Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Türklerde Bayramlar-Törenler-Kutlamalar

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    122
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Dini Bayramlar

    Dini bayramların günleri "kameri takvim" e göre hesaplandığı için, şu an kullanılan takvimde her yıl aynı tarihe rastlamaz. Her yıl onar günlük gerilemeyle gelen ramazan ve kurban bayramları böylece değişik mevsimlerde kutlanabilmektedir. Ramazan bayramı Kameri takvime göre Şevval ayının ilk üç günü, Kurban bayramı ise Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün süreyle kutlanır. Bu bayramlar halk geleneklerinde eskisi kadar olmasada hal' canlı bir şekilde varlıklarını sürdürmektedirler.

    Ramazan ve Kurban bayramlarının başlıca özelliği komşuların, dost ve akrabaların ziyaret gezileriyle bir araya gelmeleridir. Gençler yaşlıların ellerini öperek onların hayır dualarını alırlar. El öpen çocuklara para ve hediye vermek de gelenektendir. Ziyarete gelenlere Ramazan bayramında şeker ikram edilir. Bunun içindir ki, Ramazan bayramının bir adı da "Şeker bayramı"dır. Kurban bayramında yalnızca şeker değil, kesilen kurbanın etinden de ikram edilir. X. yüzyılda yaşamış Harezmli bilgin Birûnî'nin verdiği bilgilere göre, bayramlarda şeker ikramı, Cem'in, şeker kamışındaki tatlı özsuyu bir nevruz günü bulmuş ve bundan şeker çıkarmayı yaymış olmasına bağlanır. Eskiden yalnızca nevruz günü tatlı şeyler ikram edilirken, sonradan aynı gelenek diğer bayramlarda da uygulanmıştır.

    Kurban bayramı Türkiye'de eğlenceler yönünden Ramazan bayramına oranla daha sönük geçmektedir. İbrahim Peygamberin oğlunu, Tanrıya kurban etmek üzere keseceği sırada gökten inen bir koçun Tanrının emriyle oğlunun yerine geçmesinin bir anısı olarak islam dinine geçmiştir.

    Ramazan bayramının kutlandığı Şevval ayı ile Kurban Bayramının kutlandığı Zilhicce ayı arasındaki Zilkade ayı halk arasında Aralık olarak adlandırılır. Bu ayda evlilik yapmak uğursuz kabul edilir. Kurban bayramının birinci günü, Mekke'de Mina denen yerde hacıların kurban kestikleri gündür. İslam dinine göre kurban kesmek maddi gücü yerinde olan her kul için "borç"tur. Kurban olarak koyun, sığır, deve kesilebilir. Kurban edilecek hayvan sağlıklı olmalı, dişi ise hamile olmamalıdır.

    Kurban kesiminde uygulanan bazı gelenekler vardır. Bunların bir kısmı İslam dininin getirdiği şeyler bir kısmı da uluslara ve bölgelere göre değişen geleneklerdir. Örneğin bazı yörelerimizde kurbanlık koçları yıkama, kınalama ve gelin telleri, kurdelalarla süsleme adetleri vardır. Bizdeki kurbanlık hayvanları kınalama adeti Yahudilerde de görülen çok eski bir adettir. Hayvanları gelin telleri ve kurdelayla süslemek ise Orta Asya'da bazı yerlerde görülen geleneklerdendir. Kurban etinin üçte bir kesilen evde kalır. Diğer kısımlar komşu, akraba ve fakir insanlara dağıtılır.

    Ramazan ve kurban bayramlarının ortak özelliklerinden biri de toplu eğlencelere sahne olmasıdır. Kasaba ve şehirlerde özellikle, çocuklar ve gençler bayram yerlerinde buluşup eğlenirler. Bayram yerleri aynı zamanda küçük bir panayır görünümü kazanır.

    Ramazan bayramı bir aylık bir oruç tutma döneminin sonunda kutlanan bir bayramdır. Ramazan ayı olarak tanımlanan bu döneme de çeşitli gelenekler eşlik etmektedir. Eskiden oruç tutanlar, hele gecelerin kısa olduğu yaz mevsimine rastlayan ramazanlarda uyumayıp sabaha karşı yenen sahur yemeğini beklerlerdi. Böyle olunca da gecenin teravih namazından sahur zamanı arasındaki süresi türlü eğlencelerle geçirilirdi. İstanbul'un Şehzadebaşı'nda Direklerarası, Çemberlitaş tarafında Divanyolu adeta bayram yeri görüntüsünü alırdı. Ramazan gecelerine özgü gösterilerin başında karagöz ve ortaoyuna gelirdi. Taşra kasaba ve şehirlerinde de, evlerde düzenlenen toplantılarından başka, kahvehanelerde aşıklar çalıp söylerlerdi. Ramazan ayı boyunca kahvehane toplantılarında aşıklar saz ve türkü fasıllarından başka çoğu kez birkaç gece süren halk hikâyeleri anlatırlardı.

    Mevsimlik Bayramlar

    Mevsimlik bayramların kutlama zamanları doğa, iklim ve ekoloji koşullarına bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Örneğin koç katımı kışın kısa sürdüğü baharın erken geldiği bölgelerde güz başlarında, baharın geç geldiği yerlerde güz sonlarında yapılır. Buna karşılık nevruz, hıdırellez gibi bayramlar her yerde aynı tarihlerde kutlanır. Kimi bayramların zamanını yerli üretim şartları, bazılarını ise genel bir "takvim geleneği" belirler. Böylece mevsimlik bayramlar:

    Bahar Bayramları


    - Bahar Bayramları: nevruz, çiğdem, betnem (g'vur küfürü ya da kızıl yumurta), hıdırellez.

    - Yaz, gündönümü

    - Kış yarısı, yılbaşı


    Özel mevsimlik bayramlar

    - Çoban bayramları zinciri: Koç katımı, veya (davar yüzü), döl

    - Ekinci, meyveci, bağcı bayramları

    - Göç bayramları




    Hıdırellez Bayramı


    Hıdrellez, bütün Türk dünyasında bilinen mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır. Hıdrellez günü, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.

    Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır: 6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs Günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelir ki, bu da kutlanıp bayram yapılacak bir olaydır.

    Hızır ve Hıdrellezin kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazıları Hıdrellezin Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine ait olduğu; bazıları ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yolundadır. Oysaki Hıdrellez Bayramı’nı ve Hızır inancını tek bir kültüre mal etmek olanaksızdır. İlk çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Yunanistan ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle ilgili bazı tanrılar adına çeşitli tören ve ayinlerin düzenlendiği görülmektedir.

    Hızır, yaygın bir inanca göre, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölmezliğe ulaşmış; zaman zaman özellikle baharda insanlar arasında dolaşarak zor durumda olanlara yardım eden, bolluk-bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında ermiş bir ulu ya da peygamberdir. Hızır’ın hüviyeti, yaşadığı yer ve zaman belli değildir. Hızır, baharın, baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür. Hızır inancının yaygın olduğu ülkemizde Hızır’a atfedilen özellikler şunlardır:

    1. Hızır, zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir.

    2. Kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım eder.

    3. Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.

    4. Dertlilere derman, hastalara şifa verir.

    5. Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar.

    6. İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.

