Beden Dili Hakkında Bilmemiz Gerekenler

ZeyNoO

V.I.P
V.I.P
Beden Dili Hakkında Bilmemiz Gerekenler

Beynin nasıl öğrendiği konusunda son yirmi yıl içinde beklenmedik gelişmeler oldu. Beyninin her iki lobundan biri alınan bir hasta üzerinde, 1981 yılında Roger Sperry adlı bilimadamının ortaya çıkardığı gerçekler hızlı öğrenme ve hafıza eğitimi metotlarında çığır açtı.

Ülkemizde eğitim niçin “öğrenciler için külfet ve hatta çekilmez yük haline geldi?” Neden okulunu bitiren işe yarar hayat becerileri kazanamamakta, mesleğini öğrenememektedir? Tüm bu soruların cevabı aslında beynin nasıl öğrendiği ile ilgili görünmektedir. Beyin ve öğrenme gerçeklerine ters bir şekilde sürdürülen eğitim, eğitmemektedir.

Son yıllardaki bunca gelişmelere rağmen beyin, hâlâ insan vücudunun çalışması hakkında en az şey bilinen organı olma özelliğini koruyor. Bilim adamları, birçok kişinin beyin potansiyelinin yalnızca % 4–8 arasındaki bir kısmının kullanıldığını öne sürmektedir.

Buna göre keşfedilmemiş engin bir dünyanın küçük bir adasında yaşıyoruz. Son zamanların en büyük bilimsel çalışması olan “genom projesi”nden sonra beynin sırlarının çözülmesi bilim dünyasının hedef tasarısı haline geldi.. Yakın gelecekte özellikle eğitim ve öğrenme konusunda yeni çığırlar ve olağanüstü ufuk ve imkanlar ortaya çıkabilir.

Beyin gerçekleri, başarılı bir eğitimin insanın öncelikle kendini tanıması ve keşfetmesine bağlı olduğunu gösteriyor. İnsan beyni yaratılış itibarıyla bir öğrenme programıyla yüklü olarak gelmektedir. Ancak bu programın yanında “kullanıcı el kitabı” mevcut değildir. Zaman geçtikçe öğrenilen bilgi ve becerilerin modası geçmekte ve kullanılmaz hale gelmektedir.

Modası geçmeyen ve hayat boyunca ihtiyaç duyduğumuz ise “öğrenmenin öğretilmesidir”. Günümüzün başarılı insanı, beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor artık..

Beyin hücreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş insanlar, beyinlerine ne kadar bilgi yığmış olurlarsa olsunlar düşünce–muhakeme–akıl yürütme becerileri gelişmemekte, bu yüzden de eğitilmiş sayılmamaktadır. Beyin nasıl öğreniyor? Beynin öğrenme ile ilişkisi nedir? Şimdi bunları ele alalım.

Hipokamp ve etkili öğrenme

Beyin, iç içe üç bölüm halindedir. Orta beyinde bulunan “hipokamp” (hippocampus) “hafızanın merkezi”dir.. Bu merkez adeta beynin yazıcısı gibi faaliyet gösterir. “Beynin yazıcısını” kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz, sorusuna vereceğimiz cevap “evet”tir.

Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip geçmeyeceğine karar veren merkezdir. Beynin hipokamp olarak adlandırılan bölgesinde, sinapslar (nöronların birbiriyle haberleştikleri noktalar) yüksek frekanslı elektrik sinyalleriyle uyarılınca sinaptik bağlantılar güçleniyor.

Çeşitli öğrenme kanallarından bize ulaşan bilgiler verdiğimiz önem derecesine göre kaydolmaktadır. Merak ve ilgi duymadığımız, önemsemediğimiz; kısacası duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen bilgiler düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir.

Sonuçta zayıf sinaptik bağlar oluşur ve beyin “harddiskine” (korteks) kayıt işlemi gerçekleşmez. Çünkü böyle durumlarda “alıcılar” (duygular) harekete geçmemektedir. Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp hareketlenmekte, beynin en dış tabakasında bulunan “kortekse” kayıt işlemi tamamlanmaktadır.

Beynin üçüncü kısmı olan korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plan yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip görünmektedir. Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle ve dış dünyayla sürekli iletişim halindedir. Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlamaktadır. Duyguları uyandıran olaylar orta beyinde bulunan “hipokamp” vasıtasıyla beyin korteksi üzerine kaydedilmektedir.

