Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

---Felsefe Tarihi--->>1-Antik Çağ

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve rehber85 tarafından 6 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

  1. rehber85

    rehber85 Aktif

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    410
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    gazi mezunu..
    Yer:
    Ankara
    ANTİK ÇAĞ​


    Antik Çağ felsefesi, İ.Ö.700'lü yıllardan başlayıp İ.S.500'lü yıllara, yani Orta Çağ'a kadar uzanan tarihsel dönemdeki felsefe tarihini kapsar.Antik Yunan ve Roma kültürlerinde süregelen felsefe eğilimleri ve öğretilerinden oluşur.Klasik İlkçağ felsefesi olarak adlandırılması da sözkonusudur.Bu dönem İlkğag felsefesinden, Yunan ve Roma kültürlerine bağlı olmalarıyla ayrıştırılır. Böylece bilgi için bilgi gibi bir felsefe geleneğine geçilmiş olduğu varsayılır; bilgi burada gündelik yaşamdaki kullanılabilirliğinin ötesinde kendi başına bir değer ya da sorundur.Bu nedenle Batı felsefesi olarak adlandırılan felsefe geleneği kendisini Antik Çağ felsefesine dayandırır.Çağdaş ya da modern denilen düşünce biçiminin ve felsefe tarzının embriyon halinde bu dönem felsefe geleneğinde ortaya konulduğu varsayılmaktadır.Antik Çağ filozofları, bilginin anlamını, doğruluğun ne olduğunu, erdemin ne anlama geldiğini, evrenin ve yaşamın anlamını sorgulamışlar ve felsefi soruları şekillendirmişlerdir.

    Okullar:
    Elea Okulu, Milet Okulu, İyonya filozofları, Atomculuk, Sofistler, Kuşkucular, Stoacılık, Atina Okulu, Hellenistik dönem, gibi adlandırmalar Antik Çağ felsefesi icinde yer alan felsefe eğilimlerini adlandırmakatadır.Ancak farklı felsefe tarihlerinde bu sınıflandırmalar farklı şekillerde yapılabilir;felsefe tarihinde nasıl bir ölcü kullanıldığı konusuna bağlıdır sınıflandırma ve adlandırmalar.

    Filozoflar:
    Thales, Anaximenes,Pythagoras, Demokritos, Gorgias, Empedokles, Heraklitos, Parmanides, Elealı Zenon, Sokrates,Plotinos, Platon, Aristoteles


    wikipedia.com
     
  2. rehber85

    rehber85 Aktif

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    410
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    gazi mezunu..
    Yer:
    Ankara
    ORTAÇAĞ FELSEFESİ​


    Ortaçağ felsefesi, klasik batı felsefesi tarihi ekseninde bakılacak olunursa, Antikçağ felsefesinin sonlarında belirginleşmeye başlayan din yönelimli ya da dinsel içerikli felsefe tarzının gelişmesi olarak gerçekleşir.Bu noktada belirgin bir özellik olarak felsefenin dinsel tartışmaların bir aracı durumuna gelmiş olduğu, genel Batı felsefesi tarihçilerinin ortak saptamasıdır.Sözkonusu olan din Hıristiyanlıktır. Ortaçağ boyunca dinsel öğretileri temellendirmek ya da dini dünya görüşüne kategorik bir temel sağlamak, felsefe yapma tarzının genel bir görünümü olmuştur.Hıristiyan dininin kendisine felsefe aracılığıyla bir açıklayıcılık sağlamaya, geçerliliğini temelendirmeye yöneldiğini görmekteyiz. Bu dönem boyunca inanç-bilgi-akıl-Tanrı ekseninde yürütülen tartışmaları görmekteyiz.Din ile felsefe ilişkisi bu dönem boyunca çatışmalı durumlarda gösterir; bazı din bilgeleri felsefenin dinden, Hıristiyanliktan uzak tutulmasi gerektiğini söyler ve buna çaba gösterir, buna karşılık başka bazıları inancın ve dinin temellendirilmesinde felsefenin gerek olduğunu söyler.


