Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Sarikamis Harekati

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 26 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.232
    Beğenileri:
    67
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    90 Bin Askere mezar olan Sarıkamış Harekatı Başlıyor
    Sarıkamış harekatı için Arap eyaletlerinden kuvvetler toplandı. Osmanlı için Birinci Dünya savaşın yeni cephelerini açmak sanıldığı kadar kolay değildi. Her şey ek¤¤¤¤¤. Ne cephane, ne yiyecek, ne de giyecek var, ne de bunları nakledecek hayvanlar. 3. Ordu komutanı Hasan İzzet Paşa zamansız olarak nitelediği cephenin açılmasına karşı çıkışı onu görevinden etti. Enver Paşa Erzurum'a geldi. Sarıkamış kuşatma harekatının ana hatlarını Alman ve Türk kurmaylarına anlattı. 3. Ordu Sarıkamış'a sardıracaktı. 11. Kolordu Rusları oyalamak için sağ kanatta yer alacak. 9. Kolordu merkezde yani Sarıkamış'a geçiş yönünde olacak, önce Baldız'a ardından da Sarıkamış'a geçecek. 10. Kolordu da İslamköy-Oltu-Penek yönünden Baldız Yaylasından Allahü Ekber dağlarına ulaşacak. Hedef Rusların arkasına sarkmak.
    Her birliğin günlük yürüme hızları hesaplanarak, hangi günde nerede olacağı, nerede buluşacakları ve saldırma noktaları tek tek tesbit edildi. Fakat hesaba katılmak istenmeyen bir şey vardı: -35 dereceye, hatta daha aşağıya düşen dondurucu soğuklar.
    İki müfreze dahil 75 bin 660 savaşçısıyla toplam 118 bin 660 kişilik Osmanlı ordusu 94 piyade taburu, 20 süvari bölüğü ve 228 topuyla “Sarıkamış Kuşatması” adıyla tarihe geçen harekata 22 Aralık 1914 sabahı başladı. Oysa o sabah dehşetli bir kar fırtınası ve tipiyle açılmıştı. Hava çok kötü olmasına rağmen ilk gün, harekat planı aynen uygulandı. İkinci gün kar ve tipi bir türlü aman vermiyordu, erzak ve teçhizat ileri hatlara taşınamıyordu. Askerler aç, çıplak, donanımsız, yalınayak başı açık durumdaydı. On binler dinmek bilmez bir tipi altında dağlara sürüldü.
    3. Ordunun askerleri -35 derece soğuğa karşılık yırtık yazlık elbiseleriyle bu tepelerde hayatta kalma mücadelesi verdiler. Ayaklarında yırtık çarıklar, sırtlarında yamalı elbiselerle, bir savaşa giden askerlerden çok tarlaya giden işçilere benziyordu bu gençler, ne bir paltoları ne de kalın çorapları vardı. Doğru dürüst üniformaları olmadığı için evden getirdikleri yerel kıyafetlerle sarılmışlardı. İstanbul'dan kışlık elbise ve askeri malzeme getiren gemiler, Karadeniz'de Ruslar tarafından batırılmıştı. Enver Paşa destek beklemeden harekata başlamıştı.
    Çarıksız ve Paltosuz Askerler Sarıkamış Allahü Ekber dağlarında
    Enver Paşa “Askerler hepinizi ziyaret ettim. Ayağınızda çarık, sırtınızda paltonuz olmadığını gördüm. Lakin karşınızdaki düşman sizden korkuyor. Yakın zamanda Kafkasya'ya gireceğiz. Orada her türlü nimete kavuşacaksınız. İslam aleminin bütün ümidi sizsiniz.”
    Türk askeri, sayıca az ama kış şartlarına hazırlıklı Rusların üzerine imkansızlıklar içinde yürüdü. Ruslar ise Sarıkamış'ta sıcak karargahlarında bekledi. Mehmetçikler durmaksızın yürüdüler, baldız yaylasına, Çerkezköy'e, Otluya, Allahü Ekber dağlarına, Sarıkamış'a ve o küçücük kasabaya giden mevzilere yürüdüler. Açlık, soğuk, yorgunluk. Bırakın donmak üzere olan bedenlerini saracak bir elbiseleri bile yoktu. Artık savaşmak için değil, hayatta kalabilmek için yürüyorlardı. Sarıkamış alınmalı diyordu komutan, ama ölüm birer birer değil onar onar birlikleri vurmaya başladı. Arada sırada Rus askerleriyle çatışmaya giriyorlardı. Ama en büyük savaş doğaya karşı veriliyordu. Gözleri kör eden tipi yüzünden 2 Türk tümeni birbirine saldırmış ve bu hata 2 bin askere mal olmuştu.
    O günlere şahit olan bir askerin mektubu, facianın küçük bir boyutunu günümüze şöyle taşır: “Bu yaz, iki alayımızla Yemen'den buraya naklonulduk. Yola koyulmamızdan dört ay sonra buraya ulaştık ki, Arabistan'ın cehennemî sıcağı Köprüköy'deki ayaz yanında nimet-i ilâhi imiş. Burada çadırın perdesi buza kesmiş oğlak kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. Bölük kumandanım, beni sıhhiyeye nakletmiş ise de, tabip ve ilaç yokluğundan çaresiz kalıp tekrar takımıma döndüm. Akşam yaklaşınca Köprüköy'e civar dağlardan tipi boşanır. Kumandanımız, gelecek cuma Başkumandan Enver Paşa Hazretleri'nin teftiş ve hücum için geleceğini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltoların verileceğini ve Yemen yazlıklarını atacağımızı müjdeledi. Allah, devlete ve millete zeval vermesin. Başkumamandan Paşa Hazretleri'nin gelmesi ile, Moskof'un kahrolacağından ve kâfirin, karşımızdaki tepelerde geceleri seyrettiğimiz ocaklı ve mutfaklı karargâhlarını ele geçireceğimizden subaylarımız çok emin. Şafak söktüğünde 2059 rakımlı Kızkulağı Tepesi'nden Moskof obüs yağdırır ama şükrolsun, zafer bizim olacak. Gece bastırdığında, tepelerdeki Moskof ocaklarının ateşi gözlerimizdeki ayazı tandır közüne tebdil eyler. Başkumandan Paşa Hazretleri acele gelse ki, ateşe kavuşsak...”

