Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Mensur Şiir - Mensur Şiirin Özellikleri

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 23 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.428
    Beğenileri:
    121
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    Mensur Şiir

    Şiir bizi bulunduğumuz bir ruh halinden alıp başka bir ruh haline götürebilen her türlü düz veya düzenli yazıdır. Ses uyumu, vezin, kafiye gibi güzellik öğelerile süslenmiş olup güzel hayâller taşıyan sanatlı sözlerdir. Bir bakıma şiiri tarif etmek güçtür . Çünkü şiir anlayışı herkese, her devre göre değişmektedir.

    Kuvvetli heyecanlarla, sık duygularla örülü edebî eserlerin hepsine şiir dendiği için mensur şiir akımı bu inançtan doğmuştur. Bugünse şiiri nesre çevirmekle şiiri ortadan kaldırdığımız kanısı belirmiş, şiirle neşrin hiçbir ilgisi olmadığı düşüncesi uyanmıştır. Şiir dilin ve insanın Özüdür. Nazmın verdiği ritimden başka şiiri besleyen, zenginleştiren bir büyülü ses yanı vardır. Şiiri şiir yapan bu büyülü yan bir sözcüğün yer değiştirmesiyle bozulup dağılabilir.

    Mensur şiir; bizde, XIX. yüzyılın sonlarında denenir. Servet-i fünûncuların nesir halinde yazdıkları şiir parçalan da bu adı alır. Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf Tevfik Fikret mensur şiirin yolunu açtılar; dünya edebiyatında Amerikan şairi Edgar Allan Poe'nun etkisiyle Baudelaire, Rimbaud bu tarzın en güzel örneklerini verdiler.






    Mensur Şiir Türü Edebiyatımıza Hangi Kaynaktan Gelmiştir?

    Mensur şiir,Fransız Edebiyatında "sanatkârane düzyazı" anlamına gelen ve "prose poetique" adıyla anılan bazı eserler kaleme alındıktan sonra, edebi bir tür olarak düzyazı şiirinin ilk örneklerine "Poeme en Prose" adıyla Aloysius Bertrand`?n 1842`de yayımlanan "Gecelerin Gaspard`ını, Maurice de Guerin`in "Le Gentaure" ve "La Bacchante" adlı ürünleriyle izlemesi, bu dönemdeki Fransız sairlerin dikkatinin bu yeni tür üzerinde toplanmasına zemin hazırlar. Çok geçmeden, Baudelaire "Küçük Mensur Şiirler", Arthur Rimbaud "Renkli Gravürler", "Cehennemde Bir Mevsim", Mallarme "Hezeyanlar" adlı eserleri ile görülür. Tür, Fransa`da kimliğini bulduktan sonra diğer Batı Edebiyatlarına da yansır. Pek çok araştırmacı, özellikle Tanzimat`ın İkinci Dönemi ile Servet-i Fünûn Dönemlerinde yapılan mensur şiir çevirilerinin, mensur şiir türünün Türk Edebiyatında doğup gelişmesinde büyük bir etkisi olduğu görüşünde birleşmektedir.





    MENSUR ŞİİRLE ŞİİR ARASINDAKİ BENZERLİKLER
    1. Ahenk her ikisinde de var.
    2. Şairane konular işlenir.
    3. Temalar benzerdir.
    4. Dil ve anlatım yönünden benzerlik gösterir.

    MENSUR ŞİİRLE ŞİİR ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
    1. Mensur şiirde ölçü, kafiye, dize yoktur.
    2. Şiirin kendine has bir dili vardır.
    3. İmge, çağrışım, sanat, hayal ve müzikalite şiirde daha yoğundur.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.428
    Beğenileri:
    121
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Servet-i Fünun Döneminde Mensur Şiir

