• Merhaba Ziyaretçi.
    "HAYVANLAR" konulu fotoğraf yarışması başladı. İlgili konuya BURADAN ulaşabilirsiniz. Sizi de yarışmaya davet ediyoruz...
  • Kazandığınız her 1000 ÇTL birikiminizi 5 TL ile değiştirip ödeme alabilirsiniz...

11. Sınıf Servet-i Fünun Döneminde Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler)

OBir

Özel Üye
Özel üye
Batılılaşma hareketi Tanzimat’la başlar. Bu hareketin sonucunun alındığı ve Türk edebiyatının modernleştiği dönem, Servetifünun dönemidir. Servetifünun Edebiyatının bu konuda sonuç aldığı ilk edebî tür ise şiir olmuştur. Bunda hareketin başında bulunan Tevfik Fikret’in şiirle uğraşması kadar, toplulukta birçok şairin de bulunmasının payı büyüktür. Başlangıcı asırlar öncesine uzanan Türk edebiyatının her döneminde en önemli tür olan şiir şüphesiz Servetifünun Edebiyatı sanatçıları için de önemli olmuştur.

Servetifünun sanatçılarının ilk hedefi Tanzimat döneminde Türk şiirini modernleştirmek için ortaya konulup tamamıyla gerçekleşmemiş esasların kesin olarak gerçekleştirilmesi olmuştur. Bu esaslar arasında en önemli olanı ise şiirin dış görünüşüydü. Bir geçiş dönemi olarak kabul edilebilecek olan Tanzimat edebiyatında şiir hem Doğu hem de Batı edebiyatının geleneklerine bağlıydı. Divan şiirini acımasızca eleştiren Tanzimat sanatçıları, aynı zamanda Divan edebiyatının nazım şekillerini kullanmaya devam ediyorlardı. Bununla birlikte bazı sanatçılar da Fransız edebiyatından aldıkları nazım şekilleriyle şiirler yazmışlardı. Bu durumun en önemli nedeni, sanatçıların Doğu felsefesi ve Divan edebiyatını öğrenerek büyümüş olmalarıydı. Ancak Servetifünun sanatçıları Tanzimatçılardan farklı olarak tamamen Batılı bir eğitim almışlardı. Bu yüzden de Türk şiirini kendi zevklerine göre tekrar tasarladılar. Batı edebiyatında şiirin şekli ve iç-dış öğelerin birbiriyle uyumlu olması önemliydi. Batı edebiyatında şeklin önemini gören Servetifünun sanatçısı, eserlerinin şekil özelliklerini büyük bir titizlikle düzene sokmuştur.

Servetifünun sanatçıları ilk şiirlerinde Divan edebiyatı nazım şekillerini kullanmış olsalar da hareket başladıktan sonra bu nazım şekillerini bırakmışlardır. Bu dönem sanatçılarının kullandığı nazım şekillerini üç grupta toplamak mümkündür. Bunlar: Fransız ve Batı edebiyatından aynen alınan sone, terza-rima, triyole gibi türler; Divan edebiyatından alınıp değiştirilen serbest müstezat ve ne Batı ne de Divan şiirinde bulunmayıp kendilerinin icat ettikleri türler.

Servetifünun sanatçıları şiirde sembolleri, müziği ve görsel öğeleri fazlaca önemsemişlerdir. Anlatılan konu çok ilginç ya da önemli olmayabilir; ama ele alınan konu şekil ve üslup bakımından mükemmel olmalıdır. Bu durum, Servetifünun sanatçılarının Tanzimat edebiyatçılarının aşırı muhtevacılığına karşı bir tepkisidir. Servetifünun sanatçısı aşırı derecede şekil ve üslup endişesiyle şiirine başlar.

Servetifünun sanatçıları o dönemde kendini iyice hissettiren siyasî baskının da etkisiyle bu tür sosyal konular yerine koyu bir karamsarlığa ve melankoliye sapmışlardır. Bu durumun sonucu olarak da içlerine kapanmışlar; aşk, tabiat, hayal ve sanatla uğraşmışlardır.