Öğrencinin konuya ilgisinin çekilmediği, merakın uyandırılmadığı ve konunun zevkli ve eğlenceli hâle getirilmediği “öğretme süreçlerinin “başarısız kalması “hipokamp” denilen beyin bölgesinin uyarılmamasıyla ilgilidir. Üzerinde “merak ve ilgi” etiketi taşımayan bilginin beyne girmek için gerekli vizeyi alması mümkün değildir. Bu yüzden de “Merak ilmin hocasıdır.” denilmiştir.

Beyin lobları ve öğrenme

Birçok test sonucunda, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstün olduğu, mantıklı ve doğrusal çalıştığı tespit edildi. Araştırma sonuçları beynin sağ lobunda da, ritim, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi fonksiyonların icra edildiğini ortaya koymaktadır. Beynin sol tarafı bilgiyi mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lob ise artistik tarafı oluşturmakta, detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenmekte ve bilgiyi şekil ve hayal gücüyle işlemektedir.

Sağ lobun duygular ve hayallerin etkisinde olduğu ve fotoğrafik, yani bütünsel öğrendiği ortaya çıktı. Bu yüzden bilgiyi sıra ile işleyen sol lobun aksine sağ lobun öğrenmede çok daha hızlı ve etkili olduğu anlaşıldı.. Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik kısmı sağ lob fonksiyonları arasında yer almaktadır. Sadece sol lobu gelişmiş olan ve bu lobu iyi kullanan insanların üretken düşünebilmesi için sağ loblarını da geliştirmeleri gerekmektedir. Öğrendikleri konular ve formüllerden yeni şeyler üretebilmeleri için beynin sağ lobunu da işin içine katmaları gerekmektedir.

Beynin her iki lobu birbirini tamamlayan fonksiyonlara sahiptir. Her iki lob arasında yoğun sinir lifinden oluşan “korpus kallosum” ağ demeti bulunur. Bu ağ, beynin sağ ve sol lobu arasında sürekli bilgi alışverişinin yapılmasını sağlayan bir köprüdür.

Sağ beyin yaratıcılığı, duygusallığı, seslere ve renklere, hayal gücüne, sezgilere ve soyut algılamalara daha yatkın çalışırken; sol beyin mantıklı, sistematik ve analitik düşünmeye, yazı ve sayılara, ölçme değerlendirme ve eleştirmeye daha yatkın olarak çalışmaktadır.

Beyinlerinin bir yarısını diğerine göre daha iyi kullanan kişiler, işleri ve ilişkileri bu boyutta çalışan yarıküre’nin yeteneklerine ihtiyaç duyduklarında zorlanırlar ve başarısız olurlar. Beyninin sağ lobu ameliyatla alınmış bir insanda neler gözlenir? İşte olacaklardan bazıları: Vücudunun sol tarafını kullanamayacaktır. Konuşmaya, coşku, hayal, heyecan veren sağ loba sahip olmadığından robottan çıkmışçasına düz konuşmaktadır. Matematik hesaplamaları ameliyat öncesinden hiçbir farkı yokmuşçasına aynen yapacak, mantıklı ve doğru cevaplar verecektir. Hayal ve sezgisel gücünü tamamen kaybetmiştir.

Evinden komşuya gezmeye çıktığında, evler arasındaki mekan ilişkisini kuramayacak, evine geri dönemeyecektir. Çünkü boyut, hacim ve yerleşim yeteneğini kaybetmiştir. Basit bir aleti parçalara bölseniz, bir araya getirme–bütünleştirme işini de beceremeyecektir. Küçük parçalara bakarak resmin tanınması beynin sağ lobunun uzmanlığı arasındadır.

Kendisini ziyaret eden ve haline gözyaşı döken yakınlarının bu haline bir anlam veremez. Sağ lobu sağlamken çok sevdiği müzik kasetindeki melodilere hiç ilgi göstermediğini ve hatta hatırlamadığını göreceksiniz. Ameliyat öncesi çok samimi olduğu bir arkadaşının bir resmini gösterseniz hatırlaması mümkün değildir. Çünkü sol lobun, tek başına şekilleri ve resimleri hatırlayabilmesi imkansızdır. ‘Rüya görüyor musunuz, hayal ediyor musunuz?’ sorunuza size hiç ilgisiz cevaplar verecek ya da ‘O da ne demek?’ diyecektir.

