• Yazarlık... E-COZUM.NET
    Fikirlerinizi/yazılarınızı yayınlayabileceğiniz elit bir platform arıyorsanız; E-COZUM.NET doğru adres! Detaylar BURADA ...
  • Merhaba Ziyaretçi.
    Kazandığınız her 1000 ÇTL birikiminizi 5 TL ile değiştirip ödeme alabilirsiniz...

Günün Şiiri

yesim434

Ya Umutlarda biterse
Özel üye
Deniziniz mavi olsa ne olur


Çocukları ürkütülmüş dünyanın
Denizleri mavi olsa ne olur
Ürselenmiş yüreklerin her yanın
Sırça köşkler evi olsa ne olur
Her türlü ezyeti reva görüpte
Ufuklara duvarları örüpte
Hayatını ellerinden çalıpta
Denizleri mavi yapsan ne olur
Birer birer umutları çalınan
Başı açık ayak yalın kalınan
Kundak ile sürgünlere salınan
Çocukların evi olsa ne olur
Al yeşil karalı gözlerin bağı
Dallardan döşeği taştan yatağı
Arşa çıkar ahı inletir dağı
Sırma kaplı evi olsa ne olur
Devran döner şahın dahi mat olur
Günahların toparlanır kat olur
Zalim olan merhameti kıt olur
Denizleri mavi olsa ne olur
İblis olun şeytan ile takılın
Cehennemin narı ile yakılın
Çocukların ahı ile yok olun
Denizlerin mavi olsa ne olur
Yalan dünya bozuk çarkın yakılır
Sırça köşkler düz edilir yıkılır
Şirin canlar ümüğünden sıkılır
Deniziniz mavi olsa ne olur

Buda benden olsun bakalim
 

nazenin

MiKRoSKoBiKCaNLı
Özel üye
Severmişim Meğer

yıl 62 Mart 28
Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedimtoprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
Platonik biricik sevdam da buymuş meğer
meğer ırmağı severmişim
ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin
bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak
benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere
benden sonra da söylenecek
gökyüzünü severmişim meğer
kapalı olsun açık olsun
Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe
hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ın
kulağıma sesler geliyor
gök kubbeden değil meydan yerinden
gardiyanlar birini dövüyor yine
ağaçları severmişim meğer
çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino’da kışın
çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibar
kayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibi
İzmir’in kavakları
dökülür yaprakları
bize de Çakıcı derler
yar fidan boylum
yakarız konakları
Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına
ucu işlemeli
yolları severmişim meğer
asfaltını da
Vera direksiyonda Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e
asıl adı Göktepe ili
bir kapalı kutuda ikimiz
dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz uzak
hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım
eşkiyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken Gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok
ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır
bunu bir kere daha yazdımdı
çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöz’e gidiyorum Ramazan gecesi
önde körüklü kaat fener
belki böyle bir şey olmadı
….
çiçekler geldi aklıma her nedense
gelincikler kaktüsler fulyalar
İstanbul’da Kadıköy’de Fulya tarlasında öptüm Marika’yı
ağzı acıbadem kokuyoryaşım on yedi
kolan vurdu yüreğim salıncak buluklara girdi çıktı
çiçekleri severmişim meğer
üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948
yıldızları hatırladım

severmişim meğer
gözümün önüne kar yağışı geliyor
ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de
meğer kar yağışını severmişim
güneşi severmişim meğer
şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
güneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar
ama onun resmini sen öyle yapmayacaksın
meğer denizi severmişim
hem de nasıl
ama Ayvazofki’nin denizleri bir yana
bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım ister üstlerinde
ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara
ayışığı geliyor aklıma en aygın baygın en yalancısı en küçük burjuvası
severmişim
yağmuru severmişim meğer
ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim
beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın
içinde ve çıkar yolculuğa hartada çizilmemiş bir memlekete gider
yağmuru severmişim meğer
ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Prag-Berlin treninde
yanında pencerenin
altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
bir eski ölümdür benim için
Moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
zifiri karanlıkta gidiyor tren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek
NÂZIM HİKMET
19 Nisan 1962
 

