Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Caesar -Roma İmparatoru

Konusu 'Kim Kimdir ? - Biyografiler' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.440
    Beğenileri:
    110
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    [​IMG]
    Caesar Divi Filius Augustus

    Augustus
    Latince:
    IMPERATOR•CAESAR•DIVI•FILIVS•AVGVSTVS;

    23 Eylül MÖ 63 – 19 Ağustos M.S. 14 Gaius Octavius Thurinus olarak doğmuş ve MÖ 44 yılında evlatlık edinilmesinin ardından Gaius Julius Caesar Octavianus

    Latince: GAIVS•IVLIVS•CAESAR•OCTAVIANVS, adını almış olan, MÖ 27 - M.S. 14 yılları arasında hüküm sürmüş Roma İmparatorluğu'nun ilk İmparatoru.

    Genç Octavius, büyük amcası Jül Sezar tarafından evlat edinilmiş ve Sezar'ın MÖ 44 yılında öldürülmesinin ardından onun varisi olmuştur. Ertesi yıl Octavius, Marcus Antonius ve Marcus Aemilius Lepidus'la birlikte güç birliğine giderek "İkinci üçlü hükümdarlık" olarak bilinen askeri diktatörlüğü oluşturdu. Bir Triumvir olarak, Octavianus konsüller Hirtius ve Pansa'nın ölümlerinin ardından konsül güçlerini elinde topladı ve kendini sürekli olarak seçtirerek Roma ve eyaletlerinin büyük bölümünü bir otokrat şeklinde oldukça etkili bir biçimde yönetti. Üçlü yönetim, hükümdarlarının arasındaki kişisel ihtiraslar sonucunda çöktü. Lepidus sürgüne gönderilirken, Antonius MÖ 31 yılında Octavianus'un ordusuna karşı kaybettiği Actium Savaşı'nın ardından bir suikast sonucu öldürüldü.

    İkinci üçlü hükümdarlığın sona ermesinden sonra, Octavianus Roma Senatosunun yetkisinde olan ancak pratikte kendi üzerinde topladığı idari güçler yardımıyla Roma Cumhuriyeti'nin dış görünüşünü düzeltti. Bir Cumhuriyet olarak tasarlanmış devletin tek bir kişi tarafından yönetilebilmesi için uygun hale getirilmesi birkaç yıl sürdü ve sonuçta Roma İmparatorluğu olarak bilinen yapı ortaya çıktı. İmparatorluk makamı, hiçbir zaman Octavianus'dan evvel Sezar ve Sulla'nın sahip olduğu Roma diktatörlüğü gibi bir mevki değildi; hatta, Octavianus, Roma halkı "diktatörlük görevini üstlenmesini istediğinde" bu talebi geri çevirdi. Yasal yoldan, Augustus Senato tarafından kendisine ömür boyu verilen tribün, censor, konsül gibi aslında seçimle elde edilen (birbirine uymayan) farklı güçleri üzerinde topladı. Bağımsız gücünü, ekonomik başarılarına, yeni fethedilen yerlerden elde edilen kaynaklara, imparatorluğun her tarafında kurulan patronaj ilişkilerine, emekli ya da halen görevde olan askerlerin sadakatine, senato tarafından verilen şeref payelerinin yetkilerine, ve insanların saygısına boçluydu. Augustus'un Roma lejyonlarının çoğunluğu üzerinde sahip olduğu hâkimiyet, Senato'ya karşı silahlı bir tehdit oluşturmasını sağlamış, senato kararlarına baskı yapabilmesinin önünü açmıştır. Senato muhalefetini silah yoluyla devre dışı bırakabilecek durumda olması karşısında, Senato Augustus'un mutlak liderliğine karşı ses çıkaramaz hale gelmiştir.

    Augustus'un saltanatı, görece bir barış dönemi olan ve Pax Augusta ya da Augustus Barışı olarak adlandırılacak dönemin başlangıcı olmuştur. Sınırlarda sürekli devam eden savaşlar ve taht kavgasından çıkan ve Dört İmparator Yılı olarak bilinen iç savaş dışında, Akdeniz dünyası iki yüzyıldan uzun bir süre barış içerisinde yaşamıştır. Augustus, Roma İmparatorluğu'nun sınırlarını genişletmiş, sınırları "bağımlı tampon devletler" yardımıyla güvenlik altına almış ve Partlarla diplomasi yoluyla barışı sağlamıştır. Roma vergilendirme sistemi düzeltilmiş, resmî bir kurye sistemi ile birlikte yeni yollar yapılmış, sabit bir ordu (ve küçük bir donanma) oluşturulmuş, Praetorian muhafızlığı kurulmuş ve resmî bir polis gücü ve Roma yangınlarıyla mücadele etmek için bir itfaiye gücü tesis edilmiştir. Roma şehri onun döneminde yeniden inşa edilmiştir. Başarılarını günümüze kadar ulaşmış olan Res Gestae Divi Augusti adıyla kayda almıştır. 14 yılında ölümü üzerine, Augustus senato tarafından Romalıların ibadet etmeleri gereken bir tanrı ilan edilmiştir. Adları olan Augustus ve Caesar, sonradan gelen tüm imparatorlarca kullanılmış ve Sextilis ayının adı onun anısına Augustus olarak değiştirilmiştir. Halefi, üvey oğlu Tiberius olmuştur.



    Augustus, MÖ 63 yılının 23 Eylül günü Gaius Octavius adıyla Roma'da (ya da Velletri) doğmuştur. Aynı adı taşıyan babası, equestrian sınıfından saygıdeğer ancak sıradan bir ailedendi ve Makedonya valiliği yapmıştıDoğumundan kısa bir süre sonra babası, muhtemelen Thurii'deki bir köle ayaklanması karşısında elde ettiği zaferin anısına Octavius'a, Thurinus cognomen'ini vermiştir. Annesi Atia, kısa bir süre sonra Roma'nın en başarılı generali ve diktatörü olacak olan Jül Sezar'ın yeğeniydi. Octavius, ergenlik çağının ilk yıllarını büyük babasının Veletrae (bugünkü Velletri) yakınlarındaki evinde geçirmiştir.

    Babası MÖ 59 yılında, Octavianus henüz dört yaşındayken öldü. Annesi ve üvey babası Lucius Marcius Philippus'un tarafından büyütüldü. MÖ 52 ya da 51 yılında, Octavius büyükannesi (Sezar'ın ablası Julia) cenazesinde bir konuşma yaptı. Dört yıl sonra toga virilis giydi ve MÖ 47'de Pontifler koleji'ne seçildi.Ardından MÖ 46 yılında, Jül Sezar tarafından yaptırılan Venüs Genetrix Tapınağı için düzenlenen Yunan oyunlarında görevlebdirildi.Şamlı Nikolaos'a göre , Octavius Sezar'ın maiyetinde Afrika seferine katılmayı istemiş ancak annesi Atia karşı çıkınca vazgeçmiştir. MÖ 46 yılında, annesi Sezar'ın Pompey'in güçleriyle savaşmayı planladığı Hispania'ya gitmesine izin verdiyse de, Octavius hastalandığı için bu yolculuğa katılamadı.

    İyileştiğinde, cepheye gitmek üzere denize açıldı ancak bir gemi kazası geçirdi; bir avuç arkadaşıyla karaya çıktı ve büyük dayısının da hayranlığını uyandıracak biçimde düşman topraklarının ortasından geçerek Sezar'ın kampına geldi. Velleius Paterculus, bu olaydan sonra Sezar'ın genç Octavianus'un, arabasında kendisine eşlik etmesine izin verdiğini aktarır. Roma'ya döndükten sonra, Sezar Vesta Rahibelerine, Octavius'un birinci mirasçısı olduğuna dair bir vasiyet bıraktı.

    İktidara gelişi

    Sezar'ın mirasçısı

    [​IMG]
    Jean-Léon Gérôme, Sezar'ın ölümü, (1867). 15 Mart MÖ 44'de Octavius'un üvey babası Jül Sezar, elebaşlığını Marcus Junius Brutus ve Gaius Cassius Longinus'un yaptığı bir suikast sonucu öldürülmüştür.​


    Jül Sezar MÖ 15 Mart 44'de öldürüldüğünde, Octavius askerî eğitim almak için İllirya'daki Apollonia kentinde bulunuyordu. Bazı ordu komutanlarının Makedonya'ya sığınma önerisini reddederek, siyasi açıdan herhangi bir şansı ya da güvencesi olup olmadığını araştırmak için gemiyle İtalya'ya geçti. Brundisium yakınlarındaki Lupiae'de karaya çıktıktan sonra, Sezar'ın vasiyetinin içeriğini öğrendi ve ondan sonra Sezar'ın siyasi vârisi, mülklerinin de üçte ikisinin mirasçısı olmaya karar verdi. Hiçbir meşru çocuğu bulunmayan (tek kızı Julia MÖ 54 yılında ölmüştü) Sezar, yeğeni Octavius'u oğlu ve mirasçısı olarak evlat edinmişti. Bu nedenle Octavius Gaius Julius Caesar adını almıştı. Roma geleneklerine göre biyolojik ailesini belirtmek için Octavianus soyadını da kullanması gerekiyordu ancak elde soyadını kullandığına dair bir kanıt yoktur. Bunun nedeni muhtemelen soyadının mütevazı köklerini fazla göz önüne çıkartacak olmasıdır.Daha sonraları Marcus Antonius, Octavianus'u Sezar'ın cinsel arzularını tatmin ederek evlatlığı olmakla suçlamış, ancak Suetonius Antonius'un bu suçlamasının politik bir iftira olarak tanımlamıştır.

    Octavianus Roma'nın siyasi hiyerarşisine başarılı bir giriş yapabilmek için sınırlı malî imkânlarına güvenemezdi. Sezar'ın Brundisium'daki askerleri tarafından sıcak bir biçimde karşılandıktan sonra Octavianus, Sezar'ın Partlara karşı düzenlenecek sefer için tahsis ettiği paranın bir bölümünü talep etti.Doğuya yönelik askerî harekâtların başlangıç noktası olan Brundisium'da tutulan para yaklaşık 700 milyon sestertiusdu.Bu paranın kaybolmasıyla ilgili olarak sonradan yapılan bir Senato soruşturmasında Octavianus'a karşı herhangi bir eylemde bulunulmadı; zira Octavianus parayı senatonun baş düşmanı Marcus Antonius'a karşı asker toplamak için kullanmıştı. Octavianus, MÖ 44 yılında bir cesur hareket de daha bulunmuş ve Roma'nın yakın doğu eyaletlerinden İtalya'ya gönderilen yıllık vergileri herhangi resmi bir izin olmaksızın zimmetine geçirdi. Octavianus, kendine ait birlikleri Sezar'ın deneyimli lejyonerleri ve Partlar ile yapılacak savaş için görevlendirilmiş askerlerle güçlendirerek Sezar'ın vârisi olduğu gerçeğini vurgulayarak destek topladı. Roma'ya doğru ilerleyişi sırasında duruşu ve yeni elde ettiği paralar, Sezar'ın Campania'da konuşlanmış eski deneyimli askerlerini kendi yanına çekti. Haziran ayına gelindiğinde, her birine 500 denarius maaş ödediği 3.000 sadık kıdemli askerden oluşan bir orduya sahipti.

