• Kazandığınız her 1000 ÇTL birikiminizi 5 TL ile değiştirip ödeme alabilirsiniz...

İslamiyet’in Etkisi Altında Gelişen Türk Edebiyatının İlk Ürünleri

YoRuMSuZ

Biz işimize bakalım...
İslam kültürünün etkisini taşıyan ilk edebiyat ürünleri, Karahanlılar döne-minde verildi. İslamiyet’in etkisini taşı-yan bu ilk Türkçe yapıtlar, Hakaniye Türkçesi (Doğu Türkçesi) ile kaleme alınmıştır.

GEÇİŞ DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ

  • Bir yandan eski edebiyat anlayışı sürer-ken bir yandan da yeni edebiyat anlayışı çerçevesinde yapıtlar ortaya konmuştur.
  • Dilde Arapça ve Farsça sözcükler ço-ğalmaya başlamıştır.
  • Uygur alfabesi yanında Arap alfabesi de kullanılmıştır.
  • Ulusal ölçümüz hece ölçüsü yanında aruz ölçüsüne de ağırlık verilmeye baş-lanmıştır.
  • Şiirlerde dörtlük nazım birimi yanında beyit nazım birimi de kullanılmıştır.
GEÇİŞ DÖNEMİNDE ÖNEMLİ YAPITLAR:

KUTADGU BİLİG (Yusuf Has Hacip) (11.yüzyıl)
  • Yusuf Has Hacip
    Kutadgu Bilig, “Kutlu, mutluluk veren bilgi” anlamına gelir.
  • Yapıt, Doğu Türkçesi (Hakaniye Türkçesi) ile kaleme alınmış, yabancı sözcük kullanmamaya özen gösterilmiştir.
  • Türk diliyle yazılmış ilk mesnevidir. İlk kez nazım birimi olarak beyit, ölçü olarak da aruz bu yapıtta kullanılmıştır.
  • 6645 beyit ve 85 bölümden oluşur.
  • Şiirsel öykü biçiminde düzenlenmiş olup karşılıklı konuşmalar yapıta bir tiyatro metni havası katmıştır.
  • Yapıtta, ideal devlet düzeninin nasıl olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Ayrıca insan yaşamının anlamı, insanın toplum içindeki yeri ve görevleri anlatılmıştır.
  • Yusuf Has Hacip, devletin insanına; insanın da devletine karşı görev ve sorumluluklarına kendi döneminin gerçekleri çerçevesinde bakarak yapıtını oluşturmuştur.
KUTADGU BİLİG’DEN

kamugnung firakı yakın ya ırak
ölümnüng firakı yırak bı firak

tili yalgan erning cefa kılkı ol
cefa kimde erse us ol yılkı ol

kiming oglagu bolsa oglı kızı
angar yıglayu boldı munglug özi

ol üç neng kiming bolsa keldi kutı
bu üç neng kiming bolsa yitti atı

sınamıs bütülmis kisig tut katıg
sanga teggey andın tümen ming tatıg

sözüg barça tıngla yime bütme terk
köngül sırrı açma katıg kizle berk

men is kılguçı men sen is körgüçi
isig körgüçidin bilür kılguçi

ukussuz kisini kisi timegü
neçe sözlese söz yine bütmegü

kamug isni uktung ma bilding özün
mangama bagırsak sen kılkın sözün

ötüg birdi ögdülmis aydı bu beg
yorayın bu sözni köngülteki teg
 

YoRuMSuZ

Biz işimize bakalım...
DİVAN-Û LÛGAT-İT TÜRK (Kaşgarlı Mahmut) (XI.yüzyıl)

Çağının Türk dili, Türk kültürü, sosyal yaşamı ve toplumunun özellikleri hakkında bilgi veren Divan-û Lûgat-it Türk büyük ve çok yararlı bir sözlük niteliğindedir.

Kaşarlı Mahmut
XI. yüzyılda yaşamış olan Kaşgarlı Mahmut hakkında bek bilgimiz yoktur. Hakkındaki bilgileri de yine eserindeki anlatımından almaktayız.

Karahanlı Devleti içinde soyca tanınmış bir aileden geldiği sanılmaktadır.

Kaşgarlı Mahmut’un Türkçe’nin dil yapısını çok iyi bildiğini, Türk ağızlarını rahatça ayırt edebilecek, kolayca anlayabilecek düzeyde bilgi sahibi olduğunu anlıyoruz.

Hemen hemen bütün Türk illerini, bölgelerini, bozkırlarını, obalarını birer birer gezmiştir. Türk dili, Türk kültürü, Türkün günlük yaşamı, halk şiiri ile ilgili karşılaşmışsa onu almış, toplamış, sonra da inceden inceye işlemiştir.