    Askerler Kar Fırtınasında Donuyor...

    Dağa çıktıklarında son derece yorgun ve bitkin düştüler. Keskin bir rüzgar ve şiddetli bir tipi başladı. Yağan kar ve fırtına yolları kapatıp çadırları yıktı.
    Bu andan itibaren göz gözü görmez oldu. Kimsenin kimseye sesini işittirmesi imkanı kalmadı, asker dağıldı.
    Gündüz başlayan yürüyüşte yumuşayan çarıklar gece ayazında gece Mehmetçiğin ayağını bir mengene gibi ayaklarını sıkmaya başladı. Adım atmak neredeyse imkansızdır. Askerler olduğu yerde zıplar, atlar, kendini karların içine vurur ve ayaktan başlayan donma yavaş yavaş tüm vücuda yayılır. Askerler ordunun işaret taşları gibi yollara dizilir. Kimi çömelmiş, kimi oturmuş, kimi yuvarlanmış, kimi bir ağacın gövdesine dayanmış kardan heykellere dönüşürler.
    Otuz birinci Tümen Komutanı Vekili Yarbay Ahmet Tevfik, Çatak'ta Onuncu Kolordu Komutanlığına şunları yazar; “şimdiye kadar yolda 50 askerin donduğun ve çadırların geç gelmesinden ve çoğunun direk ve kazıklarının olmamasından ve yolun fenalığı, havanın kötü oluşu sebebiyle çadırlardan istifade edilemedi. Askerler 3 günden beri aç ve erzaksız.”
    İhtiyat Süvari Tümen Komutanı Albay Aziz Samih İtler o günleri şöyle anlatır:
    “Soğuk çok ziyade. Havada kar zerreleri uçuyor, yapıştığı yerde kalıyor, toplanıyor,çoğalıyor. Telgraf telleri beyaz ve kalın bir hat olmuş. Ağaçlar gelin gibi beyazlara bürünmüş, hayvanların her kılının ucunda bir kar ve buz zerresi hasıl olmuş, hayvanların umumu kır renkte görünüyor. 11. Kolordu, erzak kalmadığından çabuk yetiştirilmesi için feryad ediyor, menzil vasıtaları kafi değil. Vali bey bir defalık, yüz elli bin kilo erzakı ahali sırtında taşımayı üzerine aldı. Erzurum ahalisi, denenmiş vatan sevgileriyle bu yükü taşımayı seve seve kabul ettiler. Otuz kiloluk torbalar yaptırıldı. Mektep çocuklarının, sırtlarında un torbaları ile hükümet konağı önünden hareket etmelerindeki fedakarlık ve hamiyet numunesi, herkesi ağlattı.”
    Albay Aziz Samih İtler sözlerine şöyle devam eder:
    “Neferleri sıcak yerler ahalisinden olan bu tümenin hepsi yalnız don ve gömlek giymiş olup, kaput yerine maşlahlı idiler. Sefil köyün dar ve pis odalarında toprak üzerinde örtüsüz yatıyorlardı. Sıfırdan aşağı beş derece soğuk olan bu mevsimde kapının önüne nöbete çıkmak bile bu giyimsiz köy çocuklarına en büyük işkence yerine geçiyordu. Bu neferlerle nasıl muharebe edileceğine aklım ermedi... Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa'ya giderek süvari alaylarının halini, teçhizatını, harp kıymetlerini izah ettim. Ordu Komutanı dediler ki; " Balkan Muharebesi'nda ordu mükemmelen giyinmiş ve teçhiz edilmişti. Mağlup olduk. Bu defa da teçhizatsız harbedelim!"

    Allahüekber dağlarında destanlar yankılanıyor..
    Ve Bir destan yankılanır Allahü Ekber dağlarında. Hasan acılar içindedir. Taze evlidir. Vatan savunması denince eşini bırakmış, cepheye koşmuştu. Özlem, için için gönlünü kavururken yolda eşinin hastalandığını, verem olduğunu öğrenir. Henüz ona doymamıştır, içi yanar. Samsun tarafından gelmiştir buralara. Hep yürümüştür asker. Dudaklarından Türküler boşanıverir birden.
    Gözümde gözyaşım buz olmuş akmaz
    Binlerce askerim yarına çıkmaz
    Kapandı gözlerim, bir daha bakmaz
    Belki ondan verem oldun Eminem.