Beynin kapasitesi

Beyinle ilgili bu gelişmeler günümüzün başarılı insan anlayışında da değişikliğe yol açmaktadır. Buna göre başarılı insan beyninin her iki yarısını da etkili bir şekilde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine kolaylıkla geçebilen insandır.

İki lobun birlikte kullanıldığı, birbirleriyle uyumun sağlandığı ve işbirliği içinde çalışıldığı durumlarda kişisel yetenek ve etkinlikte olağanüstü artış gözlenmektedir. Eğitimde beynin iki lobunun kullanımı beyin kapasitesinin iki kat değil, kat kat artmasına yol açmaktadır. Hızlı ve etkili öğrenmenin yolu beynin her iki lobunu birlikte ve dengeli kullanmaktan geçiyor.

Bir kuşun uçabilmesinin iki kanatla mümkün olması gibi etkili öğrenme için beyin loblarının her ikisinin dengeli gelişimine ihtiyaç vardır. Kitap okurken genelde her iki lob birlikte koordineli bir şekilde çalışmak zorunda kaldığından kitap okumak beyin loblarının dengeli gelişiminde en faydalı faaliyetlerdendir.

Çünkü sol lobca takip edilen ve kavranan sözel kavramlar, sağ lobla tasvir edilir, şekil, imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır. Halbuki, televizyon izleme, sağ lobu genelde pasif durumda bırakmaktadır. Bu yüzden de genelde beyin gelişimine pozitif bir katkı sağlamamaktadır.

Lobların dengeli fonksiyonu

İnsanların yüzünü kolayca hatırlarken, ismini hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol lobdan ne derece etkin olduğunu gösterir. “Bin defa duymaktansa bir defa görmek yeğdir.” Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır. “Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bilgiyi resimlerle işler” şeklinde ifade edilen hafıza gerçeği aslında sağ lobun şekil, resim, hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve üretici düşüncenin merkezi olması vesilesiyle öğrenmede olağanüstü etki ve fonksiyonuna işaret etmektedir.

Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar “fotoğrafik hafızaya” sahip insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özelliklerinin beynin her iki lob fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak kullandıkları görülmüştür.

Ülkemizde bilgiyi aktarmaya dayanan “söyleme–anlatma”, “öğretme” metodundan ibaret kalan eğitim şekli beynin sol lobunun, diğer bir deyişle beynin yarısının kullanıldığı eğitim tarzıdır.. Hayal gücü, renk, ritim, şekil ve yaratıcı düşünme gibi özelliklere sahip sağ lob fonksiyonları yerine getirilememektedir.

Beynin boş bir kutu içine bir şeyler dolduruyormuşçasına süre giden sadece sol loba hitap eden eğitimin ne derece verimsiz kaldığını hep birlikte görmekteyiz.

Eğitimle ilgili toplumda yaygınlaşan çarpıcı ifadeler de aslında özellikleri yeni anlaşılan beyin gerçeklerinin somutlaştırılmış ifadeleri olmaktadır. Mesela “Sıradan öğretmen anlatır; iyi öğretmen açıklar; yetenekli öğretmen yapar ve gösterir, büyük öğretmen ilham kaynağı olur” bunlardan birisidir.

Yetenekli ve büyük öğretmen, insanların sağ lobuna hitap etmektedir. Yetenekli öğretmen, yaparak, yaşayarak öğreten, deneyen, düşündüren, sorgulayan, gerçek hayatı okula getiren öğretmendir.

Ayrıca büyük öğretmen, sağ lobun etkisinde olan insanın duygusal ve ruhsal zekasına da hitap eder, söylediklerini yaşar, usta–çırak ilişkisine dayanan öğrenme eylemine müracaat eder. Anadolu liseleri sınavları ve üniversiteye hazırlayacağız diye eğitim, tamamen ezberci ve tekrara dayanan sol beyin ağırlıklı bir öğrenim yöntemine dönüştürülmüştür.

