Ne Zaman KarŞilaŞsak YaĞmur YaĞiyordu !!!

yesim434

Hırçın Karadeniz Kızı Biricik Yeşim
AdminE
Damlalar yere çarpıp bilek boyuna yükseliyordu. Hayvanlar korkuyla kaçacak yer bile arayamadan yere çöküyordu. Çiçekler toprağa yapışmıştı. Özlemle beklenen gelmiş ve özleyeni öldürmüştü sanki. Öyle bir yaz yağmuruydu.

Kuraklığın ardından zincirlerinden boşalmış bir deli gibi gelmişti.

Asfalt yol görünmez olmuştu. Yanında uzanan toprak şeridin üzerinde kalın bir sis tabakası gibi görünüyordu çarpıp geri sıçrayan damlaların yoğunluğu...

Herkes evine kaçmıştı. Bahçeler şaşkındı... Tenteler yırtılmış; masalar, sandalyeler devrilmişti.

Onu, hızla geçen tüpgaz kamyonunun lastiklerinden çıkan fıskiyenin altında "çamur banyosu" yaptığı sırada fark ettim.

Kaldırımda duruyordu. Cılız kollarını kavuşturmuş titriyordu.

O, Nil yani... O gün, o sırada tanıdım Nil'i. Koştum yanına. Paçalarım su içindeydi. Üç aydır makas değdirtmediğim uzun saçlarım üzerime yapışmıştı.

"Burada durmayın bence, hemen evinize girin" dedim.

Birden irkildi. Dudaklarını büzdü önce, sonra somurttu. Bana dönüp "sen git evine!" dedi, "hiç iyi görünmüyorsun!"

Konuşmasında yaşına başına, bu sersemlemiş haline uymayan bir başkaldırı gücü vardı. Bilmem başınıza hiç geldi mi? Gelmediyse talihsizsiniz demektir; hani bir an içinde, o iki saniyecik içinde birisi en derinden kazınır ya beyninize, bana da öyle olmuştu...

İki yeniyetme ruh... Kucaklaşıvermişti o anda. Anladım. Bildim. Adı Nil'di. Upuzun, hayat dolu ama çevresi baştan aşağı çöl bir ırmak.

Evinden kaçtığını sanıyordu; anne babasından, kardeşinden, okulundan kaçtığını sanıyordu. Ama yağmur faka bastırmıştı onu. Alay etmişti onunla sanki. Bir daha da hiç o işe kalkışmadı zaten. Evini sevdi, annesini sever gibi yaptı, babasını özler gibi. Okuluna bağlandı. Galiba bana da bağlandı. Çaktırmadan, rahatsız etmeden, ağırlık vermeden...

Cılız kollarıyla kendi gövdesini kucaklar gibi beni uzaktan uzağa kucakladı. Bunu hep hissettim. Ben ne yaptım? Sevdim onu, söyleyemedim.

Söylediğim zaman da, ne yazık, alttan alta biliyordum ki artık öylesine içten biçimde istemiyordum onu.

O yağmurlu günün akşamüstünde dudaklarıma kondurduğu ıslak öpücüğün bir benzerini artık özlemiyordum. Yollarımız, okullarımız, mahallelerimiz aynldı sonra. Büyüdü Nil. Ben yaş aldım.. Kızlar büyüyor, erkeklerse yaş alıyor; en içeride hâlâ "küçük" kalarak...

Sonra kadınlar yaşlanıyor; erkekler bir süre daha idare ediyormuş gibi yapıyor. Tuhaf bir uyumsuzluk değil mi? Neyse...

Nil'le yıllar sonra yine karşılaştık. Olgun bir kadındı artık. Yine beklenmedik, hatta saçmasapan bir karşılaşmaydı.

Yine çarpıştık, yine sarsıldık, yine kucakladık birbirimizi, yine yaralarımızı sardık, sargıladık... Dışardan bize bakanlar "eski bir aşkın ortalığı toza dumana katan dirilişi" ni görmüşlerdir belki. Hayır. Yanlış.

Ah şu geçmişin izleri! Tene atılan derin ve silinmez çizikler!.. (Ten bedenin değil, ruhun dış çeperidir; bir gün anlatırım!)

Geçmiş, kötü alışkanlıklar gibidir. Üstesinden gelinmesi, terk etmesi çok güçtür. Hep peşinizden gelir.

Nil'i önce aşkla sonra şefkatle sevmiştim. Bir daha hiç değişmiyordu bu tahter*******linin sahramı.

Bir daha aşka geri dönemezdik. Çünkü Nil'in kolları hep cılız kalmıştı... Çünkü ben ona her bakışımda fısıldıyordum: "Burada durmayın, en iyisi evinize girin!" Sanki ne zaman karşılaşsak müthiş bir yağmur boşanıyordu. Olmazdı. Olamayacaktı.

Haşmet Babaoğlu
 
Geri
Top