Kendini Tanımak

YoRuMSuZ

Biz işimize bakalım...
Kendini Tanımak - 1

Daha mutlu ve daha başarılı bir yaşam için altın kural: Kendini Tanımak! Hayattan keyif almak, dünyada geçirdiğimiz sayılı günleri tüketirken kendi değerlerimizin, yetenek ve potansiyelimizin farkına vararak, bunlardan faydalanarak yaratıcının istediği bir hayatı dünya üzerinde resmetmek için kendimizi tanımalıyız.

Hayattan keyif almak, dünyada geçirdiğimiz sayılı günleri tüketirken kendi değerlerimizin, yetenek ve potansiyelimizin farkına vararak, bunlardan faydalanarak yaratıcının istediği bir hayatı dünya üzerinde resmetmek için kendimizi tanımalıyız.

Tarih kitaplarının sayfaları bu insanların bir ömre sığdırdıkları icatlarla, keşiflerle ve diğer başarılarla doludur. Kendilerini tanıdıkları ölçüde ortaya koydukları değerlerle hem tarihin tozlu sayfalarında hem de gönüllerde değişmez yerler edindiler.

Tüm insanlar verimli birer tarla gibidir. Önemli olan bu tarlaya uygun tohumu ekip, uygun su miktarını ve gübreyi doğru tespit edebilmektir. Pamuk ekilebilecek bir tarlaya arpa ekerseniz verim alamazsınız. Güneş de size yardım edemeyecektir. Ekim yapmadan önce tarlanın toprak cinsini, iklim şartlarını ve çiftçiliği iyi öğrenmelisiniz.

İnsan kendisini verimli ve etkili bir hale getirmek için de kendini iyi tanımalı, gelişim hızını, ilerleme isteğini, hayattan ve kendisinden neler beklediğini, bu istek ve beklentilere ulaşmak için neler yapabileceğini, dünyada var oluş amacını ve bu amaca uygun olarak yapması gerekenleri iyi düşünmeli, öğrenmeli ve yapmalıdır.

Kendini tanıyan insan için şu an yaşadığı hayattan daha iyi bir hayat tarzı her zaman mümkündür ve onlar bu hayat tarzına doğru ilerlemektedirler.
İnsan kendini tanımaya başladığı zaman kendinden daha çok faydalanır ve provası olmayan bu hayattan diğer insanlara göre daha fazla huzur, keyif, verim alır ve yüksek bir mutluluk düzeyi ile beraber özgüveni de artar.
Kendini tanıyan insan provası olmayan bu dünya sahnesinden en büyük alkışı alarak ayrılır.

Kendini tanımayan insan tarlasındaki toprağın cinsini bilmeden ekim yapan çiftçi gibidir. Bu çiftçi killi toprakta buğday yetiştirmeye kalkar. Kendini tanımayan insan kendine nasıl yatırım yapacağını, yeteneklerini, potansiyelini, hayatının anlamını, amacını bilemez ve sık sık karamsarlık içinde can sıkıntısı içinde yaşar.

Evde, iş yerinde, okulda ya da her hangi bir yerde karamsar ve sıkıntılı olduğunuz bir anınızı hatırlayın. Kurtulmak için neler yaptınız? Hangi sonuçları elde ettiniz? Bu sonuçlar istediğiniz sonuçlar mıydı? Düşüncelerinizde sadece dünya mı vardı yoksa inançlı bir insan olarak ahiret hayatı da düşüncelerinizde rol oynadı mı?

İnsan hayatını kendini tanıdığı ölçüde güzelleştirir.

Günümüzde kendini tanımayan milyonlarca insan istemediği yerlerde yaşıyor ve kendini tatmin etmeyen, potansiyel ve yeteneklerini kullanamadığı, kendini gerçekleştiremeyeceği işlerde çalışıyor. Hayatın anlam ve amacını bilmeden yaşayan birçok insan, yaratıcının insana yüklediği görev ve sorumluluklardan uzak bir hayat sürdürüyor.

İnsan Kendini Tanımak İçin Neler Yapabilir?

Ünlü Alman düşünürü Goethe'ye göre; bir insanın ulaşabileceği en yüksek düzey, kendi inanç ve düşüncelerinin farkına varmak, kendini tanımaktır.
Kendini tanıyan insan bulunduğu her ortamı iyileştirmeye çalışır. İnsanlara kızmak yerine onlara yardım eder. Kendini tanıyarak ışığa ulaşan insan diğer insanların da bu aydınlığa ulaşması için onlara yardım eder.