Bu durum bir öğrenim ya da öğrenme değil, sadece kişilere verilen bilgilerin belleğe kayıt edilmesidir. Bu kayıtlar ise inanılmaz bir hızla bellekten silinmektedir (ya da öğrenciler bu kayıtlara ulaşamamaktadır).
 

yesim434

Ölsem mezarıma gelmeyin Zamanında yok saydiniz
V.I.P

beden dili



Sözsüz iletişim üçe ayrılır:

  • Sesli İletişim: Dile eşlik eden vurgu, duraklama, konuşma hızı, ses tonu gibi olguları ve dilden bağımsız olarak ortaya çıkan ifadeleri (gülmek, içini çekmek gibi) içerir.
  • Sessiz İletişim (Beden Dili): Jest, mimik, dokunma ve koku alma ile ilgili olguları içeriyor.
  • Nesnel İletişim: Giyim kuşam, saç şekli, gözlük, aksesuarlar, parfüm gibi detayları içerir.

Beden dili insanlık tarihi açısından kullandığımız en eski iletişim aracımızdır. Çünkü beden dili, kelimelere başvurulmadan gerçekleştirdiğimiz duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır. İnsanların yüz yüze kurdukları ilişkilerde kelimeler %10, ses tonu %30 ve beden dili %60 önem taşımaktadır.




beden dili



İlk görüşte aşık olmanın, yaşam içerisindeki karşılığı ilk izlenimdir. İlk izleniminizi yaratmak için ikinci bir şansınız olmayacaktır. İnsanlar üzerinde yarattığımız ilk izlenim ise 30 saniye içinde oluşur. Bu süreyi bilinçli olarak kullanmak, karşımızdakiler üzerinde istediğimiz izlenimin doğmasına imkan verir. Psikolog Dr. Zuhal Baltaş ve Psikolog Dr. Acar Baltaş Bedenin Dili adlı kitaplarında bu durumu şöyle ifade ediyorlar:


“Karşı karşıya gelen iki kişi arasındaki ilk etkileşim, iletişim sürecinin önemli bir belirleyecisi olmaktadır. Bu etkiyi yaratan faktörler, karşılaşılan kişinin beden dilinden, kullandığı kelimelere ve kişinin taşıdığı bütün aksesuarlardan içinde bulunduğu fizik ortam nesnelerine kadar geniş bir dağılım gösterir. Bütün bu faktörlerin bileşkesi algılayan kişinin değerlerinde bir yer bulur ve o çerçeve içinde yorumlanır. Algılayanın kişisel özellikleri ve toplumsal normları ile kalıplaşmış olan yargılar, etkileşim verilerine bağlı olarak iletişimin ilk anında bir karar verdirir ve insan karşıdaki kişiye bir etiket yapıştırır. Bu karar olumlu veya olumsuz olabilir.”




beden dili yüz



Sadece söylenenlere değil davranışlara bedenin duruşuna bakmak ve tüm bunlardan bir sonuç çıkarabilmek için hem empati kurmayı bilebilmek ve hem de duygusal zekaya sahip olmak önemli. Bu nedenle, duyguları yansıtan beden dilini anlamak aynı zamanda empati kurabilmek için gerekli olduğu gibi, olumsuz duyguları denetleyebilmek için de kişinin beden dilini denetleyebilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, beden dili ve duygusal zeka birbirini tamamlayan iki kavramdır.


beden dili



Bedenin dili konusunda hiçbir fikre sahip olmadığını düşünen bir kişi dahi, karşılaştığı kişinin merkezini (göğüs açıklığını) kullanma biçimine bakarak, farkında olarak veya olmayarak bundan sonuçlar çıkartır. Örneğin omuzları düşük, kolları ve elleri yana sarkık, başı öne eğik bir kişiyle karşılaştığında, bu kişinin hayat enerjisinin zayıf, hayatından veya içinde bulunduğu durumdan hoşnut olmayan bir insan olduğunu düşünürüz. Gerçekten de bu duruş, çekingen, kapalı ve kendisini güven içinde hissetmeyen kişiye ait bir beden duruşudur.