    Peter Abaelard und EloiseBatı Roma İmparatorluğunun çöküşü meydana getirdiği kaotik ortamda kültürel ve düşünsel gelişmelerde bir bir kesintiye yol açmıştır.Antikçağda oluşan ve süregelen düşünsel gelişmelerden belirgin bir uzaklaşma ve bu gelişmelerin reddedilişi görülür.Din-felsefe ilişkisi bu ortamda grift bir görünüm sunar; bir yanda felsefe din içerisinde kaybolmuş gibi görünürken, bu kayboluş aynı zamanda felsefenin din içinde saklanmasını ve korunmasını getirir. Dinsel düşünce kendisini temelendirmek için felsefeyi muhafaza ederken, bilgi sevgisi olarak anlaşılan haliyle olmasa ve dini amaçlara hizmet için kullanılsa bile belirli bir ölcüde antikçağda şekillenen felsefi düşüncenin korunmasını sağlamıştır.Felsefe bu dönemde açıkca görünür olmasa bile içkin özelliklerini tamamen yitirmemiştir.Bu bağlamda, ortaçağ felsefesi, Kilise öğretileriyle varlığını sürdürmüş, fakat Rönesastan itibaeren bilimsel ya da eleştirel düşünceye yönelmeye başlamıştır.Bu sözkonusu nitelikteki ortaçağ felsefesini Macit Gökberk "Hıristiyanlaştırılmış Antik Felsefe" olarak değerlendirmektedir. Belirtilmesi gereken başka bir nokta ise, bu felsefenin öteki dönemlerde görülen felsefe yapma tarzından farklı olarak statik nitelikte oluşudur.

    Ortaçağ felsefesinde Arap felsefesinin ya da İslam felsefesinin etkisini de belirtmek gerekir.İslam felsefesi Batı düşüncesinde bu ttür gelişmeler olurken, Antikçağ felsefesi ile irtibatlı olmuş, kaynakları çevirmiş, islama özgü iç tartışmalarda bu kavramsal ve yöntemsel araçları kullanmıştır.1200'lü yıllardan itibaren bu alandaki kaynaklar batı'ya yönelim gösterir, ki felsefe tarihcilerinin çoğu, Batı'daki din-felsefe ayrımlaşmasının hızlanmasında bu etkinin belirgin bir yeri olduğunu söylerler.İslam filozofları da benzer şekilde inancı antikçağ felsefesinden alınan kavramlarla temellendirmeye, akıl ve mantık yoluyla açıklık sağlamaya yönelirler. Bu yönelimle kutsal metinleri yorumlama, tevsir ve mantık ya da dil analizlerinin ortaya konulduğu görülür.Bu yaklaşım ortaçağ felsefesinin genel karakteristiğidir bir anlamda.Yorumsamacılık'ın kökleri ortaçağ felsefesine uzanır.Diğer ortaçağ filozofları gibi onlarda tanrı'dan hareket ederek, varlığa ve avroluşa, insan varlığına ve düşüncesine açıklık getirmeye çalışırlar.Bunlarla birlikte antikçağ düşüncesinin taşınması ve geliştirilmesi bakımından Farabi, İbni Rüşt, İbni Sina, İbni Arabi gibi filozofların Batı felsefesi üzerinde etkisi birçok bakımdan belirleyici olmuştur.


    Ortaçağda felsefe gelenekleri


    MaimonidesOrtaçağ felsefesinin genel özelliklerden anlaşılacağı üzere, genel bir din eksenlilik durumu sözkonusudur.Buna bağlı olarak belirgin felsefe geleneklerini belirtecek olursak, şöyle sıralayabiliriz:

    Hıristiyan felsefesi
    İslam felsefesi
    Yahudi felsefesi
    Bunlara eklenebilecek bir başka gelenek ise, Bizans İmparatorluğu içinde grekce yapılan felsefe olduğu için Bizans felsefesi olarak adlandılan felsefedir.

    Bu geleneklerin farklılıklarına rağmen ortak felsefi özellikleri Antikçağ felsefesine dayanıyor olmalarından ileri gelir;bu gelenekler antikçağ felsefesini kendi dinsel niteliklerine göre sürdürür durumdadırlar ve birbirlerini bu temelde sürekli etkilemişlerdir.Ortaçağ felsefe geleneklerinde, antikçağın önemli filozoflarının ve felsefe akımlarının çoğu görülür, şüphecilik hariç. Din temelli felsefe tarzının şüpheciliği tamamen dışlaması anlaşılır bir durumdur. Merkezinde Tanrı olan bir felsefe geleneğinin şüpheciliğe imkan tanımayacağı açıktır. Bunun dışında Platon; Aristo, Stoacılık vb. varlıklarını sürdürür.

    Ortaçağ felsefesinin başlangıç evrelerinde Apologiacılar'ı ele almak gerekir.Bunlar Hıristiyan dininin savunusunu yapmaya, Hıristiyanlığın söylendiği gibi bir kötülük ve dinsizlik olmadığını kanıtlamaya çalışırlar.Bunun gibi Patristik felsefe'de din adamlarının Hıristiyanlik öğretisinin temellerini kurmaya yönelik bir girişim olarak belirir.Ayrıca dinsel-mistik bir eğilim olarak Gnostisizm'i de ortaçağ felsefesinin başlangıç evrelerinde görmek mümkün.Sözkonusu eğilimin doruğu St.Augustinus'tur. Augustinus, inancın kavramsal formunu oluşturmaya çalışarak Hıristiyan düşüncesini temelendirmeye yönelmiş ve bu noktada ortaya kyoduğu eseriyle ortaçağ felsefesinin en önemli isimlerinden biri olmuştur.Hıristiyan felsefesinin temsilcisi ve temeli olmakla birlikte Augustinus'un pek çok tartışması modern düşünce içinde varlığını sürdürmüştür.