    [​IMG]
    Augustus'u tasvir eden bir 20. yüzyıl resmi.

    Octavianus 6 Mayıs MÖ 44 tarihinde Roma'ya ulaştığında, Sezar'ın eski arkadaşı Marcus Antonius, Sezar'ın suikastçileriyle her an bozulabilecek bir ateşkes yapmıştı. 17 Mart tarihinde suikastçiler için af çıkarılmış ancak Antonius çoğunu Roma'nın dışına göndermeyi başarmıştı. Bunu Sezar'ın cenazesinde yaptığı, halkı suikastçilerin aleyhine çeken "tahrik edici" konuşmayla başarmıştı. Marcus Antonius'un siyasi desteğe sahip olmasına karşın, Octavianus'un hâlâ Sezar'ı destekleyen hizibin lideri olarak Antonius'a karşı mücadele verme şansı vardı. Marcus Antonius, birçok Romalının ve Sezar taraftarının desteğini Sezar'a ilahî statü verilmesine yönelik talebe başlangıçta karşı çıkarak kaybetti. Octavianus, Antonius'u Sezar'ın bıraktığı paradan feragat etmeye iknada başarısız olduysa da yaz boyunca Sezar'ın sempatizanlarının desteğini kazanmayı başardı.Eylül ayında, ünlü hatip Marcus Tullius Cicero, Antonius'un senatonun karşısındaki en büyük tehdit olarak gösteren bir dizi konuşmayla Antonius'a karşı saldırıya geçti. Roma'daki atmosferin aleyhine dönmesi ve konsüllük görevi yakında sona erecek olması nedeniyle, Antonius Senato'dan Sezar'ın suikastçilerinden birisi olan Decimus Junius Brutus Albinus tarafından yönetimi kendisine devredilen Cisalpina Galya eyaletinin kontrolünün kendisine verilmesini içeren bir kanun geçirmeyi denedi. Bu arada Octavian, İtalya'da Sezar'ın eski askerlerinden oluşan özel bir ordu oluşturdu ve 28 Kasım'da Antonius'un iki lejyonunu ikna edici bir para teklifiyle kendi tarafına çekti. Octavianus'un büyük ve etkili gücü karşısında Antonius, Roma'da kalmasının kendisi için tehlikeli olacağını anlayarak 1 Ocak'ta kendisine devredilen Cisalpine Galya'ya kaçtı ve senatoya rahat bir nefes aldırmış oldu.

    Antonius ile ilk çatışması

    Decimus Brutus'un Cisalpine Galya'yı devretmeyi reddetmesi üzerine, Antonius onu Mutina'da kuşattı.Şiddetin durdurulması için Roma Senatosu'nın aldığı kararları Antonius kabul etmedi. Senatonun Antonius'a karşı duracak bir ordusu olmaması halihazırda elinde bir ordusu olduğu bilinen Octavianus'a bir fırsat sağladı.[38] Aynı zamanda Cicero da, Antonius'un Octavianus'un soylu bir aileden gelmemesiyle dalga geçmesi karşısında, "maalesef gençler arasında geleneksel dindarlığımızın örneği olabilecek pırlanta gibi başka bir örnek yok" diyerek Octavianus'u savundu. Bu Cicero'nun aktardığına göre Antonius'un Octavianus'a söylediği "Sen, çocuk, her şeyini adına borçlusun" sözlerini çürütme girişiminin bir parçasıydı.Sezar karşıtı senatörlerin başında gelen Cicero tarafından ayarlanan bu zayıf ittifak sonucu, Senato Octavianus'u MÖ 43 yılının 1 Ocak günü fahri senato üyesi yaptı ve ayrıca eski konsüllerin yanında oy kullanma hakkı verdi. İlave olarak, Octavianus'a birliklerine yasal olarak komuta etme gücü veren imperium unvanı (komuta etme gücü) verildi. Octavianus o sırada konsül olan Hirtius ve Pansa'yla birlikte Mutina'ya gitti. MÖ 43 yılı Nisan'ında, Antonius'un güçleri Forum Gallorum ve Mutina savaşlarında yenildi ve Antonius Galya Transalpine'ye geri çekilmek zorunda kaldı. Ancak, her iki konsül de savaşta öldü ve Octavianus orduların yegane komutanı oldu.

    Decimus Brutus'un Antony'ye karşı elde edilen zafer sırasında Octavianus'dan daha fazla ödül alması üzerine, Senato Konsular lejyonların komutasını Decimus Brutus'a vermeye teşebbüs edince, Octavianus işbirliği yapmamaya karar verdi. Bunun yerine, Octavianus Po Ovası'nda kaldı ve Antonius'a karşı yardım taleplerini geri çevirdi. Temmuz'da, Octavianus tarafından gönderilen bir centurion heyeti Roma'ya girdi ve Octavianus'a Hirtius ve Pansa'dan boşalan konsüllük görevlerinin verilemsini talep etti. Octavianus aynı zamanda Antonius'un bir halk düşmanı olduğu hakkındaki kararnamenin iptalini talep etti. Bu talebinin reddedilmesi üzerine sekiz lejyonla birlikte Roma'ya yürüdü. Roma'ya kadar herhangi bir askeri güçle karşılaşmadı ve 19 Ağustos M.Ö. 43'te Roma'ya girdi ve ardından akrabası Quintus Pedius eş konsülü olmak üzere konsül seçildi. Bu arada Antonius, başka bir Sezar taraftarı lider olan Marcus Aemilius Lepidus ile ittifak kurdu.

    İkinci üçlü hükümdarlık

    Roma Devrimi


    [​IMG]
    Marcus Antonius (solda) ve Octavianus'un (sağda) portrelerini gösteren Roma aureus'u . MÖ 41 yılına ait bu sikke, Octavianus, Antonius ve Marcus Lepidus tarafından MÖ 43'de oluşturulan İkinci üçlü hükümdarlık kutlamaları anısına bastırılmıştır. Her iki yüzünde de "III VIR R P C", "Cumhuriyetin düzenlenmesi için üç adamdan birisi" anlamına gelen işaretler bulunur.

    MÖ 43 yılı Kasım'ında Bolonya yakınlarında yapılan buluşmada Octavianus, Antonius ve Lepidus, "İkinci üçlü hükümdarlık" olarak adlandırılan askeri bir cunta oluşturdular. Bu, daha önce Gnaeus Pompey Magnus, Jül Sezar ve Marcus Licinius Crassus tarafından oluşturulan gayri resmi Birinci üçlü hükümdarlık'tan farklı olarak beş yıllığına özel yetkilerin söz konusu üçlüye açıkça devredildiği ve plebler tarafından geçirilen kanunla desteklenen bir durumdu. Daha sonra bu üçlü, kanun kaçağı ilan edilen 300 senatör ve 2.000 equites'i mallarından eden kaçamayanların hayatlarına mal olan yasaklar getirdiler. Bu kararname, kısmen Sezar'ın suikastçıları Marcus Junius Brutus ve Gaius Cassius Longinus ile yapılacak savaşta askerlerin maaşlarını ödeyecek parayı toplamak için alınmıştı. Romalılar yasaklılar listesinde adı bulunanları yakalamaları için ödül verilerek teşvik edildi, öte yandan yakalananların mal ve mülklerine üçlü tarafından kâr olarak el konuyordu. Üçlünün bu girişimi suikastçılar ile ittifak halinde olanların basit bir temizliğinden ileri gitti. Octavianus, başta yasakları yürülüğe koyulmasına karşı çıktı çünkü yeni müttefiki Marcus Tullius Cicero'nun (yasaklılar listesinde adı vardı) hayatını kurtarmak istiyordu. Ne var ki, Antonius'un Cicero'ya karşı olan kini azalmamıştı ve Cicero da kurban edildi. Bu kadar çok cumhuriyetçi senatörün ölmesi, üçlüye yönetim kademelerine kendi yandaşlarını doldurma fırsatı verdi. 20. Yüzyıl tarihçileri tarafından Roma Devrimi olarak adlandırılan bu olayın çok uzun vadeli sonuçları olmuş, eski düzen ortadan kalkmış ve Augustus tarzı liderlik için uygun sağlam politik kurumlar oluşturulmuştur.

    1 Ocak MÖ 42'de Roma Senatosu, Sezar'ı Roma devletinin ilâhi vasfı "Divus Iulius" olarak tanıdı. Octavianus böylece Divi filius yani "Tanrı'nın oğlu" olduğuna vurgu yaparak davasını daha da ileri götürebilirdi. Antonius ve Octavianus 28 Roma lejyonunu, o sırada Yunanistan'da üslenmiş olan Brutus ve Cassius'la mücadele etmek için deniz yoluyla Yunanistan'a gönderdiler. MÖ 42 Ekiminde Makedonya'daki Filippi'de yapılan iki savaş sonunda Sezar taraftarlarının ordusu zafer kazanan taraf oldu ve Brutus ve Cassius intihar ettiler. Marcus Antonius, daha sonraları Octavianus'u küçük düşürmek için her iki savaşında kendine bağlı kuvvetler tarafından kazanıldığı gerekçesiyle bu savaşları örnek olarak kullanacaktı. Her iki zaferi sahiplenmesine ilaveten Antonius ayrıca Octavianus'u doğrudan askerî kumandayı Marcus Vipsanius Agrippa'ya bırakmış olmasından ötürü korkaklıkla suçlamıştır.

    Savaşın ardından İkinci üçlü hükümdarlık mensupları arasında yeni bir toprak paylaşımı yapıldı. Antonius Galya, Hispania ve İtalya eyaletlerini Octavianus'un kontrolüne bırakırken, Antonius Mısır'a gitti ve Jül Sezar'ın eski sevgilisi ve çocuk yaştaki oğlu Caesarion'un annesi Kraliçe Kleopatra VII ile ittifak kurdu. Hispania eyaletinin kendisine verilmesi Antonius tarafından engellenen Lepidus'a Afrika bırakıldı. Octavianus, üçlü yönetim tarafından Makedonya seferinin ardından terhis edilme sözü verilen on binlerce eski askeri İtalya'da nereye yerleştireceğine karar vermek zorunda kalmıştı. Memnun edilmedikleri takdirde kolaylıkla Octavianus'un muhalifleriyle ittifaka girebilecek olan Brutus ve Cassius'la birlikte cumhuriyetçilerin yanında savaşmış on binlerce askere de toprak verilmesi gerekiyordu. Devletin elinde skerlere tahsis edilebilecek toprak kalmadığında Octavianus'un önünde iki seçenek vardı: Roma yurttaşlarını kaybetmek uğruna mallarını haczetmek ya da ülkenin kalbinde kendisine karşı kayda değer bir muhalefet yapabilecek olan askerlerden vazgeçmek; Octavianus birincisini seçti. Nüfusun tamamının çıkartıldığı ya da kısmen tasfiye edildiği 18 kadar Roma şehri yeni yerleşimlerden etkilendi.