Bir kültürde yazmaya hangi taraftan başlanıyorsa, geçmiş bizim için o taraftadır. Örneğin Batı toplumlarında ve bizde de yazı yazmaya soldan başlandığı için büyüdüğümüz mahalleyi, çocukluğumuzu hatırlamaya çalıştığımızda gözlerimiz geçmişe, yani sola kayar. Eğer tam olarak hatırlayamadığımız şeyler olursa zihnimizdeki boşlukları doldurmak için sağa bakmaya başlarız. Sağ tarafta ise gerçekleşmemiş şeyler tasarlanır, kurgulanır veya uydurulur.




beden dili



Konuşurken kendine dokunarak rahatlama ihtiyacı, dirseklerin gövdeye yakın tutulması güvensizliği gösterir. Çanta, bardak, kalem gibi herhangi bir objenin tutulması da yine öyle. Kendimize dokunarak taşıdığımız stresi ve endişeyi azaltmaya çalışırız. Olumsuz duygularımızı yatıştırmak için ellerimiz boynumuza, yüzümüze ve başımıza gider. Eğer samimiysek avuç içlerimiz bedenimize tam temas eder. Mesela kendimizle ilgili bir şey anlatırken elimizi göğsümüze tam olarak yapıştırıyorsak karşımızdaki kişi bizim hakkımızda olumlu bir izlenim edinir. Bunun tersine eliniz bedeninize değmiyorsa veya kendinize sadece parmak uçlarınızla dokunuyorsanız istediğiniz kadar konuşun, inandırıcı değilsiniz.


beden dili



Endişe ve korku taşıyorsak en hassas bölgemiz olan boyun çukurumuzu kapatmamız gerektiğini düşünürüz. Bunun tersine karşımızdaki kişiyi can kulağıyla dinliyorsak boynumuz hafifçe eğik bir pozisyon alır, kollarımızı da bağlamayız, kollarını bağlamak diyaloglara ve iletişime kapalıyım demektir. Kollarınızı ne kadar yukarıdan bağlıyorsanız o kadar güvensizsiniz demektir. Kendinize bir duvar örer, çevrenize onun arkasından bakmaya başlarsınız. Oysa güvenilir biri olduğunuzu göstermek için elleriniz her zaman görünür bir yerde olmalı. Hafifçe önde oturmak ve öne eğilerek konuşmak da karşımızdaki kişiye olumlu sinyaller verir. Ama üşüdüğümüz zaman da kollarımızı bağlayabiliriz tabii, bu farklı bir durumdur.


Bir insan yalan söylerken alın terlemesi, gözbebeği küçülme büyümeleri, yüz kası seğirmeleri gibi vücut hareketleri onu rahatlıkla ele verir. Emniyet görevlilerin gözaltına aldıkları bir şüpheliyi yalnız başına karanlık bir odada sandalyeye oturtarak sorguya çekmesinin sebebi onun beden dilini daha iyi analiz edebilmektir. Yalan söylediğinde onu ele verecek yegane delil vücut hareketleridir. Yalanın yakalanma korkusu bizi strese soktuğu için vücudumuz adrenalin salgılar, kan basıncı artar. Bu baskıyı azaltmak için de histamin hormonu salgılanır. Histamin kılcal damarlarımızı genişletir ve şişen dokuların sinirlere baskı yapması nedeniyle kaşıntıya sebep olur. Bu sebeple yalan söylediğimizde damarlar açısından en zengin ve en hassas noktalardan biri olan burun deliklerinin üst dudakla birleştiği bölge kaşınmaya başlar. Yalan söyleyen kişinin elleri hep bu bölgededir. Tabii bu tek başına karşınızdaki kişinin yalan söylediğini göstermez. Çünkü, insanlar yalan söyleme anında burun kaşıma, eli yüze götürme gibi makro hareketleri kontrol edebilmelerine rağmen, göz bebeği büyümesi, yanakların kızarması gibi mikro hareketlerine engel olamamaktadır. Eğer profesyonel bir yalancı ya da psikopat değilseniz bunu gizlemeniz mümkün değil. Karşı taraf beden dilinizi okuyamasa da hisleri ona size güvenmemesi gerektiğini söyler. Bu arada en iyi yalan telefonda söylenir.