Orhan-38

Üye
.
Hala Yağmurlar Yağıyor Gönlümün Sokaklarına..
Ağaçlar Çiçeklerini Döküyor Bir Bir...
Çiçekler Açmıyor Burada...
Anlayacağın Yalancı Baharlar Selam Veriyor Benim Topraklarıma...
Biraz Isıtıp, Biraz Kandırıp Sonra Yeniden Terk Ediyor...
Yeniden Zemheriye Dönüyor Mevsimim...
Benim Artık Kalemim Kırık, Sözlerim Garip, Cümlelerim Yetim...
Gönlüm Bırak Yeni Sevdaları Yeni İnsanlara Dahi Merhaba Diyemiyor...
Gözlerim Başka Renkleri Göremiyor...
Ellerim Başka Ellere Uzanamıyor...
Düş Yok Artık Bende...
Hayal Yok...!
Kalemim de Bana Küstü...
Yazı Yok Artık...
Söz Yok...!
Gönül Sustu...
Hayat Durdu...
Anlayacağın Ben Yine Yalancı Baharlara Aldanmışım Sevgili...!
 

nazenin

MiKRoSKoBiKCaNLı
Özel üye
Bir ağacın altında otururken şu ışık ve böcekler Şükrü Erbaş'ın bu dizelerini akla getirdi defalarca dinledim durdum huzurla kalktım yerimden :D harika dizeler okuyun 😍

77756


seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını.

yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep. sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde. sesine güvendim, gözlerine en çok yakışan o sürekli yaz ikindisine. gökkuşağının altından geçen çocukların şımarıklığıydı, kâküllerini her araladığımda gövdemdeki ürperti.

ağzımdaki meneviş sendin insanlara şiirler okurken. bütün öksüzlerin kederiyle baktım yüzüne, ne zaman geleceği düşündüysem. bir haksızlığı haykıran herkese senin soluğunu verdim. bütün hapislerin penceresi yaptım seni. sonra tuttum kenar mahallelerin yalnızlığını gösterdim, bir özür, bir bağışlanma umuduyla.

kirpiklerinin ömrüme açtığı yolda yaptım bütün kavgalarımı. söze inandım, gövdene ondan çok. dönüp dönüp sana geldikçe anladım özgürlüğün aşk olduğunu. alışkanlıklara yenilmedim ben, seni bir alışkanlığa dönüştürmek istemedim yalnızca.

çocuklar dünya karşısında yenik büyüyordu. babalarından başka doğru bilmeden yaşlanıyordu erkekler. çarşılar evleri çoktan teslim almıştı. kızlar şarkısını kimseye söyleyemiyordu. sokaklardan esen güneş değil, geri çekilme duygusuydu. annelerin sütünde ışık yoktu.

kaba adamların kalın sesi örtmüştü ülkeyi. güzellik, insanların gelecek düşlerinden çoktan çıkmıştı. kimsenin ortak türküsü yoktu ve kimse türküsünü bir başına söyleyemiyordu. bir yere gitmeden, gelecek birisini bekliyordu herkes.

koro halinde susuluyordu ve yalnızca yüksek sesle konuşanlara inanır olmuştu insanlar. incelik yalnızlığa dönüşe dönüşe bitmişti. şiddetin coğrafyasında elbette gökyüzü bir lükstü ve ancak yağmur yağınca anımsanıyordu.

gittiği en büyük uzaklık evinden işi olanlara, ne aşk, ne özgürlük, ne barış anlatılabilirdi. seni korumak için karşı durdum tüm bunlara. dünyayı senden geçirerek sevdim. geri çekilmem yakışmazdı seni sevmeme.

günlerdir yoksun. öfkeni bile özledim. nasıl bir uzaklıktan geleceksin bilemiyorum. ayrılıktan medet umar oldum. kaşlarının işaret ettiği yerde duracağım. kararan gümüşler gibi duracağım. bir ülkenin acılarına tutunarak özür dileyeceğim.

ışıklı bir korunak arayacağım sesinin kıvrımlarında. ‘gelmen iyiliktir’ diyeceğim. yüreğimden başka yanıtım olmayacak. bir sorudan bir soruya vuracağım seni yine. dünyanın bütün yağmurları yağacak iki söz arasında. ellerimi geçmişe mi geleceğe mi koyacağımı şaşıracağım.

küller altındaki köz için bir yudum soluk isteyeceğim. ‘aşk iki kişiliktir’ sözünü düşüneceğim uzun uzun. kalkıp pencereden hayata bakacağım. alnından öptüğüm yerde ülkemsin, ağzından öptüğüm yerde kadınım, diyeceğim. bir gülüşünle çıkıp caddeleri dolduracağım.

ömrümden öteye taşıdığım çocuk... ya sen bu ülkede doğmasaydın, ya ben aşkı herkes gibi bilseydim.
 
Top