    Ayaklanmalar ve evlilik ittifakları

    [​IMG]
    MÖ 30'lu yıllardan bir Octavianus heykeli.​

    Octavianus'un askerlerini yerleştirmesi sırasında ortaya çıkan rahatsızlıkların yayılması, birçoklarını Marcus Antonius'un kardeşi olan ve Senato'nun çoğunluğu tarafından desteklenen Lucius Antonius etrafında toplanmaya cesaretlendirdi. Bu arada Octavianus, Fulvia ve ilk kocası Publius Clodius Pulcher'in kızı Clodia Pulchra'dan ayrılmaya karar verdi. Clodia ile olan evliliği mükemmel değildi ve onu annesine geri gönderdi. Marcus Antonius'un karısı Fulvia harekete geçmeye karar verdi. Lucius Antonius ile birlikte Octavianus'a karşı Antonius'un haklarını korumak için İtalya'da bir ordu topladılar. Ancak Roma ordusu hâlen maaşları için üçlü yönetime bağımlı olduklarından Lucius ve Fulvia Octavianus'a karşı çıkarak politik ve ölümcül bir kumar oynamış oldular. Lucius ve müttefikleri, MÖ 40 yılı başlarında Octavianus'un birlikleri tarafından teslim olmak zorunda bırakılacakları Perusia'da (modern Perugia) kuşatıldılar. Lucius ve ordusu, Doğunun güçlü adamı Antonius ile olan hısımlığı nedeniyle affedildi, Fulvia ise Sikyon'a sürgüne gönderildi. Ancak Octavianus Lucius'a müttefiklerine merhamet göstermedi ve Jül Sezar'ın ölüm yıl dönümü olan 15 Mart'ta Lucius'un müttefiki 300 Romalı senatör ve equestrianı idam ettirdi. Ayrıca Perusia başkalaroına ibret olması için yağmalandı ve ateşe verildi. Bu kanlı olaylar, Octavianus'un kariyerini lekeledi ve Augustus dönemi şairlerinden Sextus Propertius tarafından da eleştirildi.

    İlk üçlü hükümdarlığın üyelerinden ve Sezar tarafından bozguna uğratılan Pompey'in oğlu Sextus Pompeius, MÖ 39'da İkinci üçlü yönetimle yapmış olduğu bir anlaşma sonucu Sicilya ve Sardunya'da yönetime gelmişti.Hem Antonius hem de Octavianus, ironik bir biçimde cumhuriyetçi olan Pompeius ile ittifak kurmak için rekabet halindeydiler. Octavianus, MÖ 40 yılında, Pompeius yandaşı ve aynı zamanda onun kayınbabası olan Lucius Scribonius Libo'nun kızı Scribonia ile evlenerek geçici bir ittifak kurdu. Scribonia, Octavianus'un tek doğal çocuğu olan ve Octavianus'un Livia Drusilla ile evlenmek için Scribonia'dan boşandığı gün doğan Yaşlı Julia'nın annesidir.

    Bu arada Mısır'da ise Antonius Kleopatra VII ile bir ilişkiye girmiş, Alexander Helios, Cleopatra Selene II ve Ptolemy Philadelphus adında üç çocuğu olmuştu. Octavianus ile bozulan ilişkilerinin bir işareti olarak Antonius Kleopatra'dan ayrıldı ve MÖ 40 yılında büyük bir güçle İtalya'ya yelken açtı ve Brundisium'u kuşattı. Ancak bu her ikisi için de makul bir çatışma değildi. Politik olarak önemli bir hale gelen centurion'lar her iki tarafında Sezar taraftarı olması nedeniyle savaşmayı reddettiler. Bu sırada Sikyon'da, Antonius'un karısı Fulvia aniden hastalanarak öldü. Fulvia'nın ölümü ve centurion'larının isyanı her iki hükümdarı barışa zorladı.MÖ 40 yılı sonbaharında, Octavianus ve Antonius Brundisium antlaşmasını imzaladılar. Lepidus Afrika'da, Antonius Doğu'da, Octavianus Batı'da kalacak ve İtalyan yarımadası asker toplamak için herkese açık olacaktı. Aslında bu anlaşma Doğu'daki Antonius için işe yaramazdı. İttifak ilişkilerini sağlamlaştırmak için Octavianus kız kardeşi Küçük Octavia'yı MÖ 40 yılında evlenmesi için Antonius'a verdi. Evlilikleri sırasında Octavia, Yaşlı Antonia ve Küçük Antonia olarak bilinen iki kız çocuğu doğurdu.



    Pompeius ile savaşı


    [​IMG]
    Sextus Pompeius'a ait, Octavianus'un donanmasına karşı kazanmış olduğu zaferin anısına basılmış denarius. Ön yüzde Messina deniz feneri, arka yüzde ise Octavianus'u yenen Scylla adlı canavar.​


    Sextus Pompeius Octavianus'u Akdeniz'deki hububat sevkiyatından İtalya'yı mahrum bırakmakla tehdit etti. İtalya'da büyük çaplı bir kıtlık yaratma girişimi için donanma komutanı olarak Pompeius'un kendi oğlu görevlendirilmişti. Pompeius'un denizler üzerindeki kontrolü, onun bekleneceği üzere Neptuni filius, "Neptün'ün oğlu adını almasını teşvik etti."Misenum anlaşmasıyla MÖ 39 yılında geçici bir barış yapıldı ve İtalya üzerindeki abluka, Octavianus'un Pompeius'a Sardunya, Korsika, Sicilya, Peleponez'in kontrolünü ve MÖ 35 yılı için Konsül olma garantisi vermesiyle kaldırıldı. Triumvir'ler ve Sextus Pompeius arasında yapılan toprak anlaşması Octavianus'un Scribonia'dan boşanarak 17 Ocak MÖ 38'de Livia ile evlenmesiyle bozuldu. Pompeius'un donanma komutanlarından birisi ona ihanet ederek Korsika ve Sardunya'yı Octavianus'a teslim etti. Ancak Octavianus'un Pompeius'a saldırabilmesi için Antonius'un desteğine ihtiyacı vardı ve bu durum üçlü hükümdarlığın ömrünün MÖ 37'den başlamak üzere bir beş yıl daha uzatılması anlamına geliyordu.Antonius'un Octavianus'u desteklemesinin ana nedeni, Ortadoğu'da Partlara karşı yürüttüğü seferde Roma'nın MÖ 53 yılında uğradığı Carrhae Bozgunu'nun intikamını almak için desteğe ihtiyaç duymasıydı. Tarentum anlaşmasına göre Antonius, Octavianus'a Pompeius'a karşı kullanılmak üzere 120 gemi tahsis edecek, buna karşılık Octavianus da Antonius'a Partlara karşı kullanması için 20.000 lejyoner verecekti. Ne var ki, Octavianus kasıtlı bir provakasyon olarak söz verdiğinin onda birini gönderdi. Antonius bunu altı yıl sonra karşılaşacakları savaşa kadar hiç unutmadı.

    Octavianus ve Lepidus, Sextus'a karşı MÖ 36 yılında Sicilya'da birlikte bir operasyon yaptılar.Octavianus'un yaşadığı tersliklere rağmen, Sextus Pompeius'un donanmasının neredeyse tamamı 3 Eylül MÖ 36 tarihinde General Agrippa tarafından Naulochus deniz savaşı'nda yok edildi. Sextus, kalan birlikleriyle beraber doğuya kaçtıysa da MÖ 35 yılında Antonius'un bir generali tarafından ele geçirildi ve Milet'te idam edildi. Hem Lepidus hem de Octavianus Pompeius'un hayatta kalan birliklerini bölüşürlerken, Lepidus Sicilya'nın kendisine ait olduğunu iddia edecek kadar güçlü hissederek Octavianus'a ayrılmasını emretti. Ancak Lepidus'un birlikleri savaşmaktan bitkin düştükleri ve Octavianus'un vaat ettiği paranın cazip gelmesi nedeniyle Lepidus'u yüz üstü bırakıp, Octavianus'un tarafına geçtiler. Lepidus, Octavianus'a teslim oldu ve pontifex maximus olarak kalmasına izin verildi, ancak üçlü hükümdarlıktan çıkartıldı, kamu kariyeri sona erdi ve İtalya'da Cape Circei'deki Villa'sında idam edildi.Roma sömürgeleri artık batıda Octavianus, doğuda ise Antonius arasında bölünmüştü. Kendi bölgesindeki barış ve istikrarı sürdürmek için Octavianus Roma yurttaşlarının mülkiyet haklarını garanti altına aldı. Terhis olan askerleri bu defa İtalya dışına yerleştirdi, evvelce Pompeius'un ordusuna ve donanmasına katılmak için kaçan 30.000 köleyi sahiplerine iade etti. Livia, Octavia ve kendi emniyetini sağlayabilmek için Roma'ya döner dönmez Senato tarafından kendisine, karısına ve kızına sacrosanctitas, yani yargı dokunulmazlığı verilmesini sağladı.
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.440
    Beğenileri:
    110
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    Marcus Antonius ile savaşı

    [​IMG]
    Antonius ve Kleopatra, Lawrence Alma-Tadema.​


    Bu arada, Antonius'un Partlara karşı çıktığı sefer felaketle sonuçlanmış, bir lider olarak imajı zedelenmiş ve Octavius'un kız kardeşi Octavia ile birlikte gönderdiği 2.000 lejyoner ile Antonius birliklerini ancak takviye edebilmişti. Diğer taraftan, Kleopatra ordusunu eski gücüne getirebilirdi ve hali hazırda Kleopatra ile romantik bir ilişki içinde olduğundan Antonius Antonius Octavia'yı Roma'ya geri göndermeye karar verdi. Aslında Antonius'un tek istediği ordusunu yeniden oluşturmaktı ancak Octavianus bu durumdan hemen faydalandı. Antonius'un giderek Romalılıktan uzaklaştığını zira "doğulu bir metresi" soylu ve yasal bir Romalı eşe tercih ettiğini ima eden bir propaganda başlattı." MÖ 36 yılında, Octavianus kendisini daha az otokratik, Antonius'u ise kötü adam olarak göstermek için politik bir hileye başvurdu ve kendisinin, eğer Antonius da aynı şeyi yaparsa üçlü hükümdarlıktaki görevinden ayrılacağını açıkladı ancak Antonius bu teklifi reddetti. MÖ 34 yılında Ermenistan Roma kuvvetlerince ele geçirilince, Antonius oğlu Alexander Helios'u Ermenistan'ın hükümdarı yaptı; Kleopatra'ya "Kralların kraliçesi" unvanını verdi. Octavianus bu girişimleri Roma Senatosu'nu Antonius'un Roma egemenliğini azaltmaya niyetli olduğuna ikna etmek için kullanıldı.Octavianus 1 Ocak MÖ 33 yılında tekrar konsül seçilmesinin ardından yeni döneme Senato'da, Antonius'un akrabaları ve kraliçesine verdiği unvan ve topraklar hakkında şiddetli bir saldırıya geçerek başladı. Antonius'un tarafına geçen senatör ve konsüller MÖ 32 sonbaharında bakanların Octavianus'un yerine Antonius'u tercih ettiklerini duyurdular.Bunlardan Munatius Plancus ve Marcus Titius, Octavianus'a bundan sonra Antonius'a karşı yaptığı suçlamaları Senato'ya onaylatmak zorunda olduğunu söylediler. Vesta Rahibeleri'nin kutsal mabedini basan Octavianus, başrahibi, gizli vasiyetini vermeye zorladı. Vasiyete göre Antonius Romalıların fethettiği toprakları oğullarının yönetimine bırakıyor, karısı ve kendisi için İskenderiye'de öldükten sonra konulamaları için bir mezar planlıyordu. MÖ 32 yılı sonlarında, Senato Antonius'un konsül yetkilerini resmen feshetti ve Kleopatra'nın Mısır'daki yönetimine karşı savaş ilan etti.