Kendini tanıyan insan "Doğrularımla ve yanlışlarımla ben buyum." der ve yanlışlarını düzeltmeye çalışır.

Yıllar önce dört adam Kawir Çölleri’nde bir kervanla yolculuk ediyorlarmış. Akşam olduğunda ateşin etrafında oturuyor, deneyimleri hakkında konuşuyorlarmış. Dördünü’nde develere hayranlığı varmış.

Develerin huzurlu hallerine şaşırıyor, güçlerini takdir ediyor ve sabırlarını ibret verici buluyorlarmış. İçlerinden biri:

"Biz kalem ustalarıyız, bu hayvanları övmek ve tanıtmak için yazalım veya çizelim." demiş.

Bu sözleri söyler söylemez bir parşömen kağıdı alarak yağ lambasıyla aydınlanan çadıra girmiş. Birkaç dakika sonra dışarı çıkmış ve çalışmasını arkadaşlarına göstermiş. Kağıtta dinlenme pozisyonundan kalk- maya hazırlanan bir deve çiziliymiş, hem de o kadar güzel çiziliymiş ki insan canlı olduğunu düşünebilirmiş.

Daha sonra ikinci adam çadıra girmiş ve bir süre sonra develerin kervana sağladıkları yararların yazılı olduğu edebi bir yazımla dışarı çıkmış. Üçüncü olarak çadıra giren alim ise, büyüleyici bir şiir yazmış.

En son dördüncü alim çadıra girerken diğerlerini kendisini rahatsız etmemeleri konusunda uyarmış. Birkaç saat sonra ateş sönmüş ve çadırın dışındakiler uykuya dalmışlar. Fakat loş çadırdan hala kalem sesleri ve monoton bir şarkı melodisi geliyormuş. Arkadaşları dördüncü günde onu, iki ve üçüncü günde olduğu gibi boşuna beklemişler. Sonunda beşinci gün çadırın girişi açılmış ve çalışkanların çalışkanı yorgun bir halde morarmış gözlerle ve çökmüş yanaklarla dışarı çıkmış. Çenesi kısa ve sert sakallarla kaplıymış. Yorgun adımlarla diğerlerine yaklaşmış ve bir tomar parşömen kağıdını önlerine koymuş. Birinci rulonun üzerinde büyük harflerle şöyle yazıyormuş:

"MÜKEMMEL BİR DEVE YA DA BİR DEVE NASIL OLMALI?"

Siz şimdiye kadar kendinize “Mükemmel bir insan ya da bir insan nasıl olmalı?” diye sordunuz mu?

Kendini tanımak isteyen insan da kendine sorular sormalı ve cevabını aramalıdır.

Kendini tanıma zorlu bir süreçtir. Kendini tanımak isteyen insan büyük bir azim ve kararlılıkla kendi üzerinde çalışmalıdır.

İnsanlığa "Kendini bil!" diye seslenen Eflatun'un bu sözünde birçok anlam gizlidir. Bu söz bize; ne istediğini bil, kendi sınırlarını ve zayıflıklarını bil, diğer insanların gözünde ne olduğunu bil, kendi isteklerinin ve niyetlerinin farkında ol, etrafında olup bitenlerin farkında ol, her alanda farkında oluşunun derecesini artır demektedir.

İnsan kendini tanımayı gaye edindiği zaman bu iştahı giderek artar. Kendisi hakkında bilgisi olan kişi hem özgürlüğüne kavuşur hem de kendini iyi yönetir. İnsan kendini bildiği zaman Rabbini de bilir.



İşte insanın kendisini tanımak için kendine sorabileceği birkaç soru:
  • Hayatımın anlamı ve amacı nedir?
  • Var oluşumun bir sebebi var mı?
  • Niçin yaşıyorum?
  • Hayatımda hangi kararları almış olsaydım şimdi arzu ettiğim yerde olurdum?
  • Şu an bulunduğum konum istediğim bir konum mu?
  • Hayatımı ben mi yönetiyorum?
  • Ruhsal yapımı kontrol edebiliyor muyum?
  • Diğer insanlara göre daha iyi yaptığım şeyler var mı?
  • Davranışlarım mantıklı mı yoksa duygulu mu?
  • Yardımsever ve cömert miyim yoksa çıkarcı mıyım?
  • Olgunluk derecem tepkilerimi kontrol edecek ve yönlendirecek kadar yüksek mi?
  • Düşünce sistemim soyut mu yoksa pratik mi?
  • Huzur kavramından ne anlıyorum?
  • Huzurun kaynağı ne?
Bu sorulara gerçekçi cevaplar verildiğinde insanı harekete geçirecek sonuçlara ulaşılacağı görülecektir.