    Bu sırada Augustunus'un yaklaşımı karşısında Yeni-Platonculuk vardır denilebilir.Augustinus, felsefenin görevinin Kilise öğretisini akılcı bir yolla temellendirmek olduğunu söylerken, Yeni-pLatonculardan bireyden hareket ederek, kişisel din arayışını dile getiriler.Böylece ilk yaklaşım felsefeyi Skolastisizme, ikincisi ise Mistisizm'e yöneltir.

    Augustinus
    Augustinus (354-430)Hıristiyan ögretisine bütünlük kazandırmak yolunda en önemli adımları atan kişidir.Hıristiyan dogması olarak bilinen düşüncenin temellerinde Augustinus vardır.Augustinus'un inancsızlıktan maniciliğe (manicilik), oradan şüpheciliğe ve sonra Platonculuğa gecti ve en son olarak da Hıristiyan olmaya giden yolu, kısa sürede Hıristiyanlık içinde yükselmesiyle birlikte heretik (sapkın) akımlara karşı yoğun bir mücadele ve Hıristiyanlığın birliği icin savaşımın temsilcisi olmaya dönüştü.Bu sapkın akımların başında elbette şüphecilik geliyordu.Augustinus, bir doğru vardır ve bunun elde edilebileceginden şüphe edilemez şeklinde ifade edilebilecek düşünceyle hareket eder ve ünlü formülü "Şüphe ediyorum, demek ki varım" sonucuna ulaşır.Bunun yanı sıra Tanrı'nın varlığı öncesiz ve sonrasız bir varlıktır.Her bilgi Tanrı'nın varlığının kanıtı olan zaman dışı doğruluğun aranmasıdır.Dolayısıyla Augustinus Tanrı'yı ve insan ruhunun Tanrı'la ilişkisi sorununu temel mesele olarak ele alır.Yaradan ile yaratılan arasında varlık niteliği bakımında aşılamaz bir fark vardır.Tarih üzerine düşüncelerini ortaya koyarken Tanrı devleti'ni temelendiren Augustinus, böylece Hıristiyan kilisesisini görevini de, bu devletin yeryüzündeki temsilcisi olma, ve Tanrı'nın sözünü bu dünyada egemen kılma olarak belirlemesinde etkili olmuştur.

    Skolastik Felsefe

    Skolastik felsefe, genel olarak bir öğreti durumuna gelmiş olan Hıristiyan inancının temellendirilmesi ve sistematikleştirilmesi girişiminden doğmuş olarak kabul edilir.Bu anlamda Patristik felsefenin devamı niteliğindedir. Bir başka açıdan Ortaçağ felsefesi denildiğinde akla gelen Skoilastik felsefedir. Bu doğal bir durumdur, çünkü skolastik felsefe hem ortaçağ felsefesinin merkezi konumundadır hem de ona genel karekteri vermiştir.Başı ve sonu ortaçağ ile belirlenmiş bir düşünme yönelimidir.Üç ayrı dönemde ele alınması genel bir eğilimdir, yaklaşık tarihlerle bunlar;

    Erken dönem Skolastik (800-1200 arası)
    Yüksek dönem Skolastik (1200-1300 arası)
    Geç dönem Skolastik (1300-1500 arası)


    Johannes Duns Scotus Skolastik felsefenin ana yönelimi Aristotales'e yönelmiş olması tarafından belirlenir.Patristik felsefede görülen dinsel ağırlıklı Platonizmden ayrılmak üzere, skolastik felsefede bilgi ağırlıklı bir Aristotelizm öne çıkar.Hem Hıristiyan hem islam skolastiğinde Aristotales bir başlangıç noktası olarak gönümektedir.Bu felsefe daha çok din adamlarının yetiştirildiği manastır ve katedrallerde ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

    Skolastik felsefenin yönelimi rasyonel düşünceyi inanca uygulamak, vahiye akıl aracılığıyla bir kavranılırlık getirmek, inanca akıldan gelen saldırıları yine akıl aracılığıyla engelemeye çalışmaktır."Anlamak için inanıyorum" düsturu bir anlamda Skolastik felsefenin nihai konumunu göstermektedir.Bu yönde skolastik felsefe realistik tutum sergilemiştir.Bu realistik tutuma göre gerçek Tanrı'ya aittir ve onu bilmek demek, önermelerle ve çıkarsamalarla gerçeği yansılamak demektir. Tek bir geçerli doğruluk vardır ve bu nedenle de yalnızca tek bir doğru bilgi sistemi olabilir.

