Herakleitos ve Rasyonalizm

Konusu 'Filozoflar' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 23 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET Süper Moderatör

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    24.562
    Beğenileri:
    498
    Ödül Puanları:
    6.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Parmenides'in durağan ve değişmez varlığına karşi, niteliksel değişme olarak oluşun gerçekliğini öne süren Yunan filozofu.

    Bilgi bakımından, empirik ya da duyusal bilgiye hiç değer vermeyen Herakleitos, gözlerin ve kulakların kötü tanıklar olduğunu öne sürerek, rasyonalizmin savunuculuğunu yapmıştır. Çok şey bilmeye, ansiklopedik bir bilgiye karşi çikan filozof, çok şey bilmenin akıllı olmayı ögretmedigini söylemiştir. Siyasi alanda, demokrasi karşitı eğilimlerini, çogunluk geniş halk yığınlarına karşi duyduğu nefretle birleştiren ve 'bir kişinin, yetkin biriyse eğer, kendisi için, on bin kişiden daha değerli olduğunu' söyleyen Herakleitos'un metafiziğinin en önemli tezi, hiç kuşku yok ki, çatisma ve savaşin herşeyin babası olduğu düşüncesidir. Ona göre, karşitların savaşi, varlık ya da oluşun tek ve en önemli koşuludur. Zira bu savaş olmasaydı, hiçbir şey varolmayacaktı. Bundan dolayı, varlıkların doğuş ya da varlığa gelişi, birbirlerine karşit olan ve dolayısıyla birbirlerini varlıkta tutan karşitların çatismasina bağlıdır.

    Onun varlık ögretisinin ikinci tezi ise, herşeyin birliğini ortaya koyar. Birlik, tıpkı İyonyalı düşünürlerde olduğu gibi, evrenin ilk maddesinden, evrendeki herşeyin kendisinden doğduğu maddi tözden meydana gelir. Bu birliği ateşte bulan Herakleitos'a göre, ateş, örnegin yoğunlaştığı zaman, nemli hale gelir ve basınç altında suya dönüşür. Su donduğu zaman ise, toprak olup çikar. Onun ilk madde olarak ateşi seçmesi, daha çok ondaki oluşu, değişme ve birlikten çokluga geçiş sürecini en iyi, yakarak ve yıkarak yaşayan ateş ifade ettiği için önem taşir.

    Herakleitos birliğin olduğu kadar, çoklugun da hakkını veren bir filozoftur. Başka bir deyişle, o monist bir filozof olduğu kadar, aynı zamanda bir çokluk filozofudur. Onun çokluk filozofu olmasını mümkün kılan şey ise, oluşu ön plana çikartmis olmasıdır. Herakleitos'a göre, çokluk ya da karşitlar olmaksızın, varlık ya da oluş olamaz. O, bir yandan da çoklugun birliğe dayandığını söylemiştir. Bundan dolayı, çokluk olmadan birlik, birlik olmadan da çokluk olamaz. Evren, aynı zamanda hem bir ve hem de çoktur; bu da, oluşla ifade edilir.

    Herakleitos, birlikten çokluga geçiş ve oluş sürecini, ateşle ve dolayısıyla akış düşüncesiyle ifade etmiştir. Bu onun varlık görüşünün üçüncü temel tezini meydana getirmektedir. Şeylerin sürekli akışı, herşeyin akmakta oluşu, evrenle ilgili en önemli doğrudur. Ona göre, evrende kalıcılık ve durağanlık yoktur; herşey değişmekte, yakarak, yıkarak yaşamaktadır.

    Herakleitos kendisinden önceki filozofların boşu boşuna evrende kalıcılık ve süreklilik aradıklarını, oysa evrende kalıcılık bulunmayıp, mutlak bir değişmenin söz konusu olduğunu öne sürmüştür. Nehir akıp gittiği için, o aynı nehre iki kez giremeyeceğimizi belirtir. Evrende hiçbir nesne, nesnelerin hiçbir özelligi yoktur ki, değişmeden aynı kalsın. Herşey bir başka şeyin yıkımı ve ölümü sayesinde varlığa gelmekte ve daha sonra yok olup gitmektedir. Evrendeki tüm ögeler arasında sürekli bir çatisma ve savaş hali vardır ve değişmeyen tek şey, bu değişme halinin sonucu olan kozmik denge durumudur.