    [​IMG]
    Lorenzo Castro'ya ait 1672 tarihli Actium Savaşı adlı tablo, Ulusal Denizcilik Müzesi, Londra.

    Octavianus, MÖ 31 yılında ilk zaferini, Agrippa'nın komutasındaki donanmanın birlikleri Adriyatik Denizi'nin karşı kıyısına başarılı bir şekilde geçirmesiyle kazandı.Agrippa, Antonius ve Kleopatra'nın ana güçlerinin tedarik rotalarını keserken, Octavianus da Corcyra (bugünkü Korfu) adası karşısında anakaraya çıktı ve güneye doğru yöneldi. Karada ve denizde kıstırılan Antonius'un ordusundamn askerler gün be gün kaçarak Octavianus'un tarafına geçmeye başladılar. Octavianus'un birlikleri ise rahatça hazırlık yapıyorlardı.Antonius'un donanması deniz kuşatmasını kırabilmek için umutsuzca Yunanistan'ın batı kıyılarındaki "Aktium" koyuna doğru yelken açtı. Burada 2 Eylül MÖ 31 tarihinde Aktium savaşı'nda Antonius'un donanması, Agrippa ve Gaius Sosius'un komutası altındaki küçük ve manevra kabiliyeti yüksek gemilerden oluşan sayıca daha büyük olan filo ile karşılaştı.Antonius ve kalan birlikleri yakında bekleyen Kleopatra'nın donanmasının son andaki çabasıyla kurtuldular.Octavianus onları takip etti ve 1 Ağustos MÖ 30 tarihinde İskenderiye'de bir kere daha Antonius'u yenilgiye uğrattı. Kleopatra ve Antonius intihar ettiler. Antonius, sevgilisinin kollarında kılıcyla kendisini öldürdü. Kleopatra ise kendisini zehirli bir yılana sokturttu. Sezar'ın vârisi olmasından gelen konumunu siyasi kariyerinde ilerlemek için kullanan Octavianus bir başkasının daha aynı konumda bulunmasının tehlikelerinin farkındaydı. Söylendiğine göre "iki Sezar gereğinden fazla" diyerek Caesarion'un öldürülmesini emretti. Öte yandan Kleopatra'nın Antonius'tan olan çocuklarının hayatlarını bağışladı.

    Yöntemleri her ne kadar zalimce olsa da Caesarion'u tanrılaştırılmış Jül Sezar'ın meşru vârisi olarak teşhir ederek Octavianus'un meşruiyetini zayıflatan Marcus Antonius'tu. Octavianus, daha önceleri rakiplerine karşı pek fazla merhamet göstermemiş, Romalılar tarafından tasvip edilmeyen davranışlarda bulunmuştu. Ancak Aktium Savaşı'ndan sonra muhaliflerinin birçoğunu affederek itibar kazanmıştı.

    Octavianus Augustus olurken

    Actium savaşı ve Antonius ve Kleopatra'nın yenilmesinin ardından, Octavianus Cumhuriyeti gayri resmî principatus olarak tek başına yönetebilecek pozisyonu elde etti. Öte yandan, Octavianus bunu diktatörlük ya da monarşi peşinde olmadığını temin etmek için cumhuriyetçi geleneklerden yana tavır koyup, senato ve halka yaranarak elde etmek zorunda kalacaktı. Roma'ya gelen Octavianus ve Marcus Agrippa, senato tarafından ikili konsül seçildiler. Yıllar süren iç savaşlar sonucunda artık Roma'da nerdeyse kanun yoktu ama cumhuriyet bir despot olarak Octavianus'un kontrolüne de henüz hazılıklı değildi. Aynı zamanda, Octavianus'un otoritesini generaller arasında yeni bir iç savaş çıkma riski olmadan teslim etme şansı yoktu ve eğer bir şekilde otoritesi olmayan pozisyon ya da öyle bir şey arzu etse bile bulunduğu durum Roma'nın ve eyaletlerinin refahı için çalışmayı gerektiriyordu. Bu aşamadan itibaren Octavianus'un amacı Roma'yı istikrarlı bir devlet yapısına, geleneksel meşruiyetine kavuşturmak, mahkemeler üzerindeki politik baskıyı kaldırmak ve sözde bile olsa da en azından serbest seçimlerin yapılmasını garanti altına alınmasını sağlamaktı.

    Birinci uzlaşma

    [​IMG]
    Magistra olarak tasvie edilmiş Augustus; Heykelin mermer başı MÖ 30–20 yılı civarında, vücudu ise M.S. 2. yüzyılda yapılmıştır.​


    MÖ 27 yılında, Octavianus Roma Senatosu'nun demokratik haklarını resmi olarak geri verdi ve Roma eyaletleri ve orduları üzerindeki kontrolünden feragat etti. Her halukarda Octavianus'un konsüllüğü sırasında, Senato'nun, kanun tekliflerini Senato'da tartışmaya açtırabilme mevzuatı gibi kısıtlı bir gücü vardı. Octavianus'un Roma eyaletleri ve orduları üzerinde artık doğrudan bir kontrolü kalmadıysa da görevli askerlerin olduğu kadar emekli askerlerin de sadakatine sahipti. Roma cumhuriyetinde mali olarak herhangi bir rakibinin olmaması nedeniyle, taraftarları ve ona bağımlı kişilerin kariyeri onun yönetimine bağlıydı.
    Werner Eck, Augustus'u şöyle tarif eder:
    “ Gücünün kaynağı; öncelikle Senato ve halk tarafından tevdi edilmiş olan çeşitli resmi görevler, ikinci olarak oldukça büyük şahsi talihi ve üçüncü olarak imparatorluğun tamamında kişisel ya da grup olarak özel ilişkiler geliştirdiği etkili güç odaklarıdır. Bunların hepsi bir araya toplandığında, politik eylemlerinin kuruluşunda ısrarla vurguladığı auctoritas ın oluşumunun temelini şekillendirir. ”

    Halk, Augustus'un yönetimindeki çok geniş finansal kaynakların farkındaydı. Augustus, İtalya'daki ulaşım ağına yeni yollar eklenmesi ve mevcut yolların iyileştirilmesinin finansmanıyla ilgili olarak yeterince senatörü cesaretlendirmekte başarısız olunca, MÖ 20 yılında bu işlemlerin sorumluluğunu kendi üzerine aldı. Yolların yapımı için gerekli finansmanın, Augustus tarafından Aerarium Saturni ye yani kamu hazinesine bağışlandığı ve MÖ 16 yılında çıkarılan Roma paralarıyla sağlandığına dair reklam yapıldı.

    Scullard'a göre, Augustus'un gücünün kaynağı "her ne kadar tartışmalı da olsa hakim bir askeri güç ve gücün otoritesinin nihai müeyyidesi olmasıydı."

    Senato, Roma iç savaşının sevgiyle anılan galibi Octavianus'a, bir kez daha eyaletlerin yönetimini üslenmesini teklif etti. Senato önerisi, Octavianus'un ekstra anayasal gücünün bir tür tasdiğiydi. Senato, Octavianus'un halâ yürürlükte olan Roma Cumhuriyeti Anayasası'nı devam ettirebileceğini düşünüyordu. Biraz isteksiz gibi görünse de, kaos içinde olduğu düşünülen eyaletlerin sorumluluğunu on yıllığına üstlenmeye razı oldu. Huzuru sağlaması için gelecek on yıl boyunca kendisine bağlanan eyaletler, aralarında Hispania ve Galya, Suriye, Kilikya, Kıbrıs ve Mısır'ın da bulunduğu Roma'nın fethedilmiş eyaletleriydi. Üstelik bu eyaletlerin yönetiminin Octavianus'a bağlanması onun Roma Lejyonları'nın büyük bir bölümünün kontrolünü ele geçirmesi anlamına geliyordu. Octavianus Roma'da bir Konsül gibi hareket ederken, senatörleri, emrindeki eyaletlerde işlerin yürütülmesi ve emirlerinin uygulanıp uygulanmadığının kontrolü için temsilcisi sıfatıyla bu eyaletlere gönderiyordu. Diğer taraftan, Octavianus'un emrinde olmayan eyaletlerin valileri ise Roma Senatosu tarafından atanıyordu. Octavianus, her ne kadar tek başına henüz politik ve askeri bir güç olmasa da, Roma kentinde ve birçok Roma eyaletinde en önemli politik kişilik haline gelmişti.Senato halâ önemli bir tahıl üreticisi olan Kuzey Afrika ve bunun yanında askeri olarak stratejik eyaletler olan İllirya, Makedonya ve bu bölgedeki birkaç Lejyonun kontrolünü elinde tutuyordu. Her halûkarda, üç senatoryal Prokonsül'ün idaresine verilmiş beş ya da altı lejyon ile Augustus'un kontrolündeki yirmi lejyonun gücü karşılaştırılamazdı. Ayrıca Senato'nun bu bölgelerdeki kontrolü Augustus'a karşı politik ya da askeri bir meydan okuma için yeterli değildi.Senato'nun bazı Roma eyaletlerindeki kontrolü, otokratik bir hakimiyete karşı aldatıcı bir cumhuriyetçi görünüm sağlamakla birlikte[99] Octavianus'un bu eyaletlerin tamamındaki kontrolü, Cumhuriyet döneminin ardından barışın korunması ve istikrarın muhafazasını sağlıyordu.

    [​IMG]
    Meşe yapraklarından Yurttaşlık Tacı takmış Augustus büstü. Glyptothek, Münih.