Servetifünun sanatçılarının gerek ahengi ön plana çıkaran şiir anlayışı gerekse şiirde şekle fazlaca önem vermeleri onları hece yerine aruzu kullanmaya yöneltmiştir. Ancak onlar aruzu Divan veya Tanzimat sanatçıları gibi değil de yine kendilerine göre değiştirerek kullanmışlardır. Aruzun kalıplarında değişiklikler yapan ve mısra içindeki kelimelere göre kalıpları tekrar değerlendiren Servetifünun sanatçıları aruzun asırlardır süren hakimiyetini de kırmış olurlar. Bu durum elbette ki onların şiir tekniğine verdikleri önemin getirdiği bir başarıdır.

Servet-i Fünun döneminde coşku ve heyecanı dile getiren metinlerin (şiir) genel özellikleri şunlardır:
  • Şiirde konu ve biçim yönünden büyük yenilikler yapılmıştır.
  • Heceyle denemeler olmakla birlikte ağırlıklı olarak aruz vezni kullanılmıştır.
  • Servet-i Fünun şiirinde resim sanatından etkilenilmiştir.
  • Sanat sanat içindir anlayışına uygun bireysel şiirler yazılmıştır.
  • Sadece Tevfik Fikret bireysel şiirler yazdığı ilk döneminden sonra toplumcu şiirler yazmıştır.
  • Şiirlerde aşk ve doğa gibi bireysel konular işlenmiş, sıfatlara ve doğa tasvirlerine bolca yer verilmiştir.
  • Tanzimat sanatçılarından olan R. M. Ekrem’in “Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir.” anlayışıyla hareket edilmiştir.
  • Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir.
  • Şiirde musikiye, şekil kusursuzluğuna önem verilmiştir.
  • Aruz Türkçeye uydurulmaya çalışılmıştır.
  • Aruz kalıpları konuya göre seçilmiş, bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılabilmiştir.
  • Sone ve terza-rima gibi Batı’dan alınan nazım şekilleri ilk kez bu dönemde kullanılmıştır.
  • Serbest müstezat, Servet-i Fünun şiirinde çokça kullanılmıştır.
  • Arapça ve Farsçadan, daha önce kullanılmamış sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir.
  • Divan edebiyatı ve Tanzimat edebiyatından farklı yeni imgeler (beyaz titreyiş, anılarımın gecesi vb.) kullanmışlardır.
  • Süslü, sanatlı bir dil vardır.
  • Anlam bir mısrada değil diğer mısrada tamamlanmış, şiirin bütünlüğüne önem verilmiştir.
  • Şiirde sembolizm ve parnasizmin etkisi vardır.
  • Nazım nesre yaklaştırılmıştır, manzum hikâyeler yazılmıştır.
  • Bu dönemde, mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır.
 

OBir

Özel Üye
Özel üye
Servetifünun Döneminde Mensur Şiir

“Şiir yönü ağır basan düz yazı” anlamına gelen mensur şiirin yaygınlaşması ve edebiyata yerleşmesi Servetifünun Döneminde görülür. Bu dönemde şiirle düz yazı arasındaki farklar azalmış ve şairler, şiirlerini düz yazıya yaklaştırmışlardır. Bu durumun benzeri ise nesir yazarları arasında görülür. “Şiir şeklinde yazılmış düz yazılar” olan mensur şiirlerin ilk örnekleri Tanzimat edebiyatı sanatçıları tarafından verilmiştir. Ancak mensur şiiri bir edebî tür olarak görüp onun üstünde çalışanlar ise Servetifünun sanatçıları olmuştur.

Girye-i Tabiat

Sema-yı sahrayı kesif bir sütre-i matemî istila etmiş, etrafı hazin bir zulmet kaplamış, derin bir sükut içinde baranın aheste aheste sükutundan başka bir şey işitilmiyor.
Şems, bulutlar arasında o derece kesif görünüyor ki bir perde-i şirişk altındaki gözleri andırıyor.
Mevcudat, matem-i tabiate karşı hazin hazin sükût ediyor. Sema giryelerini saçmakta devam ediyor.
Tabiatın şu hal-i melal-engizi beni meclub etti. Sıklet-i baran altında dallarını sarkıtmış olan ağacın altına oturdum.
Gözlerim sahranın menazır-ı ye’s-amizini müştakane, mütelezzizane dolaştı.
Kalbimde bir memnuniyet-i hazine hissediyordum. Mevcudatı benimle beraber girye-nisar-ı yeis görmekte garip bir lezzet buldum.

