Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Türk - İslam Devletlerinde Kültür ve Medeniyet

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 12 Eylül 2013 başlatılmıştır.

        
  1. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.471
    Beğenileri:
    3.065
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Türk - İslam Devletlerinde Kültür ve Medeniyet

    1) Devlet Yönetimi
    Türkler yeni bir dine girmelerine rağmen özellikle hâkimiyet anlayışında eski geleneklerini devam ettirmişlerdir. Buna göre Türk hükümdarına idare etme hakkı Tanrı tarafından ilahi bir lütuf olarak bağışlanmıştır. Yani Tanrı kendisine kut (devlet, baht, iyi talih ve kısmet) verdiği için hükümdardır. Yönetme hakkının kalıtsal olduğu kabul edilirdi. Bundan dolayı Hükümdar ölünce bütün erkek çocuklarının başa geçme hakları vardı. Bu anlayış Türk devletlerinde taht kavgalarının yaşanmasına ve devletin
    zayışamasına sebep olmuştur. Sadece Memlûklerde hükümdarlar seçimle işbaşına gelirlerdi. Halkı refah içinde yaşatmak, dirlik ve düzeni sağlayıp adaleti temin etmek, devleti düzen içinde tutmak, savaş gücünü hazır bulundurmak ve fetihler yapmak hükümdarların başlıca görevleriydi. Karahanlı hükümdarları, han, hakan, kora, ilig, nasr, kadır, buğra, arslan gibi Türkçe unvanlar kullanmışlardır. Gaznelilerden itibaren islami Sultan unvanı kullanılmaya başlanmıştır. Türk-islâm devletlerinde ülkenin bir bölgesini idare eden hanedan üyelerine Melik denirdi. Hükümdarlık alametleri, hutbe, sikke, tuğra, çetr (Saltanat fiemsiyesi) Nevbet (mehter), sancak, tuğ, otağ, taht ve tac idi. Devletin geleceğinde rol oynayacak şehzadeleri yetiştiren tecrübeli ve bilgili kişilere Atabey denirdi. Saray teşkilatı, bizzat hükümdarın şahsına bağlı memur ve görevlilerden oluşur. Saray devlet yönetiminin merkezidir. Karahanlılar saraya ordu veya karşı demişlerdir.

    Sarayda bulunan başlıca görevliler şunlardır:
    Hacip : Hükümdar ve vezirden sonra gelen en büyük görevli idi. Başkanlarına hâcibulhüccap veya has hacip denilirdi. Görevleri hükümdarla halk arasında görüşmeyi ve irtibatı sağlamaktı.
    Kapucubaşı : Sarayın her türlü hizmetinden sorumlu olan görevliydi.
    Emir-i Candar : Saray muhafızlarının başıdır.
    Emir-i Silah : Hükümdarın silahlarını taşıyan, aynı zamanda saray silahhanesine bakan görevlilerin başıydı.
    Emir-i alem : Devlete ait bayrağı taşıyan görevlilerin başıdır.
    Emir-i ahur : Hükümdar ve kapıkulu askerlerinin atlarının bakımından sorumlu idi. Hükûmete Divan-ı

    Saltanat denirdi. Başında Yuğruş veya Hace-i Buzurg denilen vezir vardı. Hükûmet her biri bir bakanlık durumunda olan dört divandan meydana geliyordu. Bunlar; iç ve dış yazışmaları yürüten Divan-ı Tuğra , mali işlerden sorumlu Divan-ı istifa , askeri işlerden sorumlu Divan-ı Arz-ül Ceyş , idari ve adli işlerin yolunda gidip gitmediğini teftiş eden Divan-ı işraf idi. Taşra teşkilatında yer alan eyaletlerin başında şıhne adı verilen askeri valiler, veya melik unvanını taşıyan hanedan mensupları bulunurdu. fiehir ve kasabalarda mülki idareden sorumlu amid , mali işlere bakan amil halk tarafından seçilen bir reis belediye işlerini kontrol eden bir muhtesip bulunurdu. Adliye teşkilatı şeri yargı ve örfi yargı olarak ikiye ayrılmıştı. fieri davalara kadılar bakardı. Bunların başkanı devlet merkezindeki Kadiyül Kudat (Kadil Kudat) idi. Ordu mensupları arasındaki davalara Kadıasker bakardı. Örfi sorunların çözümü ile ilgili ayrı mahkemeler olup bunların başında Emir-i Dad (adalet bakarı) bulunurdu. Bunların dışında bir de sultanın başkanlık ettiği Divan-ı Mezalim adı verilen mahkeme vardı. Orta Asya ve Yakın Doğuda kurulan Türk devletleri ordularına çok önem vermişlerdir.

