Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Şamatalı Köy Kitap Özeti (Astrid Lindgren)

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 29 Ocak 2011 başlatılmıştır.

        
  1. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.471
    Beğenileri:
    3.065
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Kitabın Adı:Şamatalı Köy
    Kitabın Yazarı:Astrid Lindgren
    Kitabın Yayınevi: Can Çocuk Kitapları
    Kitabın Basım Yılı: 2008
    Sayfa Sayısı:88
    Kitabın Konusu: Çocuklar için hikayelerden oluşmaktadır..kırsal bir bölgede, üç komşu evin küçük çocuklarını anlatıyor.
    Arka Kapak:
    Astrid Lindgren, çocuklar için yazan dünyanın en büyük yazarlarından biri. Pippi Uzunçorap adlı üç kitaplık dizisinden tanıyorsunuz onu. Şamatalı Köy adlı bu kitabında, yazar, kırsal bir bölgede, üç komşu evin küçük çocuklarını anlatıyor. Yürekleri sevgiyle dolu bu küçük çocukların haşarılıklarını, bir serüven tadı içinde anlatan bu ünlü yazar, çocuklar için yazdığı sayısız kitabıyla pekçok uluslararası ödüller de kazanmıştı.
    Kitap açıklama:
    Kız çocuklarını küçümseyen Kalle onlara yeni oyunlar oynamaya devam ediyor. Ama kızlar, zekalarını kullanarak, Kalle’nin ve diğer oğlanların oyunlarını bozup, onlara iyi bir ders veriyorlar. Büyük Köy’e alışverişe giden kızlar unutkanlıklarının cezasını çekerek defalarca bakkala dönmek zorunda kalıyorlar. Her günü bayrama ve Şamatalı Köy’ü de bayram yerine çeviren çocuklar, bir kez daha neşenin yaratıcılığını gösteriyor

    Kitabın Özeti:
    Dedenin dolabında her zaman bir kutu elma, ya da mevsimine göre meyve olur. Bize, meyvelerin yanında akide şekeri de verir.
    Ben şahsen, bir köpeğim olacağına, böyle bir dedemin olmasını çok isterim.
    Şalgam seyreltme işinden sonra, sıra samanların samanlığa taşınmasına gelmişti. Bütün gün saman arabalarına binip, samanların üzerinde tepİniyorduk.
    Bir gün, samanlıkta gecelemek için annemizden izin aldık. O gece, erkek çocuklar bizi korkuttular. Sabaha karşı hepimiz üşümüş bir halde uyandık. Hemen eve girip, yatağıma koştum. Şu yatağı icat eden her kimse çok zeki olmalıydı. Gerçekten de yatakta samanlıkta olduğundan çok daha rahat uyunuyordu.
    Anna, dünyanın en iyi oyun arkadaşıdır. Yalnızca ikimizin bildiği o kadar çok oyunumuz var ki. Yağmurlu günlerde dedeye uğrar, ona gazete okuruz. O da bize her şeyi anlatır. Bir gün de, evden kaçışının hikâyesini anlattı. Biz de dedeye danışarak, birazcık evden kaçmaya karar verdik.
    Anna ile saat dokuz buçukta kaçmak üzere anlaştık. Beni u-yandırması için ayak baş parmağıma ip bağlayıp, aşağı sarkıtmış-tım. Birdenbire ayak başparmağımda bir ağrı duyarak uyandım. “Tamam, Anna geliyorum” diyerek fırlayıp, pencereye koştum. Sabah olmuştu ve ayağımı çekiştiren Anna değil, Lasse idi.
    Sonunda samanların içinde oynamaktan bıkmıştık. Bir gün Güney Çiftliğinin arkasındaki bir yarığı oyun evi yapmaya karar verdik. Evden getirttiğimiz kilimleri de serince, tam bir ev olmuştu.
    Ertesi gün oğlanlar, kahvaltıdan sonra hemen kayboldular. Neredeyse bir haftadır sabahtan kaybolup, akşama doğru ortaya çıkıyorlardı. Takip ettiğimizde, çalıların arasına girip yok oldular. Biz de gidip, köpeği getirdik ve onun sayesinde çocukları çalılıkların arasında yapmış bulundukları kulübede yakaladık. Sonra hep birlikte oyunlar oynadık.
    Uzun bir yaz tatilinden sonra, tekrar okula başlamak hoş bir şey. Ben hep kitaplarımı güzelce kaplıyorum. Okula yürüyerek gittiğimiz için, sabah saat yedide çıkmamız gerekiyordu.
    Bir gün okula gittiğimizde, öğretmenimiz hasta olduğu için, ders yapılamayacağını öğrendik. Öğretmenimizin kaldığı odaya gittik. Hasta yatıyordu. Hepimiz el birliği ile onun bütün işlerini gördük. Hatta ona yahni bile yaptık. Ertesi gün, yine hastaydı. Biz yine yardımcı olduk ve bu sefer de yulaf lapası yaptık. Ne yazık ki ertesi gün iyileşti. İyileşmeseydi, bütün yemekleri pişirmesini öğrenecektik.
    Bir sonbahar akşamı, “Şamatalı Köy”ün bütün büyükleri, “Büyük Köy”de düzenlenen şölene katılmışlardı. Köyde yalnızca biz çocuklar ve dede kalmıştı. Bizde büyüklerin kıyafetlerini giyerek, o gece doyuncaya kadar eğlendik.
    Noelden önce yağmaya başlayan kar, üçüncü gün şiddetini arttırmıştı. O gün, öğretmenimiz gitmeyip, kendisinde kalmamızı istediyse de, evdekiler merak ederler diye, yola düştük. Yürüdük de yürüdük. Birbirimizi kaybetmemek için el ele tutuşmuştuk. Dizlerimize kadar kara gömülüyorduk. Çok üşümüştük. Bu gidişle eve varamayacaktık. Zorunlu olarak, yol üzerindeki kundura tamircisinin evine gitmeye karar verdik. Fırtına bizi, neredeyse kapısından içeri savurdu. Tamircinin bizi gördüğü için pek sevindiği söylenemezdi.
    Hava kararmıştı ki, dışardan çan sesleri geldi. Kapıya koştuğumuzda, kar arabasıyla babamın geldiğini görünce ne kadar sevindiğimizi anlatamam. Eve geldiğimizde annem, endişe ile pencerede bekliyordu. Annem, yolda kaldığımız içine doğduğu için babamı kızakla bizi almaya göndermişti. İyi ki öyle yapmıştı.
    Ertesi gün, güneş açmıştı. Ağaçların üzeri bembeyaz karla kaplıydı. Öğretmenimiz, bizi gördüğünde derin bir oh çekti. Bütün gece uyumamış, bizi düşünmüştü.
    Dönüşte, hemen Noel hazırlıklarına başladık. Dedeyi yalnız bırakmamak için, bütün çalışmalarımızı onun yanında yapıyor, ona da anlatıyorduk. Çok güzel bir Noel geçirdik. Aslında “Şamatalı Köy”de geçirdiğimiz bütün günler güzeldi. Biz, burada çok mutluyuz.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Eylül 2014

Sayfayı Paylaş