    Donarak öldüler hep arkadaşlar
    Kar erir, devrilir mezarda taşlar
    Ziyaretçilerimiz kartallar, kuşlar
    Belki ondan verem oldun Eminem

    Bu şiddetli kar fırtınasından kurtulan bir asker yaşananları şöyle anlatır: '' En nihayet dağa çıktık. Bizi vahşi manzarasıyla karlı bir yayla karşıladı. Son derece yorulmuş ve bitkin düşmüştük. Keskin bir rüzgâr ve şiddetli bir tipi başladı. Bu andan itibaren göz gözü görmez oldu. Kimsenin kimseye sesini işittirmesi imkânı kalmadı. Asker dağıldı. Herkes kendi canının derdine düştü. Enginlerde, dere içlerinde, orman bucaklarında nerede bir kara nokta, duman çıkan bir ocak gördüyse oraya saldırdı. Kolordu uçsuz bucaksız yaylada dağıldı... Subaylar çok uğraştılar, fakat kimseye söz işittirmek gücü kalmamıştı. Yol kıyısında karların içine gömülmüş bir asker, bir yığın karı kollarıyla kucaklamış, titreyerek, feryat ederek dişleriyle kemiriyor, tırnaklarıyla kazıyordu... Zavallı çıldırmıştı... Bu zirvelerde 40 bin kişilik 10. Kolordu, bir günde karlara gömülmüştü.''
    Güneş ışıkları, 1915'in ilk günlerinde Soğanlı ve Allakhuekber dağlarını aydınlattığında onbinlerce askerin donmuş vücutları ortaya çıktı. Gecenin karanlığı birlikleri yok etmişti. Aynı güneş Baldız'da, Kız Kilisesinde, Norşin'de ve Çatak'ta yani Sarıkamış'a giden bütün yollarda yaşanan kıyımın izlerini aydınlatacaktır. Ölenlerin sayısı bilinmiyordu kimilerine göre 30, kimilerine göre 90 bin şehit verilmişti kara kışa, ama geride kalanları saymak artık iyice kolaylaşmıştı. Koca bir ordu tamamen yok olmuştu. O yıldan kalan fotoğraflar, yaşanan dramın boyutlarına ışık tutuyor. Bu trajedi Allahüekber dağlarında yaşandı. Tarih ne böyle bir faciayı yazdı, ne de gördü.
    Sarıkamış'taki Ruslara taarruz etmek için fırtınanın kucağına atılan askerlerden pek azı dağı aşabildi. Diğerleri yüce dağların yamaçlarına ekilmiş toprağa düşen bir tohum gibi arkada kaldı. Asker sayıları yüzde doksan azalan, dağılan, donanımsız kalan birlikler bu kez Rusların saldırısıyla karşılaştı. Karşıda karnı tok, sırtı pek en mükemmel silahla mücehhez Moskof ordusu. Enver Paşa'nın askerinin sadece inancı var, başka bir şey yok. Yorgun ve bitkin askerler yine de Sarıkamış'a taarruz etti. Ancak akıbet belliydi. Fırsat kollayan Rus orduları, 4 ocak'ta karşı saldırıyı başlattı. Ve Türk askerleri tutsak edildi.