    Etik anlamda ise skolastik felsefe hem emredici bir ahlakı hem de bir değer ahlakını geliştirmiştir diyebiliriz.İyi bir değerdir ve Tanrı iyinin tamamıdır, bu nedenle kişi, bu değere yani "en yüksek iyi"ye ulaşmaya çalışmalıdır.


    Roger Bacon Başlangıcından en son dönemine kadar başlıca skolastik filozofları şöyle sıralabiliriz:

    Johannes Scottus
    Anselmus
    Petrus Abelardus
    Albertus Magnus
    Aquina'lu Thomas
    Duns Scotus
    Ockhamlı William
    Roger Bacon


    wikipedia.com
     
  3. rehber85

    rehber85 Aktif

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    410
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    gazi mezunu..
    Yer:
    Ankara
    AYDINLANMA FELSEFESİ​



    Aydınlanma felsefesi ya da 18. yüzyıl felsefeleri genel olarak insanın kendisin yaşamın düzenlenmesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem de toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel/felsefi başlatıcısı olmuştur. Bu yüzyılın sonlarına doğru meydana gelen Fransız devrimi (1789), ve ardında gerçekleşen modernleşme süreçleri, düşünsel anlamda etkilerini ve kaynaklarını aydınlanma felsefesinde bulmaktadır.

    Din ya da Tanrı merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağda hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temelendirilmesi olarak belirtilir. Bu yüzyıl yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır; bu ideale göre, aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır ve bu kültür sonsuz bir şekilde ilerlemelidir. Böylece ilerleme ideali, insanın geleneğin köleliğinden kurtularak sürekli mutluluk ve özgürlük yolunda gelişeceği düşüncesine dayandırılır.

    Aydınlanma felsefesinin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17. yüzyıl felsefesinin ortaya koyduğu ilkelerdir. Rönesanstan itibaren düşüncenin tarihsel otoritelerden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneyime dayanmaya başlaması sözkonusudur. 17. yüzyıl da bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış, rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünsel temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş olan bir yönelimdir.

    18. yüzyıl felsefesinde bir yanda rasyonalizmin öte yandan empirizmin güçlenmesi ve bunlardan meydana gelen teorik sorunların yeni bir takım sentezlerle aşılmaya çalışılması sözkonu olacaktır. Aydınlanma çağı, aklın ışığında felsefenin de yepyeni bir etkileyicilikle ortaya çıkışına, yaygınlaşmasına, yeni sentezlerle sistematikleştirilmesine etki etmiştir. Bu bakımdan bu yüzyıla "felsefe yüzyılı" denmesi de sözkonusudur.

    Aydınlanma Çağı, akıl'ı kurucu ilke olarak benimseyerek, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yönenilen dönemdir. Kant, aydınlanmacılığı, "aklı kullanma cesareti" olarak tanımlandığında, genel olarak Aydınlanma Çağı'nın felsefesini vermektedir. 18. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkıp gelişmiş ve "aydınlanma" fikriyle yaygınlaşmıştır.

    Kant, aydınlanma düşüncesinin kurucu ilkesi olan akıl konusunda şöyle der:

    Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapare Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır.
    Aydınlanma çağının ana fikri, akıl aracılığıyla doğru bilgilere ulaışılabileceği ve bu dogru bilgi ile de toplumsal yaşamın düzenlenebileceğidir. Öte yandan bilim alanındaki önemli gelişmeler de aydınlanma çağına öncülük eder ve bu çağda ayrıca çok yoğun yeni bilimsel gelişmeler kaydedilir. Daha 15.yüzyıldan itibaren meydana gelmeye başlayan yeni keşifler ve icatlar bu süreci hazırlamış, bunun sonunda da "karanlık çağ" olarak değerlendirilen Ortaçağ'ın sonuna gelinmiştir. Deney ve gözlem, aklın uygulama araçları olarak bu dönemde bilimsel yöntemim ilkeleri biçiminde ortaya çıkmış ve doğa bilimlerinde önemli gelişmelere kaynaklık etmiştir.

    Dinde meydana gelen yenileşme hareketleri de, dinsel düşüncenin giderek geriletilmesi ve Aydınlanmacılıkla birlikte kuruculuk ve egemenlik gücünü kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Rönesans ve reformlarla başlayan bu gelişmeler, aydınlanmacılıkla doruğuna varmış ve buradan itibaren Modernite denilen sürecin oluşumunu hazırlamıştır. Bu sürec aydınlamacılıkta ifadesini bulan köklü bir zihin değişikliği anlamına gelmektedir.

