsanların küçücük bir parçası olduğu Dünya, ve onun da lafı bile edilemeyecek küçüklükte bir parçası olduğu galaksimiz, onun da parçası olduğu milyarlarca galaksiden oluşan evren sürüp gidecek. İnsan sevgi sayesinde edindiği zenginliği kendini yok etmek için harcasa da, bu büyük sevgi zincirinde lafı edilemeyecek küçüklükte bir kayıp olaca

Mevlana felsefesine göre madde, ilahi olana ulaşmak için “aşk” adlı evrensel bir dürtüye uyar. Bunun için zamanda evrim geçirir. “İlahi ben” dediği hedefe ulaşmak için aşk hisseder. Burada bahsettiğim aşk anlayışına benzer bir anlayışı onun eserlerinde okuyabilirsiniz. Ya da herhangi bir dini metni alıp içinde ne kadar sevgi dolu sözcük olduğuna şaşırabilirsiniz. Şaşırmak gereken bir şey daha var. Yukarıda da bahsettiğim gibi: iyi zenginliğimizi, yok etmek için kullanmamız. Neredeyse tamamen sevgi hikayeleri ile donatılmış dini kitapların bugün nasıl bir nefret aracı olduğunu fark edebilirsiniz. İnsanlar birbirine merhamet ederek, anlayarak, severek, işbirliği yaparak toplumlar oluşturmuştu. Sonra ipin ucunu kaçırdık ve bu özelliklerimizi sömürü için kullanmaya başladık. Din, bilim, felsefe hep iyi başlayıp kötü bitmeye mahkum hale geldi. İnsanların en büyük düşmanı aynı dindeki farklı bir mezhep oluverdi. Aynı dinden olmayı bırakın, aynı toprağın çocukları düşman oldu.

Sevgisizliğin nedenini sorduğunuzda tarihi bir olay, bir ifade, ya da anlayış farklılığı öne sürülüyor. İşte burada felsefe ihtiyacı doğuyor. Sorgulamayan, düşünmeyen insanlar, kötü insanlarca nefretle dolduruluyor. Ona anlatılanla yetinen insanlar, zararlı bir şey yapmasa dahi cehalete ortak oluyor. Hayatın kimseye düşmanlık yapamayacak kadar geçici bir yer olduğunu fark edemiyor. Halbuki evrenin temel nedeni, sevgi, her yanımızdayken; nefret aramak neden? Tek yapacağımız şey, nefret veren her şeyi sorgulamak. Böylece varlığımızı tehdit eden herhangi bir unsura dahi sevgi ile yaklaşabilecek, hepimizin ortak yanı olan sevgi ile, nefretin verdiği aşırı stres ve doluluk olmadan herkes için iyi olanı düşünebileceğiz.
 

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri
İnsan bilmediğinin düşmanıdır ve tanımadığını sev(e) mez. Yaratıcımızı da önce tanır; sonra severiz. Tanıdığımız oranda muhabbetimiz artar.

Sevmekte anlamlandırmak; sevmemekte anlamsızlık vardır. Sevmek, sağlıklılık; sevmemek, hastalık halidir. Gözünde hiçbir şeyin anlam değeri kalmayan insan, ölüdür. İntihar, ‘benim için hiçbir şeyin anlamı yok’, noktasıdır.
Oysa sevmek fıtratında var insanın. Önemli olan neyi, ne kadar, nasıl seveceğini öğrenmektir. Ölçüsüz sevgi yorar insanı. Onun için Allah, Kendisini sevmeyi, Habibi’ni sevme şartına bağlamış. Çünkü O (asm), fıtrattır, ölçüdür.
Sevmediği sevdiğinden fazla olan hastadır. Hasta tedavi olmalıdır. Tedavi, sevileceklerin sayısını arttırmaktır. Hasenatı seyyiatına galip gelen sevilir. Hatta yirmi kötülüğü ile birlikte bir iyiliği olan sevgiyi hak eder, ola ki o bir iyilik yirmi kötülüğü yok edecek bir potansiyeldir.

Sevgi terapisi, insanın sevmedikleriyle iletişime geçmesidir. Düşmanın dost, yabancının tanıdıklaşmasıdır. Öncesinde bir anlam ifade etmeyen varlığın sonra anlamlı hale gelmesi sevgi ile iletişimin neticesidir. Sevmek bir tedavi biçimidir. Risale-i Nur dersleri, ‘anlam iletişimi’ ve ‘sevgi terapisi’ seanslarıdır.

Nimetlerin insan üzerindeki hakkı, tefekkürdür. Bunu yapmamak, körlüktür. O varlığın üzerindeki anlamı okuyamamak ‘sevgi körlüğü’dür. İnsan varlığı ve üzerindeki manaları okuyabildiği oranda insandır. Her şeyin bir anlamının var olduğunu okuyabilmek ne muhteşem bir şeydir. Bundan daha ileri bir eğitim yoktur. Her şey anlamlı ise, yaşamak da anlamlıdır. Onun için okulöncesinden, yüksek tahsillere kadar okullara ‘sevgi dersleri’ konmalıdır.

Sevmeyen insanın sevgi kanalları kapalıdır. Bu perdeyi açmak, tefekkürdür; tedavidir. ‘Biz muhabbet fedaileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur’ diyen Üstad, bu önemli vazifeye ‘fedai’ olarak dikkatleri çekmiştir. Zamanın cihadı olan sevgi, kişinin şahsî hayatında, kelâmında, davranışlarında görünür hale gelince mücadele kazanılmış demektir. Sevgiyi Veren, sevilmeyi hak eder. Sevmek olmasaydı, kâinatın varlığının, nurunun, hayatının bir anlamı olmayacaktı. Hayat, sevgidir, sevgidendir.
Biz de severek hayatlanalım, hayat bulalım. Yunus gibi yaşayalım; sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
 

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri
ÖyLe birini sev ki ; çünküsüz oLsun ...ELini uzattıqında tutacagın kadar yakın degiL , yüreginde hissedecegin kadar yakın oLsun !ÖyLe hisset ki onu ; gözLerinde deniz daLgalansın ..! öyLe düşünki onu ; yaLnızLık pıLını pırtını topLasin ..!Ona sevgini öyle bir anlat ki ; ne yıLdız gokyüzünde kaLsın , ne daLgaLar sahiLe çarpsın ..!ÖyLe anlat ki SEVDANI ; KaLbi sadece "Sana" atsın.
 

merakettim

Homo Sapiens Sapiens
Özel üye
Birinci yazıda konu çok dağıtılmış. Önermeler ve örnekler konuyu tam destekler nitelikte değil. Bir hedef belirtilmediği için yazının nereye gittiği belli olmuyor. İkinci kısımda ise giriş güzeldi. "Anlamlandırma" konusu güzeldi ama daha sonra dini boyuta geçilmiş bu yüzden yorum yapmıyorum. Son kısım tarzım olmayan şiirsel öğeler içeriyor.

Aslında yazı sevginin analizini yapabilirdi. En azından ben bunu ümit etmiştim okurken.


Bknz: Platon - Şölen
 

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri
(¯`v´¯) DOSTLUK
__________(¯`(█)´¯)
__________ (_.^._)´¯)____BİR
______ (¯`v´¯)(¯`(█)´¯)
......______(¯`(█)´¯)(_(¯`v´¯)___ÇİÇEK
_______(_.^._)__(¯`(█)´¯)
_________(¯`v´¯)´(_.^._)_____GİBİDİR...
________(¯`(█)´¯)(¯`v´¯)
_________(_.^._)(¯`(█)´¯)
___(¯`v´¯)(¯`v´¯) (_.^._)(¯`v´)___BAKIM
__(¯`(█)´¯) _ (¯`(█)´¯) (¯`(█)´¯)
__█(_.^._)___(_.^._)____(_.^._)____İSTER..
_███_ (¯`v´¯)_█_ (¯`v´¯)
████(¯`(█)´¯)_█_(¯`(█)´¯)____KARŞILIKSIZ
_███ (_.^._)___█ (_.^._)
__████_(¯`v´¯)_█ _____________SEVGİ
___███(¯`(█)´¯)█_(¯`v´¯)
____██_(_.^._)█_(¯`(█)´¯)_______İSTER.....
_____███_(¯`v´¯)´(_.^._)
______██(¯`(█)´¯)(¯`v´¯)
_______██(_.^._)(¯`(█)´¯)_____DOSTLUĞUMUZUN
____(¯`v´¯)__█__ (_.^._)(¯`v´¯)
___(¯`(█)´¯)_█(¯`v´¯)__(¯`(█)´¯)___BAKİ
____ (_.^._)_█(¯`(█)´¯)__(_.^._)
_____ (¯`v´¯)█(_.^._) (¯`v´¯)____KALMASI
____(¯`(█)´¯)█____(¯`(█)´¯)
_____(_.^._)_█_____(_.^._)____DİLEĞİYLE....
____________█
......(█████████████
.......(████████████)
........(███████████)
♥Cerezforum.com
♥
♥
♥
♥
♥Cerezforum.com

.........(██████████)
..........(█████████)
♥
♥
♥
♥
♥
♥Cerezforum.com

...........(████████) MUTLULUKLAR
CEREZFORUM
 

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri

DOSTLUK İPİNİ SAĞLAM TUTMAK!​

Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası.
Günler boyu iş aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini…
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, “Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar, “Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?” diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
“Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim” deyince, “Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş” diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
“Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?” diye soran yaşlı adam, “Ben terziyim” yanıtını alınca “Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın” diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık “ünlü işadamı” diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için.
Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama kendi anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
“Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona “Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın” demiş.​

Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın…”
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş…

Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle…….​

 

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri

DOSTLUK ;​

Bazen aynı dala tutunmaktır ..
Bazen de aynı yüreği paylaşmaktır.

DOSTLUK;​

Hissedebilmektir duyguları
Almaktır acıları sessizce yük olmadan ..

DOSTLUK;​

Bazen de ağlamaktır özlem duyarak..
Affedebilmektir hataları kin duymadan..

DOSTLUK ;​

Yürekte taşımaktır,
Unutmamaktır yıllar geçse de ..

DOSTLUK;​

Yolların değil, kalplerin birleşmesidir ..​

BİRLİKTE YAŞAMAKTIR YANINDA OLMADAN...!​

 

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Bu Ayın Lideri
★¸¸.•*´¯`
♥
☾Yalnız kalmak gerekir bazen...★¸¸.•*´¯`
♥

kalacaksin ki "HAYATI" anlayacaksın..acılarınla yüzleşecek hatalarınla dertleşeceksin.. değmeyen insanlara neler harcadığını göreceksin..herkesin "FIYATINI" göreceksin. Gurunu ayaklar altına alıp "EZDIRMEYECEKSIN"..hayatı anlamaya calisacaksın ama sonunda yedigin "DARBELERLE"yeniden ayağı "KALKACAKSIN"..!!
 
Top