    Karahanlılarda ordu dört unsurdan oluşmuştur.
    1) Saray muhafızları
    2) Hassa ordusu
    3) fiehzadelerin ve valilerin yönetimindeki eyalet askerleri
    4) Devlete bağlı Türk boylarından gerektiğinde toplanan kuvvetler. Memlûklerde hükümdarlık babadan oğula geçmiyordu. Genellikle ordunun ileri gelenleri tarafından ordu içerisinden seçilirdi.

    Büyük Selçuklu ordusu altı bölümden meydana gelmekteydi.
    1) Gulaman-ı Saray; Doğrudan Sultana bağlı askerlerdir. Yılda dört defa maaş alırlardı.
    2) Hassa ordusu; Çocuk yaşta toplanan asker adayların belirli merkezlerde yetiştirilmesiyle oluşturuluyordu.
    3) Sipahiler; Atlı birliklerdir.
    4) Bağlı Devletlerin ve Beyliklerin Askerleri; Savaş zamanında Selçuklu Sultanının isteğiyle orduya katılırlardı.
    5) Meliklerin ve Askeri Valilerin Askerleri; Bunlar savaş zamanında emirlerindeki birlikleriyle orduya katılırlardı.
    6) Gönüllüler; Savaş zamanı çok sayıda gönüllü kendi isteğiyle savaşa katılırdı.

    Selçukluların askeri teşkilata getirdikleri en önemli yenilik ikta sistemi idi. Selçuklular ülkelerindeki toprakları vergi gelirlerine göre kısımlara ayırmışlardır. Ayrılan bu kısımlara ikta denilmiştir. Bu toprakların gelirleri komutanlara, subaylara görev karşılığı verilirdi. Bu görevliler kendilerine verilen toprağın gelirinin
    bir kısmıyla atlı asker (sipahi) beslerlerdi. Bunlara ikta askerleri adı verilirdi. Bu sistem Osmanlılarda Tımar Sistemi olarak gelişmiştir. Memlûk ordusu büyük oranda Kıpçak Türklerinden oluşmaktaydı. Eyyûbî ordusu
    kara ve deniz kuvvetleri olarak ikiye ayrılmıştı. Orduların teşkilatı Türk 10lu sistemine dayanıyordu. Askeri birlikleri Sübaşı denilen kumandanlar idare ederdi. En yaygın silahlar ok ve yay idi. At, savaşlarda
    ulaşım açısından önemli bir yer tutmaktaydı.

    2) Din ve inanış
    Orta Asya ve Yakın Doğuda kurulan Türk Devletleri islamiyeti kabul ettiler. Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu hükümdarları bu dinin yayılması için çalıştılar. Türk devletlerinde başka dinlere inanan insanlar, Türklerle yan yana yaşayabilmişlerdir. Onlara gereken hoşgörü ve inanç hürriyeti tanınmıştır. Din uğruna savaşma felsefesi, Müslüman Türk devletlerinde dinamizm kaynağı olmuştur.

    3) Sosyal ve iktisadi Hayat
    Türklerin bir bölümü şehirlerde, bir bölümü ise köylerde yaşıyordu. Göçebe olarak yaşayanlar da vardı. Demircilik, marangozluk, bakırcılık gibi zanaat dalları çok gelişmişti. fiehir ve kasabalarda yaşayan tüccarlar, esnaf ve sanatkarlar lonca adı verilen teşkilatlar kurmuşlardır. Kırsal bölgeler ve köylerde yaşayan köylüler hayvancılık ve çiftçilik yapıyorlardı. Avrupa feodal rejiminde olduğu gibi karın
    tokluğuna çalıştırılan işçi durumunda değildiler. Göçebe olarak yaşayanlar hayvancılıkla geçiniyorlardı. Ev, bahçe, ağıl gibi yerler özel mülkiyet sayılmış, tarım arazisi, otlaklar ve ormanlar devlet malı kabul edilmiştir.
    Ülke toprakları, has, ikta ve haraci olarak üçe ayrılırdı.
    Has Topraklar: Vergi gelirleri Sultana bırakılan topraklardır.
    İkta Topraklar: Gelirleri Sultan tarafından maaş ve hizmet karşılığı olarak devlet adamlarına, kumandanlara ve askerlere bırakılan topraklardır.
    Haraci Topraklar: Gayri Müslimlere ait olup gelirlerinin bir kısmı devlete haraç olarak ödenen topraklardır. ikta topraklarında çalışan halka reâya denilirdi.

    İkta sahibi kanunlarla belirlenen miktarın dışında vergi almaya kalkarsa reâyanın şikayet hakkı vardı. Bu topraklardan farklı olarak vakıf ve mülk toprakları da vardı. Mülk topraklar, kişilere ait olan topraklardır. Sahipleri bu toprakları satabilir, miras bırakabilir veya bağışlayabilirdi. Hayır kurumlarına gelir sağlamak amacıyla ayrılan topraklara Vakıf topraklar denirdi. Selçuklular bulundukları bölgede güvenliği sağlayıp, ticaret yolları üzerinde hanlar ve kervansaraylar yaptırmışlardır. Buralarda konaklayanların her türlü ihtiyacı parasız karşılanıyordu. Abbasi halifesi en Nâsır li-Dinillah tarafından fütüvvet teşkilatı adıyla kurulan ve
    Türklerde ahilik adını alan teşkilat, Türk-islam devletlerinin iktisadi hayatında önemli rol oynamıştır. Gayri Müslimlere kapalı olan bu teşkilat, Müslüman meslek sahiplerine bir çeşit imtiyaz sağlamış ve bu uygulama Türklerin şehir iktisadi hayatına girmelerini kolaylaştırmıştır. Ahilerin temsil ettiği meslek birliklerinin başındı şeyh bulunurdu. Her meslek grubu kendi mesleklerinin bir piri olduğuna inanırdı. Vakışar sosyal ve iktisadi hayatın canlı ve dengeli bir şekilde tutulmasında önemli bir rol oynamışlardır. Türk hükümdarları ülkelerinde saray, han, hamam, hastahane, cami, medrese ve kervansaray gibi sosyal tesisler inşa etmişler bunların masraşarını vakışar yoluyla karşılamışlardır.

    4) Dil ve Edebiyat
    Karahanlı Devletinde dil Türkçeydi. Karahanlı Devletinin dayandığı Yağma, Karluk ve Çiğil boylarının konuştuğu lehçelerin kaynaşmasından Hakaniye Türkçesi denilen Karahanlı Türkçesi ortaya çıkmıştır. Karahanlılar Orta Asya Türk kültür ve medeniyetinin taşıyıcısı olmuşlardır. Karahanlılar yazışmalarda Uygur yazısını kullanmışlardır. Karahanlılar dönemi ilk Türk-islam edebi eserlerinin verildiği dönemdir. Bu döneme ait en önemli eserlerden biri Kutadgu Bilig dir. Yusuf Has Hacib tarafından yazılan ve ilk Türkçe siyasetname kabul edilen eserde, Türk devlet anlayışı, kanun ve siyaset üzerine görüşler ile hükümdarlara çeşitli öğütler bulunmaktadır. Uygur alfabesiyle yazılan bu eser Karahanlı hükümdarlarından Tabgaç
    Buğra Hana, Yusuf Hacip tarafından sunulmuştur. Bu döneme ait bir diğer önemli eser Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divanü Lügatit Türk tür. Bu eserde Kaşgarlı Mahmud Türkçenin, Arapça kadar zengin bir dil olduğunu hatta daha üstün olduğunu belirterek, Türk tarihine, coğrafyasına, destan ve efsanelerine ait kıymetli bilgiler vermiştir. Karahanlılar dönemine ait en önemli sözlü edebiyat ürünü Satık Buğra Han destanıdır. Bu destanda Satuk Buğra Hanın Türkistanda islamı yayma çabaları anlatılmaktadır. XII. yüzyılın önemli eserlerinden birisi de Ahmed Yükneki tarafından, Emir-i Dâd Muhammed Bey adına yazılan Atabetül-Hakayık (hakikatlerin eşiği) tır. Bu döneme ait bir diğer önemli eser Kaşgarlı Mahmut tarafından
    yazılan Divanü Lügatit Türk tür. Bu eserde Kaşgarlı Mahmud Türkçenin, Arapça kadar zengin bir dil olduğunu hatta daha üstün olduğunu belirterek, Türk tarihine, coğrafyasına, destan ve efsanelerine ait kıymetli bilgiler vermiştir. Karahanlılar dönemine ait en önemli sözlü edebiyat ürünü Satık Buğra Han destanıdır. Bu destanda Satuk Buğra Hanın Türkistanda islamı yayma çabaları anlatılmaktadır. XII. yüzyılın önemli eserlerinden birisi de Ahmed Yükneki tarafından, Emir-i Dâd Muhammed Bey adınan yazılan Atabetül-Hakayık (hakikatlerin eşiği)tır.