    7. Uğur ve kısmet sembolüdür.

    8. Mucize ve keramet sahibidir.

    Hızır, bu nitelikleriyle mitoloji dünyasının kendilerine üstün yetenekler atfedilen tanrılarını hatırlatmaktadır.


    Ülkemizde Hıdrellez Bayramı 6 Mayıs tarihinde kutlanır. Bugün Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bu günü Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St.Georges Günü olarak kutlamaktadırlar.

    Mevsimlik bayramlarımızdan biri olan Hıdrellez, ülkemizde etkin bir biçimde kutlanmaktadır. Büyük şehirlerde daha az olmak üzere, kasaba ve köylerde hıdrellez için önceden hazırlıklar yapılır. Bu hazırlıklar, evin temizliği, üst-baş temizliği, yiyecek-içeceklerle ilgili hazırlıklardır. Hıdrellez gününden önce evler baştan başa temizlenir. Çünkü temiz olmayan evlere Hızır’ın uğramayacağı düşünülür. Hıdrellez günü giyilmek üzere yeni elbiseler, ayakkabılar alınır.

    Anadolu’nun bazı yerlerinde Hıdrellez Günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme adeti vardır. Kurban ve adaklar “Hızır hakkı” için olmalıdır. Zira tüm bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak amacına yöneliktir.

    Hıdrellez kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır. Hıdrellezde baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme adeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık ve şifa bulunacağına inanılır. Bugünde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır.

    Hıdrellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi herhangi bir yere istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar.

    Hıdrellezde baht açma törenleri de oldukça yaygın olarak uygulanan geleneklerimizdendir. Bu törene İstanbul ve çevresinde “baht açma”, Denizli ve çevresinde “bahtiyar”, Yörük ve Türkmenlerde “mantıfar”, Balıkesir ve çevresinde “dağara yüzük atma”, Edirne ve çevresinde “niyet çıkarma”, Erzurum’da “mani çekme” adı verilir. Törenler baharda doğanın ve tüm canlıların uyanmasıyla eş anlamlı olarak insanların da talihlerinin açılacağı inancıyla, şanslarını denemek için yapılır. Hıdrellezden bir gece önce bahtını denemek ve kısmetlerinin açılmasını sağlamak isteyen genç kızlar yeşillik bir yerde veya bir su kenarında toplanırlar. İçinde su bulunan bir çömleğe kendilerine ait yüzük, küpe, bilezik gibi şeyler koyarak ağzını tülbentle bağladıktan sonra bir gül ağacının dibine bırakırlar. Sabah erkenden çömleğin yanına giderek sütlü kahve içip ağızlarının tadının bozulmaması için dua ederler. Ardından niyet çömleğinin açılmasına geçilir. Çömlekten içindekiler çıkarılırken bir yandan da maniler söylenir. Buna göre eşyanın sahibi hakkında yorumlar yapılır. Hıdrelleze özgü bu uygulama temelde bu şekilde yapılmakla birlikte, yörelere göre bazı farklılıklar da gösterebilmektedir. Son zamanlarda ise bu tören yalnızca evde kalmış kızların kısmetini açmak amacıyla yapılmaktadır.

    Sonuç olarak, Anadolu’da hala görkemli törenlerle kutlanan Hıdrellez Bayramı insanlık tarihinde çok eski zamanlardan beri kutlanmaktadır. Farklı zamanlarda, farklı isimler altında kutlansa da Hıdrellez motiflerine pek çok yerde rastlamak mümkün olmaktadır. Baharın gelişi ve doğanın canlanması insanlar tarafından bayramlarla kutlanması gereken bir durum olarak algılanmıştır. Böylece bir bahar bayramı olan Hıdrellez evrensel bir nitelik kazanmıştır.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    122
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Nevruz Bayramı
    Nevruz sözcüğü Farsça nev (yeni) ve ruz (gün) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiş olup yeni gün anlamına gelmektedir. Eski İran takvimine göre yılın ilk günüdür ve güneşin Koç burcuna girdiği ilkbaharın başlangıcı sayılan bir gündür.

    Güneş 21 Marta kadar güney yarımküreye daha çok ışık ve ısı verirken, 21 Mart tarihinden itibaren kuzey yarımküreye daha çok ısı vermeye başlar. Bu nedenle kuzey yarımkürede yaşayan bazı halklar için 21 Mart günü uyanış ve yaradılışın sembolü olarak kutlanmaya değer bir gün anlamı taşımaktadır.


    İran mitolojisine göre Tanrı dünyayı, insanı ve güneşi bu günde yaratmıştır. İran’ın efsanevi padişahı Kiyumers tahta oturarak bugünü bayram ilan etmiştir. İran’da ihtişamın sembolü olan Cemşid de aynı gün tahta oturmuştur. Ayrıca Hz. Adem’in 7. torunu olan Cem 21 Mart günü Azerbaycan’a gelmiş ve bugünü bayram ilan etmiştir.

    Anadolu’da Nevruz-i Sultan, Sultan Nevruz, Navrız, Mart dokuzu gibi adlar verilen Nevruz, farklı yörelerde değişik biçimlerde kutlanır. Tarımsal uğraşın yoğun olduğu yörelerde bir tür bolluk ve bereket töreni olma özelliği de taşımaktadır. Alevi-Bektaşi topluluklarda ise inanca dayalı bir anlam da ifade etmektedir.


    Alevi-Bektaşi topluluklarda Nevruz, Hz. Ali’nin doğum günüdür, Hz. Ali ile Hz. Fatma’nın evlendikleri gündür, Hz. Muhammed’in veda haccı dönüşü Hz. Ali’yi kendine halife tayin ettiği gün olması özelliğini de taşımaktadır. Bu günün sabahı mürşidin okuduğu duadan sonra süt içilir, Nevruziye adı verilen şiirler, nefesler ve Hz. Ali’nin Mevlidi okunur. Nevruzda önceden hazırlanmış olan çöreklerle mezarlık ziyaretine gidilir, ölüler ziyaret edildikten sonra orada çörekler yenilir.

    Osmanlı Devleti zamanında Nevruz gününe özel bir önem verilmiştir. Padişahlara Nevruz günleri “nevruziye” adı verilen kasideler sunulurdu. Bu kasidelerde ağaçların yeşermesi, çiçeklerin açması, havanın ısınması gibi konulara yer verilirdi. Nevruz günü Adem’in yaratıldığı, Nuh’un gemisinin karayı bulduğu, Hz. Ali’nin doğduğu, halife olduğu anlatılırdı. Nevruz gecesi bütün yaratıkların Tanrı’ya secde ettiği, dileklerin yerine getirildiği belirtilirdi. Nevruz günlerinde müneccimbaşı, yeni takvimi padişaha sunar, bahşişini de alırdı. Buna da “nevruziye bahşişi” adı verilirdi. Saray hekim başıları tarafından hazırlanan ve Nevruziye denen çeşitli baharatlardan yapılmış macunlar, padişah ailelerine ve büyüklere sunulurdu. Bugün için yapılmış macunlar, porselen kapaklı kaseler içinde sunulur ve günün hangi saatinde yenmesi gerektiğini yazan bir kağıt da kaselere iliştirilirdi.