    Ruslara esir düşen Teğmen Hüsamettin Tuğaç anlatıyor

    Ruslara esir düşen Teğmen Hüsamettin Tuğaç'ın anlattıkları hadisenin büyüklüğünü gözler önüne seriyor; “Derin karda bir tarafa da kaçamadık, yakalandık. Benim tabancamı kullanmama da vakit kalmadı. Yirmi kadar Kazağın başında bulunan subay nazik davrandı. Beni teselliye çalışıyordu. Ne söylediğini anlamıyordum ama sözleri yumruk gibi beynime iniyor ve gırtlağımı tıkıyordu. Genç bir teğmenin başından geçecek olan türlü acı olaylar ve maceralarla dolu 2,5 senelik esaret devri işte bu kara günde başladı...
    Süngülü iki erin yanında tek atlı araba ile Sarıkamış'a gidiyordum. Karakurt'tan buraz uzakta 60,70 kadar Türk askerine rastladım. Bunlar da Sarıkamış'a doğru gidiyorlardı. Konuşabildim. Harput jandarma taburundan imişler...
    Eski bir yağmurluğun altında çoğu pantolonsuz ve beyaz donla ve yırtık çarıkla muharebe eden ve geceleri siperlerde donup ölen 11. Kolordu erleri gözümün önüne geldi. Tümenimin solunda Yüzveren köyü yakınında bir gece keşfi yaparken ben öyle üst üste yan yana donup kalmış erlere rastlamıştım. En soğuk iklimlerden olan Soğanlı dağlarının bu şiddetli kışında buralarını bir yağmurluk ve yazlık elbise ile aşmak zorunda olan 9. Kolorduyu düşündüm. Ayaklarında buz mıhı olmadığı için buzlanmış arızalı yerlerde yürüyemeyen bineklerini çok defa yedekte taşımak zorunda kalan süvarilerimizi hatırladım. Nihayet bu yarı aç ve yarı çıplak ordunun, tabiatın bütün sertliklerini de yenerek bu iyi hazırlanmış düşmanla nasıl boş ölçüşebileceği düşüncelerine daldım. Bunun sonu yenilgi idi... ne yazık ki bu aslan gibi insanlara... ne feciydi bu acı gerçekler... Halbuki bu harbe ne büyük istek, ne tatlı bir heyecanla girmiştim. Akşama doğru Sarıkamış'a geldi. Karlı tepelerin ve ormanların ortasında kırmızı çatılı birer katlı evlerden ibaret bir kasaba, biraz ötede koyu çam ormanının eteğine oturtulmuş büyük askeri binalar... Böyle mi gelecektim sana!..”
    Rus Komutanın Sarıkamış Hatıraları..
    Sarıkamış'la ilgili hatıralarını yazanlar Sarıkamış'ın ne büyük bir facia olduğunu gözler önüne seriyor.
    Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç, anılarında Sarıkamış'a ulaşan bir avuç kahramanı şöyle anlatır: “İlk sırada diz çökmüş beş kahraman. Omuz çukurlarına yasladıkları mavzerleri ile nişan almışlar. Tetiğe asılmak üzereler. Ama asılamamışlar. Kaput yakaları, Allah'ın rahmetini o civan delikanlıların yüreklerine akıtabilmek istercesine semaya dikilmiş, kaskatı... Hele bıyıkları, hele bıyıkları ve sakalları! Her biri birer fütuhat oku gibi çelik misal. Ya gözler?.. Dinmiş olmasına rağmen şu kahredici tipinin bile örtüp kapatamadığı gözleri!.. hepsi açık!.. Tabiata da, başkumandana da, karşısındaki düşmana da isyan eden ama Allah'ına teslimiyetle bakan gözler... Açık, apaçık!..
    İkinci sırada öyle bir manzara ki, hiçbir heykeltraş benzerini yapmayı başaramamıştır. O ürkütücü ayaza rağmen, sağlarında fişekleri debelenerek üzerlerinden atmaya tenezzül etmemiş iki katırın yanında başları semaya dönük, altı masal güzeli Mehmed... Sandıkları bir avuçlamışlar ki, hayatı biz ancak böyle bir hırsla avuçlayıvermişizdir. Öylesine kaskatı kesilmişler.
    Ve sağ başta binbaşı Mustafa Nihat. Ayakta... Yarabbi, bu bir ayakta duruştur ki, karşısında düşmanı da, kâfiri de, lanetlisi de Allah'ın huzurunda diz çöküş halinde gibi. Endamı, düşmanı dize getiren bir tekbir velvelesi gibi. Belinde, fişeklerinin yuvalarını tipi ile kapatmaya bütün gece düşen kar bile razı olmamış. Sol eli boynundaki dürbünü kavramış. Havada donmuş, Kale sancağı gibi... Diğer eli belli ki, semaya uzanıp rahmet dilerken öylesine taşlaşmış. Hayrettir, başı açık. Kömür karası gür saçları beyaza bulanmış...”
    Moskova'daki askeri müzede sergilenen bu satırların sonu şöyle biter: “Allahuekber Dağları'ndaki Türk müfrezesini esir alamadım. Bizden çok evvel Allah'a teslim olmuşlardı.”
    9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Şerif Köprülü esaretten döndükten sonra Sarıkamış harekatıyla ilgili yazdığı kitabında kayıp sayısını 109.274 kişi olarak verir. Olaydan 19 yıl sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan araştırmaya göre kayıp, 108.000 kişi olarak gösterilir. Geriye kalan 12.000 kişi de yakalandıkları tifüsten kurtulamaz.
    Enver Paşa'nın Son Bildirisi..
    Enver Paşa'dan geriye son bir bildiri kalmıştı, 8 Ocak tarihli bildiri şöyle; "Arkadaşlar! Hemen bir ay oluyor ki içinizde bulunarak günlerce süren muharebelerde düşmana nasıl saldırdığınızı gördüm. Havanın, yerin ve düşmanın gösterdiği direnmeleri her türlü yoksulluğa bakmayarak kırdınız ve düşmanı ata topraklarından sürüp götürdünüz. Düşmandan yerler aldınız.
    Bu uğurda sarf ettiğiniz emekler hiçbir vakit kaybolmayacaktır. Bundan dolayı sizi padişahımız başta olduğu halde bütün millet tebrik ediyor. Ben yine İstanbul'a dönüyorum. İnşallah bundan böyle de büyük büyük başarılar kazanarak düşmanı bir daha baş kaldırmayacak derecede kahreder ve şehitlerimizin ruhunu şad edersiniz. Sizi Allah'ın birliğine emanet ediyorum.
    Unutmayınız ki, Allah her zaman yardımcınızdır!"
    İstanbul'a çekilen son bir telgraf şöyle: "Ruslara karşı başlanmış olan harekat, Rus Ordusu'nun kesin surette yenilgisiyle sonuçlanmadıysa da iyiden iyiye sarsılmasına, düşman arazisinin bir kısmının ele geçirilmesiyle düşmanın sınır dışına çıkarılmasına imkan verdi. 15 gün süren taarruzlarımız sonrasında yorulmuş olan ordumuz dinlendirilmekte ve daha sonraki harekatlara hazırlanmaktadır. Ben Ordunun komutasını hafız Hakkı Paşa'ya bırakarak İstanbul'a hareket ediyorum. Bununla beraber bütün bu bilgilerin ve İstanbul'a hareketimin gizli tutulmasını istirham ederim."
    Sarıkamış harekatında Mehmetçik şiddetli kış şartlarına rağmen Ruslarla her çarpışma galip geldi. Özellikle Köprüköy muharebesinde Ruslar yenilince “Rus orduları başbuğu” sayılan son Rus çarı II. Nikola 1914 Aralık başlarında Kars'a gelmiş buradan da Sarıkamış'a varıp Rus-Kafkas ordusunun bozulan maneviyatını düzeltmek için cepheye gelerek Micingert'de askerlere nutuklar söyleyip eliyle madalyalar dağıtarak ordusunu cesaretlendirmeye çalıştı. Türk ordusu Sarıkamış giden yollar üzerinde Ruslarla çarpıştı. Sarıkamış'a ulaşabilen birlikler de düşmanla şiddetli bir çarpışmaya girdi. Özellikle 9. Kolordunun 17. piyade Tümeni çok şerefli ve yiğitçe savaştı, fakat soğuk ve silah yokluğu yüzünden geri çekilmek zorunda kaldı. Kuvvetlerimiz kara kışa çok kayıp vermesine rağmen Ruslarla savaşmış ve onlara 30 bin civarında kayıp verdirmiş.

