Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Osmanlıda Bilim

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 11 Kasım 2011 başlatılmıştır.

        
  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.360
    Beğenileri:
    136
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Osmanlıda Bilim
    Osmanlılar döneminde yaşamış olan Türk bilginlerinin bilimsel
    faaliyetleri hakkındaki bilgilerimiz yeterli değildir. Çoğu, zamanın
    bilim dili olan Arapça ile yazılmış bilimsel eserlerin büyük bir kısmı
    henüz incelenmediği için, Osmanlı bilim tarihine ilişkin genel
    yargılarda bulunmaktan şimdilik kaçınmak gerekir. Ancak XVI. yüzyılın
    ünlü bilginlerinden Takîyüddînin astronomi ve matematik sahalarındaki
    çalışmaları, gelişmiş bir bilimsel bilgi birikimine ilişkin çok güçlü
    ipuçları vermektedir.

    Osmanlılar dönemindeki bilimsel etkinlikler, Gelenekçi Dönem ve
    Yenilikçi Dönem olarak adlandırabileceğimiz iki ayrı başlık altında
    incelenebilir. Osmanlı Devletinin kuruluşundan İstanbul Gözlemevinin
    yıkılışına kadar geçen[birinci dönemde,[bilimsel araştırmalar
    Selçuklular aracılığıyla İslâmî birikimden aktarılan geleneksel
    kuramlar çerçevesinde yürütülmüşken, İstanbul Gözlemevinin
    yıkılışından Türkiye Devletinin kuruluşuna kadar geçen
    dönemde başta matematik, astronomi, coğrafya, tıp ve mühendislik
    alanları olmak üzere Batıdan aktarılan yeni kuramlara
    dayandırılmıştır.

    Osmanlılarda yaklaşık olarak üçer asır süren yükseliş ve çöküş süreci,
    siyasî bir süreçtir ve Osmanlı Dünyasındaki bilimsel etkinlikler,
    Fâtih dönemi bir yana bırakılacak olursa, siyasî yükseliş ve çöküşe
    koşut bir gelişme izlememiştir. Osmanlı Türkleri, daha Selçuklular
    döneminde, belki de daha öncesinde İslâm medeniyetiyle ve bu
    medeniyetin genel gelişim seyriyle bütünleştikleri için, 12. yüzyıldan
    sonra giderek önemini ve değerini yitirmeye başlayan bilimsel
    yaratıcılığın düşüşünden kısmen de olsa etkilenmişlerdir. Gerçi bu
    dönemde, gerek Osmanlı sahasında ve gerekse bu sahanın dışındaki
    sahalarda bu düşüşü durdurmaya çalışan Nasîrüddin el-Tûsî gibi, Uluğ
    Bey gibi ve Takîyüddîn ibn Maruf gibi çok değerli bilginler
    yetişmiştir; ancak bunların çabaları bilimsel etkinliklerin
    gerileyişini, yavaşlatmaya yetmiş olsa bile, durdurmaya yetmemiştir.
    12. yüzyıldan sonra yapılan çalışmalar genellikle özgün değildir ve
    eskileri özetlemek, kısaltmak ve uzatmak ve yorumlamak gibi özü
    itibariyle yenileyici değil yineleyici bir yaklaşımın ürünüdür.

    14. yüzyılda bütün kurum ve kuruluşlarıyla İslâmiyeti koruma ve yayma
    görevini üstlenen Osmanlılar, 17. yüzyıldan itibaren Hıristiyan
    Avrupanın bilim ve tekniğe dayandırılmış askerî mekanizması
    karşısında başarısız olmaya başlayınca, siyasî, iktisadî ve askerî
    alanlar başta olmak üzere hemen hemen her alanda yeni düzenlemeler
    yapmak mecburiyetinde kalmışlar ve bu düzenlemeler sırasında,
    genellikle Avrupalıların oluşturmuş oldukları modellerden yararlanma
    yoluna gitmişlerdir. 20. yüzyıllar arasında, bilim alanında da
    benzer gelişmeler yaşanmış ve giderek genişleyen ve derinleşen bir
    Batılılaşma süreci sonunda Aristoteles, Galenos ve Batlamyus gibi
    Yunanlılar ile İbn Sinâ ve Beyrûnî gibi Müslümanlar tarafından temsil
    edilen geleneksel bilim kuramları bırakılarak Avrupada üretilmiş yeni
    kuramlara geçilmiştir.

    Fizik

    Geleneksel fizik çalışmaları bu dönemde de sürmüş ve Takîyüddîn optik
    alanında, Yanyalı Esad Efendi ise mekanik alanında önemli çalışmalar
    yapmışlardır.