    Newton ve Kopernik ile tüm bir evren-dünya kavrayışı değişime uğramış, Descartes ve Kant gibi isimlerle bu değişen zihniyetin felsefi düşüncesi geliştirilmiştir. Avrupadaki endüstri devrimleri'de bu sürecin maddi temelini oluşturmaktadır. Yeni ve bambaşka toplumsal ve ekonomik ilişkiler icerisinde yaşamaya başlayan insanlar, ortaya çıkan yeni düşünce biçimleriyle dünyaya bambaşka gözlerle bakmaya başlamışlardır.Bunun sonucunda modern yaşamın temellleri atılmıştır. 1789 Fransız ihtilalinin temelinde, Fransız aydınlanmacılığının belirleyici bir etkisi vardır.

    Aydınlanmanın doğuşunda ve gelişmesinde belirleyici olan bazı isimler:

    Newton
    Kopernik
    Galileo
    Laplace
    Dekart
    Jean-Jacques Rousseau
    Francis Bacon
    David Hume
    Immanuel Kant
    Claudie Andrien Helvetius
    Ettienne Bunnot de Condillac
    Lois Rene de Caradeux de la Chalotais
    Gothold Ephraim Lessing
    Julien Offrey de Lamettrie
    Thomas Hobbes
    John Locke
    Berkeley
    Leibniz
    Denis Diderot
    dalambert
    Voltaire
    Montesquieu

    wikipedia.com
     
  4. rehber85

    rehber85 Aktif

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    410
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    gazi mezunu..
    Yer:
    Ankara
    17 YY FELSEFESİ​



    17. yüzyıl felsefesi, Rönesans'ın etkisiyle ortaya çıkan gelişmelere dayanarak, Yeniçağ düşüncesinin temellerini atmak üzere ortaya çıkan felsefe eğilimidir. Rönesansın ortaya koyduğu düşünsel gelişmeleri ve belirsiz kavram içeriklerini kullanan 17. yüzyıl düşünürleri, felsefi formüllerini tam bir sağlamlık ve kesinlik içinde ortaya koyma arayışı içinde olmuşlar ve ortaya koydukları çalışmalarla sistematik felsefeyi yeni bir derinlikle temellendirmişlerdir. Aydınlanma çağı düşüncesinin ilkeleri ve temel kavramları büyük ölçüde 17. yüzyıl felsefesinde hazırlanmıştır.

    Genel Özellikler:
    Rönesanstaki düşünce parçalılığı ve çeşitliliği bu dönemde belirli felsefe eğilimlerinde ve dünya görüşlerinde derli toplu ve bir örnek halde sistematikleştirilmeye yöneltilir.Descartes, Hobbes, Leibniz, Spinoza 17. yüzyıl felsefesinin en önemli isimleridir.Macit Gökberk, birlik ve kapalılığı dolayısıyla 17. yüzyıl felsefesinin antikçağ ya da rönesans felsefesine değil, ortaçağ felsefesine benzediğini söyler.Bu birlik ve kapalılık durumu sağlayan ise ortaçağdan tamamen farklı bir ilke, rasyonalizmdir.

    17. yüzyılda rasyonalizmin kaynağında matematik ve fizik bulunmaktadır.Bu dönem belirleyici olmuş düşünürlerde matematik ve geometriye açık bil gil vardır.Kaydedilen gelişmelerle, doğanın da bir matematik formüllerle ya da kavramlarla anlaşılabileceği düşüncesine varılmıştır; doğa ile akıl, madde ile zihin arasında bir uygunluk fikrinden hareketle ünlü rasyonalizm düşüncesine ulaşılmıştır.

    Genel bir eğilim olarak 17. felsefesinde rasyonalizm Kartezyen felsefe olarak adlandırılan eğilimi doğuracak, bu yönelim aydınlanma felsefesini derinden etkileyecektir.Düalist ya da monist rasyonalizm modelleri sözkonusudur bu yüzyılda, ancak felsefe tarihinin ana yöneliminde düalist argümanların belirli bir süre egemenliği sözkonusudur denilebilir.Descartes'in ortaya attığı tartışmalar günümüze kadar sürüp gelmiştir, özellikle onun düalizmi şiddetli eleştiriler almıştır.

    Doğabilimlerinde kaydedilen gelişmeler de, bu dönem felsefesinin gelişiminde belirleyici bir etki etmiştir.Bunlardan özellikle Kopernikus devrimi olarak adlandırılan gelişme, Giordano Bruno'nun evren tasarımı ve Galileo'nun ortaya koyduğu mekanikteki gelişmeleri anmak gerekir. Kopernikus tüm bir dünya görüşünü değiştirecek olan bir sistem geliştirmiştir.En temel sonucu, gerçeklik karşısında gören gözün yanılabililiğini açık bir şekilde ortaya koyması olmuştur.Güneş, ay ve yıldızların dünyanın etrafında döndükleri yanılsamasını düzeltmiştir.Böylece gerçek dünyayı değil algıladığımız dünyayı bildiğimize dair derin bir çıkarsamayı belirginleştirmiştir.