    MÖ 27 Ocak'ta, Senato Octavianus'a Augustus ve Princeps unvanlarını verdi. Augustus, Latince Augere (artmak, çoğalmak), "şanlı olan" olarak çevirilebilir. Politik bir yetkiden ziyade dini bir unvandır. Roma dini inanışlarına göre bu unvan insanlık üzerindeki otoritenin alametini sembolize ediyordu ve —doğal olarak— statüsünün anayasal tanımlamasının ötesine geçiyordu. Kontrolü sağlamlaştırmak için baş vurduğu sert yöntemlerden sonra yapılacak bir isim değişikliği aynı zamanda Augustus'un yumuşak saltanatının Octavianus'un şiddet dolu saltanatından farkını ortaya koymaya hizmet edecekti. Yeni unvanı olan Augustus aynı zamanda Romulus tan daha uygundu çünkü birincisini kendisi için Romulus ve Remus (Roma'nın kurucuları) hikâyesine vurgu yaparak Roma'nın ikinci kurucusu olarak sembolize edilmek için uydurmuştu. Ayrıca, Romulus unvanının, Octavianus'un kaçınmak istediği bir imaj olan monarşi ve kraliyet fikriyle oldukça güçlü bir ilişkisi vardı.Princeps, Latince primum caput yani "İlk baş" anlamına gelmektedir ve aslında senatörler listesinde adı ilk görülecek olan en yaşlı ya da en seçkin senatörü tanımlar; Augustus içinse emir verme sırasından birinci olan lider olarak neredeyse bir kraliyet unvanı haline gelmiştir. Princeps aynı zamanda Cumhuriyet döneminde devlete iyi hizmette bulunlar için kullanılan bir unvandı; örneğin Pompey bu unvanı almıştır. Augustus, yine kendisi için Imperator Caesar Divi Filius yani "Tanrılaştırılmış olanın oğlu Komutan Sezar" unvanını oluşturmuştur. Bu unvanla yalnız tanrılaştırılmış Julius Caesar'la ailesel bir bağ kurmakla kalmamış, ayrıca Imperator unvanını kullanarak Roma zafer geleneğini kalıcı bir hale getirmiştir. Caesar kelimesi başlangıçta sadece Julius Ailesinin bir koluna ait bir cognomen iken, artık, Augustus tarafından onunla başlayan aile çizgisi haline dönüştürülmüştür.

    Augustus'a kapısının üzerine meşe yapraklarından yapılmış Corona Civica, "yurttaş tacı" asma hakkı ve kapı dikilerini defne dalından çelenkle kaplama hakkı verildi. Bu taç genellikle bir zafer alayı sırasında Roma'lı generalin başınının üstünde durur, tacı taşıyan ve zaferiyle övünen general durmaksızın "memento mori" ya da "Hatırla, sen de ölümlüsün," sözcüklerini tekrar etmekle yükümlü olurdu. İlaveten, defne dalından çelenk birkaç devlet seramonisi için önemliydi ve ayrıca bu çelenk atletizm ve tiyatro yarışmalarının galipleri için ödül niteliğindeydi. Dolayısıyla, hem çelenk hem de meşe, Roma dini ve devlet idaresi için önemli, sembolik bir anlama sahipti; bunları Augustus'un kapı dikilerine yerleştirmek evini önemli ilan etmekle eşdeğerdi. Bununla birlikte Augustus asa, diadem veya altın taç takmak ya da selefi Julius Caesar'ın toga'sını giymek gibi gösterişli nişanlardan vazgeçti. Her ne kadar bu tür şeyleri taşımak ya da takmaktan kaçındıysa da, Senato her şeye rağmen ona Curia toplantı salonunda sergilenen ve üzerinde virtus, pietas, clementia, iustitia yani sırasıyla "yiğitlik, dindarlık, merhamet ve adalet" yazan altın kalkanı hediye etti.


    İkinci uzlaşma

    [​IMG]
    Üç katmanlı sardonyx üzerine gorgoneion giymiş Augustus portresi, M.S. 14–20.​


    MÖ 23'de, Augustus'a karşı düzenlenen tertibin içinde yer alan Terentius Varro Murena'nın neden olduğu politik bir kriz ortaya çıktı. Tertibin kesin nedeni bilinmemekle birlikte Murena, Calpurnius Piso onun yerine seçilene kadar konsüllük görevini tam olarak yerine getiremedi.Piso, Cumhuriyetçilerin iyi tanınan bir üyesi ve ortak konsül olarak, Augustus'un tüm siyasi partilerle uzlaşma ve işbirliği yapma isteğini göstermesi açısından iyi bir fırsattı.Bahar aylarının sonlarına doğru Augustus ağır bir hastalığa yakalandı ve öleceği düşünülürken hasta yatağında yaptığı düzenlemeler senatörleri onun şüphe uyandırmayan anti-cumhuriyetçiliği konusunda şüpheye düşürdü. Augustus, mühür yüzüğü'nü en sevdiği generali olan Agrippa'ya vermeye hazırlandı. Ayrıca Augustus, müşterek konsül Piso'ya sahip olduğu tüm resmi evrakları, kamu maliyesi hesaplarını ve eyaletlerdeki birlik listelerini verirken en sevdiği yeğeni olduğu düşünülen Marcus Claudius Marcellus eli boş ayrılmak durumunda kaldı. Bu durum, Augustus'un resmi olmayan bir İmparator olarak yerine bir varis atayacağını düşünenler için tam bir sürprizdi. Augustus'un sahip olduğu mal ve mülkü kurumlaşmış imparatorluk miras sistemine uygun olarak belirlenmiş mirasçılarına bağışlaması, monarşi korkusu nedeniyle cumhuriyetçi düşünceye sahip Romalılar arasında muhalefete ve düşmanlığa yol açtı.

    Bir süre sonra hastalık nöbetleri azalmaya başladı ve Augustus sürekli Konsüllükten vazgeçti. Augustus'un sonradan Konsül olarak görev yaptığı yıl sayısı ikidir ve bunlar M.S. 5 ve MÖ 2 yıllarıdır. Konsüllük görevinden istifa ettiği halde, "İkinci Uzlaşma" olarak da bilinen ve Senato ve Augustus arasında yapılan bir anlaşma sonucu Konsülar gücünü muhafaza etti. Bu Augustus için zekice bir hamleydi; iki konsülden biri olarak geri adım atmasıyla hevesli senatörlerin bu pozisyona ulaşabilmesinin önünü açmış ve bu sayede de "senatoryal sınıfı daha geniş biçimde himaye etme pratiği" yapma şansı bulmuştu. Her ne kadar, Augustus'un eyaletler üzerindeki hakim etkisi prokonsül olduğu için devam etse de artık devletin yönetim kademesinde herhangi bir resmi göreve sahip değildi. Eski bir Konsül olarak ihtiyaç olduğunda Senato tarafından atanan eyalet prokonsülleri arasında arabulucu olabiliyordu. Bir prokonsül olarak Augustus, diğer eyalet prokonsülleri üzerindeki otoritesinin çiğnenmesine izin veremezdi ve bu sebeple kendisine Senato tarafından imperium proconsulare maius, yani "bütün prokonsüllerin üzerindeki güç" payesi verildi.

    Augustus, resmi olarak bir tribün unvanı almasa da ömür boyu tribün (tribunicia potestas) yetkisiyle ödüllendirildi. Yasal olarak yıllar önce Julius Caesar tarafından evlat edinilmesiyle dahil olduğu bir statü olan patrici statüsüne yakındı. Bu ona, istediği zaman Senato ve insanları toplama, Senato ya da toplantı kararlarını veto etme, seçimlere başkanlık etme ve herhangi bir toplantıda ilk konuşan olma hakkı veriyordu.Augustus'un tribünik otoritesi genellikle Roma censor'u için öngörülen güce eş değerdi; bu da halkın moralini denetleme ve kanunların halkın ihtiyaçlarına uygun olup olmadığını inceleme hakkıyla birlikte nüfus sayımı ve Senato üyeliklerine karar verme yetkilerini içeriyordu. Censor gücünün yardımıyla Augustus, Roma Forumu'na klasik toga'dan başka elbiseyle girilmesini yasaklayarak Roma vatanseverliğinin erdemine cazibe kazandırdı. Roma idari sisteminde, Augustus'un durumunda olduğu gibi censor bile seçilmeden tribün ve censor gücüne sahip olarak her iki unvanında bir kişi üzerinde toplandığı başka bir emsal yoktu. Julius Caesar'da benzer şekilde halkın moralini denetleme görevi üstlenmişti ama bu pozisyon ona hiçbir zaman nüfus sayımı yapma ya da senatör listesine karar verme yetkisi vermemişti. Tribune plebis dairesi Augustus'un tribunal güçleri üzerinde toplaması sonucu prestij kaybetmeye başlayınca, praetor'luk hevesinde olan plebsler için zorunlu bir atama haline getirilerek eski önemine yeniden kavuşturulmuştur.

    [​IMG]
    Via Labicana Augustus - , Pontifex maximus (en büyük rahip) olarak Augustus.

    Tribünik otoritesine ilaveten, Augustus Roma kenti için tek başına imperium olarak onurlandırılmış ve böylece daha önce prefect'lerin ve Konsüllerin kontrolünde olan şehirdeki tüm silahlı güçler Augustus'un otoritesi altına girmiştir. Taşıdığı Maius imperium proconsulare unvanıyla Augustus tüm Roma ordularının fahri komutanı olarak zafer alayı düzenlemeye yetkili tek kişiydi.MÖ 19'da Afrika eyaleti valisi olan ve Garamantlar'ı yenen Lucius Cornelius Balbus, bu ödülü alan ilk ve de son kişi olmuştur. Roma'nın ordularının eyalette görevli ve princeps'in yardımcısı olan bir legatus tarafından komuta ediliyor olması gerçeğinden hareketle her Roma zaferi Augustus'a daha fazla itibar kazandırıyordu. Augustus'un Livia ile evliliğinden olan üvey oğlu Tiberius, M.Ö. yılında Germen zaferi anısına elde ettiği zafer alayı ile tek istisnadır.MÖ 13'de maius imperium proconsulare unvanını yenileyerek garanti altına almaya çalışan Augustus yenileme işlemleri sırasında Roma'da kaldı ve bolca hediyeler vermek suretiyle terhis edilmiş askerlerin desteğini elde etmeye çalıştı.