    Çağdaş fizik ise on dokuzuncu yüzyılın başında Mühendishane-i Berrî-i
    Hümâyûn Başhocalarından İshak Hocanın Matematiksel Bilimler Derlemesi
    adlı yapıtıyla girmiş ve yayılmıştır.

    Takîyüddîn
    Takîyüddîn bu dönemin en büyük bilginidir. Matematik ve astronomi
    başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları vardır. Özellikle
    trigonometri alanındaki çalışmaları övgüye değerdir. 16. yüzyılın ünlü
    astronomu Copernicus sinüs fonksiyonunu kullanmamış, sinüs, kosinüs,
    tanjant ve kotanjanttan söz etmemiştir; oysa Takîyüddîn bunların
    tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerinihazırlamıştır.


    Takîyüddîn, trigonometrik fonksiyonların kesirlerini, ilk defa ondalık
    kesirlerle göstermiş ve birer derecelik fasılalarla 1 dereceden 90
    dereceye kadar hesaplanmış sinüs ve tanjant tabloları hazırlamıştır.
    Bu dönemde, logaritma tabloları veya hesap makineleri olmadığı için,
    trigonometrik hesaplamalarda ya bu cetveller ya da rub, yani
    trigonometrik çeyreklik denilen basit bir alet kullanmıştır.

    Takîyüddînin aritmetik alanındaki çalışmaları da oldukça önemlidir.
    Kendisine özgü pratik bir rakamlama sistemi geliştirmiş ve çok eskiden
    beri kullanılmakta olana altmışlık kesirlerin yerine ondalık kesirleri
    kullanmaya başlamıştır. Takîyüddîn, ondalık kesirleri kuramsal olarak
    incelemiş ve bunlarla dört işlemin nasıl yapılacağını örnekleriyle
    göstermiştir. Batıda, bu düzeye, yaklaşık on sene sonra yazılmış olan
    (1585) Simon Stevinin (1548-1620) eseri ile ulaşılabilmiştir.

    Ondalık kesirleri, Uluğ Beyin Semerkand Gözlemevinde müdürlük yapan
    Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşînin Miftâhül-Hisâb (Aritmetiğin Anahtarı,
    1427) adlı yapıtından öğrenmiş olan Takîyüddîne göre, el-Kâşînin bu
    konudaki bilgisi, kesirli sayıların işlemleriyle sınırlı kalmıştır;
    oysa ondalık kesirlerin, trigonometri ve astronomi gibi bilimin diğer
    dallarına da uygulanarak genelleştirilmesi gerekir.

    Acaba Takîyüddînin ondalık kesirleri trigonometri ve astronomiye
    uygulamak istemesinin gerekçesi nedir? Osmanlıların kullanmış
    oldukları hesaplama yöntemlerini, yani Hind Hesabı denilen onluk
    yöntemle Müneccim Hesabı denilen altmışlık yöntemi tanıtmak maksadıyla
    yazmış olduğu Bugyetüt-Tüllâb min İlmil-Hisâb (Aritmetikten
    Beklediklerimiz) adlı çok değerli yapıtında Takîyüddîn, ondalık
    kesirleri altmışlık kesirlerin bir alternatifi olarak gösterdikten
    sonra, dokuz başlık altında, ondalık kesirli sayıların iki katının ve
    yarısının alınması, toplanması, çıkarılması, çarpılması, bölünmesi,


    karekökünün alınması, altmışlık kesirlerin ondalık kesirlere ve
    ondalık kesirlerin altmışlık kesirlere dönüştürülmesi işlemlerinin
    nasıl yapılacağını birer örnekle açıklamıştır.

    Ancak Takîyüddînin tam sayı ile kesrini birbirinden ayırmak için bir
    simge kullanmadığı veya geliştirmediği görülmektedir; örneğin 532.876
    sayısını, 5 Yüzler 3 Onlar 2 Birler 8 Onda birler 7 Yüzde birler 6
    Binde birler biçiminde veya 532876 Binde birler biçiminde sözel
    olarak ifade etmekle yetinmiştir.

    Ayrıca, yüzbinler basamağı ile yüzbinde birler basamağı arasında kalan
    kesirli sayıların kolayca mertebelendirilebilmesi, yani tam ve kesir
    kısımlarının birbirlerinden ayrılabilmesi için bir tablo
    düzenlemiştir. Çarpma, bölme ve karekök alma işlemlerinden sonra sonuç
    sayısının tam ve kesir kısmını anlayabilmek için bu tabloya bakmak
    yeterlidir. Yalnız bu tablonun işlemlerde sağlayacağı kolaylık,
    ondalık simgesinin sağlayacağı kolaylıktan daha fazla değildir.

    Takîyüddîn, bu yapıtında göksel konumların belirlenmesinde kullanılan
    altmışlık yöntemin hesaplama açısından elverişli olmadığını bildirir;
    çünkü altmışlık yöntemde, kesir basamakları çok olan sayılarla çarpma
    ve bölme işlemlerini yapmak çok vakit alan bıktırıcı ve yıldırıcı bir
    iştir; bugün kullandığımız onluk kerrat cetveline benzeyen altmışlık
    kerrat cetveli bile bu güçlüğün giderilmesi için yeterli değildir.
    Oysa onluk yöntemde, kesir basamakları ne kadar çok olursa olsun,
    çarpma ve bölme işlemleri kolaylıkla yapılabileceği için, Ay ve
    Güneşin yanında gözle görülebilen Merkür, Venüs, Mars, Jupiter ve
    Satürnün gökyüzündeki devinimlerini gösterir tabloları düzenlemek ve
    kullanmak eskisi kadar güç olmayacaktır.

    Bu önerisiyle gökbilimcilerinin en önemli güçlüklerinden birini
    gidermeyi amaçlayan Takîyüddîn, açıları veya yayları ondalık
    kesirlerle gösterirken, bunların trigonometrik fonksiyonlarını
    altmışlık kesirlerle gösteremeyeceğini anlamış ve ondalık kesirleri
    trigonometriye uygulamak için Sidretül-Müntehâil-Efkâr fî
    Melekûtil-Felekid-Devvâr (Gökler Bilgisinin Sınırı) adlı yapıtında
    birim dairenin yarıçapını 60 veya 1 olarak değil de, 10 olarak
    aldıktan sonra kesirleri de ondalık kesirlerle göstermiştir.
    Zâtül-Ceyb olarak bilinen bir gözlem aletini tanıtırken,
    Bir cetvelin yüzeyini altmışlı sinüse göre, diğerini ise bilginlere
    ve gözlem sonuçlarının hesaplanmasına uygun düşecek şekilde
    kolaylaştırıp, yararlılığını ve olgunluğunu arttırdığım onlu sinüse
    göre taksim ettim. demesi bu anlama gelmektedir.

    Takîyüddîn, ondalık kesirlerin trigonometri ve astronomiye nasıl
    uygulanabileceğini kuramsal olarak gösterdikten sonra, 1580 yılında
    bitirmiş olduğu Teshîlu Zîcil-Aşâriyyiş-Şâhinşâhiyye (Sultanın
    Onluk Yönteme Göre Düzenlenen Tablolarının Yorumu) adlı katalogunda
    uygulamaya geçmiştir. İstanbul Gözlemevinde yaklaşık beş sene boyunca
    yapılmış gözlemlere göre düzenlenen bu katalog, diğer kataloglarda
    olduğu gibi kuramsal bilgiler içermez; yalnızca Yermerkezli sistemin
    ilkelerine uygun olarak belirlenmiş gezegen konumlarını gösterir
    tablolara yer verir.

    Takîyüddîn 1584 yılında İstanbulda tamamlamış olduğu Cerîdetüd-Dürer
    ve Harîdetül-Fiker (İnciler Topluluğu ve Görüşlerin İncisi) adlı
    başka bir yapıtında, son adımı atmış ve birim dairenin yarıçapını 10
    birim almak ve kesirleri, ondalık kesirlerle göstermek koşuluyla bir
    Sinüs Kosinüs Tablosu ile bir Tanjant Kotanjant Tablosu
    hesaplayarak matematikçilerin ve gökbilimcilerin kullanımına
    sunmuştur. Eğer Takîyüddîn bu tabloları hazırlanırken birim uzunluğu
    10 birim olarak değil de, 1 birim olarak benimsenmiş olsaydı, bugün
    kullanmakta olduğumuz sisteme ulaşmış olacaktı.

    Batıda ondalık kesirleri kuramsal olarak tanıtan ilk müstakil yapıt,
    Hollandalı matematikçi Simon Stevin (1548-1620) tarafından Felemenkçe
    olarak yazılan ve 1585′de Leidede yayımlanan De Thiendedir
    (Ondalık). 32 sayfalık bu kitapçıkta, Stevin, sayıların ondalık
    kesirlerini gösterirken hantal da olsa simgelerden yararlanma yoluna
    gitmiş ve ondalık kesirleri, uzunluk, ağırlık ve hacim gibi
    büyüklüklerin ölçülmesi işlemlerine de uygulamıştır. Ancak, De
    Thiendede ondalık kesirlerin trigonometri ve astronomiye
    uygulandığına dair herhangi bir bulgu yoktur. Bu durum, Takîyüddînin
    yapmış olduğu araştırmaların matematik ve astronomi tarihi açısından
    çok önemli olduğunu göstermektedir.