    Bunun dışında genel bir eğilim olan ama özellikle Hıristiyan öğretide sistematik olarak bulunan evren modelinide geçersizleştirmiştir. İnsanmerkezcilik özellikle sorunlu bir hale gelmiştir. Böylece hem evrenin hem de doğanın hareketleri bir bütün niteliği kazanır.Galileo'nun kurduğu mekanik sistem ise, dönemin bilimsel gelişmelerinin bir başka evresidir. Süredurum yasası olarak adlandırlan yasa, bir hareketin karşı bir kuvvet olmadığı sürece itildiği doğrultuda düz bir şekilde gideceği önermesini ileri sürüyordu.Daha sonra buna Newton'un "genel çekim yasası" eklenecek ve doğanın yasalarının genel geçerliliği üzerinden evrenin ve doğanın birliği düşüncesi kesinleştirilecektir.

    Bu gelişmelerin öğretileri değiştirmesi ve belirgin bir şekilde bilgi teorilerinde değişikliklere götürmesi kaçınılmaz olmuştur.17. yüzyıl felsefelerinde bu gelişmelerin etkilerini ve yeni epistemolojik katkıları görmek mümkündür. Daha sonra da bu etki devam edecek, aydınlanma düşüncesinde ve modern felsefelerde belirleyici bir rol oynayacaktır.Mateksel bilimlerin ve doğabilimlerinin bu kesin gelişmeleri, 17. yüzyıl filozoflarına doğanın matematiksel olarak kanıtlanabilir olduğu düşüncesini vermenin yanı sıra rasyonalizmi de vermiştir. 17. yüzyıl felsefesini genel olarak bıçakla keser gibi kesintilerle tarihsel dönemlere ayırmak, öteki dönemlere yapılamadığı gibi kolay değildir. Bir bakıma Francis Bacon'ı ve John Locke'ı da bu döneme ait görenler vardır. Yine de, 17. yüzyıl felsefesini belirlemiş ve daha sonraki felsefi gelişmelere doğrudan yön vermiş belli başlı (daha az etkili ve tanınmış ve fakat düşüncenin gelişiminde önemli olan başka pek çok düşünürler de olmakla birlikte) filozofları şu şekilde kısaca belirtmek ve değerlendirmek mümkündür.


    vikipedia.com
     
  5. rehber85

    rehber85 Aktif

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    410
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    gazi mezunu..
    Yer:
    Ankara
    19. YY FELSEFESİ​


    19. yüzyıl felsefesi öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür. Fransız felsefesinde bir yanda Charles Fourrier, Pierre-Joseph Proudhon, Claude Henri de Saint-Simon gibi reformcu düşünürler; öte yanda da August Comte ile pozitivizmin belirginleştiği görülür. Tarihçi Tocqueville ile sosyolog ve düşünür olan Emile Durkheim'ı da buraya eklemek gerekir.

    19. yüzyılın genel olarak bir tarih yüzyılı olduğu belirtilir, bunun anlamı hem tarih bilincinin gelişmesi hem de düşüncenin ve felsefenin tarih ile birlikte ele alınıp değerlendirilmesi eğiliminin kuramsal br nitelik kazanmaya başlamasıdır. Böylece felsefenin içinde siyasal teoriler ve sosyoloji gibi bir disiplin çıkmıştır. 19. yüzyılın genel hatlarıyla Almanya'da idealist felsefenin, Fransa'da sosyalist düşüncenin, İngiltere'de iktisat teorisinin gelişip güçlendiği zamanlar olarak belirtilmesi yanlış olmaz. Felsefede romantik düşünce, idealizm, materyalizm, realizm, rasyonalizm, tarihselcilik, pozitivizm bu yüzyılda kendini gösterir.

    19. yüzyıl tarihsel bakımdan siyasal ideolojilerin öne çıktığı bir dönem olarak ortaya çıkmıştır. Sosyalist düşünce ve onun felsefi kökleri bu dönemde belirginlik kazanmış, öte yandan Liberalizm ve onun felsefi kökleri belirginleşmiştir. 18. yüzyıl aydınlanmacılığının felsefi konumlanışı devam ettirilmekle birlikte, aydınlanmacı felsefi kavramlara belirli bir ölçüde kuşkuyla bakan bir yönelim olarak şekillendiği söylenebilir. Fransız Devrimi'nin sonrasında ortaya çıkan hayal kırıklıklarının etkisi 19. yüzyıl felsefelerinde görülür.