    * "Mensur şiir" düz yazı ile şiirsel, şairane söyleyişin amaçlandığı bir düz yazı türüdür.
    * Mensur şiirler başlıkları olan, bağımsız, kısa ve yoğun yazılardır.
    * Mensur şiir, şiirdeki arayıştan doğmuştur; ama öncelikle düz yazıdır. Bu metinler bireysel duygulanmaların ortaya konduğu şairane ürünlerdir. Mensur şiirlerde iç ahenk vardır. Tasvir ve çözümlemelere önem verildiği için uzun cümleler tercih edilir. Ünlemlere ve seslenişlere yer verilir.
    * Mensur şiirde şairane konular, şairane bir üslupla işlenir.
    * Mensur şiir 19. yüzyılda Fransa'da ortaya çıkmıştır. Fransız edebiyatı şairlerinden C. Baudlaire ve S. Mallerme'in mensur şiirleri vardır.
    * Fransız edebiyatından yapılan mensur şiir çevirileri, bu türün Türk edebiyatında doğup gelişmesinde etkili olmuş*tur. Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit'in mensur şiir denemeleri olmuştur.
    * Mensur şiirin isim babası ve türün Türk edebiyatındaki ilk temsilcisi Halit Ziya Uşaklıgil'dir. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan Aşkımın Mezarı adlı yazısı mensur şiirdir. 1891'de "Mensur Şiirler" ve "Mezardan Sesler" başlığıyla mensur şiirlerini yayımlamıştır.
    * Servet-i Fünun döneminde mensur şiir türü yaygınlaşır. Halit Ziya'yı Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Celal Sahir, Faik Ali gibi isimler izler.
    * "Siyah İnciler" adlı kitapta Mehmet Rauf'un mensur şiirleri vardır. Bu eser oldukça başarılıdır. Daha sonraki dönemde Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun, mensur şiir türünde Okun Ucundan ve Erenlerin Bağın'dan adlı eser*leri vardır.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.428
    Beğenileri:
    121
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    ÖRNEK:



    Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk

    Senin yıldızların kelimeler, söyle raksetsinler, alev saç*larıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin.

    Kelime ormanda uyuyan dilber, sair uzaklardan gelen

    şehzade.

    Öyle seveceksin ki kelimeleri sana yetecekler.

    Yıldızlar Tanrı'ya yetmiş mi?

    Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve dualarda muhte*rem. Gönülden gönüle köprü, asırdan aşıra merdiven.

    Kelime, kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, keli*me adem.





    Kuşlara benzer kelimeler, odana dolarlar bir aksam. Nereden gelirler bilinmez. Kah çığlık çığlığadırlar, kah sesleri işitilmez.



    Çiçeğe benzer kelimeler: turuncu, erguvan, beyaz. Bir rüzgâr sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz...



    Saçlarından yakalayamıyorsun zamanı, mısraa, şarkı*ya kalbedemiyorsun. Ve sükut medar ormanlarındaki bitkiler gibi büyüdükçe büyüyor.



    Senin türben kelimeler. Yuvarlanırken tırnaklarını kağıda geçirmek istiyorsun; kağıda, yani ebediyete. Zavallı çocuk, bilmiyorsun ki ebediyet sümüklüböceğin izleri kadar aldatıcı.

    Cemil Meriç









    Erenlerin Bağından (Mensur Şiir Örneği)

    Yıllar yârlardan, yârlar yıllardan vefasız. Kara baht bir kasırga gibi. Bu ne baş döndürücü iş? Geceler günleri, günler geceleri kovalıyor; cefalar cefaları kolluyor. Saçlarımızda aklar akları, alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. Kadere boyun eğmek güç, isyan tehlikeli, felek hiç acımayacak mı? Heyhat, aziz dost, onu döndüren kara bahtın kasırgası...



    "Bahçeler bozuldu, yuvalar dağıldı, yollar silindi, cihan viran oldu." Yaşlı gönül şimdi böyle diyor; her şeyi kendine eş görüyor. Bu da yanlış duygulardan biri... Cihan ne vakit bayındır idi? Bahçelerde ne vakit güller açtı? Ne vakit yuvalarda bülbüller öttü? Yollardan ne vakit yârlar geldi? Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü? Gördüğümüz düşündüğümüze benzedi mi? Ge*lenler beklediğimize değdi mi? O mutlu ve yüce saat hangi saatti ki, içinde iken "Geçme! Dur!" diye haykırdık? Hiçbiri, aziz dost, hiçbiri! Belki hepsini geçsin gitsin diye bekliyorduk; çünkü onlar birbirin*den çirkin, birbirinden yararsız saatlerdi. Kimi bir damla gözyaşıyla, kimi tek bir "Eyvah!" ile kimi bir esnemeyle, kimi yalnız susmayla dolup gitti. Onlar birer birer yeniden gelsin ister misin? Hayır, hayır, hayır; değil mi?



    Şimdi kalbimiz boş, başımız doludur. Ağzımızda zehir, gözlerimizde ateş var; tatsız bir içki sersemliği içindeyiz. Ve artık yolun ortasını geçtik ve saçlarımızda aklar akları ve alnımızda çizgiler çizgileri do*ğuruyor. Ve ellerimiz, dizlerimiz titriyor ve önümüzdeki ufuklardan yok olma havası esiyor. Söyle, gençliğini ne yaptın? Söyle, gençliğimi ne yaptım?



    Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

     

Sayfayı Paylaş