beden dili


  • Yalan söyleyen kişilerin elleriyle yaptıkları jestler azalmaktadır. Normal olarak el jestleri ifadeyi güçlendirmek amacıyla yapılır. Yalan söyleyen bir kişinin el jestleri azalırken, el sallama hareketi artmaktadır. Belki de böylece kişi elini silkme biçiminde hafif hafif sallayarak, sözleriyle ilgili sorumluluğun kendisine ait olmadığını anlatmak istemektedir.
  • Yalan söyleyen kişinin elini yüzüne götürme ve yüz çevresine değdirme sayısı artmaktadır. Bir konuşma sırasında insan elini arada sırada yüzüne götürür. Ancak kişinin samimi olmadığı bir görüşme sırasında bu jestin sayısında çok büyük ölçüde artış görülmektedir. Bir yalan sırasında bütün bu jestlerin sayısında artış görülmekle beraber ağzı örtmek ve burna değmek jestlerindeki fazlalık belirgindir. İnsan yalan söylerken neden ağzını kapatır? Bunu tahmin etmek çok zor değildir. İnsan ağzından çıkacak kelimeleri tutmak ve yaptığını örtmek ihtiyacındadır.
  • Yalan söyleyen bir insanın konuşurken beden hareketlerinde bir artış olmaktadır. Yalan söylendiği zaman duyulan rahatsızlık ve huzursuzluk, özellikle otururken kişinin durumunda değişiklik yapmasına, oturduğu koltukta öne-arkaya veya sağa-sola hareket ederek, pozisyon değiştirmesine sebep olmaktadır. Ama yalanı ele veren en önemli ipucu, kişinin gözlerini sık sık konuştuğu kişiden kaçırmasıdır.

beden dili



Bazı beden dili örnekleri şunlardır:


1. Dinlemeye Açıklık: Başı ve vücudu öne eğmek, ellerini bir araya getirmek, çenesini avucunun içine almak
2. Dostça Duygular: Sık sık gülümseme, ceket ya da gömleğinin düğmesini açmak, göz iletişimi kurmak
3. Onaylama: Saçını okşama, omzuna dokunma
4. Derin Düşünme: Burnunun üst kısmını kaşıma
5. Konuşmayı Kesmek: Kulağına dokunma, işaret parmağını dudağına götürme, elini konuşanın koluna koyma
6. Düş Kırıklığı: Ellerini birbirine vurma, yumruğunu masaya vurma
7. Reddetme: Parmağıyla burnuna dokunma. Ceket ya da gömleğini ilikleme
8. Savunmacı Duygular: Kollarını ve bacaklarını göğüs hizasında çapraz olarak tutma
9. Üstünlük: Parmağıyla işaret ederek konuşma
10. Oyalama: Gözlük temizleme, kalemi dudaklarına değdirme
11. Uzak Durmak İsteme: Elini kaşına koyma, başını alçaltma, ayaklarını masaya koyma
12. Kızgın ya da Savunmada: Uzağa bakmak, yayılarak oturmak, kısık gözler, çatık kaşlar .
13. Stres Sinyalleri: Yüksek ses tonu, yüze dokunma, kenetlenmiş ayak bilekleri


beden dili



Beden dilinin etkinliğini arttırmak için şunlara dikkat etmeliyiz:

  • Kolları ve bacakları çaprazlamadan sergilenen açık ve dik bir duruş
  • El sıkışırken dengeyi gözetmek ve elimizi yukarıdan aşağıya doğru uzatmak
  • İçten bir gülümseme
  • Güçlü ama meydan okumayan bir göz teması
  • Yere sağlam basan ve karşımızdakine tüm bedenimizle birlikte dönen ayak uçları
  • Konuya ve kişiye duyduğumuz ilgiyi göstermek için konuşurken muhatabımıza doğru eğilmek
  • Her anlamda eşit olduğumuzu göstermek için göz seviyesini eşitlemek
  • Dinler pozisyondayken başımızı hafifçe yana yatırmak

Beden dilinizi ve ses tonunuzu karşınızdaki insanla eşleştirirseniz, o insan bilinçaltında kendi dünyasına gitmek için dürüst bir girişimde bulunduğunuzu anlayacaktır. Bu durumda kişi kendini rahat hissedecektir. Bir kimseyle fikir ayrılığına düşerseniz, beden hareketlerinizi ve sesinizi ona benzer kılın. Bu durum ona saygı duyduğunuzu ve onu anlamak istediğinizi ifade edecektir.
 
Top