    19. yüzyıl felsefesinde bazı önemli filozoflar

    • Gotthold Ephraim Lessing
    • Johann Gottfried von Herder
    • Jeremy Bentham
    • Johnn Gottlieb Fichte
    • Friedrich Schiller
    • Mary Wollstonecraft
    • Jean-Jacques Rousseau
    • Anne Louise Germaine Necker, Baronne de Staël-Holstein
    • Bernard Bolzano
    • Hegel
    • Feuerbach
    • Mihail Bakunin
    • Marks
    • Friedrich Engels
    • Wilhelm von Humboldt
    • Arthur Schopenhauer
    • Herbert Spencer
    • Proudhon
    • St.Simon
    • Alexander Herzen
    • John Stuart Mill
    • August Comte
    • Friedrich Ernst Daniel Schleiermacher
    • Johann Friedrich Herbart
    • Nietzsche
    • Dilthey
    • Henri Bergson
    • William James
    • Emile Durkheim
    • Spencer
    • Friedrich Schelling
    • Kierkegaard
    • Peter Kropotkin
    • Charles Darwin
    • Freud
    • Fyodor Dostoevsky
    • Thomas Hill Green
    • Franz Brentano
    • Ernst Mach
    • Charles Sanders Peirce
    • William James
    • John Dewey
    • Georg F.L.P. Cantor
    • Francis Herbert Bradley
    • Bernard Bosanquet
    • Hans Vaihinger
    • Josiah Royce
    • Edmund Husserl
    • Charlotte Perkins Gilman
    • Lou Andreas Salomé
    • Alfred North Whitehead
    • George Santayana
    • John Ellis McTaggart


    Önemli Akımlar:


    • İdealizm
    • Pozitivizm
    • Materyalizm
    • Yeni-Kantcılık
    • Yeni-Hegelcilik
    • Pragmatizm
    • Yaşam felsefesi
    • Yorumsamacılık


    WİKİPEDİA.COM
     
  6. rehber85

    rehber85 Aktif

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    410
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    gazi mezunu..
    Yer:
    Ankara
    20. Yüzyıl Felsefesi​


    20. yüzyıl felsefesi, 19. yüzyıl sonlarından başlayıp günümüze kadar gelen ve devam eden düşünce geleneklerini ve felsefi akımları kapsar.Her çağın felsefesinin kendi toplumsal, kültürel ve siyasal koşullarıyla etkileşimli olması gibi, 20. yüzyıl felsefesi de kendi siyasal ve toplumsal gelişmelerinden etkilenmiştir.Çağın siyasal olayları, kültürel ve teknolojik gelişmeler, bilimsel alandaki yeni sonuçlar, ortaya çıkan yeni düşünce eğilimlerinin hepsi 20.yüzyıl felsefesinde görülen bilime yönelik sorgulayıcı yaklaşımların, aklın sorgulanması girişimlerinin, dile yönelik ilginin, özne kavramı üzerinde yürütülen tartışmaların, zihin problemlerinin, yeni bir boyut kazanan bilgi sorununun, cinsellik soruşturmasının,yabancılaşma ve iktidar sorunsalının arkaplanını oluşturmaktadır.Bu çağın düşünürlerinin çoğunluğu bir şekilde çalışmalarında çağın kuramsal sorunlarını dillendirmiş ve yanıt arayışında olmuştur.

    Önemli akımlar

    • Analitik felsefe
    • Dil felsefesi
    • Yorumsamacılık
    • Yapısöküm
    • Varoluşçuluk
    • Mantıksal Pozitivizm
    • Nihilizm
    • Fenomenoloji
    • Yapısalcılık
    • Eleştirel teori