Bu metinde de görüldüğü gibi mensur şiir, duygu ve hayal dünyamızı etkileyebilecek herhangi bir konuyu, kısa ve çarpıcı bir şekilde, şiirin cümle yapısını ve ahengini koruyarak, şairane bir hava ile ölçü ve uyağa bağlı kalmadan düz yazı şeklinde anlatan edebî türdür.

Servetifünun sanatçıları, yüzlerini Batı edebiyatı ve kültürüne dönmüşler ve Batı edebiyatında da özellikle Fransız edebiyatını örnek almışlardır. Mensur şiir ilk olarak Fransız edebiyatında görülen, Charles Baudelaire, İsidore Duacasse ve Arthur Rimbaud gibi şairlerin oluşturduğu bir edebî tür olmuştur.

Türk okuru mensur şiir örnekleriyle ilk olarak Şinasi’nin şiir çevirileriyle tanışır. Daha sonra diğer Tanzimat sanatçıları değişik örnekler verse de batılı anlamda ilk başarılı mensur şiir örnekleri Halit Ziya Uşaklıgil tarafından verilmiştir. Aynı zamanda bu türün ismini de koyan sanatçıya göre mensur şiir; “Kısa, küçük, hemen zihne doğdukları gibi kâğıt üzerinde rast gele atılıvermiş duygulardan, yol üstünde toplandıkları gibi teklifsiz, tasnifsiz çizilivermiş çizgilerden ibarettir.” Yazdığı mensur şiirlerle edebiyat dünyasına atılan Halit Ziya, Batılı mensur şiirleri kendisine örnek almış ve bu türün edebiyatımıza yerleşmesini sağlamıştır.

Benzerlikleri
  • Her iki edebî türde de ahenk önemlidir. Mensur şiirde ahenk kelime tekrarları ve secilerle sağlanır. Kelime dizimi düz yazıdan farklı olarak ahenk sağlayacak şekilde yapılır.
  • İşlenen temalar ve anlatılan duygular benzerlik gösterir. Mensur şiir, aynen şiirde olduğu gibi duyguları anlatmak amacıyla yazılır.
  • Kullanılan dil benzerlik gösterir. Özellikle de Servetifünun topluluğunun şiirdeki dil anlayışı mensur şiir için de geçerlidir. Şiirde olduğu gibi edebî sanatlara yer verilir.
  • Duygu ve hayaller düz yazıda olduğu gibi uzun uzun değil, kısa bir alanda anlatılır.
Farklılıkları
  • Bu iki türün en önemli farklılığı yapı yönündedir. Şiir dize ve ölçülerle yazılırken mensur şiir düz yazı şeklinde yazılır.
  • Ahenk önemlidir; ancak şiirde ahenk kafiye ile sağlanırken mensur şiirde kafiye ve redif kullanılmaz.
  • “Mensure” adı da verilen mensur şiirin önemli temsilcilerinden olan Halit Ziya Uşaklıgil ilk mensur şiirlerini “Aşkımın Mezarı” adıyla Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlamıştır. 1891 ‘de “Mensur Şiirler” ve “Mezardan Sesler” başlığıyla mensur şiirlerini yayımlamıştır. Bu türün bir diğer önemli ismi olan Mehmet Rauf’un “Siyah İnciler”; Yakup Kadri”nin “Okun Ucundan” ve “Erenlerin Bağından” adlı eserleri edebiyatımızdaki önemli mensur şiir örnekleridir. Bu türde diğer Servetifünun sanatçıları da eserler vermiştir. Fakat mensur şiir, Servetifünun Edebiyatından sonra popülerliğini kaybetmiş ve fazla yaygınlaşmamıştır.
Servetifünun Edebiyatında mensur şiirin önemsenmesinin iki önemli sebebi vardır. Bunlardan birincisi, Batıyı özellikle de Fransız edebiyatını günü gününe takip etmeleridir. Zira mensur şiir Servetifünun Döneminde Avrupa’da özellikle de “sanat için sanat” görüşüyle ortaya çıkan topluluklarda büyük rağbet görmüştür. İkincisi ise mensur şiirin Servetifünun sanatçılarının sanat anlayışına bire bir uymasıdır. Konuşma dilinden farklı bir dil arayışı içinde olan ve duyguları önemseyen Servetifünun sanatçısı mensur şiire önem vermiştir.
 
Top