    Rus Ordu Komutanından Mehmetçiğe Övgü
    Rus Ordusu Komutanlarından General NİKOLOSKİ, Türk askerinin ne denli kahramanca savaştığını anlatır; “Onlar, tarihi olan sabır ve tahammüllerini göstermişlerdir. Çatak ve Bardız üzerinden Sarıkamış'a taarruz eden birlikler, harekat için hiç de müsait olmayan bir araziden ilerlemek zorunda kalmışlardı. Türk askeri, kışın en şiddetli zamanlarında bile muharebe edebilecek bir güce sahipti. Dondurucu soğuğun şiddetinden telefonların bile işlemediği zamanlarda, 2-3 hafta süreyle ve devamlı olarak, bir barınaktan yoksun kaldıkları anlarda bile hiç durmadan muharebe etmişlerdir. Oysa bu asker düzensiz olarak beslenmekte ve erzak gelişigüzel verilmekteydi. Böyle tahammülü çok zor şartlar içinde bulundukları halde, Türk askerleri kahramanca çarpışmışlar ve tam 10 gün, hiç istirahat etmeksizin, inatçı bir şekilde muharebeye devam etmişlerdir.
    Ancak, bütün bu olumsuz şartlara rağmen Sarıkamış'ın Ruslar'a ne kadar pahalıya mal olduğu, harp bittikten sonra anlaşılacaktı.”
    11. Kolordu Komutanı Tuğgeneral GALİP PAŞA, Mehmetçiğin kahramanlıklarını şöyle anlatır; “Köprüköy Harbi'nde 28. Tümen 83.Alayı'nın sahra tahkimatıyla takviye edilmiş olan 1905 rakımlı "Çobandede" dağındaki Rus mevzilerine yaptıkları hücumlar, harp tarihimize geçecek hamaset tablolarıyla doludur...
    Köprüköy Meydan Muharebesi iki gün bütün şiddetiyle devam ettikten sonra lehimize neticelendi. Bundan başka, 34 ve 18. Tümenlerimiz, aynı şekilde müstahkem olan Hombiki tepelerine, öyle kahramanca saldırmışlardı ki Ruslar neye uğradıklarını bilemeyerek mevzilerini terke mecbur oldular.
    Şimdi sıra, düşmanın takibine gelmişti. Ruslar, Köprüköy Harbi'ni kaybedince, 25 kilometre geride, önceden hazırlamış oldukları Azap mevzilerine sığındılar. İki kolordu ve bir nizamiye süvari tümeniyle yaptığımız taarruzlarda düşmanı bu mevzilerinden de tard etmeye muvaffak olduk.
    Her iki meydan harbinin kazanılmasını, evvela Mehmetçiklerin yüksek taarruz kabiliyetlerine, sonra da kumanda mevkiindeki arkadaşlarımızın fedakarlığına borçluyuz.
    Tümenlerin, taarruzun bilhassa ikinci günü gösterdikleri kahramanlık, Türk askeri için, ebedi bir iftihar vesilesidir. Ruslara, büyük bir darbe indirmiştik. Fakat ordumuz iaşe ve giyim bakımından hiç de iyi vaziyette değildi.
    Birçok neferler, elbiseleri parçalandığı için, kaputlarını entari ve mintan üzerine giyiyorlardı. Bu kadar acıklı şartlar altında, ancak Türk harbedebilir.
    Mehmetçikler bu meydan muharebelerinde tahammül ve feragatin en yüksek örneklerini gösterdiler. Burada da arazi, son derece sarptı, düşman mevzileri, mükemmel surette tahkim edilmişti. Tümenler müthiş telefat veriyor, Mehmetçikler, sapır sapır dökülüyor, saflar arasında korkunç boşluklar hasıl oluyordu. Fakat sağ kalan Mehmetçik, kılı bile kıpırdamadan şehit arkadaşlarının ölülerine basarak düşman üzerine atılmaktaydı.
    Harp meydanıydı.
    Sarıkamış'da 7 Bin Mehmetçik Esir düşüyor