Kendini tanıyan kişi gerçekçidir. Her zaman doğru bildiği düşünceleri hayatına geçirir. Pişman olacağı işlere girişmez. İhtiyaçlarını bilir, onları temel ilke ve prensipleri ışığında karşılamaya çalışır.

Kendini Tanımak = Davranışların ve oluşturduğu etkileri farkında olmak, bunları kontrol etmek, sonuçlarını bilmek ve kabullenmektir.
 

YoRuMSuZ

Biz işimize bakalım...
Kendini Tanımak - 2

İnsan kendini nasıl tanır? Bir insan kendini nasıl tanır?

Bir turnusol kâğıdını nasıl asite soktuğumuzda kırmızı, baza soktuğumuzda mavi olursa, insan da kendisinin farklı ortamlara girdiğinde verdiği farklı tepkilerle kendini tanır. Basit bir şekilde dağa tırmandığımızda bundan hoşlanıyorsak ya da matematikle uğraştığımızda bundan hoşlandığımızı anlıyorsak, neden hoşlandığımızı anlamanın yolu, yeni bir şeyler denemektir. Buradaki püf noktalarından bir tanesi, birinci denemede bunu anlayamayız. Bu işi sürdürmemiz gerekir. Örneğin, hiç araba sürmemiş birisi, ilk araba sürme denemesinde olasılıkla bu işten zevk alamaz; çünkü bu motor beceriye sahip olmadığından zorlanır ve keyfini kaçırır. Ne zaman araba sürme işine hakim olur; o zaman araba sürmenin kendisine zevk verip vermediğini söyleyebilir. Öyleyse insanın neyi sevip sevmediğini anlaması için denemeler yapması ve bu denemeleri önyargı evresini geçinceye kadar sürdürmesi gerekir.

İnsanın kendini tanımasıyla ilgili süreçte en önemli maddelerden bir tanesi, başkasının gözüyle kendisini görebilmesidir. Örneğin, birisi kendi gözüyle yaptığı işlerde kendisini son derece yetersiz hissediyor olabilir. Bu konuda dışa vurmamaya çalıştığı bir aşağılık kompleksi geliştirmiş olabilir. Fakat dışarıdan tam tersine son derece becerikli ve yeterli görünüyor olabilir. O zaman çevredeki insanların bizi nasıl gördüklerini de düşünmeliyiz. Bizi nasıl gördüklerini öğrenmenin iki yolu var. Birincisi sorarsak söylerler; bazen sormasak da söylerler; ikincisi ise hiç sormadan onların değerleriyle bizi nasıl gördüklerini düşünmemizdir. Bu çalışma hakkında dikkatli olmak gerekir.

Çünkü bizi dışarıdan gören bir nesnel (objektif) olmayabilir; önyargıları olabilir. Dolayısıyla dışarıdan bizi gören birinin değerlendirmelerini olduğu gibi doğru kabul etmek uygun olmayabilir. Bir taraftan da dışarıdan bizi gören birinin bazen acıtıcı yorumları canımızı sıkar ve onları duymak ve kabul etmek istemeyiz. Burada insanın kendisine dürüst olması gerekir.

Kendini tanımanın bir yolu da, bir olay yaşandıktan sonra insanın toplama çıkarma işlemindeki gibi olayın altını çizip, şimdi ne oldu? "Benim bu olayın gelişmesine olumlu/olumsuz katkım nedir?" şeklinde bir muhasebe yapmak, insanın kendini tanımasına yardımcı olur.