    İkinci uzlaşmanın içerdiği politik kurnazlıkları Plebs sınıfının kavramaktan uzak olduğu görülür. Augustus'un M.Ö. 22 yılında konsül seçimlerinde başarısız olması, bir kez daha Aristokrat senato'yu baskı altına alacağı korkularının artmasına neden oldu. MÖ 22, 21 ve 19 yıllarında iktidardaki insanların tepkisi sonucu bu yıllar için tek bir Konsül seçildi ve görünüşe göre diğer Konsüllük Augustus için açık bırakıldı. MÖ 22'de Roma'da baş gösteren bir kıtlık paniğe neden olunca Plebsler Augustus'a bu krizle ilgilenmesi için diktatörlüğü ele alma çağrısı yaptılar. Ret cevabı sonrası Senato önünde yapılan teatral gösteri üzerine Augustus nihayet Roma'nın gıda tedariği üzerindeki yönetimi devraldı ve sahip olduğu "prokonsular imperium" yardımıyla krizi kısa bir süre içerisinde çözdü.Augustus tarafından oluşturulan praefectus annonae yani Roma'nın gıda tedariğiyle ilgilenen kalıcı bir prefect'lik sayesinden Roma M.S. 8 yılına kadar gıda tedariğinde herhangi bir krizle karşılaşmadı. MÖ 19'da Senato, Augustus'un hem halk içinde ve senato önünde Konsüllük nişanlarını takmasını hem de iki konsül arasındaki sembolik bir sandalyede oturmasını ve konsülar otoriteyi simgeleyen bir fasces taşımasına izin verilmesini oyladı. Bu tribün otoritesi gibi, konsular yetkilerin de üzerine yüklenmesi aslında resmi olarak üstlenmediği halde görevin tevdi edildiği durumların başka bir örneğiydi.6 Mart MÖ 12'de Lepidus'un ölümü üzerine, ek olarak Roma dininin en önemli mevkisi olan ve rahiplerin başı olan pontifex maximus görevini de üstlendi. Ayrıca 5 Şubat MÖ 2 tarihinde Augustus'a Pater Patriae yani "vatanın babası" unvanı verildi.

    Sonraki Roma İmparatorlarının gücü ve unvanları Augustus'a tevdi edilenlere göre daha sınırlıydı ve alçak gönüllü olduğunu göstermek için yeni atanan imparator Augustus'a verilmiş olan unvanların bir ya da daha fazlasını reddeder ve sıklıkla saltanatının ilerleyen zamanlarına doğru unvanların senato tarafından verilip verilmediğine bakmaksızın hepsini kullanırdı. Sonraki imparatorların giydiği yurttaşlık tacı, konsular nişanlar ve muzaffer generalin elbisesi olan toga picta zaman içerisinde Bizans döneminde imparatorluk alametleri haline geldi.

    Augustus zamanında savaş ve genişleme



    [​IMG]
    Augustus zamanında Roma İmparatorluğu sınırları; sarı renk, imparatorluğun M.Ö. 31 yılına kadar ki genişlemesini; gölgeli yeşil renk, Augustus zamanında fethedilmiş toprakları ve haritadaki pembe renk ise bağımlı devletleri göstermektedir.​

    Imperator Caesar Divi Filius Augustus, net bir biçimde kendisini zaferle ilişkilendirebileceğini düşündüğünden ilk isim olarak Imperator yani "muzaffer komutan" unvanını seçti. 13 yılıyla birlikte, birlikleri tarafından başarılı savaşların ardından 21 kez İmparator ilan edilip övünebileceği fırsat elde etti.Res Gestae olarak bilinen, Augustus'un savaş anılarının anlatıldığı ve kendisi tarafından yazılan kitabın dördüncü bölümünün tamamı askeri zaferlere ve elde ettiği onursal ödüllere tahsis edilmiştir. Roma'lı vatanseverlerin teşvikiyle, Augustus dünyayı yönetme (Sınırlarını Roma'lıların bildiği) görevine sahip Üstün Roma Medeniyeti idealini şu deyimle şekillendirmiştir; tu regere imperio populos, Romane, memento—"Romalılar, gücünüzle dünyanın halklarını yönetmeyi hatırlayın!" Bu düşünce Roma elitleri ve dönemin yaygın halk düşüncesinin sahip olduğu yayılma politikasına uygundu ve dönemin ünlü Romalı şairi Virgil tarafından kullanılan, tanrıların Roma'ya imperium sine fine, "sınırsız egemenlik" verdiği şeklinde bir deyime yansıtıldı. Augustus'un bir Ortadoğu gücü olan Persler'in işgal edilmeyeceğine karar vermesi ve bu sebeple Crassus'un intikamının alınamayacak olduğu fikri halk arasında hayal kırıklığınana ve üzüntüye neden oldu. Her halukarda, fethedilebilecek daha başka uygun ülkeler vardı.

    [​IMG]
    Augustus'un emrinde oldukça başarılı bir ordu komutanıyken, sonradan onun tarafından evlatlık alınan ve mirasçısı tayin edilen Tiberius'un büstü.

    Saltanatının sonlarına doğru Augustus'un orduları Kuzey Hispania (şimdi İspanya),Rhaetia ve Noricum'un Alp bölgelerini (şimdi İsviçre, Bavyera, Lombardiya, Avusturya, Slovenya), İllirya ve Pannonia (şimdi Arnavutluk, Hırvatistan, Macaristan, Sırbistan, Slovakya, vb.), ve Afrika eyaletlerinin sınırlarını Doğu ve Güney'e doğru genişletti. Bağımlı Kral Büyük Herod'un saltanıtından sonra (73–M.Ö. 4) ardılı Herod Archelaus Augustus tarafından görevden alınınca Yahudiye, Suriye eyaleti'ne bağlandı. Tıpkı Mısır gibi Antonius'un M.Ö. 30 yılında yenilmesinden sonra fethedilen Suriye, Augustus'un bir prokonsül'ü ya da legate'si tarafından değil equestrian sınıftan bir yönetici tarafından yönetiliyordu. class. M.Ö. 25'de ise Galatia (şimdi Türkiye) her hangi bir askeri çaba gerektirmeksizin Galatya'lı Amyntas'ın Homonada'lı bir prensin dul eşi tarafından intikam için öldürülmesinin ardından Roma eyaleti haline dönüştü. Günümüz İspanya'sındaki asi Cantabria kabilesinin isyanı nihayet M.Ö. 19'da bastırılınca toprakları Hispania ve Lusitania yönetimine girdi. Bu bölge zengin maden kaynakları nedeniyle Roma'nın maden projelerini gayretlendirmiş ve böylece Augustus'un gelecekteki askeri seferleri için oldukça değerli bir varlık haline gelmiştir. Alplerin M.Ö. 16 yılında fethedilmesi, İtalyanın Romalı yurttaşları ve onların düşmanları olan Germen halkları arasında bir tampon bölge oluşturacağı için Roma'lır çok önemli bir zafer olarak kabul edilir. Şair Horace, Monako yakınlarında inşaa edilen "Augustus Hatıra anıtı" onuruna, zafer adına bir kaside adamıştır. Alplerin ele geçirilmesi aynı zamanda M.Ö. 12 yılında Tiberius'un Illyricum'un Pannonian kabilelerine ve kardeşi Nero Claudius Drusus'un Doğu Rhineland'daki (Renanya) Germen kabilere karşı başlattıkları saldırılara hizmet etmiştir. Her iki seferde başarılı olmuştu ve Roma birlikleri Drusus'un attan düşmesinden kısa bir süre sonra M.Ö. 9 yılında Elbe nehrine kadar ulaşılmıştı. Dindar Tiberius'un kardeşinin cenazesinin önünde Roma'ya kadar yürüdüğü anlatılır.

    İmparatorluğun Doğusunun Pers tehlikesinden koruyabilmek için Augustus tampon topraklar olarak kullanılacak ve gerekteğinde savunma için kendi askerleriyle müdahale edebilecek küçük uydu devletler oluşturdu.İmparatorluğun Doğu kanadının güvenliğini sağlamak için becerikli üvey oğlu Tiberius, Perslerle Roma diplomatı olarak müzakereleri sürdürdüğü sırada Suriye'ye bir Roma ordusu konuşlandırıldı. Tiberius'un en büyük diplomatik başarılarından birisi, sembolik bir zafer olan ve Romalıların moralini yükselten Crassus'un savaş sancağını müzakereler sonucu geri alınmasıdır. Tiberius, aynı zamanda V. Tigran'ın Ermenistan tahtına yeniden oturmasınında sorumlusuydu.

    Her ne kadar Persler Roma'nın doğusu için bir tehlike olsada asıl tehlike Ren ve Tuna cepheleriydi. Antonius ile yapılan nihai savaştan önce, Octavianus'un Dalmaçya kabilelerine karşı yaptığı sefer Roma kolonilerinin Tuna'ya kadar genişletilmesinin ilk adımıydı. Romalıların fethettiği topraklar sürekli olarak düşmanları Germen kabileler tarafından geri alındığından savaşta elde edilmiş zafer kesin bir başarı anlamına gelmiyordu.Roma'lıların kaybettiği savaşlara örnek olabileceklerden birisi olan 9 yılındaki Teutoburg Ormanı Savaşı'nda Publius Quinctilius Varus'un komuta ettiği dokuz Lejyonun üçte biri Çeruskerler'in hayatta kalanları tarafından Arminius liderliğinde yok edildi. Augustus intikam almak için 13 yılında büyük bir zafer kazanacak olan Tiberius ve Drusus'u Renanya'ya gönderdi. Roma Generali Germanicus, Arminius ve Segestes arasındaki bir Cherusci iç savaşı sayesinde avantajı ele geçirdi ve savaştan kaçan Arminius dört yıl sonra 19 yılında ihanet yüzünden öldürüldü.


    Ölümü ve ardılı

    [​IMG]
    13–14 yıllarına ait bir Augustus dönemi aureus'u. Ön yüzde bir quadriga'ya binen Tiberius, tribunal gücünün onbeşinci defa yenilenmesini kutluyor.​


    Augustus'un hastalığı, politik sorunları ve halk önünde ardılın kim olacağı sorununu ortaya çıkardı. İstikrarı koruyabilmek adına, Roma toplumunda ve yönetiminde sahip olduğu ünik pozisyon için bir mirasçı atama ihtiyacı duydu. Bu, monarşi hakkındaki senatoryal korkuyu harekete geçirmeyen küçük, dramatik olmayan bir yoldu. Eğer birileri onun sahip olduğu gayri resmi pozisyonun gücünü miras alacaksa bunu kendi alenen bilinen meziyetleri sayesinde yapmak zorunda kalacaktı. Bazı Augustus dönemi tarihçileri, Augustus'un kızı Yaşlı Julia ile apar topar evlenen kız kardeşinin oğlu Marcellus'un imparator tarafından işaret edildiğini savunurlar. Diğer tarihçiler Augustus'un hastalağının ilerlemesi sonucu M.Ö. 23 yılında senato'da okunan vasiyetine istinaden bu iddiaya karşı çıkarlar ve bunun yerine lejyonları kontrol edip imparatorluğu bir arada tutabilecek tek kişi olarak Marcus Agrippa'yı işaret ettiğini iddia ederler. Marcellus'un M.Ö. 23 yılında ölümünün ardından Augustus kızını Agrippa ile evlendirdi. Bu birliktelikten üç oğlan; Gaius Caesar, Lucius Caesar, Vipsania Julia ve Yaşlı Agrippina ve Marcus Agrippa'nın ölümünün ardıdan doğduğu için Postumus Agrippa adı verilen kızları doğdu. İkinci uzlaşmadan kısa bir süre sonra Agrippa, imparatorluğun Doğu yarısını yönetmek üzere prokonsül imperium ve Augustus'a da verilen tribunicia potestas yetkisiyle yönetim merkezi Kiklad Adalarından Samos olmak üzere beş yıllık bir süre için görevlendirildi. Bu görevlerin Agrippa'ya verilmesi Augustus'un ona olan sevgisini gösterdiği gibi aynı zamanda Sezar taraftarlarının, mensupları olduğu partinin üyelerinden birisine neredeyse Augustus'un sahip olduğuna eşdeğer bir güç vermesi memnuniyetlerinin bir ölçüsüydü.