    (M. Ö. 540-475) Batı Anadolu'da kurulmuş olan ancak bugün yıkıntıları oldukça içerlerde kalan Efes, Heraklit'in zamanında, aşağı yukarı M.Ö. 500 yıllarında zengin bir kıyı kentiydi. O zamanlardaki bu tür ticaret kentlerinin çoğu gibi Efes'te de siyasî bir huzursuzluk ortamı vardı. O dönemin tüm Batı Anadolu'daki Yunan kolonileri, batı yönünde genişleyen İranlıların sürekli tehdidi ve baskısı altındaydı.

    Kent içinde ise Aristokrat Parti ile Demokrat Parti arasında bir türlü sonu gelmeyen tartışmalar yaşanıyordu. Bir süre Efes Heraklit'in yakın dostlarından bir aristokrat tarafından yönetildi. Bu aristokrat yönetimin, demokratlarca zor kullanılarak devrilmesi Heraklit'in iç yaşamında derin izler bırakmıştır. Heraklit'ten bize kalan bir yazısında onun demokrat yönetimi şiddetli bir şekilde eleştirdiğine tanık oluyoruz.

    Bu devrimden sonradır ki Heraklit'in yaşamı içe kapalı bir görünüm almış ve bu durum onun düşüncelerini etkilemiştir. Öyle ki, bu durumu onun yapıtlarında açık bir şekilde görebiliyoruz. Heraklit'in yapıtlarında gururlu, insanları küçümseyen, kendine aşırı güvenen, kendi yeteneklerine inanmış bir tutum sergilenir. Yapıtlarını özellikle güç anlaşılacak biçimde yazmıştır.

    O, küçümsediği halk tabakası tarafından anlaşılmak istemiyordu. Yalnızca sendi düzeyindeki insanların yapıtlarını anlayabilmesini istiyor ve onlar için yazıyordu. Bu durumu o kadar ileri götürmüştür ki, sonunda kendisi "karanlık" takma adıyla anılır olmuştur. O, yapıtını Anaksimandros ve Anaksimenes gibi kuru bir düzyazı biçiminde değil, kısa ve anlamlı vecizeler biçiminde kaleme almıştır.

    Heraklit yapıtında "çok şey bildiri"ni yazdığı Pisagor'dan da söz etmiştir. Gerçi Pisagor matematik ve müzik alanlarında başarılı olmuştur fakat, uğraşılması gereken konu; evrenin temeli ve anlamı problemleri olmalıdır. Bu anlamda Heraklit Milet okulu filozofları ile aynı görüşü paylaşır. Hareket noktası onlarınkine paralellik gösterir. Yalnız Heraklit ana madde (Arche) olarak "ateş"i alır. Maddenin var oluşu ve yok oluşu probleminde de Milet okulu ile uyum içindedir.

    Ona göre tüm evren ateşten var olmuştur ve bir süre sonra yine ateşe dönecektir. Evrenin var oluşu ve yok oluşu olayı periyodik olarak sonsuz kere yinelenecektir. Evren, belirli dönemlerde var olan ve yine belirli bir dönemde yok olan bir olgudur.

    Heraklit'te yeni olan taraf; evrenin birden bire bir oluş ve yok oluş olgusu olarak görülmesidir. Milet okuluna göre evren özü somut olan bir şeyden; sudan ya da havadan yapılmıştır, her şeyin özünde bu maddeler bulunur. Heraklit ise ateşi ana madde yapmakla, varlıkların özde bir madde değil, bir olgu olduğuna dikkat çekmiştir.

    Heraklit'e göre sabit bir şey yoktur, her şey aynı ateş gibi, sürekli bir değişim içindedir. Gerçi ona ait olduğu var sayılan "Her şey akıyor" cümlesini onun yapıtlarında bulamayız. Heraklit'in görüşünü, sonraki dönemlerde, bu cümle ile çok güzel bir biçimde dile getirmişlerdir. Heraklit'in evren olgusu dediği şey; bir yandan ateşe, öte yandan da bir nehirin akışına benzer.