    Nevruziye adı verilen macunun kökeni, kimi araştırmacılar tarafından Persler dönemine kadar götürülebilmektedir. Persler zamanında Nevruz günlerinde hekimler ve eczacılar toplanarak bu özel macunu hazırlamışlardır. Bu macundan yiyenin bütün yıl boyunca hastalıklardan korunacağına inanılmıştır. Zamanla bu gelenek değişime uğramış ve Nevruziye Nevruz günlerinde yenen özel bir tatlının adı olmuştur. Son zamanlarda bu geleneğin bir uzantısı olarak 21 Mart günü Manisa’da mesir macunu halka dağıtılmaktadır.

    Doğu Anadolu halkı için sadece Nevruz günü değil, Nevruz gecesi de kutsallık taşımaktadır. Bu gece canlı cansız bütün varlıkların Tanrı’ya secde ettiğine inanılır. O gün herkesin bir yıllık kısmeti ve geleceği belirlenir. Herkes güzel ve yeni elbiseler giyerek yeni yıla hazırlanır. Evlerde yemekler yapılır, karşılıklı ziyaretlerde bulunulur.

    Mart ayı içerisinde Anadolu’nun bazı yörelerinde görülen bir diğer gelenek de “kara Çarşamba” geleneğidir. Mart ayının ilk çarşambası olan bu günde çeşitli törenler yapılır, çeşitli yiyecekler hazırlanarak birlikte yenir. Gençler bir dilek tutarak komşuların kapısını dinlerler.

    Nevruzla ilgili geleneklerden biri de “mart ipliği” adı verilen uygulamadır. 21 Marttan itibaren ısınmaya başlayan havalar nedeniyle ağaçların güneşten etkilenmemesi için bez bağlanır.

    Giresun’da uygulanmakta olan “Mart bozumu” adı verilen gelenek de Nevruzla ilgili önemli geleneklerden biridir. Mart bozumunda akarsulardan alınıp getirilen su evlere serpilir. Ayağı uğurlu bir misafirin gelmesi ve “martınızı bozuyorum” demesi beklenir.

    Nevruz İç Anadolu Bölgesi’nde “Mart dokuzu” olarak bilinmektedir. 21 Mart günü sabah erken kalkılır, mezarlık ziyareti yapılır, niyet tutulur. Niyetlenecek kişi mezarlardan birer taş alarak kırka tamamlar. Bir torbaya doldurup evinin duvarına asar ve bu arada bir niyet tutar. Bir yıl sonra torbaya baktığında taşlar kırk bir olmuşsa niyetinin gerçekleşeceğine inanır. Bir daha ki Mart Dokuzunda taşlar iade edilir.

    Nevruz günü ziyaretler esnasında çeşitli yemeklerden oluşan sofralar hazırlanır, oyunlar oynanır, eğlenceler düzenlenir, boyalı yumurtalar yenir ve büyük ateşler yakılır.


    Her toplumun kendine özgü nedenlerle kutladığı Nevruz, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tataristan, Uygur Bölgesi, Anadolu ve Balkanlarda geleneksel kutlamalarla canlılığını günümüzde de sürdürmektedir.


    Yurdumuzda ve Orta Asya'da Nevruz Kutlamaları

    Yurdumuzda ve Orta Asya'da Nevruz Kutlamaları Orta Asya'da yaşayan Türkler, Anadolu Türkleri ve İranlıların yılbaşı olarak kabul ettikleri güne, Farsça Nev (yeni), Ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden oluşan ve yeni gün anlamına gelen Nevruz adı verilir. Nevruz, gece ve gündüzün eşit olduğu Milâdi 22 Mart, Rumi 9 Mart gününe rastlamakta olup, Nevruz-i Sultani, Sultan Nevruz, Sultan Navrız, Mart Dokuzu gibi adlarla da anılmaktadır.

    Nevruz İranlılara mal edinmekte ise de, " Oniki Hayvanlı Türk Takviminde" görüldüğü üzere, Türklerde de çok eskiden beri bilinmekte ve törenlerle kutlanmaktadır.

    Türklerde Nevruz'la ilgili başlıca rivayet, bugünün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Yani Ergenekon'dan çıkıştır. İşte bu nedenle Türklerde Nevruz, yeni bir yılın başlangıcı olarak kabul edilmiş ve günümüze kadar bayramlarla kutlana gelmiştir.

    Orta Asya'daki Türk topluluklarından Azeri, Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Tatar, Uygur Türkleri, Anadolu Türkleri ve Balkan Türkleri Nevruz geleneğini (silinecek canlı Tatar, Uygur Türkleri, Anadolu Türkleri ve Balkan Türkleri Nevruz geleneğine) canlı olarak günümüze kadar yaşatmışlardır.

    Kazakistan

    Kazaklar, Nevruz törenlerinde Mevlid okuturlar. Evler baştan başa temizlenir, herkes en iyi elbiselerini giyer. Nevruz törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli eşyalar üzerine kil kaplar atılarak parçalanır, ateş üzerinden atlanır. Ateşten atlamaların, eski yılın kötülüklerinden ve hastalıklarından sıyrılmak, yeni yıla sağlıklı bir şekilde girmek için yapıldığı tespit edilmiştir. Kazaklar, Nevruz'da yaptıkları yemeğe "Nevruz-köcö" adını verir. Ayrıca nevruz çorbası veya lapa adı verilen başka bir yemek de yaparlar ve bunları o gün komşularına dağıtırlar.

    Kırgızistan

    Kırgızlar, yeni yılın ilk gününe Nooruz adını verirler ve o gün "Nooruz köcö" denilen özel bir yemek yerler. "Köcö", darı yarması yahut bulgur konulmak suretiyle yapılan bir nevi tirittir. "Auz köcö" denilen "kavut" da bu günün özel yemeklerindendir. Kırgız yılı, gece ile gündüzün bir olduğu günde yapılan Nevruz Festivali ile başlar ve Yılbaşı bayramı 21 Mart'ta kutlanır.

    Özbekistan

    Özbekistan'ın Semerkand, Buhara, Andican taraflarında Nevruz törenleri, Nevruz günü başlar ve bir hafta devam eder. Halk, bu Nevruz eğlencelerine "Seyil Eğlenceleri" adını verir ve Seyil Yerleri dönme dolaplar, çalgıcılar, beççeler, seyyar satıcılarla dolar. Nevruzun birinci günü, halk çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar. Bu ziyaretler sırasında ikram edilen yemek, "aş" adı verilen pilavdır. Ayrıca çay ve çeşitli meyveler de sunulur. İkramların yanısıra, Köpkari, güreş, at yarışları ve horoz dövüşleri gibi spor gösterileri düzenlenir, Nevruz kutlamalarından esinlenmiş tiyatro eserleri sahnelenir.

    Türkmenistan

    Türkmenler, yeni yılın ilk gününe Novruz adını verirler. Novruz'dan beş altı gün önce, her Türkmen ailesi temizlik yapmaya başlar. Novruz için Türkmen çöreği, Türkmen petiri, külce, yağlı börek, şekşeke, koko, bovursak, Türkmen palovu hazırlanır. Ne kadar çok yiyecek hazırlanırsa, yeni yılın o denli iyi geçeceğine inanılır. Semeni, Novruz'un özel yiyeceğidir. Birkaç aile birleşip büyük bir kazanda buğday özüne, un, su ve şeker ekleyerek hazırlarlar. Bir gün önceden pişirilmeye başlanan semeni, 21 Mart sabahı hazır olur.