    Augustus'un Gaius ve Lucius Caesar'ı kendi çocukları olarak evlatlık edinmesi ve M.Ö. 5 ve 2 yıllarında her biriyle ortak Konsüllük yaparak politik kariyerlerinde yol göstermesi mirasçısı olarak kimleri seçtiğini açıkça gösterdi.Augustus, Livia'nın ilk evliliğinden olan üvey çocukları Nero Claudius Drusus Germanicus ve Tiberius Claudius'a ise askeri komutanlık ve kamu görevi ihsan ederek teveccüh gösterdi. Ancak, Drusus'un Augustus'un yeğeni Antonia ile olan evliliği ardıllık sorununu aile içinde çözebilmekten uzak bir ilişkiydi. Agrippa'nın M.Ö. 12'de ölmesinin ardından Livia'nın oğlu Tiberius'a karısı Vipsania'dan ayrılarak Agrippa'nın yası biter bitmez Augustus'un kızı Julia ile evlenmesi emredildi.Drusus'un Antonia ile olan evliliği bozulamaz bir ilişki olarak kabul edilirken Vipsania onun Agrippa ile olan ilk evliliğinden tek kızıydı.
  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.440
    Beğenileri:
    110
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]
    Augustus Mozolesi
    Tiberius M.Ö. 6 yılında Augustus'la birlikte tribün erkini paylaştı ancak kısa bir süre sonra söylenenlere göre politikada daha fazla rol almak istemediğinden dolayı emekliye ayrıldı ve Rodos adasına kendi kendine sürgüne gitti. Bu kaçış için herhangi bir kesin sebep olmamakla birlikte belki de aralarında Julia ile olan yanlış evliliğin de bulunduğu bir dizi olayın neticesidir Bir olasılık olarak Augustus'un evlatlık edindiği torunları Gaius ve Lucius'un genç yaşta rahipler okuluna kabul edilmeleri, izleyicilere daha olumlu olarak takdim edilmeleri ve Galya'da orduya tanıştırılmaları nedeniyle oluşan bir dışlanmışlık ve kıskançlık hissi sonucu Roma'dan ayrılmıştır. Lucius ve Gaius'un sırasıyla 2 ve 4 yıllarında erkenden ölmeleri, kardeşi Drusus'un ise (M.Ö. 9) yine erken ölümü sonucu Tiberius 4 Haziran'da Roma'ya geri çağırıldı ve Augustus tarafından evlatlık edinildi ve kendisi de yeğeni Germanicus'u evlatlık edindi. Bu gelenek en azından iki nesil boyunca daha kullanılacaktı.Aynı yıl, Tiberius'a tribün ve prokonsul erki verildi, yabancı kralların temsilcileri ona saygılarını göstermekle yükümlü kılındı ve 13 yılında ikinci zafer alayını kazanarak Augustus'la birlikte imperium derecesine yükseltildi. Taht üzerine hak iddia edebilecek olası bir diğer aday olan ve 7 yılında Augustus tarafından sürgüne gönderilen Postumus Agrippa'nın cezası senato tarafından kalıcı hale getirildi ve Augustus tarafından resmi olarak mirastan reddedildi. Kesin olarak Augustus'un mirasından mahrum edildi; tarihçi Erich S. Gruen, çağdaşı birkaç farklı kaynağın Postumus Agrippa'nın "kaba genç bir adam, gaddar ve hayvani ve ahlaksız karaktere sahip birisi" olduğunu aktardığını söyler.

    19 Ağustos 14'de, Augustus babasının öldüğü yer olan Nola'yı ziyaret ederken öldü ve Tiberius, Augustus'un ölüm döşeğinde yanında bulunan Livia sayesinde imparator ilan edildi Augustus'un imparatorluğu sırasında ortaya koyduğu yönetime istinaden söylediği meşhur son sözü "Gösteriyi sevdiniz mi?" olmuştur. Yas tutanların oluşturduğu muazzam bir cenaze alayı Augustus'un naaşıyla birlikte Nola'dan Roma'ya kadar yürümüş ve cenaze töreninin olduğu gün tüm resmi daireler ve dükkânlar kapanmıştır. Tiberius ve oğlu Drusus bir rostra üzerine çıkarak cenazeye methiye düzmüşlerdir. Augustus'un cesedi bir tabut içerisinde Mozole'si yakınlarında yakılmış ve Augustus'un Roma panteon'una mensup tanrıların arasına katıldığı açıklanmıştır. 410 yılında Roma'nın Gotlar tarafınan yağmalanması sırasında Augustus'un mozelesi soyulmuş ve külleri dağıtılmıştır.

    Augustus'un mirası

    [​IMG]
    Ünlü Prima Porta Augustus'u​


    Augustus'un saltanatı, Roma İmparatorluğu'nun kesin olarak sona ereceği zamana kadar yüzlerce yıl sürecek bir rejimin kuruluşunun başlangıcıdır. Ödünç aldığı soy adı Caesar(Sezar) ve unvanı Augustus ölümünden sonra on dört yüzyıl boyunca Roma ve Bizans tahtına oturan imparatorların kalıcı unvanları haline gelmiştir. Birçok dilde caesar unvanı, tıpkı Almanca Kaiser, ve Rusça Çar unvalarında olduğu gibi imparator sözcüğünün karşılığı haline gelmiştir. Divus Augustus kültü, devlet dininin 391 yılında imparator Theodosius I tarafından Hıristiyanlık olarak değiştirilmesine kadar devam etmiştir. Sonuç olarak, ilk imparatorun birçok harika heykeli ve büstü vardır. Başarılarının bir kısmını anlattığı Res Gestae Divi Augusti, Mozole'sinin önüne bronz üzerine yazılmıştır. Bu metnin kopyaları, ölümünün ardından imparatorluğun hemen her yerine yazılmıştır. Latince yazıtlar, Yunanca çevirisiyle birlikte Ankara'da bulunan ve Theodor Mommsen tarafından yazıtların kraliçesi olarak tanımlanan Monumentum Ancyranum (Ankara Augustus Tapınağı) örneğinde olduğu gibi büyük kamu binalarına kazınmıştır.Augustus tarafından yazıldığı bilinen birkaç yazıtsa günümüze ulaşmamıştır. Bunlar arasında şiirleri, Sicily, Epiphanus ve Ajax, 13 kitaptan oluşan bir otobiyografi, bir felsefik inceleme ve Brutus'un Cato'nun methiyesi adlı eserinin eleştirisi sayılabilir.

    Augustus birçoklarına göre Roma'nın en büyük imparatorudur ve politikaları imparatorluğun hayatta kalma süresini uzatmış, Pax Romana ya da Pax Augusta olarak bilinen görece barış dönemini başlatmıştır. Zeki, kararlı ve kurnaz bir politikacı olmasına rağmen belki de Sezar kadar karizmatik değildi ve ayrıca üçüncü karısı Livia'nın etkisi altında kalıyordu. Yine de mirasının daha dayanıklı olduğu ispatlanmıştır. Roma şehri Augustus zamanında tamamen değişmiş ve Roma'nın polis gücü, itfaiye teşkilatı ve belediye başkanlığı kurumsallaştırılarak kalıcı bir makam haline getirilmiştir. Polis gücü 500 kişilik kohortlara bölünürken, itfaiye birimleri 500 kişiden 1000 kişiye çıkartılmış ve toplam 7 birim 14 bölgeye ayrılan şehre tahsis edilmiştir. Bir praefectus vigilum ya da "Gözcü Prefect'i", Roma'nın yangın ve polis ekiplerinde görevlendirilmiştir. Roma iç savaşının sona ermesiyle birlikte Augustus, Roma İmparatorluğu için 28 Lejyon ve yaklaşık 170.000 askerden oluşan kalıcı bir ordu kurabilme şansı yakaladı. Bu ordu aynı zamanda her biri 500 kişiden oluşan ve yakın zamanda fethedilmiş bölgelerden toplanan yardımcı birlikler tarafından destekleniyordu İtalya'daki yolların bakım masraflarını kendisi üstlenen Augustus ayrıca praefectus vehiculorum olarak bilinen bir askeri görevli tarafından denetlenen ve belli aralıklarla dizilmiş istasyonlardan oluşan resmi bir kurye sistemi kurmuştur. İtalyan şehirleri arasında geliştirilen iletişim ağının yanında, İtalya boyunca inşa ettirdiği yaygın yol sistemi Roma ordularının daha hızlı hareket etmesine ve ülkeyi bir uçtan diğer uca görülmemiş bir hızda geçmelerine olanak vermiştir. 6 yılında Augustus, aerarium militare olarak bilinen askeri hazineye aktif ve emekli askerlere verilmek üzere 170 milyon sesterces bağışladı. Augustus tarafından oluşturulan en uzun soluklu kurumlardan birisi de M.Ö. 27 yılında kurulan ve aslında savaş alanında imparatorun kişisel güvenliğini sağlamakla görevli olan, zaman içerisinde imparatorluk muhafızları olarak geliştirilen ve Roma politik yaşamında önemli bir yere sahip Praetorian muhafızlarıdır. Bu muhafızlar Senatonun gözünü korkutacak bir güce sahip oldukları gibi, yeni bir imparator atayabiliyor veya sevmediklerini tahttan indirebiliyorlardı. I. Constantinus tarafından M.S. 4. yüzyıl başlarında garnizonları Castra Praetoria yerle bir edilerek dağıtılmadan önce emrinde görev yaptıkları son imparator Maxentius'tur.

    [​IMG]
    Nubiya'daki Kalabsha Tapınağı'ndaki bir taş oyma üzerinde Augustus'un Mısır tarzı tasviri.

    Roma İmparatorluğundaki en güçlü kişi olduğu halde, Augustus Cumhuriyetçi erdem ve kuralların ruhunu cisimleştirmeyi dilemiştir. Aynı zamanda plebs ve rahip sınıfından olmayanlarla ilgilendi. Bunu da değişik cömertlik yöntemleri ve savurgan harcamaları azaltarak sağladı. M.Ö. 29 yılında Augustus, 250,000 yurttaşın her birine 400 sestertius, kolonilerdeki 120,000 eski askerin her birine 1,000 sesterces verdi ve askerlerini yerleştirebilmek amacıyla satın aldığı topraklara da 700 milyon sesterces harcadı. Roma Panteonunun tanrılarına olan ilgisini gösterebilmek için 82 farklı tapınağı tamir ettirdi. Eğer sonuncu örnekler onun cömertliğini gösteriyorsa, onun anısına ve ona benzer şekilde yaptırılmış 80 gümüş heykeli erittirmesi de tutumluluğunun alçak gönüllü bir göstergesidir.