    Onun ünlü deyişiyle: "Bir nehirde iki kez yıkanılamaz, çünkü dün girdiğim nehir bugün artık aynı nehir değildir, dünkü sular akıp gitmiştir. Bununla birlikte biz dünkü nehiri bugünkü nehir ile aynı sayarız." Acaba gerçek böyle midir? Kesinlikle böyle değildir. Biz nehirin dış görünüşüne aldanıyoruz.

    Heraklit'e göre: Nerede bir sabit şey olduğuna inanırsak, bu inancımız her zaman bir kuşkuya, bir aldanmaya dönüşecektir. Nitekim, her şey gibi, insanın kendisi de, bedeni de, ruhu da sürekli değişim içindedir. Çünkü bugünkü bedenim, dünküne göre tümüyle başka unsurlardan oluşmuştur. Çevresindekilere dikkatle bakmayı bilen kişi, her şeyin sürekli değiştiğini görecektir. Ancak yüzeysel bakış ile bu değişim kavranamaz. Gök cisimleri de bu değişimin dışında olamaz.

    Anaksimandros'un "güneşin dünya çevresinde döndüğü" görüşüne karşı çıkar. Heraklit'e göre güneş kendisini her gün yeni baştan yaratır. Akşamları sönen bu ateş sabahları yeniden yakılır. Sürekli hareket ve değişim içinde olan evrende, sabit kalan bir şey, bir yasa vardır. Sabit kalan, değişmeyen şey "madde" değil, tüm değişimi yöneten "yasa"dır. Anaksimenes'e göre de evrendeki tüm olaylar belli bir yasaya bağlı olarak meydana gelirler.

    Bu görüş Heraklit tarafından daha net, daha kesin bir biçimde ileri sürülmüştür. Bu yasa anlayışını aydınlatmak için Heraklit alışverişi örnek verir. Biz para verir karşılığında mal alırız. Sonra bu malı, dilersek, yeniden satarak paraya dönüştürebiliriz. Paranın mala, malın paraya dönüşmesi olayı sonsuz kez yinelenebilir. Bu değişimde tek sabit kalan şey, para karşılığı mal ve mal karşılığı para edinebilme "yasa "sidir. Aynen bunun gibi, evrendeki oluşu yöneten bir yasa vardır: Bu yasa, maddenin karşıtına dönüşümü yasasıdır. Sıcağın soğuğa, sıvının katıya vb. dönüşü. Bu düşünce şekli Anaksimandros için de geçerlidir.

    Milet okulunun gelişmesi M.Ö. VI. - V. yüzyıllar arasında olmuştur. Heraklit'in olgunluk çağı da M.Ö. 500 yıllarına rastlar. Heraklit de Milet okulu gibi, evrenin yaratılışı probleminden hareket etmiştir. Ancak o, ana madde olarak ateşi almıştır. Anaksimandros ise, her şeyin sonunda aslına döneceğim savunur. Heraklit de bu konuda Anaksimandros gibi düşünür.

    Ateşten meydana gelen her şey, en sonunda, dönüp dolaşıp yine ateş olacaktır. Sonra ateş, yeniden her şeyi yaratacaktır. Bir "devri daim", bir kısır döngü olan bu oluş ve yok oluş sonsuz bir olgudur. Heraklit'in ana madde olarak aldığı ateş de, su ve hava gibi, duran bir şey değildir. Sürekli değişen bir unsurdur, sürekli değişen bir oluştur, sürekli değişen bir olgudur.

    Bu nedenle, evren de sürekli bir değişim içindedir. Bu evrende sabit olan, aynı kalan bir şey arayan yanılır. Sabit sanılan her şey yalnızca bir görünüşten başkası değildir. Evrendeki bu sürekli oluşum, maddenin karşıtlarına dönüşmesi biçimindedir: Sıcağın değişerek soğuk olması, sıvının değişerek katı olması gibi. Oluş, karşıtların var olmasını gerekli kılar.

    Heraklit'e göre her şeyin başlangıcını, varlıklar arasındaki karşıtlık oluşturur. Bu sürekli mücadele, varlıkların var olma nedenidir. Evrende var olduğunu gözlemlediğimizi sandığımız şeyler, aslında varlıklar arası zıtlığın bir süre için var olmayışıdır.