    Dışarıda giderek bastıran kar kış, "eşhas ve malzemede noksanlık", Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa'da hep tedirgin bin hal vardı; hiç kimseye danışmadan"...yine müdafaaya geçmek kararını verdi. Fırtınalı bir gecede, ani bir yürüyüşle cepheyi on-onbeş kilometre geriye aldırdı. Bu ihtiyarı ric'at, ordu için büyük bir felaket olmuştu. İklimin sertliği ve mevsimin zalim tesirleri altında birçok askerlerimiz ve zabitlerimiz donma neticesi yollarda şehit düşmüştü... Ordu yorgun düşmüş, moralman yıkılmış, Kolordu Komutanları ile Ordu Komutanı arasında düşünce ayrılıkları ve hatta sürtüşmeler belirmişti..."
    Sarıkamışla ilgili dram esir olan subay ve erler için bitmemişti. 7 bine yakın Mehmetçik esir alınarak Sibirya'ya ve diğer Rus bölgelerine götürülerek ağır işlerde çalıştırılmış. Birçoğu dayanamayarak şehit oldu. Bazıları kaçarak Anadolu'ya geri dönmüşse de karşılaştıkları manzarayla kahroldu. Eşleri ölmüş, çocukları dağılmış, evleri bomboş ıssızdı.
    Dönebilenler, bu sefer de tifüs çaresizliğini yaşamaktadır. 3. Ordu komutanı Hafız Hakkı paşa tifüs'ten öldü. Ordu kumandanı'na kadar sirayet dairesini genişleten tifüs ve hümmayı racia çok adam öldürüyordu. Hasan Kale'nin kuzeyinde uzun ve derin hendekler açılmış, her gün arabalar bunlara mütemadiyen ölü taşıyordu.
    Ordu Sıhhiye Başmüfettişi DR. TEVFİK SAĞLAM geri dönen askerlerin halini anlatırken şöyle der; “Geri dönen asker son derece bitkin bir halde idi. Bunların çoğu en ufak bir tesirle hasta oldu ve öldü. Böyle bir muhite salgınların büyük bir vüsat ve şiddet kesbetmesi tabii idi...
    Hasta ve yaralılar her tarafa dağılmış, öteye beriye sığınmış bir çokları memleketlerine kadar yollanmış, bir kısmı da yollarda ölmüştü. Bilhassa Pasinler Ovasında, Tortum Vadisinde, Erzurum ovasındaki köylere sığınan erattan ölenler ölmüş, hastalananlar öylece bakımsız bir halde kalmışlardı. Mesela Köprüköyü'nde henüz seyyar hastane teessüs etmeden evvel hasta ve yaralılara 15 kadar ev, ahır, samanlık gibi yerlerde firarilerle, ölülerle karışık bir halde bulunuyordu.Hasankale'de kışlada tesis edilmiş olan hastanade 1.600 kasaba içindeki 20 kadar evde 1.000'den fazla hasta ve yaralı vardı. Hasankale'nin her evinde hasta, firari, zuafa dolu idi. Hertev'de 100'den fazla yaralıve hasta vardı. Başlarında bir hekim bile yoktu. Alvar köyünde 230 yaralı ve hasta yatıyor ve bunlara bir eczacı kendiliğinden bakıyordu.
    Erzurum hasta, yaralı. zuafa, firari, hülasa her çeşit erat akını karşısında kalmıştı. Sokaklarda, hanlarda, ahırlarda ölenler pek çoktu, ahaliden günde 20-30 kişi ölüyordu. Sahra Sıhhiye Müfettişi Süleyman Numan lekeli tifodan yatıyordu. Hekimlerin de hemen cümlesi hastalanmış ve büyük bir kısmı ölmüştü.”Sonuç olarak Sarıkamış harekatı Enver paşa'nın adına ve hatırasına sıkı sıkıya bağlıdır. Bütün hata ve sevabıyla sürüp gidecektir. Askeri tarihimizde bu harekat “Rus ordusunu imha etmek için geniş bir çevirme manevrası, muharebesi olarak anılır.” Rus kuvvetlerinin imhası için düşünülen plan genel olarak uygun idi. Ancak kuşatma kavisleri geniş tutulunca, geniş kavisler, iklim ve arazi hedefte güç birliğine imkan vermedi. Arazi ve iklim pek dikkate alınmadığından birlikler düşmandan ziyade tabiatla savaştı. Sarıkamış savaşları Türk ve Rus ordularının inanılmaz bir direnme ve istikrarla savaştıkları bir yok etme savaşı serisidir. Sarıkamış Türk erlerinin yiğit Mehmetlerin ruhundaki büyük Alplik ve gazilik kaynağının yarattığı tükenmez enerjinin yeni bir şahlanış yeri olarak dünya durdukça yaşayacaktır.