    Azerbaycan


    Azerbaycan'da Nevruz, üç gün sürmektedir. Her yıl Mart ayının 21-23ncü günleri, büyük törenle kutlanır. Nevruz'dan sonraki en önemli gün, "ahir çerşenbe/son çarşamba" dır. Bu güne, "ılin ahir tek tek" günü de denir. Bayram ayı içindeki dört haftanın Çarşamba günleri de önemlidir. Buna "üskü" denilmektedir. "Ahir çerşenbe"den önceki Salı günü mezarlığa giden erkekler, Fatiha okuyup dönerler. Kadınlar ise mezarlığa, hazırladıkları helva, pilav ve daha başka yiyecekler ile giderler. Mezarlıkta Kuran-ı Kerim okunur, Fatihaların ardından yemekler fakirlere dağıtılıp, 1-2 saat sonra mezardan ayrılınır. Böylece Nevruz'da Kabir-üstü uygulaması da sona erer.

    Azerbaycan'da salıyı çarşambaya bağlayan gece "ahir-çerşenbe" denir. "Ahir çerşenbe" de yapılması gerekli işlerin başında evin, eşyanın, kap kacağın yıkanması ve temizlenmesi işi gelmektedir. Ahir çerşenbe'de, Pülenberi adı verilen üzerliğin yakılması âdetinin yanısıra, en az yedi yemişten oluşan "yeddi-levin" gecesi yapılır. "Gapı pusma" adeti, gençlerin niyet tutarak komşu kapılarını dinlemeleri ile ilgilidir. İlk duyulan söz, yeni yılın lehine veya aleyhine yorumlanmasına neden olur.

    "Ahir çerşenbe" nin diğer bir âdeti de, "suya yüzük atma" oyunudur. Odanın ortasına su dolu leğen getirilir, leğenin etrafını saran kızlar yüzüklerini leğenin içine atarlar. Üstü bezle örtülü leğenden, kızlardan birisi bayatı söyleyerek (silindi) yüzük çıkarır. Çekilen yüzük kime aitse, bayatı da onun olur.

    Su-başı âdetleri:


    Ertesi gün, gün doğmadan su kaynağına gidilir, el yüz yıkanır. Kızlar önce iki ellerinin başparmaklarını ip ile bağlayarak, suyun üzerinden atlarlar, daha sonra parmaklarındaki ipi keserek suya atarlar. Böylece kısmetlerinin açılacağına inanırlar. Su başına gidenler, kaynağın gözünden yedi küçük taş alarak, su kabının dibine koyarlar. Bu taşlar, bir dahaki âhir çerşenbeye kadar kabın dibinde kalır. Su dönüşü, üç böğürtlen dalı koparılarak eve getirilir ve bir sonraki âhir çerşenbeye kadar takıldığı yerde kalır.

    Nevruz'dan bir gün öncesine, "baca-baca" denir. Çeşitli renklere boyanmış, suda pişirilmiş yumurtalar, kapı kapı dolaşan çocuklara verilir. Çocuklar o gün gruplar halinde dolaşarak;


    Nevruz, Nevruz bahara
    Güller güller nahara
    Bağçamızda gül olsun
    Gül olsun, bülbül olsun


    şeklinde bayatılar, maniler söylerler, (silindi) yeşil alanlarda (silindi) boyalı yumurtalar ve aşıklarla oyun oynarlar.
    "Baca-baca" günü gecesinde, "bacadan şal atma" âdeti yerine getirilir. Buna göre; akşamüzeri yine tongallar yakılır, üzerinden atlanır, gece olunca, çocuklar uçlarına uzun ip bağlı heybeleri, hısım ve akrabalarının bacalarından sallandırılır, gençler bellerine bağladıkları şalı bacadan sarkıtırlar. Ev sahibi de, şalı sarkıtan tahmini kişi için, en uygun armağanı şala bağlar.

    Yeddi-levin gecesinin sabahında, bir ağaca kalın bir iple küflen (salıncak) asılır. Genç kızlar ve delikanlılar sıra ile salıncakta sallanır. Küflende sallanan kişi, mani okur, etrafındakiler ona cevap verir. Bu oyuna "küfdibi", "küfyeli" gibi adlar verilir.

    Bayram günü erkekler ve kadınlar, ayrı ayrı toplanarak bayramlaşırlar. O yıl ölenlerin, evleri ziyaret edilir ancak o gün yas tutulması günah sayılır. Evler dolaşılarak şeker, pirinç, yumurta vb. yiyecekler fakirlere dağıtılır. Hasta ve dost ziyaretleri önemlidir.

    Nevruz: Karapapaklar'da Nevruz, Kırım Türkleri'nde Navrez, Gündönümü; Batı Trakya Türkleri'nde Mevris, Makedonya ve Kosova Türkleri'nde Sultan-ı Navrız adlarıyla kutlanmaktadır.

    Türkiye

    Anadolu'da "Sultan-ı Nevruz", "Nevruz Sultan", "Mart Dokuzu" ve "Mart Bozumu" gibi adlarla bilinen Nevruz, gelenekleriyle bütün Türk toplumu içinde yaşamaya devam etmektedir.

    Ağaç işleriyle uğraşmaları nedeniyle tahtacı olarak isimlendirilen ve Türkiye'de yaşayan Tahtacı Türkmenleri'nde; Nevruz Bayramı eski Martın dokuzudur ve Sultan Nevruz olarak adlandırılmaktadır. Nevruz, Tahtacı Türkmenlerinin yayla çıkışında; 22-23 Mart tarihlerinde kutlanmaktadır. Tahtacı, Türkmenlerinde Nevruz; ölülerin yedirilip içirildiği gün olarak kabul edilir. Burada eski Türk inanç sisteminin atalar kültü kendini göstermektedir.

    22 Mart, Nevruz'dan bir gün önceyi karşılar ve o gün, Nevruz hazırlıkları yapılır; çamaşırlar yıkanır, yemekler hazırlanır. nevruz günü yenilen yemekler ve ikram edilen yiyecekler arasında ıspanaklı börek, soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar, yufka, sarı-burma, şeker, leblebi, lokum sayılabilir. Bu arada yakın akraba ve komşular, birbirlerine Nevruz ziyaretine gidip gelmeye başlarlar.

    23 Mart sabahı erken kalkılır. Yeni ve temiz elbiseler giyilerek, önceden hazırlanan yiyeceklerle birlikte mezarlığa gidilir. Mezarlığın başında bulunan ocaklarda kahve pişirilir, sohbet edilir. Herkes komşu mezarları ziyaret etmek ve çay, kahve içmek zorundadır. Daha sonra topluca yemek yenir. Bu arada sazlar çalınır, şarkılar, türküler söylenir, ağaçlarda salıncaklar kurulur ve çocuklar "bayrak" adı verilen uçurtmaları uçururlar.