    İslam dünyasında ilk zamanlarda eğitim ve öğretim faaliyetleri Küttab adı verilen öğretmenlerin evlerinde ve camilerde yürütülüyordu. Dağınık halde yapılan öğretim ilk defa Batı Karahanlılardan Tabgaç Buğra Han zamanında programa bağlandı. ilk defa burslu öğrencilik sistemi bu dönemde uygulandı. Tabgaç Buğra Hanın 1054 yılında kurduğu medrese (Semerkantta) öğrencilerin her türlü ihtiyacı karşılanıyordu. Bu dönemde medreselerin ihtiyaçları vakıf gelirleriyle karşılanıyodu. Büyük Selçuklular devri eğitim öğretimin yeniden düzenlenmesi açısından bir dönüm noktasıdır. Bunların en önemlisi medreselerin bugünkü anlamıyla üniversitelerin kurulmasına devletin öncülük etmesidir. Bu dönemde eğitim-öğretim bir programa bağlanarak devlet korumasına alındı. Alp Arslanın talimatıyla vezir Nizamül Mülk Bağdatta Nizamiye
    Medresesini (Dünyanın ilk üniversitesini) kurmuştur (1067). Daha sonra ülke çapında yaygınlaştırılmıştır.

    Medreselerde dini bilgilerin yanında felsefe, filoloji, matematik gibi dersler okutulmaktaydı. Eğitim parasızdı. ihyaul Ulum-iddin adlı eserin yazarı Gazalî (1058-1111) uzun süre Bağdat ve Nişabur medreselerinde ders vermiştir. Ömer Hayyam Muhammed Beyhaki Selçuklular devrinde yetişen meşhur matematikçidirler. Ömer Hayyam Melikşah adına hazırlanan Celali takviminin hazırlanmasında da görev aldı. Harizmşahlar devrinde tıp alanında ismail Curcani ve edebiyat tarihçisi Kays-ı Razi başlıca bilim ve fikir adamlarıdır. Ortaçağın en büyük tarihçisi kabul edilen ibnül Esir, El Kâmil Fit Tarih isimli bir eser yazmıştır.

    Türkler islam sanatına kendilerine has yeni bir güzellik ve incelik katmıştır. Tolunoğlulları Devletinin kurucusu Tolunoğlu Ahmet, El Katayi adı verilen bir şehir kurdurdu. Ayrıca Mısırda hastane, su kemeri ve bugün de ayakta olan Tolunoğlu Ahmet Camiini yaptırdı. Özellikle Selçuklularla Türk mimari sanatına; üst üste çift kubbe, köşeli çatı, sivri kemer, kubbe yapımında Türk üçgenleri, demet sütun gibi pek çok yeni buluş katıldı. Bu dönemin başlıca mimari eserleri, Bağdat Nizamiye Medresesi, isfahanda Sultan Melikşah Camii, Mervde Sultan Sencer Türbesi, Mısırda Memlûklere ait Sultan Kalavun Camii, Sultan Berkuk Türbesi ve Camii Sultan Hasan Cami vb. dir.

    Mimari eserler çinilerle ve hat sanatıyla süslenmiştir. Tezhip, kakmacılık, cilt ve minyatür sanatları geliştirildi. Halı sanatı XI. yüzyıldan itibaren Selçuklu Türkleri vasıtasıyla Orta Asyadan batıya yayılmıştır. Milli bir Türk sanatı olan minyatür sanatını geliştirmek için Bağdatta bir minyatür okulu açılmıştır.
    Minyatür: Çoğunlukla yazma kitaplarda görülen, küçük renkli resim sanatıdır. Selçuklular döneminde Türk musikisi ordu ve saraylarda yayıldı. Göçebe topluluklar arasında tasavvuf musikisi gelişti.
     

Sayfayı Paylaş