    Sarıkamış'da galip olan Ruslar Doğuanadolu ve Karadeniz'i işkal ediyor

    Arkası takviyeli Ruslar, ilkbaharda havaların açılmasıyla birlikte karşı taarruza geçti. Van, Muş ve Bitlis şehirlerimiz, 15 Mayıs 1915 tarihine kadar Ermenilerin de desteğiyle Rusların eline geçer. Rus orduları 24 Temmuz 1916 yılına kadar geçen zaman içinde Erzurum, Erzincan, Trabzon, Bayburt ve Gümüşhane'yi kolayca zaptederek Doğu Anadolu'yu ele geçirir. Bir başka dram yaşanıyordu bu dönemlerde. Ruslardan ve Ermeni çetelerinden kaçan Karadeniz halkı, iç Anadolu'ya göç etti. Göç yollarında sefalet hastalık ve açlık başladı. Aileler dağıldı, genç kadınlar namuslarını teslim etmemek için kendilerine kıydı.
    Sarıkamış muharebesi sırasında paniğe kapılan Ruslar müttefikleri İngiltere ve Fransa'dan Türkleri durdurmak için ikinci cephe açılması için ısrar ettiler. 1915 Çanakkale çıkartması bu yüzden yapıldı.
    Sarıkamış Şehitliğinin perişan durumu
    Sarıkamış çevresinde binlerce asker yatıyor. Onların adına ne bir mezar taşı, ne de bir iz var. Onları temsil eden birkaç anıt sadece. Sarıkamış köylerinde birçok şehit mezar bulunuyor. Bazı şehit mezarlar, Orman Bakanlığı tarafından ağaç dikme bahanesiyle talan ediliyor. Rusların toplu olarak defnettikleri şehitlerimiz ise halen bulunamadı. Allahuekber dağlarında şehit olan Mehmetçiklere zemin sert ve kayalık olduğu için mezar kazınamadı. Karların erimesiyle ortaya çıkan şehit kemikleri toplandı. Köpek ve kurtlar yem olmasın diye üzerine taşlar konarak koruma altına alındı. Yaz aylarında buralara gelirseniz, yeşeren Sarıkamış ve soğanlı dağlarındaki çiçeklerin ve kuşlar Mehmetçikten bir şeyler sayıkladığını hissedersiniz. 1952 kilometrekarelik Sarıkamış toprağının her 17 ile 19 metresine ortalama bir şehit düşüyor. Sarıkamış-Selim, Soğanlı-Allahüekber hattında sadece 10 şehitlik bulunuyor. Bunlar Batı Kışla, Yukarı Sarıkamış, Hamamlı Köyü, Bardız Geçidi, Lalaoğlu Köyü, Allahüekber, Yayıklı Köyü, Turnagöl, Çermik Yayla ve Yağbasan Köyü şehitlikleri. Allahüekber Şehitliği, toplam 10 bin kişilik beyaz ölüm kurbanını barındırır.
    Sarıkamış şehitlerini unutmayacağız, ruhları şad olsun.
    Sarıkamışı Harekatının Acı Sonucu
    Gün doğarken ve Güneş batarken Sarıkamış sanki Şehitlerin 85 sene önce bu bölgede bir gecede 90 bin vatan evladının ölümünde sararıp solduğunu da yansıtıyor.
    Sarıkamış şehir merkezi Kars-Erzurum ana yolundan biraz uzakta. Sarıkamış ovası ve Allahü Ekber dağları hoş manzara oluşturuyor. Sarıkamış ovasındaki binlerce çiçek çeşidi görenleri derinden etkiliyor. Bu güne kadar Sarıkamış'a gitmeyenleri bu şirin ilçemiz kendine çağırıyor. Dedeleri buralarda donarak şehit olan bizler kaç kez Sarıkamışa gittik..?. Şehit torunları Sarıkamşa gitmeli . On binlerce şehide kefensiz mezar olan Allahü ekber dağları Sarıkamış Ovasının eteğinde kurulan Sarıkamış şehrinde bir gece misrafir olup şehitlerimize fatihalar okuyalım. Şehrin etrafı ala çam ağaçları ile çevrilmiş. Muhteşem ve görülmeye değer manzara oluşturuyor...
    Şehitliğin mahzun hali ve sessizliğine kendimizi kaptırıyoruz. 85 yıl önce soğuk bir kış gecesi düşmanla karşılaşmadan donarak şehit olan bu insanların nasıl öldüğü bile bilinmiyor mezarları yok. Rus bir tarihçinin anlattığına göre ölen Türk askerleri kazınan büyük bir çukura toplu olarak gömülmüş. Toplu şehitlikler belli değil.
    19. Yüzyılın sonları 20. yüzyılın başlarında Ruslarla yaptığımız savaşlarda yüzlerce şehit verdik. Ordumuzun bu dönemde katıldığı savaşlarda 3 milyona yakın Mehmetçik şehit oldu. Dedelerimiz Avrupa içlerinden Basra'ya, Kafkasya'dan Yemen'e kadar onlarca cephede savaştı ve bir çoğu şehit oldu, kayboldu, geri dönmedi. Gidip de dönmeyen, onlardan bir daha haber alınamaya dedelerimiz hakkında çok az şey biliyoruz. Onları araştırmak ve hangi coğrafya'da, hangi toprağın bağrında yattığını bulmak boynumuzun borcu olsa gerek.
    Onlar, sayısız savaşların adsız kahramanları, yeryüzünün bir çok yerinde toprağın bağrında anıtsız yatıyor. Büyük şair Mehmet Akif'in dediği gibi; “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!” Akıllara durgunluk verecek savaşların kahramanlarına ait abideler ancak gönüllere dikilip yaşatılabilir.

    Onlar, çiçek çiçek açılarak gittiler,
    Ufuklara saçılarak gittiler,
    Şehit olup güle güle gittiler.

    Dünyanın neresinde olursa olsun toprağın bağrında kefensiz yatan şehitlerimizi unutmayacağız. Biliyoruz ki, unutulmak acıların en büyüğü.
    (alinti)




    ASKER MEHMEDIM

    Vatan icin Bayrak icin Devlet icin
    Gece gündüz demeden nöbettedİr Mehmedİm
    Anadan Ayri Babadan Ayri Helekİ Yardan Ayri
    Buram Buram Hasret Buram Buram Dert Kokan Mehmedİm

    Çatismaya giderken Aslani Korkutan
    Vatan Sevdasina SarikamiŞta Donan
    GÜLÜ Kiskandiran BÜLBÜLÜ aglatan
    Cumhuriyet Sevdalisidir Benim Mehmedİm

    Çapulcular Vatani sahipsiz sanmis
    Kahpe Korkak düsmanlar üstüne gelmis
    Bİlmem Hangi Gavurdan Ne emir almis
    Kürtleri Kardesi gören Şanli Mehmedim

    Analar aglarmis Mehmedİm vurulunca
    Ana Sen aglama Mehmet Bİtmez Bu Vatanda
    Dünyalari Titretiriz Sira İntikama Varinca
    Bayraga Rengini Veren Ay Yildiz Mehmedİm

    Ana Ben Sakaryada Bİr Yarim Irakta
    Saniyormusun Murat Gece Rahattir Yatakta
    Hesabini Kesecegİz Kahpelerin bir Solukta
    Hepsi Bİr Bütündür Benİm Mehmedİm
    Bİr övünce Destani Türk Askeridir Benim Mehmedim
     
  2. wien06

    wien06 V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.232
    Beğenileri:
    67
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    GENELKURMAY ARSIVINDEN SARIKAMIS HAREKATI

    [​IMG]
    OSMANLI DEVLETİ SAVAŞTAN YENİ ÇIKMIŞ, BİRÇOK OLUMSUZLUKLA KARŞI KARŞIYAYDI. TÜM BUNLARIN ÜSTÜNE BİR DE OSMANLI DONANMASINA BAĞLI YAVUZ VE MİDİLLİ GEMİLERİNİN SİVASTOPOL’U BOMBARDIMANININ ARDINDAN 1 KASIM 1914 GÜNÜ RUS ORDUSU SINIRI GEÇEREK, TÜRK ORDUSUNA ANİ BİR BASKIN YAPMIŞTIR. FOTOĞRAFTA DOĞU CEPHESİNDE BİR TABUR GÖRÜLÜYOR.