İnsanın kendisini tanımasının çok ilginç ve eğlenceli bir yöntemi de, insanın kendisiyle söyleşi yapmasıdır. Bir söyleşide bir taraf durmadan soru sorar; diğeri de cevaplar. Bu yöntemde kendini tanımaya çalışan kişi, ikisini birden yapar. İşte size bazı sorular: Ben kimim? Amacım ne? Benim bu evrendeki görevim nedir? Beni neler üzer? Neler sevindirir? Neler kızdırır? Benim temel değerlerim ne? Yaşamımı sürükleyen şey ne? Benim lokomotifim nedir? Beni çekip götüren, beni heyecanlandıran nedir? Yaşamımda bir mucize olacak olsaydı, bu ne olurdu? Planlama becerilerim nasıl? İletişim becerilerim nasıl? Hobilerim, çalışmadığım zamanları değerlendirmek için geçirdiğim uğraşlarım neler? Nasıl sorun çözüyorum? Zorluklara nasıl tepki veriyorum? Nelerde başarılıyım? Nelerde başarısızım? Zayıf yönlerim ve üstün yönlerim neler? Öldüğüm zaman ne ile hatırlanmak isterim?

Kaynak: Melih Arat (Zaman)
 

yesim434

Hırçın Karadenizli
V.I.P
Hazreti Süleyman’ın çok değer verdiği bir kuş olan Hüt Hüt’ün aklını bir soru kurcalamaktadır. İnsanların bir kralı varsa, kuşların da bir kralı olmalıdır. Bu kimdir nerededir?


Araştırmalarının sonunda Kuşların kralının Simurg olduğunu ve Kaf dağının ardında yaşadığını öğrenir. Hüt Hüt bine yakın kuşu rahat yaşamlarını bırakarak kuşların kralını bulmak üzere ikna eder ve birlikte Simurg’a ulaşmak üzere yola çıkarlar. Ancak yol uzun ve engellerle doludur. Fırtınalar, soğuk, rüzgarlar ve aşılması zor dağlar, engin denizleri geçmek kolay değildir. Bu zorlu yolculuğu ancak otuz kuş tamamlar. Saraya vardıklarında karşılayanlar onlara niçin geldiklerini sorarlar. Hüt Hüt de onlara Simurg’u görmek için çetin yolculukta ölümü göze alan arkadaşlarını anlatır ve gelen otuz kuşun Simurg’u mutlaka görmek istediklerini belirtir. Kuşları büyük bir salona alırlar ve orada bulunan otuz tahta oturturlar. “Simurg geliyor”, “Simurg geliyor” sözleri hepsini heyecanlandırır, kalpleri hızla çarpmaya başlar ve oturdukları tahta mıhlanırlar. Yoğun ses ve kanat rüzgârı estiğinde her birinin karşısında bir adet olmak üzere otuz ayna gelir. Ve kuşlar aynada kendilerini görürler. Aslında Farsça’da “simurg”, “otuz kuş” demektir.

Kendimizin kralını bulmak üzere bu çetin yolculuğa çıkılıyorsa ortada bir ülkü var demektir. Bu zorlu yolculuk sonunda baştaki sorunun yanıtının kendimizde olduğunu anlamak yeter mi? Ya da daha provokatif bir soruya ne dersiniz? İyi de ne var bende? Kendimde olan nedir? Daha basitleştirecek olursak soruyu “Kendini tanımak mümkün müdür?” Yoksa kolay mıdır desek?


Analitik olarak bakarsak mümkün olabileceğini düşünüp eyleme geçmek gerekir. Yani verileri toplamak ve değerlendirmek. Sonunda bir muhakeme yapmak. Gördüğünüz gibi çözüm istikameti belli ama yol Kaf dağlarına gitmek kadar olmasa da zor.

Başlangıçta hedefi doğru belirlemezsek vardığımızda aldığımız yanıt da bizi tatmin etmez. Yani hedef kendini tanıma olmamalı. Peki ne olmalı?

Bu yolculuğun kolay olmadığını söylemiştim. Dört aşama var:
  1. Kendini Tanıma
  2. Kendini Bilme
  3. Kendini Kabul Etme
  4. Kendini Bulma
Bu aşamalar birbiri üzerine inşa edilmiştir yani bir alttaki olmadan üstteki olmaz. Nihai hedef son aşamayı yaşamaktır.


Kendini Tanımak ne demektir? Davranış bilimlerinde ve duygusal zekâ yetkinliklerinde kendini tanımanın tarifi şöyle yapılır: Kendi güçlü ve zayıf yönlerini tanıma. Nedir güçlü yanlar? Bunları bir alışkanlık ve davranış biçimi olarak ifade etmek gerekir, yani tanımda bir fiil kullanılmalıdır.