    Heraklit bu zıtlığın, evrenin her yerinde etkili olduğunu savunur. Dünya ve onu çevreleyen ateş küresi arasında da zıtlık vardır. Canlılık ilkesi olan erkek ve dişi arasında da zıtlık bulunur. Bu zıtlıktan evrendeki sürekli oluş doğar. Evrende her şey akış halindedir. Tüm varlıklar bir nehrin akışına benzetilebilir. Bir nehire iki kez girilemez, çünkü sular her an akıp gitmektedir. Bunun için evrende sabit bir şey aramaya kalkarsak hata ederiz.

    Bu görüş bizi ilk kez Heraklit'te rastlanan önemli bir düşünüşe ulaştırır: "Görünüş evreni" ile "gerçek (reel) evren "in birini ötekinden ayırma gerekliliği. Görünüş evreni, duyularımızla algıladığımız evrendir. Bu evrenin gerisinde gizlenen gerçek (reel) evreni ise ancak akıl ile kavrayabiliriz. Görünüş evreni sabit ve sürekli maddelerden oluşuyor gibi görünür.

    Oysa gerçek evren sürekli akış halindedir. Duyularımız bize bir nehiri hep aynı nehir olarak gösterir ve bizi yanıltır. Fakat akıl bize gerçeği, evrenin gerçek görünüşünün nasıl olduğunu gösterir. Bunun içindir ki her zaman akla uymalı, duyumlarımızın bizi aldatmalarına kendimizi kaptırmamalıyız.

    Bu evrendeki sonsuz değişmeler içinde tek sabit kalan şey, bu değişmeleri yöneten yasadır. Her değişme, bir ölçüye göre olur. Bunun içindir ki "Evrende hiçbir şey kaybolmaz", her şey yalnızca belli bir oran içinde yeniden oluşur. Bu genel yasaya Heraklit "logos" adını verir. Logos; söz, kelime demektir. Kelime, harflerin birbirlerine bağlı olmadan yanyana duruşlarının aksine, ilişkili ve anlamlı bir söz oluşturmasıdır. O halde logos anlamlı ve ilişkili bir söz, daha genel anlamda olmak üzere de, cümle ya da nutuk anl¤¤¤¤¤ gelir. Bu kavrama daha geniş bir anlam verilerek, "akıl" anlamında da kullananlar olmuştur.

    Bir kitap birçok cümlelerden oluşur ve arka arkaya gelen bu cümleler arasında bir ilişki vardır. Bir kitap gibi ya da bir nutuk gibi, evren de anlamlı ve ilişkili bir varlıktır. Evrendeki tüm olaylara logos (akıl) hükmeder. Bu akılın bir parçası da insandaki akıldır. İnsandaki akıl, Heraklit'in Tanrı dediği ve ateş ile eş saydığı, evrendeki oluşu yöneten "tümel akıl"ın bir parçasıdır.

    Bu görüşü daha açık bir duruma getirmek istersek, diyebiliriz ki: Evren, içinde aklın egemen olduğu canlı bir organizmadır. Sanki canlı bir organizma gibi bu evren de belli bir amaca göre kendisini durmaksızın yeniden yaratır. Biz insanlar ise bir organizma olan bu evrenin çocuklarıyız. Gerçeği kavrayan aklımız, evrenin kutsal aklının bir parçasıdır.

    Dine karşı aşırı bir ilgi gösteren filozoflara Heraklit'i de katabiliriz. Bu filozoflar, içinde yaşadıkları çağın ahlâkî ve dinî görüşlerini düzeltmeye çalışmışlardır. Ksenofanes'te olduğu gibi, Tanrıların insanlara benzetilmesi ile savaşmışlardır.

    Heraklit'in Tanrı anlayışı, Ksenofanes gibi, monoteisttir. Ancak yine de aralarında önemli ayrılıklar vardır. Ksenofanes tüm evrene egemen olan kutsal gücün, sabit ve değişmez bir varlık olduğuna inanır. Tanrı ile evreni aynılaştırarak panteist bir görüşün savunucusu olur. Ona göre Tanrı da evren gibi, küre biçimindedir. Heraklit'te de panteizm vardır. Fakat Heraklit, Ksenofanes'in aksine, Tanrının değişmeyen sabit bir varlık değil, evrendeki tüm değişmelerin düzenleyici yasası olduğunu savunur.
Benzer Konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş