Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Burdur Antik Kentleri (Akdeniz Bölgesi)

Konusu 'Turizm Rehberi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 7 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Burdur Antik Kentleri (Akdeniz Bölgesi)

    Sagalassos (Ağlasun) Antik Kenti

    Burdur İlinin Ağlasun İlçesi'ne 7 km. uzaklıkta, bir dağın tepesinde bulunan, Sagalassos antik kentini ilk kez 1706'da bir Fransız bir gezgini bulmuştur. Sagalassos'da kazılara 1985 yılında başlanmış ve günümüzde de çalışmalar devam etmektedir.

    Sagalassos, coğrafi konumundan ötürü, Tekne Tepe'nin batısında bulunan geçidin kontrolünü elinde tutabilmek için yapıldığı sanılmaktadır.
    Kazılar sonucunda ortaya çıkan bulgu ve kalıntılar bölgede M.Ö. 6000'de yerleşimin başladığını göstermektedir. Bununla beraber gerçek anlamda kent olarak yerleşim M.Ö. 3000'lerde başlamış ve ismini Antik Çağda duyurmuştur. Pisidialı'lar M.Ö.1000'de buraya ulaşmış ve ormanlık olan bu alandaki ağaçlardan kereste yapımında yararlanmışlardır. Sonraki yıllarda tarım ön plana geçmiş, Hitit İmparatorluğunun çöküşüyle başlayan dönemde ekonomisi diğer kentlere göre daha ileriye gitmiştir.

    M.Ö. 546-334 yılları arsında bölge Pers egemenliğine girmiş, ancak bu durum kenti olumsuz yönde etkilememiştir. M.Ö 334-333'te Büyük İskender Psidia'nın Telmessos ve Selge gibi büyük şehirlerini ele geçirmiştir.Sagalassos'un bu dönemde İskender'e bağımlı olmakla beraber kısmen de özgürlüğünü koruduğu bilinmektedir.

    Büyük İskender'in M.Ö 323'te ölümünden sonra kent selefleri arasında M.Ö 281'e kadar el değiştirmiş ve sonra da Suriye Seleukos topraklarının bir parçası olmuştur.

    Seleukos kralları Psidia'nın bu kentini Büyük Antiokhos'a kadar (M.Ö 223-187) yalnızca temsilcilerle yönetmişlerdir. Bu dönemde Sagalassos Helenleşmiş, Suriye ve Mısır'la iyi bir ticari ilişkisi sağlamıştır.Bu ticaretin oluşmasında Seleukoslar dönemi boyunca Seleukoslara ve Ptolemaioslara paralı askerlik yapan Pisidialı'ların etkili olduğu sanılmaktadır.

    Seleukoslar döneminde kent oldukça zengin bir konumda idi. M.Ö 189-133 yılları arasında Pergamon Krallığı'na katılmış, Pergamon Krallığı'nın vasiyet yoluyla Roma egemenliğine geçmesinden sonra da, Roma'nın Asia Eyaleti'nin bir parçası olmuştur. Böylece M.Ö. 39'a kadar sürecek olan özgürlüğünü kısmen de olsa korumuştur. M.Ö 39'da Galat Kralı Amyntos'un egemenliğini tanımak zorunda kalmıştır. M.Ö. 25'te yeniden Roma'nın eyaleti Galatia'ya dahil olmuştur.

    Roma İmparatorluğu döneminden itibaren (M.Ö 25) yazıtlarda ve sikkelerde görüldüğü gibi “Pisidia'nın önde gelen şehri, Romalı'ların dostu ve müttefiki” sözünden yola çıkılarak Romalı'ların koruduğu bir kent olmuş ve egemenlik alanı genişletilmiştir.

    Bu dönemde bölgeye savaşmak için gelen askerlere yapılan tahıl satışlarından ötürü kent daha da zenginleşmiştir. Bizans döneminde Hıristiyanlığın devlet tarafından kabul edilmesiyle Psidia Eyaletinin önemli piskoposluk merkezi olmuştur.

    Sagalassos, M.S. 518 ve 528'de depremlerden, 541-543 yıllarında da veba salgınından zarar görmüş, M.S. 644-696' da Arap akınlarına uğramıştır. M.S.XII.yüzyıla kadar burada yaşandığı, XIII.yüzyıldan sonra da ismine yazılı kaynaklarda rastlanmadığı görülmektedir.

     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  2. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Sagalassos'dan Günümüze Ulaşan Antik Yapılar:

    Dor Mabedi


    Kentin bulunduğu alanın üst noktasındaki Dor üslubundaki mabedin kazılarına 1990 yılında başlanmış olup, kazılar günümüzde de devam etmektedir.

    İlk kazılarda büyük olasılıkla MS.I.yüzyıla tarihlenen bu yapının arazi konumundan ötürü zaman zaman değişikliğe uğradığı ortaya çıkmıştır. Özellikle orijinal merdivenlerin yerini üç ayrı teras almıştır.

    Mabet üzerindeki son değişiklik M.S.V.yüzyılda kentteki diğer yapılardan toplanan malzemelerden yararlanılarak yapılmıştır. Bu arada ön duvar daha yüksek olarak yeniden inşa edilmiştir. Bu değişiklikle o dönemde dini amaçlar için kullanılmayan yapı, geç sur duvarı ile birleştirilerek bir kuleye çevrilmiştir. Bu değişikliğin kenti Isauria kabilesine (M.S 404-406) karşı korumak için yapıldığı sanılmaktadır. Geç döneme tarihlenen surun, güneyine dıştan 1.10-1.60 m., içeride de 1.80-2 m. genişliğinde bir çeşit rampa, duvarı sağlamlaştırmak için düzenlenmiştir.


    Sagalassos 1992 yılı kazılarında bölge kültü ile ilgili yerli binici tanrı Kakasbos kültüne dair adak eşyaları dışında herhangi bir buluntu ile karşılaşılamamıştır.

    Yalnızca 10-30 cm. kalınlığındaki üst katmanın içinden yapı malzemeleri dışında kap kacak, cam ve metal objeler bulunmuştur.

    Bunun dışında geç Roma mozaik parçaları, dikine yerleştirilmiş pişmiş topraktan bir boru sistemi, Hadrianus , Julianus ve diğer dönemlere ait sikkeler ile zengin çeşitli adak eşyaları ile karşılaşılmıştır.Bunlar MS.VII.yüzyıla tarihlendirildiği gibi üslupları, Roma Erken İmparatorluk döneminin özelliklerini taşımaktadır.

    Apollon Klarios Mabedi

    Apollon Klarios Mabedine ait kalıntılar yapılan kazılar sonucunda tamamen ortaya çıkarılmıştır.Mimari parçalar oldukça iyi korunmuş, daha öncekilerden farklı olarak son derece sade oldukları da dikkati çekmektedir. Belki de kente zarar veren depremlerden ötürü bu tür bir yapılanmaya gidildiği de düşünülmektedir.

    Apollon Klarios Mabedi M.S.I. yüzyılın sonu ile II. Yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Mabedin bezeme yönünden dikkati çeken elemanları daha çok İyon sütun başlıklarıdır. Bununla beraber kazı çalışmalarını yürüten araştırmacılar mabedin kalıntıları arasında birbirlerinden farklı dört ayrı üslupta sütun başlıklarına da rastlamışlardır. Bezeme yönünden süslü olan bu sütun başlıkları dönem dönem daha sadeye dönüşmüşlerdir. Günümüzde ortaya çıkarılan sütunlar ve başlıklar MÖ. II.yüzyıl ile I.yüzyıl sonlarına İmparator Augustos dönemine tarihlendirilmektedir. Bu noktalar göz önüne alındığında mabedin Erken İmparator Döneminde yıkıldığı ve sonra da Augustos döneminde yenilendiği açıklık kazanmaktadır. Mabet M:Ö. V.yüzyılda kiliseye dönüştürülmüştür.

    Bouleterion


    MÖ. II.yüzyıl sonları ile I.yüzyıl başlarında yukarı agoraya bakan teras üzerinde Bouleterion'un kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

    1993 kazı döneminde agoranın batı kenarı boyunca bir çok sütun ve sütun başlıkları ortaya çıkarılmış ve bunlar bir araya getirilmiştir. Bu parçaların bir çeşit galeriye ait olduğu sanılmaktadır. Bir çeşit korkuluk duvarı üzerine oturtulan bu kalıntılar Helenistik dönem üslubunu yansıtmaktadır.

    Ayrıca üst kattaki iki korinth üslubundaki sütunun iç yüzeylerine Athena ile Ares'in kabartmaları işlenmiştir.

    Aşağı Agora


    Apollon Klarios tapınağı ile doğuda geniş Roma hamamları arasında kalan, şehrin tam ortasına yerleşmiş küçük bir meydanda 1993 yılında kazı çalışmalarına başlanmıştır. Bu alan kuzeyde yüksek bir terasın tepesindeki Nymphaeum, güneyde yeni bir giriş kapısı ve şehrin kuzey-güney eksenine açılan bir kapı ile sınırlandırılmıştır. Kentin önde gelenleri ile imparatorlar için yapılmış oldukları sanılan bu girişlerin uzun kenarlarından alınan parçalar, meydanın bu düzeninin Helenistik Dönemden kalmış olduğuna işaret etmektedir.

    M.S.I.yüzyılda aşağı agoranın doğu kenarı boyunca, 5.20m genişliğinde iyon sütunlarının bulunduğu bir yapı ile karşılaşılmıştır. Bu yapı ayrı bir giriş ve hamamların önündeki bir sıra dükkanla bağlantıyı sağlıyordu.Büyük olasılıkla MS.I.yüzyılın sonlarına doğru, doğu girişindeki bazı dükkanlar kapatılmış ve onların yerine daha basit dükkan ve konutlar yapılmıştır.Yüzyılın sonlarına doğru da bunlara su tesisatı eklenmiştir. Buradaki buluntular içinde 10 parçadan oluşan, tunç ve bakırdan yapılma aletlerle karşılaşılmıştır. Bunların içerisinde MS.556 ve MS.607-8 yıllarına tarihlendirilen sikkeler de bulunmuştur.

    Yukarı Agora


    Sagalassos'un Yukarı Agorası 1992 yılında kazılmaya başlanmıştır. Düzgün olmayan yamuk şekildeki agoranın M.Ö.II.yüzyıldan önceki döneme ait olmadığı da açıktır. Bunun da nedeni agoranın ortasında ve çevresinde yer alan kaldırım ve şeref anıtlarının Roma İmparatorluk Döneminden kalmış olmalarıdır. En iyi korunmuş olanları da M.S.I.yüzyıl ile II.yüzyıl arasına tarihlendirilmektedir.

    Agoranın güney tarafında Erken İmparatorluk Dönemine ait özellikleri olan, büyük olasılıkla Augustus için yapıldığı düşünülen kare planlı, bezemeli, dört sütunlu bir yapı ortaya çıkarılmıştır.

    Bu yapının erken devirlerde yapılmış ve MS.IV.yüzyılda yeniden kullanıldığı sanılmaktadır.


    Buradaki iki kaide üzerinde İmparator Valentinious I ve Gratianus'un isimleri geçen yazıtlar 375 yılında kazınmıştır. Ayrıca İmparator Valens ve oğlu Valentinious II ve Büyük Constantinus adına yazıtlara da burada rastlanmıştır. Bu dönemlere ait, meydanın güney kenarı boyunca uzanan bir portikonun (sütunlu giriş) bulunduğu da olasıdır.

    Yukarı Agorada yapılan kazılarda MS.V.yüzyıla ait sikkelere rastlanılmamış oluşu bu dönemlerde agoranın terk edildiğine işarettir. Kentin savunma amaçlı duvarlarının yapılmasından sonra Yukarı Agora bunların arkasında kalmış, Aşağı Agoranın önem kazanmasına neden olmuştur.

    Tiyatro


    Sagalassos'un en iyi korunmuş yapılarından birisi de tiyatrodur.

    Yaklaşık 1574 m. yükseklikte olan tiyatro Antik dönem tiyatrolarının en yüksekte olanlarından birisidir. Sırtını yaslandığı tepeye oturma sıraları yerleştirilmiştir. Bununla beraber yer yer de mimari parçalardan yararlanılmıştır.

    Tiyatro kentin güneydoğu doğrultusu üzerindedir. Koridorların oluşturduğu alt yapı bir bakıma oturma sıralarını desteklemektedir. Scene (Sahne) bir kat yüksekte olup, MS.180-200 yıllarına tarihlendirilmektedir. Oturma sıraları tiyatronun arkasına yaslandığı granit taşlarından yararlanılarak yapılmıştır.

    Antoninus Pius Mabedi

    Kentin aşağı teraslarında şehre hakim bir yerde kurulan Antonius Pius Mabedi güneydoğudaki teras duvarları ile daha da güçlendirilmiştir.

    Mabet 68.80 x 40 m. lik bir alan üzerinde olup 7.20 m. genişliğindeki porticolarla dört taraftan çevrilmiştir. Böylece mabet, yaklaşık 82.40 x 60.40 m.lik bir alan içerisindedir. Buradaki batı temenos duvarı caddeye bakar ve her iki kenarı da yarım pilasterlerle süslenmiştir. Bu duvarın merkezinden propylon'a geçilir. Mabet Korinth üslubunda olup kısa kenarlarında 6, uzun kenarlarında da 11 sütun bulunmaktadır. Ayrıca derin bir pronaos ( 8 m) ve oldukça kısa bir cellası (9.30 m) vardır. Kentteki diğer yapılarla karşılaştırıldığında işçilik ve mimari elemanları yönünden oldukça ileri bir düzeyde olduğu görülmektedir. Mabedin yapımı uzun sürmüş; Hadrianus döneminde yapımında başlanmış ve İmparator Antoninus'un il dönemlerinde de tamamlanmıştır. Bir deprem sonucu pronaosun üst kısmı yıkılmış, buradan çıkan taşlar daha sonra diğer yapılarda kullanılmıştır.

    Roma Hamamı


    Roma Hamamı aşağı agoranın doğusundaki doğal tepenin üzerine ve şehrin içinden geçen yolun güneyinde kurulmuştur. Doğu-batı yönünde 80 m. ve kuzey-güney yönünde 55 m. genişliğindedir ve üç kattan oluşmaktadır. Bu hamamın ölçüleri Asta'daki antik hamamların en büyüklerinden biri olmasını sağlamıştır.

    Aşağı agoranın batısında kurulmuş ve tepenin keskin bir eğim yaptığı güney tarafında Antonınus Pıus Mabedi, hamamı tepeden ayırmaktadır. En alt kattan ısıtma sistemiyle ilgili bölümler ve servis odalarını bulunmaktadır. Buraya aşağı agoranın doğu porticosuna açılan bir kapıyla ulaşılmaktadır.

    Hamamda kullanılan yapı tekniği yukarı agoranın kuzey duvarı ile benzerlik göstermektedir. Bu yüzden hamam büyük olasılıkla M.S.I.yüzyıl sonlarında yapılmıştır. Su gereksinimi de kentin doğusundaki kaynaktan kanallar vasıtası ile sağlanmaktadır.

    Makellon (Kamu Yönetim Binası)


    Yukarı agoranın güneybatısında birkaç metre altında Kamu Yönetim Binası yer almaktadır.

    Yapının arka duvarı şehrin kuzey-güney doğrultulu ana caddesine bakmaktadır. Makellon kenarları en az 21x21 m. ölçüsünde kare bir alana sahiptir ve kenarlarında porticolar yer alır. Makellondan daha yüksek bir seviyedeki, 5.50 m. genişliğindeki bir cadde, yukarı agorayı Makellonun batısına bağlar. Makellon' un güneyinde ana girişi vardır ve bunun dışında iki giriş daha bulunmaktadır.

    Makellon' un mimari kalıntıları oldukça düzensiz bir işçilik göstermektedir. Blokların yüzeyleri pürüzlü olup, yalnızca görülebilen kısımların yüzeyleri düzeltilmiştir. Bu nedenle boyutlarda önemli değişiklikler gözlenmektedir.

    Makellon Antik Devirde hasar görmüştür. Bu da bazı blokların tamir edilmiş ve ön taraftaki kenar bloklar arasına eklemeler yapılmış olmasından anlaşılmaktadır. Makellon şehir merkezindeki diğer yapılarla karşılaştırıldığında daha alt düzeyde mimari bir üslup ve işçilik gösterir.

    Kütüphane

    Helenistik çeşmenin ilerisindeki caddenin kuzey kenarında yer alan kütüphanenin üç ayrı girişi vardır.

    Giriş duvarlarına nişler açılmıştır. Yapının önünde 40 m2 boyutunda ve üzerinde büyük yıldızların tasvir edildiği siyah-beyaz bir mozaiğin yanı sıra, binanın içinde de 60 m2 boyutunda daha kaliteli yine siyah-beyaz, geometrik desenlerden oluşan bir mozaik daha yer almaktadır..İç kısımdaki mozaiğin ortasında Thetis, Achilles ve Phoenix görülmektedir.

    Bina 11.80 x 9.90 m ölçülerinde iyi korunmuş bir odadan oluşmuştur. Antik zamanda hasar görmüş olan yapının arka duvarları 3-6 m arasında yüksekliklerini korumaktadırlar.

    Arka duvar üzerindeki uzun bir yazıta göre bina, M.S 120' den sonra T. Flavius Severianus Neon tarafından yaptırılmıştır. Bu yazıtta ayrıca binayı yaptıran şahsın aile fertlerinden ve sahip oldukları konumlardan da bahsedilmektedir. Büyük olasılıkla adı geçen aile şehrin en önemli ailelerinden biridir ve yalnızca şehirde değil Roma ordusunda ve Mısır'ın yönetiminde de söz sahibidirler.

    Heroon

    Heroon büyük olasılıkla yabancı bir hükümdar ya da önemli bir kahtaman için yapılmış anıttır. M.Ö.II.yüzyıl sonlarına tarihlenir. Xanthos'taki Nereidler Anıtı'ndaki gibi toprak bir tabandan oluşur ve küçük tapınak şeklindedir.

    Anıt 6.07 x 5.20 m.lik 3 basamaklı bir platformu destekleyen bir korniş tarafından korunmaktadır. Anıt üzerindeki kabartmalarda birbirlerinin eldiven ve pelerinlerini tutarak dans eden kız figürleri görülmektedir.

    Odeon

    Antik Çağın en büyük odeonlarından biri olan Sagalassos odeonu 24x24 m. Ölçüsünde olup, arka duvarı oldukça iyi korunmuştur.

    M.S.I. yüzyıla tarihlendirilen bu yapı, daha sonraki yıllarda birkaç kez onarılmıştır. Toplantı salonuna, auditoryuma birisi batıdan, diğer ikisi değişik seviyelerde doğudan olmak üzere üç adet tonozlu giriş bulunmaktadır.




    Nymphaeum

    Hadrianus döneminin sonlarına doğru yapılan odeon, aşağı agoraya bakmaktadır.

    Ön duvarı tiyatronun scenesi ile aynı döneme ait olduğu yapı malzamesinden anlaşılmaktadır.

    Nymphaeumun uzunluğu 14 m., yüksekliği ise 13 m.dir. Arka duvarı önündeki sütunlar ikinci katı destekleyen düz bir podyumu oluşmaktadır. Arka duvarı üzerinde iki adet yuvarlak kemerli niş görülmektedir.

    Helenistik Su kanalları

    Sagalassos' un doğu tarafındaki vadideki kaynaktan iki su kanalı kente su gelmesini sağlamaktadır. Helenistik dönemde yapılan bu su kanalları kayaların oyulması ile oluşturulmuştur. Ancak bunlar çeşitli depremler ve erozyonlar nedeniyle zarar görmüştür. Yukarıdaki su kanalı diğerinden daha iyi korunmuştur.

    Aşağı ve yukarı su kanalları arasındaki bağlantı ve yapım tarihleri kesinlik kazanamamıştır. Yalnızca ortak noktaları aynı kaynaktan su taşımış olmalarıdır.

    Roma Su Kanalları

    Helenistik su kanallarının kestiği tepelerin aşağısında yer alan Roma su kanalları, vadinin diğer tarafındadır. Günümüzde de buradaki sudan yararlanılmaktadır. Kazılar sırasında burada bir kaynak evi ortaya çıkmış ve büyük olasılıkla da kent içerisindeki Roma hamamına su sağlamak amacıyla yapılmıştır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  3. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Cremnia Antik Kenti

    Çamlık Beldesi sınırları içerisinde Aksu (KESTOS) vadisinde etrafı uçurum olan hakim bir tepe üzerinde Pisidialıların kurduğu antik bir şehirdir.
    M.Ö.VI.yüzyılda şehir Lidyalıların, M.Ö. 546' da Perslerin, M.Ö. 333' te Büyük İskender ‘in (Alexsandır) burayı alması ile Makedonya hakimiyetine girmiştir. Daha sonrada sırasıyla Antigonas' ın yönetimine, Selevkosların yönetimine ve Bergama Krallığına katılmıştır.

    M.Ö. 60. yılında Roma yönetimine, M.Ö. 36' da Galatya yönetimine, M.Ö. 25 yılında tekrar Roma yönetimine girmiştir. Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması ile Doğu Roma (Bizans) yönetimine, XI. yüzyıl sonunda Türklerin Anadolu'ya gelmesi ile birlikte Türk hakimiyetine girmiştir.

    Cremna ‘da günümüze kadar ayakta kalabilen kalıntılar Romalılardan kalmadır. Şehrin etrafı iki metre genişliğinde, 7-8 metre yüksekliğinde surlarla çevrilidir. Şehre batıdan girilir.

    Şehir ızgara planı olarak kurulmuş Akrapol (Yukarı Şehir) kısmında Form (Meydan), Bazilika (Mahkeme Salonu), Kilise Elsodra (Kemerli Yapısı) ve Kütüphane yapılarından oluşmaktadır.

    Bunlardan başka Propolion (Anıt Giriş Kapısı), Nympheum (Anıt Çeşme Binası) bulunmaktadır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  4. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Kbyra (Cbyra) Gölhisar Antik Kenti

    Antik Gölhisar kenti, Gölhisar Gölü'nün batısında aynı ismi taşıyan ovanın kenarında kurulmuştur.
    Antik Kbyra kenti kalıntıları Horzum Mahallesi'nin kuzeydoğusundadır.

    Surlarla çevrili olan bu kent İlk Çağda demir madenini çıkarıp işlemesi ile tanınmıştır.

    Yöredeki Bubon, Balbura ve İnuanda isimliKentlerin birleşmesinden oluşan Tetrapolis'in başkenti de Kbyra idi.

    Kbyra'da arkeolojik kazı yapılmadığından bugünkü bilgiler yeterli değildir. Yalnızca Akropol kalıntılarının bir bölümü günümüze ulaşabilmiştir. Akropolde nekropol, tiyatro, aşağı ve yukarı agora ile Odeion bulunmaktadır.

    Heredotos, Kybyralıların Girit'ten geldiklerini kaydetmiştir. Bu kent Pisidialıların buraya yerleşmesiyle büyümüş, halkı dericilik ve demircilik sanatı yönünden oldukça ileri düzeye ulaşmıştır.

    Kentteki dericilerin yönetime yaptıkları önemli bir bağıştan ötürü Agoranın giriş kapısı karşısına bunu belirten bir kitabe koymuşlardır. Bu kitabe günümüze kadar aynı yerinde gelmiştir.

    Bugün harabelerden kalma demir yığını o devrin demircilik saltanatının ne derece ileri olduğunu göstermektedir. Roma döneminde Kbyra bölgenin yönetim merkezi olmuştur.

    Kente ait kalıntıların bulunduğu tepelerin eteklerinde çok sayıda yer altı mezarları vardır. Ne yazık ki bu mezarların çoğu defineciler tarafından kaçak olarak kazılmış, mezar ve mezar kapaklarının bir çoğu tahrip edilmiştir.

    Kbyra kentinin kalıntılarının bulunduğu tepelerin batısında Böğrüdelik adı verilen mevkide bir dağ sırası vardır. Burada 4 köşeli gösterişsiz büyük bina bulunmaktadır. Kitabelerin bir çok yerinde kentin adı yazılıdır.

    Ayrıca yanında kavisli bir biçimde stadiumu vardır. Bunun yanında bulunan nekropol alanında da çok sayıda lahit görülmektedir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  5. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Bubon Antik Kenti

    Gölhisar'ın güneybatısındaki Pırnaz (Elmalıyurt) Köyü yakınlarında Bubon antik kenti de bulunmaktadır. Burdur'a 135 km. uzaklıktaki Gölhisar'a bağlı İbecik Köyündedir. Antik Kent, köyün 2,5 km. güneyinde yükselen Dikmen Tepe üzerinde yer alır.
    Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olan bu kentin kalıntıları da günümüze gelmiştir. Bubon Harabeleri Elmalıyurt Köyündedir.

    Bubon; M.Ö. 190 yılında Araxa'nın müttefiki olarak bir savaşa girmiştir. M.Ö. 145-140 yılları arasında Tiran Moagetes'in oğlu demokrasiyi yeniden getirmiştir. Murena tarafından 1. Mithridates Savaşı sırasında kurulan Oinoanda (İncealiler), Balboura (Çöl Kayığı) ile Kibrya (Gölhisar) Tetrapolisi'ne (4 Kent Birliğine) girmiştir. Sonra Boubon diğer tetrapolis şehirleri ile Lykia'ya geçmiştir. Lykia ancak Claudius zamanında 43 yılında Roma eyaleti olmuştur.

    Boubon Antik Kentinde Hellenistik devire kadar inen kalıntılar ile birlikte Roma Çağı kalıntıları ayakta durmaktadır. Tiyatrosu, tapınakları, agorası, şehir surları, gimnazyumu ve diğer yapıları ile ilk çağı önemli bir antik kentini oluşturmaktadır.

    1960 ve 67 yılları arasında burada kaçak kazılar yapılmıştır. Bu kazılar, örenyerini harap duruma getirmiştir. 1990-1991 ve 1993 yılında bu antik kentte gerçekleştirilen kurtarma kazıları buradan kaçırılan eserleri öz yerinin tespit edilerek ispatına yönelik çalışmalar olmuştur. İlk çalışmalar sonucunda Sebasteion denilen imparator kültü mekanında, üzerinde ayak izleri duran yazıtlı heykel kaideleri bulunmuştur.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  6. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Balboura Antik Kenti

    İlçenin 6 km güney-güneydoğusunda yer alan antik kent, Kerkeli doğu yamacı eteğindedir.
    Balboura, özellikle Roma egemenliği çağında Kabalia diye tanınmış olan bu yörede, önder kent Kibyra olmak üzere kurulmuş bir tetrapolisin (4 kent birliğinin) üyesi iken M.S. 2 yy başlarında o birlik dağılınca LykiaKentleri birliğine katılmış ve artık Lykia kenti sayılmıştır. Balboura, en yüksek yerde kurulmuş Lykia kenti olarak bilinir ve Akropolisin bulunduğu tepe denizden 5000 m yüksekliktedir.

    Ortasından bir ırmağın geçtiği ilk çağ kentinde bugün akropolisin yer aldığı tepede 16 sıra oturma yeri olan küçük bir tiyatrosu, kapaklarında arslan figürleri olan çok sayıda mezar, sarnıçlar ve Bizans döneminin dağınık kalıntıları ırmağın karşısında, güney tepesinin eteğinde hayvan döğüşleri için kullanıldığı düşünülen tiyatro ya da halk meclisi toplantı yeri olarak kullanılmış olabilecek bir bina bulunmaktadır.

    Kuzey tepesi eteklerinde yer alan şehir merkezinde çok sayıda bulunan kalıntılar vardır. Ancak , bu eserlerden günümüze hiçbiri gelememiştir. Ana cadde ve kemerli giriş olan agora algılanabilir, Nemesis tapınağı yazıtlarından anlaşılmaktadır. Bu tapınak Onesinus adlı bir köle tarafından Nemesis adına yapılmıştır. Kalıntılara götüren yolun kuzey bitişiğinde kalıntıların bulunduğu alana ulaşan yerden Roma çağı yapıtı bir Mausoleion'un (Anıtsal ev biçiminde mezarın) kalıntısı görülmektedir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  7. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Milias Antik Kenti

    Milias örenyeri, Kocaaliler Nahiyesi sınırları içinde olup,Kocaaliler ile mahallesi Gökalan arasındadır.
    Kocaaliler'den Gökalan'a giderken rampanın bitiminde güneye doğru patika yoldan yokuş yukarı yaya olarak varılır.

    Milias Örenyeri; Toroslar arasında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan, üzeri makilerle kaplı, kartal yuvası gibi çevreyi gözetleyen, doğal bir tepe üzerindedir.

    Görünürdeki yapı ve bulgular, tarihinin Helenistik dönem öncesine kadar indiğini göstermektedir. Kremna gibi bu şehir de Aksu vadisine hakim bir tepe üzerindedir

    Milias antik kentinin birçok yerinde tepecikler gibi fırlayan kayalıklara yapılar dayanarak yapılmışlardır.

    Çoğu kez yapının temellerinin bir kısmını kayalar oluşturmuştur; Örneğin Tiyatro da bunlardan biridir. Yer yer sivrilen kayalıklar arası surlarla kapatılmış müstahkem, stratejik yönden ulaşılması güç, küçük bir antik kenttir.