Örnek: “Ben okurken dikkatli okurum.” veya “Ben hızlı ve dikkatsiz okurum.”


Bunun sonucu nedir, nasıl ölçülecektir? Okuduğumuz anlayıp anlamadığımız veya detayları kaçırıp kaçırmadığınız bunun göstergesidir.


Bunun gibi onlarca fiil düşünüp kendinizi denetleyebilirsiniz. İş hayatında çalışanların işlerini kolaylaştıracak başka bir kavram var. Becerileri bilgiyle harmanlayıp iş sonuçları üretmek için “yetkinliklere” ihtiyacımız var.

Farklı kaynaklarda ve farklı şirketlerde ve tabi farklı seviyeler için bu yetkinlikler tanımlanmıştır. Başarılı olanla başarısız olanı ayırt eden bu kavramlar örneğin bir satış temsilcisi için yedi adettir Bir satış müdürü için de yedi yetkinlik tanımlanmıştır ama bunlar satış temsilcisininkilerle aynı değildir.


İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır



Amacımız bu yetkinlere girmek değil. Esas soru insanlar kendilerini nasıl değerlendiriyorlar? İnsanlar kendilerini doğru değerlendirebilirler mi? 2014 yılında yapılan bir araştırmada(1) 80 kişinin Değerlendirme Merkezi(2) sonuçları, self assessment(3) sonuçları ile karşılaştırıldı. Yani “deneyimli gözler objektif yaklaşımlarla bir kişin yetkinliklerini nasıl görüyor?” sorusunun karşısında “Bu assessmente giren kişiler kendilerini nasıl görüyorlar?” sorusu.

Sonuçlar çarpıcı. İnsanların ancak yüzde 25’i kendilerini doğru değerlendirebiliyor. Bu araştırmanın yetkinlik bazında kırılımına baktığımızda farklı sonuçlar görüyoruz ama onlar da pek iç açıcı değil. İnsanların ancak %50’ye yakını kendilerinin takım çalışmasına yatkın olup olmadığını doğru değerlendirirken %9’ si organizasyonel farkındalık konusunda kendisini yanlış değerlendiriyor. Araştırmanın bir sonucu da performansla ilgili. Kendini doğru değerlendiren en iyi % 20 kişinin iş performansları da yüksek. Kendini doğru değerlendirmeyen kişilerin performansları ise tatmin edici değil. Özet olarak kendini doğru değerlendirmek kolay değil. İnsanlar zannettiklerinin aksine, kendilerini tanımıyorlar, ya da kendilerini doğru değerlendiremiyorlar.

Peki bu en zor aşamayı geçmek için ne yapılabilir?

İnsanın kendi hakkında düşünmesi tavsiye edilir en başta. Bu adım kolay değildir. Tefekküre dalsanız bile buradan somut bir çıktı elde etmek zordur. İnsan kendi içinde diyalektik bir yaklaşımla her bulduğunun aksini söyleyebilir ve kendini ikna edebilir. Yine de en güvenilir kaynak kendimiziz. Bunu yapılandırılmış bir şekilde yapmazsak hayale dalar, kendi içimizde kaybolur ve belki de düşünürken uyur kalırız. Yapılandırmış yöntem birkaç soru eşliğinde kendiniz hakkında düşünmeniz, bu düşünceleri ve duygularınızı dile getirmeniz hatta yazmanızdır. Bundan sonra yapacağınız tefekkür belki biraz daha yararlı olabilir. İkinci bir kaynak da güvenilir ve bizimle bir çıkar ilişkisi olmayan kişilerden geri bildirim istemektir. Bunun da yapılandırılmış bir şekilde olması toplanan verilerin niteliğini artıracaktır.

Peki Kendini Bilmek ne demektir. Kendini bilmek tanımanın bir üst aşamasıdır. Kendini tanımada yalnız bir yargı veya değerlendirme varken kendini bilmekte bu durumun algılandığını, görüldüğünü ifade etmek de vardır. Birincisi yalnız durum tespiti veya açıklama iken ikincisi dile getirmektir. Yani biri size “sen dikkatsiz okuyorsun bak hızlısın ama dikkatsizsin, sözleşme maddelerini atlamışsın “dediğinde (buna geri bildirim deniyor) bunu görmek ve uygun görmek kendini bilmektir. Burada “ama küçük yazılmış”, “fakat vakit dardı” demeye başlıyorsanız “kendini bilmek” adımından geçememişsiniz demektir. Benzer şekilde kendinden kaynaklanan hataları kabul etmek de Kendini Bilmek aşamasının bir eylemidir.

Bir sonraki aşama Kendini Kabul Etmektir. Aşamalar arttıkça siz de merdivende bir üst basmağa çıkıyorsunuz. Bir önceki aşamada bir yetkinliğiniz veya alışkanlığınızın zayıflığını veya kendinizden kaynaklanan bir hatayı kabul etmenizden söz edilmişti. Buradaki kabul etmek ise bir bütün olarak kendinizin tam ve nasılsanız öyle olduğunuzu isteyerek onaylamanızdır. Yani tek bir yetkinlik değil tüm güçlü ve gelişime açık yetkinliklerinizle “siz sizsiniz”. Ve öyle olduğunuzu kabul ve ikrar ediyorsunuz, yani saklamıyor, doğruluyor ve söylüyorsunuz. Bu aynı zamanda kendinize duyduğunuz saygıyı ifade eder. İnsanın özdeğeri de bu kabulle güçlenir. Özgüvenimiz çeşitli durumlarda olumsuz etkilenebilir ve değişkenlik arz edebilir. Özdeğerimiz sağlamsa biz özgüvenimizin yüksek olmadığı durumlarda bile ayakta dururuz.

Son aşama ise Kendini Bulmaktır. Son aşamada kendimiz olarak harekete geçmek ve her ne iş yapıyorsak onu kendi sınırlarımızı bilerek ve haz duyarak, sonuç elde etmek üzere uygulamaktır. Bunu yapan kişilere ne mutlu. İşte bunun göstergesi mutlu olarak çalışmaktır. Akış haline sık sık girmek ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadan çalışmaktır. İşine seve seve gitmektir. Kendinizi bulmadığınız zaman ayaklarınız ters ters gider. Bir an önce akşam olsa da gitsek dersiniz. Pazartesilerden nefret edersiniz. Bahane olarak da az para aldığınızdan veya amirinizin hiç takdir etmediğinden söz edersiniz. Kendini bulan kişileri gözlerindeki sevecenlikten dışarıya yansıttıkları olumlu tutumdan ve darboğaz anlarında çözüm aramalarından anlarsınız.


İnsanı ancak kendisi tamamlar
İçinde başka dışında başkasın
Eksiğin fazlana elbet bulaşacak
Öbürü sığacak bunun derisine
Yoksa sabaha çıkamazsın


Atilla İlhan

Yıllarca aradım kendi kendimi
Hiçbir türlü bulamadım ben beni
Hayal mıyım ürüya mı bilinmez
Hiçbir türlü bulamadım ben beni


İnsan mıyım mahluk muyum ot muyum
Ekilir biçilir bir nebat mıyım
Yoksa görünüşte bir sıfat mıyım
Hiçbir türlü bulamadım ben beni


Leyla mıyım Mecnun muyum çöl müyüm
Arı mıyım çiçek miyim bal mıyım
Köle miyim bir güzele kul muyum
Hiçbir türlü bulamadım ben beni


Varlığım yokluğum bir Veysel adım
Gök kubbede kalacaktır ses kadim
Elli üç yıl kendi kendim aradım
Hiçbir türlü bulamadım ben beni


Aşık Veysel


Kaynakça


1.
Bahçeşehir Üniverstitesi İngilizce MBA sınıfı 2014 yaz dönemi; Şaban Pertek; Danışman: Fuat Yalçın

2. 1987 yılında Uluslararası Asesörler Birliği kuruldu ve bir değerlendirme merkezinin nasıl işlemesi gerektiği saptandı. Birden fazla deneyimli, eğitimli asesörün katılımı ve ikiden fazla yöntem ve vaka uygulandığı zaman bu harici gözlerin bir kişinin yetkinliklerini doğru olarak %89 ‘a varan isabetle ölçülebileceği yine davranış bilimcileri tarafından teyit edildi.

3. Assessment Systems Inc. Türkiye ; SPICA DUYGUSAL ZEKA YETKİNLİKLERİ TESTİ (140 soruluk online test ile yapılmıştır)
 

Top