    [​IMG]
    3. TÜRK ORDUSUNUN ZAYİATI BÜYÜKTÜR. DAHA ELVERİŞLİ BİR ARAZİDE TOPLANMAK, TAKVİYE KUVVETLERİNİN GELMESİNİ BEKLEMEK VE YENİ BİR RUS TAARRUZUNU KARŞILAMAYA HAZIR OLMAK AMACIYLA 8-10 KM KADAR GERİ ÇEKİLME KARARI ALINMIŞTIR. FOTOĞRAFTA ENVER PAŞA 3. ORDU BİRLİKLERİNİ TEFTİŞ EDİYOR.


    [​IMG]
    BAŞKOMUTAN VEKİLİ ENVER PAŞA TARİHİ BİR KARAR VERMEK ZORUNDADIR. VE ONUN KARARI DOĞU CEPHESİNDE RUSLAR'I YOK ETMEK OLUR. BİRÇOK TÜRK'Ü ÖLÜME GÖTÜRECEK SAVAŞ ARTIK BAŞLAMIŞTIR. FOTOĞRAFTA ENVER PAŞA


    [​IMG]
    PLANA GÖRE DÜŞMAN CEPHESİNİN 30-35 KM KADAR GERİSİNDEKİ SARIKAMIŞ ELE GEÇİRİLECEK VE BÜYÜK DÜŞMAN KUVVETLERİ İMHA EDİLECEKTİR. FOTOĞRAFTA KARLAR ÜZERİNDE KIZAKÇI MÜFREZESİ


    [​IMG]
    KAĞIT ÜZERİNDE BU KADAR KOLAY GÖRÜNEN PLANIN UYGULAMASI TAM BİR FACİA OLMUŞTUR. YOL YOKTUR, ARAZİ DAĞLIKTIR VE TAMAMEN KARLA KAPLIDIR. ÜSTELİK 10’UNCU KOLORDU BİRLİKLERİ'NİN ÜZERİNDE KIŞ ŞARTLARINA HAZIR BİR EKİPMAN YOKTUR. FOTOĞRAFTA MAKİNELİ TÜFEK BİRLİĞİ


    [​IMG]
    ALLAHUEKBER DAĞLARI ASKERE GEÇİT VERMEZ. TÜRK KUVVETLERİNİN BÜYÜK BİR KISMI SOĞUKTAN DONARAK ÖLÜR. FOTOĞRAFTA DONARAK ŞEHİT OLAN TÜRK ASKERLERİ


    [​IMG]
    SARIKAMIŞ'A GİREBİLEN 300 KİŞİLİK KADAR BİR KUVVETİ DE RUSLAR GERİ PÜSTÜRTÜR. FOTOĞRAFTA RUSLARIN TOPLADIKLARI DONARAK ŞEHİT OLAN TÜRK ASKERİ


    [​IMG]
    BU BAŞARISIZLIK KARŞISINDA ENVER PAŞA, 10 OCAK 1915’TE 3’ÜNCÜ ORDU KOMUTANLIĞINI TUĞGENERAL HAFIZ HAKKI PAŞA’YA DEVREDEREK İSTANBUL’A DÖNECEKTİR. FOTOĞRAFTA HAFIZ HAKKI PAŞA


    [​IMG]
    SAVAŞTA RUSLARDAN 30 BİN, TÜRKLERDEN DE 60 BİN ASKER ÖLDÜ. RUSLAR; TÜRKLERDEN 200 SUBAY, 7000 ERİ ESİR, 20 MAKİNELİ TÜFEKLE 30 TOPU GANİMET OLARAK ALDILAR. VE SONUNDA DOĞU ANADOLU, RUSLARIN İŞGALİNE MARUZ KALDI. FOTOĞRAFTA HİLALİ AHMER BİRLİKLERİ DONARAK ŞEHİT OLAN TÜRK ASKERLERİNİ TOPLUYOR.
    (internethaber)
     
  3. MRMİC

    MRMİC Uzman

    Katılım:
    28 Eylül 2008
    Mesajlar:
    1.134
    Beğenileri:
    13
    Ödül Puanları:
    1.130
    Yer:
    İstanbul
  4. wien06

    wien06 V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.232
    Beğenileri:
    67
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Bu görüntüleri ilk defa izledim tesekkürler MRMIC Gercektende Türk tarihinde unutulmamasi gereken cok aci bir olay buradan tekrar Sarikamis Harekatinda düsmana degil hava sartlarina yenik düsüp SEHIT olan tüm Askerlerimize Allahtan rahmet diliyorum.

    Bu konuyu daha önce acilmis olan Sarikamis Harekati adli konuyla birlestiriyorum. Bu sekilde iki konu birbirini tamamlamis olur.
     

Sayfayı Paylaş