    Önemli filozoflar

    • Henri Bergson (1846-1941)
    • Gottlob Frege (1848-1925)
    • Edmund Husserl (1859-1938)
    • Rudolf Steiner (1861-1925)
    • Albert Jay Nock (1870-1945)
    • Vladimir Lenin (1870-1924)
    • Bertrand Russell (1872-1970)
    • George Edward Moore (1873-1958)
    • Ernst Cassirer (1874-1945)
    • Albert Schweitzer (1875-1965)
    • Martin Buber (1878-1965)
    • Leon Trotsky (1879-1940)
    • Otto Weininger (1880-1903)
    • Oswald Spengler (1880-1936)
    • Pierre Teilhard de Chardin (1881-1955)
    • Ludwig von Mises (1881-1973)
    • Moritz Schlick (1882-1936)
    • Jose Ortega y Gasset (1883-1955)
    • Gaston Bachelard (1884-1962)
    • Ernst Bloch (1885-1977)
    • Jerry Fodor (1935- )
    • Alain Badiou (1937- )
    • Thomas Nagel (1937- )
    • Robert Nozick (1938-2002)
    • Gilbert Harman (1938- )
    • Tzvetan Todorov (1939- )
    • John D. Caputo (1940- )
    • Saul Kripke (1940-)
    • Philippe Lacoue-Labarthe (1940- )
    • Jean-Luc Nancy (1940- )
    • David K. Lewis (1941-2001)
    • Giorgio Agamben (1942- )
    • John McDowell (1942-)
    • Luce Irigaray (1930- )
    • Michel Serres (1930- )
    • Daniel Dennett (1942- )
    • Georg Lukacs (1885-1971)
    • Ludwig Wittgenstein (1889-1951)
    • Martin Heidegger (1889-1976)
    • Rudolf Carnap (1891-1970)
    • Antonio Gramsci (1891-1937)
    • Michael Polanyi (1891-1976)
    • Walter Benjamin (1892-1940)
    • Mao Zedong (1893-1976)
    • Max Horkheimer (1895-1973)
    • Georges Bataille (1897-1962
    • David Blitz (Unknown- )
    • Leo Strauss (1899-1973)
    • Gilbert Ryle (1900-1976)
    • Hans-Georg Gadamer (1900-2002)
    • Jacques Lacan (1901-1981)
    • Alfred Tarski (1901-1983)
    • Henri Lefebvre (1901-1991)
    • C.L.R. James (1901-1989)
    • Mortimer Adler (1902-2001)
    • Herbert Feigl (1902-1988)
    • Eric Hoffer (1902-1983)
    • Guy Debord (1931-1994)
    • Roger Penrose (1931- )
    • Richard Rorty (1931- )
    • Charles Taylor (1931- )
    • John Searle (1932- )
    • Paul Virilio (1932- )
    • Antonio Negri (1933- )
    • Jaegwon Kim (1934- )
    • Oskar Negt (1934- )
    • Hilary Putnam (1926- )
    • Bernard Williams (1929-2003)
    • Jürgen Habermas (1929- )
    • Jean Baudrillard (1929- )
    • David Kaplan (1929-)
    • Pierre Bourdieu (1930-2002)
    • Jacques Derrida (1930-2004)
    • Karl Popper (1902-1994)
    • F. P. Ramsey (1903-1930)
    • Theodor Adorno (1903-1969)
    • Georges Canguilhem (1904-1995)
    • Ayn Rand (1905-1982)
    • Jean-Paul Sartre (1905-1980)
    • Hannah Arendt (1906-1975)
    • Emmanuel Levinas (1906-1995)
    • Nelson Goodman (1906-1989)
    • Maurice Blanchot (1907-2003)
    • Jean Hyppolite (1907-1968)
    • Claude Lévi-Strauss (1908- )
    • Maurice Merleau-Ponty (1908-1961)
    • Simone de Beauvoir (1908-1986)
    • W.V. Quine (1908-2000)
    • Simone Weil (1909-1943)
    • Max Black (1909-1988)
    • Isaiah Berlin (1909-1997)
    • Alfred Ayer (1910-1989)
    • Kenneth E. Boulding (1910-1993)
    • J. L. Austin (1911-1960)
    • Marshall McLuhan (1911-1980)
    • Wilfrid Sellars (1912-1989)
    • Arne Næss (1912- )
    • Alan Turing (1912-1954)
    • Albert Camus (1913-1960)
    • Paul Ricoeur (1913-2005)
    • Roderick Chisholm (1916-1999)
    • Georg Henrik von Wright (1916-2003)
    • Eugene Gendlin (1926- )
    • Leonardo Polo (1926- )
    • Hans Köchler (1948- )
    • Slavoj Zizek (1949- )
    • Colin McGinn (1950- )
    • Donald Davidson (1917-2003)
    • Louis Althusser (1918-1990)
    • Paul de Man (1919-1983)
    • G.E.M. Anscombe (1919-2001)
    • R.M. Hare (1919-2002)
    • P. F. Strawson (1919-2006)
    • Philippa Foot (1920-)
    • John Rawls (1921-2002)
    • Sidney Morgenbesser (1921-2004)
    • Cornelius Castoriadis (1922-1997)
    • Thomas Samuel Kuhn (1922-1996)
    • Imre Lakatos (1922-1974)
    • Aleksandr Zinovyev (1922- )
    • Rene Girard (1923- )
    • Walter Pitts (1923-1969)
    • Arthur Danto (1924- )
    • Paul Feyerabend (1924-1994)
    • William H. Gass (1924- )
    • Jean-François Lyotard (1924-1998)
    • Gilles Deleuze (1925-1995)
    • Michael Dummett (1925- )
    • Stanley Cavell (1926- )
    • Michel Foucault (1926-1984)
    • Christopher Peacocke (1950- )
    • Hamid Dabashi (1951-)
    • Christine Korsgaard (1952-)
    • Bernard Stiegler (1952- )
    • Cornel West (1953- )
    • Kwame Anthony Akroma-Ampim Kusi Appiah (1954- )
    • John Zerzan (1943- )
    • Simon Blackburn (1944-)
    • Peter Singer (1946-)
    • Alan Belk (1947- )
     

Sayfayı Paylaş