    Takîyüddîn cebirle de ilgilenmiş ve ikinci derece denklemlerinin
    çözümünde aritmetiksel yolu izlemiştir.

    Takîyüddîn başarılı çalışmalar sergilediği bir diğer alan olan optik
    konusunda Göz ve Bakış Bahçelerinin Işığı Üzerine Kitap (Kitâbu Nur-i
    Hadakatil-Ebsâr ve Nur-i Hadîkatil-Enzâr) adlı bir yapıt kaleme
    almıştır. Bu kitabın dikkat çekici yönü, temel dokusunun İslâm
    Dünyasında yaklaşık sekiz yüzyıl önce başlatılmış olan köklü ve
    başarılı optik çalışmalar sonucu elde edilmiş temel argümanlar,
    problemlerden oluşturulmuş olmasıdır. Öyle ki, elde edilen yüksek
    düzey, 17. yüzyıla kadar batıda güncelliğini koruyan temel
    tartışmaların çerçevesini oluştururken, aynı şekilde, Osmanlı
    İmparatorluğunda da bütün canlılığıyla etkinliğini sürdürmüştür. Bu
    durumu anlamak ve anlamlandırmak zor değildir. Çünkü 17. yüzyıla kadar
    batıda optik konusunda egemen olan görüş İbnül-Heysemin bir tür
    gelenek haline dönüşmüş olan görüşleridir. Bu görüşte temel olan
    düşüncenin iki boyutu vardır:
    1) Optik problemlerin tam anlamıyla birer geometri problemine
    dönüştürülerek konunun geometrik olarak incelenmesi;
    2) Problemin aynı zamanda nedensel olarak açıklanmasıdır. Ayrıca bu
    iki temel düşünce ayrıntılı ve çok ustalıklı olarak düzenlenmiş
    deneylerle de desteklenmiştir.

    Bu tarz bir araştırma modeli çeviriler yoluyla batıya aktarılırken,
    doğuda ise 14. yüzyılda Kemâlüddîn el-Fârîsînin Optiğin Düzeltilmesi
    adlı ayrıntılı yorum kitabıyla daha yüksek düzeyli tartışmalara olanak
    ve zemin hazırlanmıştır. Daha sonra 1579 yılında bu kez Takîyüddîn,
    hem İbnül-Heysemin hem de Kemâlüddîn el-Fârîsînin çalışmalarına
    dayanarak Kitâbu Nûru yazmıştır.

    Kitap bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Kitapta tartışılan
    temel konular, ışık, görme, ışığın göze ve görmeye olan etkisi ve
    ışıkla renk arasındaki ilişki, ışığın farklı ayna türlerinde uğradığı
    değişimler, yansıma kanunun deneysel olarak kanıtlanması, farklı
    ortamların ışık üzerine etkileri, ve kırılmadır.

    Takîyüddinin temel düşüncesini ışığın doğrusal çizgilerde ancak
    küresel olarak yayıldığı savına dayandırmıştır. Bu tür bir ışık
    tasarımı İslâm Dünyasında konuya getirilmiş yeni bir bakış açısıdır
    ve bu bakımdan önem taşımaktadır.

    Kitapta ele alınan diğer bir konu da yansımadır. Burada ışığın
    aynalarda uğradığı değişimler ve çeşitli aynalarda görüntünün nasıl
    oluştuğu deneysel olarak tartışılmıştır. Kırılma konusunda ise
    yoğunluğu farklı ortamlarda ışığın uğradığı değişimleri inceleyen
    Takîyüddîn, yaptığı bütün deneysel ve matematiksel irdelemeler
    sonucunda, kırılma kanununu bulamamıştır. Fakat konuyu tamamen
    geometrik olarak ele alan, trigonometriyi işin içine sokmayan ve
    açılar arasında oranlar ya da eşitsizlikler kurmak yoluna dayanan
    değişik bir yaklaşım getirmeye çalışmıştır.

    Takîyüddîn aynı zamanda yetenekli bir teknisyendir. Güneş saatleri ve
    mekanik saatler yapmıştır. Cep, duvar, masa saatlerinin yanında
    astronomik saatlerle gözlem saatlerini anlattığı Mekanik Saat Yapımı
    adlı kitabı, Batı Dünyası da dahil olmak üzere, bu yüzyılda bu konuda
    kaleme alınmış en kapsamlı kitaptır.

    Takîyüddîn, ayrıca göllerden, ırmaklardan ve kuyulardan suları yukarı
    çıkarmak için çeşitli araçlar tasarlamış ve bunları bir eserinde
    ayrıntılarıyla tasvir etmiştir.Necmeddîn ibn Marûfun da iyi
    bir bilim adamı olduğunu ve özellikle astronomi ile ilgilendiğini
    ortaya koymuştur.
     

Sayfayı Paylaş