    Öğleden sonra kadınlar geniş bir tabağa çerezler koyarak, "hak üleştirir" ler. Yiyecekler gelen geçene dağıtılarak, "ölünün ruhuna değsin" dileğinde bulunur. Yemekten sonra aile fertleri teker teker mezar taşını öperler, daha sonra mezarlıktan dönülür.

    Akşam komşu ve akrabalar, eğlencelerini ve sohbetlerini, yeme ve içmelerini sürdürürler, sohbetler sabaha kadar devam eder. Bu bayramda herkes güler yüzlüdür. Suçlar bağışlanır. Bayrama katılmak zorunludur, katılmayan köy halkınca dışlanır.

    Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte kışın bittiği ve bahar mevsimin başladığı kabul edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart'ta şehirlerde ise Nevruz Pazar gününe rastlamazsa, bu tarihi takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı, 22 Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkar, daha önceden "davar evleri" ne yerleşmiş olanlar, köyden gelen akraba ve komşularına ev sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla yayladakiler karşılaştıklarında, bir el silah atarak "Nevruzunuz kutlu. Dölünüz hayır ve bereketli olsun" şeklinde selamlaşırlar. Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından kesilen kurbanlar, hep birlikte yenilir. Sünni olan Yörüklerde, imamlar tarafından yapılan dualara halk da katılır ve şükredilir. Gençler tarafından yapılan eğlenceler düzenlenir, yemekler yenir, şarkı ve türküler söylenir, oyun oynanır. Eğlenceler geç saatlere kadar devam eder.

    Bazı bölgelerde, Nevruz'un Hz. Ali'nin doğum günü olduğuna dair inanışın yanı sıra Hz. Ali ile Hz. Fatima'nın evlenme günü olduğuna dair bir inanış da vardır. Ayrıca, kışın sona ererek baharın geldiği, kışlaklardan yaylalara doğru göçlerin başlamasının zamanının geldiği kabul edilir. Nevruz sabahı mürşidin okuduğu duadan sonra, süt içilir. Nevruziye adı verilen şiirler, nefesler ve Hz. Ali'nin Mevlidi okunur. Gün şeker, şerbet ve çeceklerle kutlanır.

    Gaziantep ve çevresinde 22 Mart gününe "Sultan Navrız" adı verilir. Halk arasındaki inanca göre 21 Mart'ı 22 Mart'a bağlayan gece Sultan Navrız, belli olmayan bir saatte gökte, ayaklarındaki halhalları gıcırdatarak, önünde gergefini işleyerek, batıdan doğuya göç eden güzel bir kızdır. Başka bir inanca göre ise, "kuş donuna" giren ve ayaklarındaki halhalı gıcırdatarak uçan, bir ermiştir. Nevruz gecesi Sultan Navruz'ın geçtiği saatte uyanık olanların, bütün dileklerinin gerçekleşeceğine inanılır.

    Bu sebeple evdeki bütün kap kacağa su doldurulur, sabaha kadar beklenir ve Nevruz gecesi, ay ışığında avluya bir tekne içerisinde su bırakılır ve sabaha kadar ibadet edilir. Yöresel inanca göre dilek kabul edilirse, teknedeki suyun altına dönüşeceğine inanılır. Ertesi sabah (silindi) bütün halk kırlara, bostanlara gider, orada çiğ köfte, şareli pirinç aşı, yumurta, maş piyvazı (piyvaz mı, piyaz mı?) yerler, çeşitli oyunlar oynarlar, eğlenirler.

    Diyarbakır'da Nevruz günü halk, eğlence ve mesire yerlerine giderek Nevruz'u kutlarlar.

    Doğu Anadolu halkı için Nevruz gecesi, kutsallı taşır. O gece, canlı cansız bütün varlıkların Tanrı'ya secde ettiklerine inanılır. O gün, herkesin yıllık rızkı ve mukadderatı belirlenir. Herkes, güzel ve yeni elbiseler giyerek yeni yıla hazırlanır. evlerde yemekler yapılır, karşılıklı ziyaretler birbirini takip eder, fakirlere yardım edilir. 17 Mart gününe bağlanan gece, aile reisi aile mensuplarının sayısı kadar küçük taş toplar, bunları evin bacasının dış kısmında bir yere koyar. Taşların kimi temsil ettiği, daha önceden belirlenir. Bayram sabahı bu taşlar yoklandığında, hangisinin altında kırmızı böcek bulunursa, uğur ona atfedilir. Bununla ilgili olarak, ailenin o uğurlu ferdi yüzünden Tanrı'nın rızkının kendilerine verildiğine inanılır.

    Mart ayı içinde Anadolu'nun bazı yörelerinde görülen bir başka gelenek de, Mart ayının ilk çarşambasını içine alan "kara çarşamba" geleneğidir. Bu tarihte törenler yapılır, çeşitli yiyecekler hazırlanarak birlikte yenilir. Aynı gece gençler bir dilek tutarak, komşularının kapısını dinlerler. Konuşmadan yayık yaymak da, yaygın bir gelenektir. Kars ve çevresinde; bu tarihte kapı dinleme, baca-baca âdetleri görülür. Evde bulundurulan çeşitli meyvelerden, baca-baca gezenlere verilir.

    Tunceli çevresinde o gün, erkekler alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları orada temizleyerek, dua ve niyazda bulunurlar. Bunun yanında, kötülük ve sıkıntılardan kurtulma dileği taşıyan farklı uygulamalara da rastlanır.

    "Kara Çarşamba" geleneğine bağlı olarak, baca çizmek ve taş dizmek olarak anılan uygulamada, bacaların kenarına ev halkını temsil eden taşlar dizilir. Sabaha kadar orada kalan taşların altı, sabah erkenden kontrol edilir. Taşların hangisini altından böcek çıkarsa, o taş için belirlenen kişinin, evin kaderi üzerinde etkili olacağına inanılır.

    "Pamuk iğne" olarak adlandırılan oyunda ise, köyden iki genç kız abdest alarak, kalaylanmış bir karavana ile, buz tutmuş suyun başına giderler. Buzu kırıp, karavanayı suya daldırırlar, yedi kez ihlâs suresi okuduktan sonra kabı sudan çekerler.

    Çarşamba akşamı "tuzluk gılik" olarak adlandırılan çöreği yiyen erkek yada genç kızın, kiminle evleneceğini yönelik yorumlarda bulunulması bir diğer uygulamadır.

    Özellikle Orta Anadolu'da Nevruz, "Mart Dokuzu" olarak bilinir. Diğer bölgelerde olduğu gibi 22 Mart sabahı oldukça erken kalkılır, mezarlar ziyaret edilir, niyet tutulur. Niyetlenecek kişi mezarlardan birer taş alarak, kırka tamamlar. Taşları bir torbaya koyup, niyet tuttuktan sonra evine asar ve bir yıl bekler. Niyet kabul olursa, taşların kırkbir adet olacağına inanılır. Bir dahaki Mart Dokuzu'nda, niyet kabul olsa da olmasa da taşlar, iade edilir.

    Ziyaretlerden sonra çeşitli yemekler yenilir, oyunlar oyanır, dilekler tutulur, eğlenceler düzenlenir, büyük ateşler yakılır. 21 Mart'ı 22 Mart'a bağlayan gece de seyirlik oyunlar oynanır, eğlence ve sohbetler geç saatlere kadar sürer.

    Nevruz'la ilgili olarak Anadolu'da görülen diğer gelenekler arasında; ağacın güneşten etkilenmemesi için ağaca bez bağlanarak yapılan "Mart ipliği" âdeti ve özellikle Giresun'da "Mart bozumu" âdeti önem taşımaktadır. Mart bozumunda, akarsulardan alınıp getirilen su evlere serpilir, ayağı uğurlu bir misafirin gelmesi ve "Mart'ınızı bozuyorum" demesi beklenir.

    Tekirdağ'da nevruz; soğukların sonu, baharın başlangıcı olarak kabul edilir ve "Nevruz Şenlikleri" adıyla kutlanır.

    Edirne'de, 22 Mart günü yapılan Nevruz kutlamalarında mesire yerlerine gidilir, eski hasırlar yakılarak üzerinden atlanır. Kırklareli'nde Nevruz, "Mart Dokuzu" adıyla kutlanır, çeşitli yiyecekler hazırlanarak kırlara gidilir.

    Nevruz, İzmir Urla'da "Mart Dokuzu Şenlikleri" adıyla kutlanırken; Tire'de "Sultan Nevruz Bayramı" olarak bilinir.

    Uşak'ta Nevruz kutlamaları oldukça yaygındır. O gün için, "yıl yenilendi" tabiri kullanılır.

    Sivas'ta Mart Dokuzu'nda gök gürlerse, o yıl ürünün bol olacağına inanılır.

    Şebinkarahisar'da 22 Mart sabahı akarsularda yıkanıldığı takdirde, kuvvet ve sağlık kazanılacağına inanılır.

    Bilindiği üzere eski takvim, Mart ayından başlardı. Mart ayının ilk oniki günü ayrı ayrı ayları temsil etme suretiyle, o yıl içinde neler olacağı ilk oniki günden tespit olunurdu. O gün yedi çiftin, bir tek baş harfi S ile başlayan yiyeceklerden yemesi gelenektendir.

    Osmanlı Padişahlarınca da Nevruz'a özel önem verildiğini görüyoruz. Padişahlara Nevruz günlerinde "Nevruziye" adı verilen telhisler yazılarak, padişah kutlanırdı. Nevruz günlerinde müneccimbaşı, yeni takvimi padişahlara sunar, o anda aldığı bahşişe de "Nevruziye Bahşişi"adı verilirdi. Saray hekimbaşları tarafından hazırlanan ve Nevruziye denen çeşitli baharatlardan yapılmış macunlar, padişah ailelerine ve büyüklere sunulurdu. O gün için yapılmış olan macunlar, porselen kapaklı kâseler içinde takdim edilir ve müneccimbaşılar tarafından Nevruz günün hangi saatinde yenmesi gerektiğini yazan bir kağıt, bu kâselere iliştirilirdi.

    Geçmişte Nevruziyeler sadece fakirlere ve hastalara verilirken, zamanla (silindi) talebin artması nedeniyle, haksızlık olmaması için çevreye saçılmaya başlanmıştır. Mesir ile Nevruz Macununu aynı uygulamadan kaynaklanmakta ve her ikisinin de sağaltım niteliği bulunmaktadır.

    Nevruz geleneği, uygulamada bazı farklılıklar görülmekle birlikte, Orta Asya Türk Toplulukları, İran, Anadolu ve Balkanlarda, aynı tarihler arasında her toplum tarafından kendine özgü bir nedense dayandırılarak kutlanan, geleneksel bir bayram niteliği kazanmıştır.

    İran'da günümüzde de kutlanmakta olan Nevruz, efsanevi bir niteliğe sahiptir. Bu efsanelerde ateşi bulduğuna inanılan Cemşid, ağırlık taşımaktadır. İran'da Tanrı'nın, Adem'i Nevruz günü yarattığı ve yıldızların o gün, burçlarına ayrıldığına inanılmaktadır. İranda Nevruz, 13 gün sürer.


    1- Azerbaycan
    21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
    2- Kazakistan
    21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
    3- Kırgızistan
    21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
    4- Özbekistan
    21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
    5- Türkmenistan
    21 Mart Nevruz Bayramı (Resmi Tatil)
    6- Türkiye
    21 Mart Nevruz Bayramı
    7- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
    21 Mart Nevruz Bayramı


    Azerbaycan Hükümet Başkanı Neriman Nerimanof'un Mustafa Kemal Paşa'ya Nevruz dolayısıyla çektiği 24 Mart 1921 tarihli telgraf;

    "Cenubi Kafkasya Komiseri, Azerbaycan serbest Harbiye Mektebi Talebeleri, iki bölüklü Süvari Nişancı Türk Alayı askerleri, Türk Milletinin, büyük Nevruz Bayramını tebrik ediyor ve biz ümid ediyoruz ki Azerbaycan İnkılap Ordusu kahraman Türk Ordusu ile beraber Garp emperyalizmi tazyikinde bulunan Şark milletlerini yakında kurtarırlar. Yaşasın Şark İnkılap başları Mustafa Kemal!"
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    122
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    Hayvancılık ve Çoban Bayramları


    KOÇ KATIMI TÖRENLERİ


    Anadolu'da koç katımı 1 Ekim ile 20 Kasım arasında değişen tarihlerde gerçekleştirilir. Katım tarihinden bir - iki ay önce koçlar sağmal sürüsünden ayrılır. Hemen her yerde koç katımının yapıldığı ilk gün törenlerle bir bayram havası içinde geçer. Köy halkı o gün köy meydanında ya da harmanda davul ve zurnalarla toplanır. Çobanlar süslenmiş, kınalanmış koçları dişi koyunların içine bırakırlar. Bazı yerlerde bu sırada hoca dualar okur.

    Koç katımı, kapsadığı birtakım töreler, inanışlar ve büyüsel işlemler de ayrı bir önem taşır. Katımdan önce koçların üstüne erkek çocuk bindirilirse döl zamanı erkek kuzu, kız çocuk bindirilirse dişi kuzu doğacağına; koçlar katıma götürülürken yolda erkeğe rastlanırsa kuzuların erkek, kadına rastlanırsa dişi olacağına; ilk sürüye katılan koç bir kara koyun seçerse kışın yumuşak, ak koyun seçerse şiddetli olacağına, bazı yerlerde de tam tersine inanılır. Koçun ala koyun seçmesi orta şiddette bir kış yaşanacağına alamet sayılır. Koç katımından sonra çobanın boy abdesti alması gerekir. Eğer yıkanmadan sürünün içinde gezerse doğacak kuzuların sakat olacağına inanılır. O gün sürünün içinde boş kapla dolaşılırsa kuzulayacak koyunların sütünün kıt olacağına inanılır.


    SAYA BAYRAMI

    Saya, koyun yüzü, duvar yüzü deyimleriyle de anlatılan bu bayram koç katımından yüz gün sonra kutlanır. Koyunların gebelik süresi 150 gündür. Koç katımından 100 gün sonra anasının karnında kuzunun canlandığına, tüylerinin çıkmaya başladığına inanılır. Bu güne bunun için davar yüzü ya da koyun yüzü denir. Saya bayramı koç katımına göre daha canlı eğlencelerle kutlanır. Gece düzenlenen eğlenceler şu bölümlerden oluşur:
    1- Çobanlar, onlara katılan çocuklar ve gençler garip kıyafetler giyerek kapı kapı dolaşırlar. Sayacı sözleri adı verilen tekerlemeleri söyleyerek yiyecek ve bahşiş toplarlar.

    2- Kimi yerlerde kapı önlerinde oyunlar çıkartılır. Bu oyunlardan birin de "Arap" ve "İhtiyar" olan iki kişi kavga ederler ve "ihtiyar" ölmüş gibi yapar. "İhtiyar" ağzına yiyecekler konarak yeniden diriltilir.

    3- Evden eve gezmeler sona erince toplanan yiyeceklerle yemek hazırlanır ve sayacılar hep birlikte yemek yerler. Sabaha kadar çalıp söyleyerek eğlenirler.


    DÖL TÖRENLERİ

    Beş aylık bir süreye yayılan çoban bayramlarının bu son kesimi, sayadan 50 gün sonra, koyunlar kuzulamaya başladığı günlere rastlar. Anadolu'da kuzuların doğması bazı geleneklerin eşliğinde törenlerle kutlanır. Ama bu olaya bir bayram niteliği vermek yanlış olur.

    Malatya, Kars, Erzincan ve çevresinden alınan bilgilere göre kimi yerlerde kuzular doğduğu zaman çobanlar evden eve dolaşarak sürü sahiplerinden hediyeler toplarlar. Doğan ilk kuzuları köye götüren çobana bahşişler verilir. Bazı yerlerde ise döl zamanı yaklaşınca çoban sürüyü köyün yakınında bir yerde otlatır; kuzuların doğduğu haberini sürü sahiplerine bir haberci ile bildirir; koyun sahipleri çobana yemiş, çerez gibi yiyecekler (dölcek) götürürler. Kuzular çoğalıp dölcek yığılınca çoban, akşam köye gider ve bunları çocuklara dağıtır.

    Döl zamanı ile ilgili bazı inanış ve yasaklar vardır. O gün evden komşulara tuz ve ateş vermek iyi değildir. Dölden iki ay öncesinden başlayarak komşulara hamur mayası, tuz, ateş, yün tarağı vermek uğurlu sayılmaz, hayvanlara zarar verir.


    Üretim İşleri ve Mevsimleri ile ilgili Törenler

    Çift sürme, tarlaya tohum atma, ekin biçme, harman kaldırma gibi işler sırasında halk arasında düzenlenen bazı küçük törenler vardır. Ama bunların bayram sayılabilecek nitelikte olanları azdır. Bununla birlikte bağ ve bahçe işlerinin olduğu bölgelerde kimi gösterilerle yayla geleneğini sürdüren topluluklardaki eğlencelerle bu türden bayramların kutlandığı görülür. İzmir'e bağlı Kemalpaşa'nın kiraz bayramı, Giresun'un fındık bayramı, Mut'un kayısı bayramı bunlar arasında sayılabilir. Bu gösterilerin bayram niteliğini kazanması, gevşemeye yüz tutmuş halk geleneklerini, bir zamanlar kutlandığı halde unutulan eski bayramları, yeni şartlar içinde ve yeni amaçlarla canlandırma çabalarının bir sonucudur.

    Kuzeydoğu Anadolu bölgelerinde yapılan bazı törenleri de bu gruptaki bayramlar arasında saymak mümkündür. Artvin'in Şavşat İlçesi'nin köylerinde yapılan "pancarcı şenlikleri", Pasaf köylerinde üç gün süren "seyran şenlikleri" Giresun'un köylerinde üç gün süreyle yapılan "at göçü" en güzel örneklerdendir. Bu törenlerin ortak niteliği köy halkının bir bölümünün hayvanları ile bahar başında yaylaya çıkmalarından bir - iki ay sonra yani köydeki tarla işlerinin sona erip ekinlerin ya da atların biçimine sıra geldiği zamana rastlamaları, bu yeni işe başlamadan önce köyde kalanların birkaç günlüğüne yayladakilere katılıp şenlik günlerini bir arada geçirmeleri sonra ekin veya ot biçmeye tekrar köye inmeleridir.

    Erzurum'da tören gene Haziran sonu veya Temmuz başında bir gün süreyle çayır biçmeden önce yapılmakla birlikte, gidilecek yerlerin yayla olması şart değildir. Herhangi bir yatır yanı, mesire yeri, Ilıca'da da eğlenildiği olur. Hepsinin ortak yönü, davul, zurna ya da başka çalgıların katıldığı danslar, türlü seyirlik oyunlar, cirit, nişan, koşu gibi yarışmalar düzenlenmesi, birlikte yemekler yenmesiyle tam bir bayram havasında kutlanmalarıdır.

    Güney yörükleri de kışlaklarını bırakap toplu olarak, sürüleriyle birlikte yaylaya çıkarken bayram niteliğinde gösteriler düzenlerler: yatırları ziyaret, birlikte yemek yeme, sürülerin otlaklarına varınca nişan atma, güreşler, yarışmalar düzenleme, "cıngıldak" kurup eğlenme gibi.





    Milli Bayramlar

    Şehir ve kasabalarda bir şenlik havası içinde kutlanan bu bayramların (30 Ağustos Zafer Bayramı, Cumhuriyet Bayramı, Kurtuluş Bayramları gibi) askeri geçitler, fener alayları v.b. "resmi" gösterilerinde gelenek olan tek öğe seymenler, zeybeklerin özel kıyafetleriyle gösterilere katılmalarıdır. Ama bu bayramlar nedeniyle resmi gösteriler bittikten sonra, kimi yerlerde gece geç vakitlere kadar işçilerin, esnafın kendi aralarında hükümet ya da belediye meydanında düzenledikleri eğlenceler bu şenliklere farklı bir anlam katmaktadır. Bu eğlencelere davul, zurna takımları da katılır. Anadolu kasabalarında her yerin kendi oyunları oynanmasına karşılık, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde bu toplantılara farklı gruplar gösterileriyle katıldıklarından, eğlenceler bir tür "halk dansları feztivali" görünümündedir. Resmi bayramlarda birçok yerlerde resmi törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir.

    Geçmiş yıllarda siyasi partiler resmi bayramlarda davullu zurnalı eğlenceler düzenleyerek bir yandan bayramların daha canlı geçmelerini sağlamış bir yandan da diğer partilerle bir yarışma ortamına girmişlerdir. Böylece bayram gelenekleri de değişimden payını almışlardır.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    122
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Festivaller - Şenlikler​



    Zengin Anadolu kültürünün tanıtılması ve yaşatılmasına katkı sağlamak amacıyla yurdumuz genelinde hemen her ilde ve birçok ilçe ve hatta bazı köylerimizde kutlanagelen, gelenekselleşmiş şenlikler vardır. Aynı zamanda bu amaca hizmet etmek amacıyla ulusal ve uluslararası festivaller düzenlenmektedir.

    Geleneksel kültürümüzün temsil edildiği şenlikler, toplumda birlik ve beraberlik ruhunun arttırılması ve kaynaşmanın sağlanması amacı dışında, yapıldığı yerleşim biriminin kültür zenginliğini de tanıtmayı amaçlar.

    Yetiştirilen bir ürünün tanıtımını amaçlayan ve ekonomik kaygılar taşıyan (Malatya Kayısı Festivali, Eşme Kilim Festivali, Aksu Kiraz Festivali vb.) festivaller yanında, tamamen kültürü tanıtmaya yönelik şenlikler de (Uluslararası Hacı Bektaş Veli'yi Anma ve Kültür Sanat Etkinlikleri, Abdal Musa Şenlikleri, Kadırga Şenliği vb) Anadolu'da geniş ölçüde yaygınlık gösterir.

    Yıllardır uygulanarak gelenekselleşen festival ve şenliklerin toplumsal yaşama olan diğer katkısı da insanların bir araya gelerek eğlence ortamlarının oluşmasını sağlamaktır. Örneğin Karadeniz yöresinde 16 - 18 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen "Şavşat Sahra Pancarı Şenliği" yörede özellikle kadınların katılımıyla gerçekleştirilen en görkemli eğlencelerden biridir.

    Festivallerin önemli bir bölümü bu günler içerisinde düzenlenen yarışmalar oluşturmaktadır. Yarışmalarda en iyi ürünü yetiştirip ödülü almak için yıl boyunca çalışan insanlar yöre ekonomisinin gelişimine katkıda bulunmaktadır. Festivallerin temel amaçlarından biri tanıtılmak istenen üründe en üst düzeyde kalite sağlamaktır, gerçekleştirilen yarışmalarda da bu amaçlanır.

    Şanlikler ise kültürün tanıtılmasına yönelik, ekonomik amaçlar gözetmeyen toplumsal faaliyetler olmakla beraber, zaman içerisinde bu niteliğinden uzaklaşarak kültür turizminin bir parçasına dönüştüğü de görülmektedir.

    Şenlik ve festivallerdeki ortak nokta ise toplumda ortak hareket etme bilincini geliştirilerek, hem düşüncede hem de fiiliyatta birlikteliği sağlamaktadır.

    Türkiye'de bilinen bazı festival ve şenliklerin isim, tarih ve yerleri aşağıda verilmiştir:

    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Amasya Atatürk Kültür ve Sanat Şöl.

    Yapıldığı Yer : Amasya
    Yapılacağı Tarihler : 12 - 19 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Altın Portakal Festivali
    Yapıldığı Yer : Antalya
    Yapılacağı Tarihler : 13 Ekim


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Aluçdağ Festivali
    Yapıldığı Yer : Çamlıdere
    Yapılacağı Tarihler : 6 Temmuz


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Alanya Turizm Şenliği
    Yapıldığı Yer : Alanya
    Yapılacağı Tarihler : 4 - 9 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Altın Fındık Şenliği
    Yapıldığı Yer : Ordu
    Yapılacağı Tarihler : 19 - 22 Eylül


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Aksu Kültür ve Sanat Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Giresun
    Yapılacağı Tarihler : 20 - 3 Mayıs


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Akşehir Nasreddin Hoca Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Akşehir
    Yapılacağı Tarihler : 5 - 10 Temmuz


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Ahi - Evran Sanat Folk. Festivali
    Yapıldığı Yer : Kırşehir
    Yapılacağı Tarihler : 5 - 8 Eylül


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : 1. Noel Baba Festivali
    Yapıldığı Yer : Kaş - Demre
    Yapılacağı Tarihler : 24 Aralık


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Çini Festivali
    Yapıldığı Yer : Kütahya
    Yapılacağı Tarihler : 12 - 15 Temmuz


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Çanakkale Tahta At Çocuk Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Çanakkale
    Yapılacağı Tarihler : Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Ertuğrul Gazi Festivali
    Yapıldığı Yer : Söğüt
    Yapılacağı Tarihler : Eylülün ilk Haftası


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Eğridir Alın Elma, Gümüş Bronz
    Yapıldığı Yer : Isparta - Eğridir
    Yapılacağı Tarihler : 2 - 7 Eylül


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : İstakoz Şenlikleri
    Yapıldığı Yer :
    Yapılacağı Tarihler :


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Fıstık Festivali
    Yapıldığı Yer : Gaziantep
    Yapılacağı Tarihler : 25 Aralık

    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Foça Müzik ve Folklor Şen.
    Yapıldığı Yer : İzmir
    Yapılacağı Tarihler : 20 - 23 Ağustos


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Geleneksel Mesir Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Manisa
    Yapılacağı Tarihler : 20 - 30 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Halı ve Gül Festivali
    Yapıldığı Yer : Isparta
    Yapılacağı Tarihler : 1 - 7 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Hacı Bektaş Veli Şenlikleri

    Yapıldığı Yer : Hacıbektaş
    Yapılacağı Tarihler : 13 - 18 Temmuz


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Hatay'ın Anavatana Katıl. Şen.
    Yapıldığı Yer : Hatay
    Yapılacağı Tarihler : 5 - 7 Temmuz


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Kadırga Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Trabzon
    Yapılacağı Tarihler :


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Kavgasör Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Artvin
    Yapılacağı Tarihler :


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Kayısı Festivali
    Yapıldığı Yer : Malatya
    Yapılacağı Tarihler : 20 - 22 Temmuz


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Karpuz Festivali
    Yapıldığı Yer : Diyarbakır
    Yapılacağı Tarihler : 22 - 24 Eylül


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Kırkpınar Güreşleri
    Yapıldığı Yer : Edirne
    Yapılacağı Tarihler : Haziranın İkinci Haftası


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Karacaoğlan Festivali
    Yapıldığı Yer : Muş
    Yapılacağı Tarihler : 10 - 12 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Pamukkale Festivali
    Yapıldığı Yer : Denizli
    Yapılacağı Tarihler : 3 - 5 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Selçuk Efes Kültür ve Sanat Festivali
    Yapıldığı Yer : İzmir
    Yapılacağı Tarihler : 1 - 8 Mayıs


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Seyit Batdalgazi Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Eskişehir
    Yapılacağı Tarihler : 12 - 17 Mayıs


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Turizm ve Sanat Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Marmaris
    Yapılacağı Tarihler : 9 - 17 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Uluslararası Silifke Müzik ve Folklor Festivali
    Yapıldığı Yer : Mersin
    Yapılacağı Tarihler : 15 Eylül - 5 Ekim


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Uluslararası Marmara Müzik ve Folklor Festivali

    Yapıldığı Yer : İstanbul
    Yapılacağı Tarihler : 2 - 7 Haziran


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : 3. Hitit Festivali
    Yapıldığı Yer : Çorum - Sungurlu, Alacahöyük - Boğazkale
    Yapılacağı Tarihler : 18 - 25 Eylül


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Van Kültür ve Turizm Festivali
    Yapıldığı Yer : Van
    Yapılacağı Tarihler : 16 - 20 Temmuz


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Yunus Emre Şenliği
    Yapıldığı Yer : Eskişehir
    Yapılacağı Tarihler : 6 - 9 Mayıs


    Kültürel Faaliyetlerin Adı : Abdal Musa Anma Törenleri ve Şenlikleri
    Yapıldığı Yer : Antalya
    Yapılacağı Tarihler : 9 - 10 Haziran
     

Sayfayı Paylaş

Gelen aramalar...

  1. turkiyenin torenleri nelerdir

    ,
  2. türklerde özel günler