    Şehir ortasındaki tiyatronun oturtulduğu kayalık; şehri güney ve kuzey olarak adeta ikiye bölmektedir. Belli yapıları; iç içe kaleler, surlar, tiyatro, hamam, meskenler, yıkılmış ve çoğu yeri kazılmış mezar anıtları ve tapınaklardır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  8. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Sia Antik Kenti

    Burdur'a 100 km uzaklıktaki Burdur - Antalya yolu üzerinde, Bucak ilçesine bağlı Karaot köyü sınırları içindedir. Bir Psidia şehridir. Şehrin tepesinde Pamfilya ovasına hakim bir konumda yer alan dikkat çekici sur duvarları iki katlı kule ve giriş kapısı ile ayaktadır. Surlar tüm şehri çepeçevre sararlar. Hellenistik devire ait iki kule kalıntısı da batı kapısının her iki tarafında yer almıştır.
    Aşağı şehir sur duvarları şehrin kurulduğu tarihte inşa edilmiştir ve 3. veya erken 2. yüzyıla aittir. Sur duvarlarının hem içinde hem de dışında ev kalıntıları görülmektedir. Bu evler Hellenistik döneme tarihlenmektedir. Evlerin ortak özellikleri çatılarında biriken yağmur suları ile beslenen şişe biçimli sarnıçlara ve yapıların zemin katlarında bulunan üç veya beş odaya girişi sağlayan açık avlulara sahip olmalarıdır. Evler birbirlerinden dar sokaklar ve merdivenlerle ayrılmaktadır.

    Roma dönemi öncesine ait tek yapı Bouleuterion, yani meclis binasıdır. Dorik Stoa kalıntıları, Roma dönemi aşağı agoranın arkasında bir palestra yapısına uzanan anıtsal bir merdivenin 18 geniş basamağı ile bir hamam kalıntıları bulunmaktadır.

    Bu hamam yapısı olasılıkla 3. yy'a ait olan bir sarnıçla beslenmekteydi. Biri Bouleuterion'un üstünde olmak üzere üç adet Roma dönemi tapınak görülmektedir. Sia'da en çarpıcı mezar yapıları Heoa olarak bilinen anıtsal mezarlardır. Küçük bir anıt mezar dikdörgen planlı olup en iyi korunmuş olandır. Üç tarafı lahitlerle çevrilidir ve arka tarafında yarım daire şeklinde exedrası vardır. Aile mezarı tipindeki mezar yapıları da gözlenir. Kaba taşlarda daire biçiminde inşa edilmiş tümülüsler içinde gömülmüş dikdörgen mezar odaları da oldukça ayırt edici özelliklere sahiptir. M.S. 2.yy dan geç Roma dönemine kadar devam eden tümülüs gömü geleneği düşünülür.

    Sia'da Hellnistik döneme ait iki adet anıt mezar vardır. Tespit edilen mezar mimarisine ait örnekler çok sayıda gömü adetlerini ortaya koyar bu Grek veya Roma geleneklerinden etkilenmiş yerli geleneklerden kaynaklanmaktadır.

    Sia'da çok iyi durumda korunmuş iki kilise dışında genç Antik veya Bizans dönemlerinde tarihlenen çok az kanıt olması ilginçtir. İki Kilise de olasılıkla 4. veya 5. yy'a aittir. Arkeolojik açıdan Pdidia'nın en korunmuş şehri Sia'dır. Koruma duvarları, Kamu yapılarının mimarisi, özel evler ve mezarlıklar ortaya tarımla uğraşan, orta büyüklükte, başarılı bir yerleşim yeri olduğunu kanıtlamaktadır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014
  9. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.010
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Tymbrianassus Antik Kenti

    Merkeze bağlı Düğer köyünde bulunan Tymbrianassus, klasik çağa ait en eski yerleşim yeridir. Frig kültürü özelliklerini de gösteren bu yerleşim yeri Yunan Arkaik dönemine rastlamaktadır. Yarışlı Gölünün doğu kıyısındaki yarımadadadır.
    Kentin M.Ö.6.yüzyılın sonlarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Bu antik kentte herhangi bir kazı yapılmamış, ancak yapılan kaçak kazılardan elde edilen buluntular Burdur Arkeoloji Müzesinde toplanmıştır. Bu eşyalar arasında dini bir yapının olduğu sanılan, pişmiş topraktan kaplama levhaları vardır. Bu levhaların yapıyı her türlü dış etkilerden korumak için yapıldığı sanılmaktadır. Üstlerinde ise “Grifon” başlı hayvan figürleri bulunmaktadır. Bu figürler dini inançlara göre yapıyı, kötü ruhlardan korumaktadır. Yine bu levhalarda görülen meadr, baklava ve akroter denilen bölümlerdeki dört yapraklı yonca motifleri, dönemin süsleme motifleridir.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014

Sayfayı Paylaş