Divan-û Lûgat-it Türk 1072’de tamamlanmış büyük bir sözlüktür.
Türk dilini özellikle Araplara öğretmek amacını güder.
Yapıtta 7500 adet Türkçe sözcük bulunmaktadır.

7500 sözcüğün dışında bulunan ata¬sözleri, deyimler ve şiir parçaları bu sözcüklerin cümle içindeki kullanımlarına örnek olarak kitaba alınmıştır.

Divan-û Lûgat-it Türk, Türk edebiya¬tında yazılan ilk sözlüktür.

Divan-ı Lügati’t Türk’ü edebiyat dünya¬sına Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi ka¬zandırmıştır.


DİVAN-I LÜGATİ’T TÜRK’ TEN

İmdi, bundan sonra Muhammet oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmut der ki;”Tanrının devlet güneşini Türk burçla¬rında doğdurmuş olduğunu ve onların mülkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulun¬duğunu gör¬düm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onlara yeryüzüne il¬bay kıldı. Zamanımı¬zın hakanlarını onlar¬dan çıkardı; Dünya uluslarının idare yularını onların ellerine verdi, onları herkeze üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalı¬şana, onlardan yana olana azizi kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimse¬leri kötğlerin –ayak takımını- kötülükle¬rinden korudu. Okları dokunmaktan ko¬runabilmek için, aklı olana düşen şey, bu adamların tututuğu yolu tut¬mak oldu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gön¬lünü almak için onlarındilleriyle konuşmakatan başka yol yoktur.

(Divan-ı Lugati’t Türk önsözünden)
 

YoRuMSuZ

Biz işimize bakalım...
ATABET’ÜL HAKAYIK (Edip Ahmed) (XII.yüzyıl)

Yüknekli Edip Ahmet’in XII.yüzyılın ilk yarısında yazdığı yapıtıdır.

Edib Ahmed bin Mahmud Yüknekî
“Gerçeklerin eşiği, basamağı” anlamına gelen yapıt, şiirsel bir ahlak kitabıdır.

“Atabet’ül Hakayık”, Türk İslam kültürünün çevresi ve çerçevesi içinde kişilerin eğitimi ve toplumun düzeni için konulmuş olan esasları Türk dili ile manzum bir biçimde telkin etme ve öğütleme amacı taşımaktadır.

İyiliği, doğruluğu, bilgeliği, cömertliği, alçakgönüllülüğü ;bunlara ben-zer yüksek nitelikleri ve özellikleri övmesine ve öğütlemesine bakılarak Edip Ahmet’in daha yaşadığı yıllarda çevresini aydınlatan, yol gösteren bir veli gibi hareket ettiği ve çevresinin de onu böyle kabul ettiği anlaşılıyor.

Kitabın başındaki 80 beyitlik bölüm dışında yapıt tamamen dört-lüklerden oluşmuştur. Dörtlükler (a a x a) biçiminde uyaklanmış olup Kutadgu Bilig’in ölçüsü ile kaleme alınmıştır.


ATABET’ÜL HAKAYIK’TAN

Bilgi
Biligdin urur men sözümke ula
Biligligke ya dost özüngni ula
Bilig birle bulnur sa'adet yolı
Bilig bil sa'adet yolmı bula

Bilgiden vururum sözüme temel,
Bilgiliye ey dost, bağla gönül.
Bilgiyle bulunur saadet yolu,
Bilgi bil, saadetin yolunu bul.

Süngekke yilig teg erenke bilig
Eren körki akl ol süngekning yilig
Biligsiz yiligsiz süngek teg hali
Yiligsiz süngekke sunulmaz elig

Kemikte ilik gibidir insana bilgi,
İnsan zîneti akıl, ilik kemiğinki.
Cahilin iliksiz kemik gibidir hâli,
İliksiz kemiğe kimse uzatmaz eli.

Bilig birle alim yokar yokladı
Biligsizlik erni çökerdi kodı
Bilig yind usanma bil ol hak resul
Bilig cinde erse siz arkang tidi

Bilgi ile âlim yukarı yükseldi,
Bilgisizlik insanı bıraktı geri.
Bilgi ara, usanma, bil ki hak Resul,
Bilgi Çin'de olsa arayın dedi

Dil
Eşitgil biliglig negü tip ayur
Edebler başı til küdezmek tiyür
Tiling bekte tutgıl tişing smmasun
Kah çıksa bektin tişingni sıyur

İşit, bilgili neler deyip söyler,
Edebin başı dili gözetmek der.
Dilini sıkı tut, dişin kırılmasın.
Eğer çıksa dilin, dişini kırar.

Tili yalgan erdin yırak tur teze
Keçür sen me umrüng könilik öze
Ağız til bezeki koni söz turur
Koni sözle sözni tilingni beze

Dili yalan yerden ırak dur, kaçın;
Geçir sen de ömrünü doğruluk üzre.
Ağız dil bezeği doğru söz olur,
Doğru söyle, söz ve dilini
 

YoRuMSuZ

Biz işimize bakalım...
DİVAN-I HİKMET (Ahmet Yesevi) (XII.Yüzyıl)

İlk Türk tarikatı olan Yesevi’liğin kurucusudur. Bu tarikat, hem Orta Asya’da hem de Anadolu’da yüzyıllarca etkili olmuştur.

Ahmet Yesevi
Şiirlerine “hikmet”, yapıtına da “Divan-ı Hikmet” adı verilmiştir. (Hikmet, bilgece söz anlamındadır.)

Ahmet Yesevi bu yapıtında tasavvufi düşüncelerini temiz bir Türkçe ve yalın bir halk söyleyişiyle dile getirmiş ve bu yolda kendinden sonra gelen Yunus Emre’ye öncülük etmiştir.

Yapıtın bir bölümü dörtlüklerden oluşmuştur. Bunlar koşma biçimin-de ve hece ölçüsüyle söylenmiş şiir-lerdir. Ayrıca birçok şiir de aruz ölçüsüyle, gazel ve mesnevi biçiminde kaleme alınmıştır.

Ahmet Yesevi, “Hikmet” adı verilen ve eğitici (didaktik) yönü ağır basan şiirlerinde genellikle tasavvuf düşüncesi, dervişlik, dünyadan yakın-ma, cennet-cehennem, peygamber mucizeleri, İslam efsaneleri vb. gibi konulara yer vermiştir.
Divan-ı Hikmet, edebiyatımızda ilk tasavvufi yapıttır.


HİKMETLER
On sikiz ming âlemde hayran bolğan âşıklar
Tapmay maşuk çerâğm sersân bolğan âşıklar
Her dem başı örkülüp közi halka tilmürüp
Hû hû tiyü çörkülüp giryân bolğan âşıklar
Köyüp yanıp kül bolğan ışkıda bülbül bolğan
Kirnni korse kul bolğan merdân bolğan âşıklar
Yol üstide hâk bolğan sineleri çâk bolğan
Zikrin aytıp pâk bolğan nâlân bolğan âşıklar
Himmet kurm bağlağan yürek bağrın dâğlağan
Feryâd urup yığlağan giryân bolğan âşıklar
Bazen yüzü sararıp, bazen yolunda garip,
Teşbihleri "yâ habib", cevlan olan âşıklar.
Ahmed sen hem âşık ol, sıdkın ile sâdık ol,
Dergâhına lâyık ol, canan olan âşıklar


BUGÜNKÜ TÜRKÇEYLE:
On sekiz bin âlemde hayran olan âşıklar,
Bulmayıp maşuk çerağın sersan olan âşıklar.
Her an başı dört dönüp, gözü halka çevrilip,
Hû hû diye kavrulup giryan olan âşıklar.
Kavrulup yanıp kül olan, aşkında bülbül olan,
Kimi görse kul olan, merdan olan âşıklar.
Yol üstünde hâk olan, sineleri çâk olan –
zikrini diyip pâk olan, nâlân olan âşıklar.
Himmet kuru bağlayan, yürek bağır dağlayan,
Feryad edip ağlayan, giryan olan âşıklar.
Bazen yüzü sararıp, bazen yolunda garip,
Teşbihleri "yâ habib", cevlan olan âşıklar.
Ahmed sen hem âşık ol, sıdkın ile sâdık ol,
Dergâhına lâyık ol, canan olan âşıklar
 

YoRuMSuZ

Biz işimize bakalım...
MESNEVİ (Mevlana Celalettin Rumi) (XIII.yüzyıl)

Belh kentinde doğmuştur. Din ve tasavvufla ilgili ilk bilgileri, “Bilginler Sultanı” diye anılan babası Bahaeddin Veled’den almıştır.

Mevlana Celalettin Rumi
Babasının ölümünden sonra Konya’da medresede ders vermeye başlar. Şemsi Tebrizi’yle tanışır ve ondan etkilenir. Onu kendine şeyh olarak seçer ve kendini iyice tasavvufa verir.

Mevlevilik tarikatının kurucusudur.

Bütün yapıtlarını Farsça ile yazmıştır.

En ünlü yapıtı Mesnevi, 6 ciltten ve 26 bin beyitten oluşmuştur. Mesnevi, mistik bir yapıt olup tasavvuf şiirinin kaynağı olarak kabul görmektedir.

Diğer yapıtları: Divanı Kebir, Mektubat, Mecalis’i Seb’a, Fihi Mafih’tir.


MEVLANA’DAN RUBAİLER

Aklın gücü, cennetteki sırlarla ulu:
Aşktan deliren, akıllıdır, sağduyulu.
Sevdaya kapılmış yüreğin zorlu yolu
Görkemli yabancılıkla, özlemle dolu.

Gitsin, güzelim, hepsi de, tek sen gitme.
Ey dost, ey gam ortağıbizden gitme.
Ey gülbeşeker, şarap koy, iç, doldur, gül.
Dünya süsü saki, allasen gitme.

Bir gün şu çiçekli dal, dolar meyvayla;
Bir gün döner istek adlı şahin, avla...
Aşk imgesi, şimdi, bir gelip gitse bile
Bir gün gelir... artık hiç gitmez asla!

Bir tane canım var ama, yüz bin bedenim.
Can neymiş? Neymiş ki beden? İşte ben’im.
Bir başkası var ya: işte ben, ben! O, beni Sevsin diye bir başkası oldum kendim.

Cennet gelecek, derler, içersin bade ,
Çevrende gülüp oynar huriler de...
Madem sonumuz bu, şimdiden hem içeriz Hem ellerimiz sevgilinin üzerinde.
….

Biz aşkta reziliz: Bize hep yanlışlar
Sarhoşluk, cinnet ve günah yazmışlar.
Sensin yaşamak, amaç, zaman sen bu budur;
Ey dost, madem sen varsın, her şey var.

Ben, işte dağım: sesim sözüm sevglimin.
Ben, işte resim: ressamı sensin resmin.
Benden geliyor sanma bu sözlerasla:
Ses, işte, anahtarla açılmış kilidin.

Mevlana’nın Fihi MaFih adlı kitabından bazı alıntılar(13.yy)‘

.İnsan menedildiği şeyin üstüne düşer.Hele o ekmeği koltuğuna vurur,göstermemek için inada kal’Kadın nedir,dünya ne?Kadın,söylesen de neyse odur,söylemesen de.Yaptığı işten vazgeçmez o.Hatta söylesen biraz beter olur.Ekmeği al,koltuğuna sakla,halkı yanından uzaklaştır.,bunu kimseye vermem,vermek şöyle dursun,göstermem bile,kapılara serilse,çokluğundan,ucuzluğundan köpekler bile yemeğe tenezzül etmese yine vermeyeceğim,yine göstermeyeceğim diye ısrar et.Sen halktan esirgedikçe halkın rağbeti artar,senin üstüne düşerler.Esirgediğin,gizlediğin ekmeği göreceğiz de göreceğiz diye yalvarmaya, hatta seni kınayıp sövmeye koyulurlar kışır,ısrar eder durursan görmek isteyenlerin hırsları,rağbetleri büsbütün artar.Kadına gizlen diye ne kadar emredersen et,anda kendini gösterme isteği o kadar artar.Halk da o gizlendiği için daha fazla onun üstüne düşer.Şu halde sen oturmuş,iki tarafından rağbetini körüklüyorsun,sonra da bu iş ,ifsadın ta kendisiyken ıslah sanıyorsun.Kötülükte bulunamayacak bir yaratılıştaysa menetsen de yaradılışının,huyunun icabı olan iyiliğe gidecektir.Yok eğer yaradılışı bunun aksineyse çaresiz gideceği yolu tutacak,senin men etmen de ancak onun hırsını artıracaktır.


Bütün âlimler bilsinler ki dünya isteklerinden vazgeçtik. Medreselerle tekkeleri onlara bıraktık. İstedikleri gibi bunun gelirlerinden faydalansınlar. Her şeyden vazgeçip bir bucağa sığındık. İşlerine yarasaydı, rebabı da din imamlarına bırakırdı. Fakat ne yapalım? Onlar rebab haramdır diyorlar, aleyhinde bulunuyorlar. Rebap garip kalmış, biz de o garibi okşamada ve onun gönlünü yapmaktayız. Gariplere dost olmak erlerin karıdır.

‘Bir gemiye binmiş olan gramer üstadı,kaptana sorar:Sen gramer bilir misin? Kaptan,hayır deyince eyvah der,gitti ömrümün yarısı.! Kaptan bu söze içerler amma sabreder. Bir müddet sonra ufuktan bir bulut görülür, derken gökyüzünü kaplar, birden bire fırtına kopar, yelkenler yırtılır, direkler kırılır, herkes ne yapacağını şaşırır. Kaptan fırsat bu fırsat deyip koşar, üstadı bulur, gülümseyerek sorar: babalık, sen yüzme bilir misin? Bilgin şaşkın halde hayır deyince, eyvah der. Gitti ömrünün hepsi.’’
 
Top