    Augustus'un saltanatının uzun ömürlülüğü ve onun Roma dünyasına mirası, başarısının anahtarı olduğu gözden kaçmamalıdır. Tacitus'un yazdığı gibi, M.S. 14 yılında hayatta olan genç nesiller Principate'den başka bir yönetim şekli tanımıyorlardı. Eğer Augustus erken ölseydi (Örnek olarak M.Ö. 23'den önce) olaylar farklı olabilirdi. İç savaşın Cumhuriyetçi oligarşi üzerinde yarattığı tahribat ve Augustus'un saltanatının uzunluğu, Roma devletinin bu yıllarda de facto bir monarşiye dönüşmesine yardım eden asıl faktörlerdir. Augustus'un kendi deneyimleri, sabrı, nezaketi ve politik kavrama hızı da başarısında önemli rol oynamıştır. İmparatorluğun geleceğini; sağlam yollar, cepheye ya da cephe yakınlarına konuşlanmış kalıcı profesyonel ordular, İmparatorluk veraseti için sık sık kullanılan hanedan ilkeleri ve başkentin kişisel harcamaları ile süslenmesi sayesinde şekillendirmiştir. Augustus'un en büyük mirası, bizzat kendisi tarafından kurulan sistemin bir ürünü olan ve imparatorluğun çok sevdiği iki yüzyıllık barış ve başarı dönemidir. Hatırası, imparatorluğun değerler sistemi içerisinde iyi imparatorlar tarafından kutsal bir yere konumlandırılmıştır. Roma'nın her imparatoru, zaman içerisinde bir isim olarak anlamını yitirerek bir unvan haline dönüşen Caesar Augustus adını taşımıştır.


    Gelir reformları

    [​IMG]
    Doğu Hindistan'daki Pudukottai'da bulunmuş bir Augustus sikkesi. British Museum.
    [​IMG]
    Bir Augustus sikkesinin Hint taklidi. 1. Yüzyıl. British Museum.
    [​IMG]
    Arap Yarımadası'nın güney kıyılarındaki Himyar Krallığı'na ait bir sikke. Bu da bir Augustus sikkesi taklididir. 1.Yüzyıl​


    Augustus'un "Kamu Gelir reformları" nın İmparatorluğun sonraki başarıları üzerinde oldukça etkisi olmuştur. Augustus, öncüllerinin yaptığı gibi yerel eyaletlerin kısmen isteğine bağlı olan ve toplaması oldukça zahmetli, değişken ve kesik kesik olan vergilendirme yerine, imparatorluğun genişleyen topraklarının en uzak ve geniş parçalarını bir araya getiren tutarlı ve doğrudan Roma'dan salınan bir vergilendirme sistemi kurmuştur.Bu reform Roma'nın yeni topraklarından elde edilen net geliri oldukça arttırmış, gelir akışını dengelemiş ve keyfi vergi talepleri sonucu ortaya çıkan dargınlık ve kızgınlıkları engelleyerek, Roma ve eyaletleri arasındaki finansal ilişkilerin düzenlenmesine yardımcı olmuştur.Augustus'un saltanatı sırasında vergilendirme ölçüsü olarak nüfus sayımı sonucu ortaya çıkan ve her eyalet için belirlenmiş olan kotalar kullanılıyordu. Roma ve İtalya yurttaşları eyaletler gibi doğrudan değil dolaylı vergiler ödüyorlardı. Dolaylı vergilere, köle fiyatlarından 4%, mezatta satılan mallardan 1% ve miras yoluyla bir kişiden diğer kişiye ve değeri 100,000 sesterces'den fazla olan gayrimenkûller için alınan 5% vergi dahildir.

    Aynı derecede önemli bir diğer reform ise özel vergi toplamanın kaldırılarak maaşlı kamu görevlisi olan vergi toplayıcıların görevlendirilmesidir. Özel vergi toplayıcılar Cumhuriyet dönemi normlarına göre vergileri arttırıyorlar ve bazıları Roma'daki politikacıların oylarını etkileyebilecek kadar güce ulaşıyordu. Vergi toplayıcıları, oldukça zengin oldukları kadar yerel bölgeleri vergilendirme hakkına sahip olabildiklerinden yol açtıkları tahribat nedeniyle rezaletlere yol açabiliyorlardı. Roma'nın geliri, başarılı fiyat arttırmaları ve vergi toplayıcıların Roma halkından zorla toplayarak elde ettikleri kazançtan arta kalan toplamdan ibaretti. Etkin bir yönetim boşluğuna vergi toplayıcıların kazançlarını arttırmak istemeleri de eklenince, vergi verenlere karşı sık sık oldukça barbarca olabilen ve ekonomi ve yatırımlar açısından adaletsiz olduğu (haklı olarak) düşünülen bir sistem üretildi.

    İmparatorluğun askeri operasyonlarında kullanılan Mısır'ın uçsuz bucaksız topraklarının gayrimenkûl gelirleri Augustus'un Mısır'ı fethederek burada Roma tarzı bir devlet sistemi kurmasına yol açtı. İmparatorluğa bağlı bir eyaletten ziyade Augustus'un kendi mülkü olarak kabul edilen Mısır, zaman içerisinde ardılları tarafından da kendi kontrollerindeki bir mülk haline getirilmiştir. Augustus bir legate ya da prokonsül yerine equestrian (atlı sınıf) sınıftan bir prefect'i Mısır'ı ve onun kârlı limanlarını yönetmesi için görevlendirmiştir; bu görev, herhangi bir equestrian için Praetorian Prefect olmanın yanında elde edilebilecek en önemli makamdı. Mısır'ın oldukça verimli topraklarındaki tarımsal üretimden elde edilen gelir sayesinde, gerek Augustus gerekse ardılları kamu işleri ve askeri seferler için yapılan ve Romalılar için ekmek ve gösteri anlamına gelen harcamaları karşılayabiliyorlardı.

    Ağustos Ayı


    Ağustos Ayı (Latince: Augustus) Augustus'tan sonra adlandırılmıştır; bu zamana kadar adı Sextilis'tir (böyle adlandırılmıştır çünkü orijinal Roma Takvimi'ne göre altıncı aydır ve altı rakamının Latince karşılığı sex tir). Genellikle tekrarlanan bir bilgiye göre Ağustos 31 gün çeker çünkü Augustus kendi ayının gün sayısının Julius Caesar'ın ayı Temmuz (July) ile aynı olmasını istemiştir ancak bu Johannes de Sacrobosco adlı bir 13. Yüzyıl bilgininin uydurmasıdır.[kaynak belirtilmeli] Sextilis, aslında yeniden adlandırılmadan önce de 31 gün çekerdi ve uzunluğundan dolayı seçilmemişti. Macrobius'un bir senatus consultum dan yaptığı alıntıya göre, Sextilis Augustus'un onuruna yeniden adlandırılmıştı çünkü İskenderiye'nin düşmesi ile sona eren yükselişi sırasında bir çok büyük olay bu ayda meydana gelmiştir.

    İnşaat projeleri
    [​IMG]
    Ara Pacis'den (Barış Sunağı) yakın plan motif detayı, M.Ö. 13 - M.S. 9

    Augustus ölüm döşeğinde, "Roma'yı çamur içinde buldum; size mermerden bir şehir bıraktım;" demiş, bu sözün düz anlamında kısmen gerçeklik olsa da Cassius Dio bu ifadenin imparatorluğun gücünü anlatan bir metafor olduğunu iddia etmiştir.Mermer, Roma'da Augustus öncesi dönemde de kullanılıyordu ancak Augustus dönemine kadar bir yapı malzemesi olarak bu kadar yaygın kullanılmamıştır. Her ne kadar bu uygulama kentin "subura" olarak bilinen kenar semtlerinde tatbik edilmemişse de, Campus Martius ve merkezin anıtsal topografisine Ara Pacis (Barış sunağı) ve merkezinde Mısır'dan getirilmiş bir obelisk bulunan anıtsal bir güneş saati inşa edilmiştir.Ara Pacis'i süsleyen kabartma heykeller Augustus'a ait Res Gestae adlı eserinde anlatılan zafer alayının görsel bir anlatımıdır. Kabartmalar, praetor'ların imparatorluk alayını , Vestilleri ve Roma yurttaşlarını tasvir etmektedir.Augustus aynı zamanda Sezar Tapınağı, Agrippa Hamamları ve Augustus Forumu'uyla birlikte Mars Ultor Tapınağı'nı da inşa ettirmiştir. Yine, Balbus Tiyatrosu ve Agrippa'nın Panteon inşaatı ya da onunla ilişkilendirilen (Octavia Portikosu, Marcellus Tiyatrosu) diğer yapılar, bu kişiler tarafından Augustus'un cesaretlendirmesiyle inşa edilmişti. Ayrıca Augustus Mozolesi de ölümünden önce aile mensupları için yaptırılmıştır. Actium zaferi anısına, M.Ö. 29 yılında Castor ve Pollux Tapınağı girişine Augustus kemeri inşa edildi ve M.Ö. 19 yılında aynı kemer üç gözlü olarak genişletildi. Aynı zamanda Roma dışında, günümüz İspanya'sındaki Merida Tiyatrosu, günümüz Güney Fransa'sındaki Nîmes'te Maison Carrée ve Monaco yakınlarındaki La Turbie'de bulunan Augustus Zafer Anıtı gibi Augutus adını ve mirasını taşıyan eserler inşa edilmiştir.

    [​IMG]
    Augustus ve Livia'ın Viyana'daki tapınağı, M.Ö. geç 1. yüzyıl

    Agrippa'nın M.Ö. 12'de ölümünün ardından Roma'nın su tedarik sisteminin bakımı için bir çözüm bulunmak zorundaydı. Bu zamana kadar aidile olarak görev yapan Agrippa tarafından denetlendiği ve bağımsız bir yurttaş olarak masrafları karşıladığı için herhangi bir sorun ortaya çıkmamıştı. Aynı yıl, Augustus'un belirlediği bir sistem uyarınca Senato üç adet üyesini su tedariğinin masraflarının karşılanması ve Roma'nın su kemerlerinin bakımsızlıktan yıkılmasını önlemek için sorumlu baş üyeler olarak görevlendirdi.Augustus döneminin sonlarına doğru sayısı beşe çıkan bu üyeler curatores locorum publicorum iudicandorum olarak adlandırıldı ve ayrıca kamu binaları ile devlet kültü tapınaklarının bakımlarının denetlenmesiyle de sorumlu kılındılar. Augustus, curatores viarum olarak adlandırılan ve ülke genelindeki yolların yerel görevliler tarafından düzenli olarak tamir edilmesinden sorumlu olan bir senatoryal komisyon oluşturdu.

    Antik Yunan kökenli bir mimari düzen olan Korint düzeni, Augustus çağı ve Roma'nın İmparatorluk döneminin baskın mimari üslubu olmuştur.[189] Suetonius, Roma'nın Augustus ve Agrippa tarafından Klasik Yunan modeli uyarınca düzenlenmeden önce bir İmparatorluk başkenti olmak için uygunsuz olduğundan bahseder.

Sayfayı Paylaş