Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Mardin Efsaneleri

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve Suskun tarafından 21 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.428
    Beğenileri:
    121
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Mardin Efsaneleri

    [​IMG]

    Mardin Şahmeran Efsanesi
    Evvel zamanda, Mezopotamya topraklarında doğmuş bir efsane Şahmeran. Yüzyıllardan beri anlatıla gelmiş çeşitli coğrafyalarda. Özellikle yılanlık bir bölge olan Adana-Misis'te ve Mardin'de.

    Tahmasp isminde uzun boylu, geniş omuzlu, esmer tenli, çok yakışıklı bir genç yaşarmış zamanın durduğu bu şehirde.

    Binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla girmiş Tahmasp. Mağaranın içi o kadar karanlıkmış ki hiçbir şey göremiyormuş, yalnızca etrafında dolanan yaratıkların sesini duyuyormuş. Çaresizlik içinde beklerken bir ışık huzmesi belirmiş. Işık huzmesi kendisine yaklaştıkça gözleri kamaşan Tahmasp, ellerini gözlerine siper ederek etrafında gezinen yaratıkların ne olduğuna baktığında uzunu, kısası, yeşili, siyahı ile envai çeşitte binlerce yılanın çevresini sarmış olduğunu fark etmiş. Yılanların hepsi kafalarını kaldırmış, gelen ışık huzmesine doğru bakıyorlarmış. Tahmasp'ta onların baktığı yöne doğru bakınca birden dona kalmış. Çünkü Tahmasp, bu zifiri karanlık mağaranın içinde hayatında gördüğü en güzel kadının yüzünü görmüş birden. Ona doğru daha dikkatli bakınca kadının belden aşağısının yılan olduğunu fark etmiş. Kadın ona doğru ilerliyormuş, tam karşısında durmuş, gülümseyerek elini ona doğru uzatmış. Ve demişki;

    - Korkma benden Tahmasp. Ben yılanlar ülkesinin kraliçesi Şahmeranım. Benden sana zarar gelmez. Ben dünya düzeni kurulmaya başladığı andan beri vardım. Krallığıma hoş geldin. Bundan böyle benim misafirimsin. Şimdi yat ve dinlen. Sonra seninle uzun uzun konuşuruz. Böyle deyip geldiği yoldan geri gitmiş. Tahmasp gördükleri karşısında yaşadığı dehşeti ve şaşkınlığı üzerinden atmaya çalışarak olduğu yerde kıvrılıp uyumuş.

    Ertesi sabah uyandığında Şahmeranı karşısında mükellef bir sofranın başında otururken bulmuş. Tahmasp'ı kahvaltıya davet etmiş Şahmeran. O ise gözlerini şahmerandan alamıyormuş. Şahmeran'da ona bakıyormuş kendinden geçmiş bir halde.
    Bak Tahmasp demiş. Ben insanlığın bütün tarihini biliyorum. İstersen sana anlatayım deyip başlamış anlatmaya. Anlatmış, anlatmış, anlatmış günler boyu. Bu sohbetler sırasında Tahmasp ve Şahmeran arasında tarihin en soylu aşklarında birisi başlamış.Gel zaman git zaman Şahmeranın anlatacağı bir şey kalmamış artık. Tahmasp'ta anasını ve yeryüzünü özlemeye başlamış. Bir gün dayanamamış ve düşüncesini Şahmeran'a da açmış. Sevdiğinin kendisinden sıkıldığını ve artık gitmek istediğini duyunca önceleri kesin bir dille reddetmiş Şahmeran. Ancak günler geçip Tahmasp'ın üzüntüsünden eriyip bittiğini görünce dayanamamış ve ona şöyle demiş:
    - Ey Tahmasp beni iyi dinle, sözlerime iyi kulak ver. Biliyorum, gitmene izin verirsem sende bana ihanet edeceksin ve yerimi diğer insanlara söyleyeceksin. Ancak bu topraklarda aşklar ölümünedir. Seni çok sevdiğimden dolayı üzülmene dayanamıyorum. Bu sebeple gitmene izin veriyorum. Ancak bana bir söz vermeni istiyorum. Ne sebeple olursa olsun başka insanlarla beraber suya girme.

    Tahmasp sevinçle Şahmerana sarılmış ve ona asla ihanet etmeyeceğine dair yeminler etmiş. Tahmasp mağaradan çıktıktan sonra bir köye yerleşmiş ve marangozluk yapmaya başlamış. Arada sırada da gizlice mağaraya giderek Şahmeranı ziyaret ediyormTahmasp'ın yaşadığı ülkenin kralı bir gün amansız bir hastalığın pençesine düşmüş. Ülkenin bütün hekimleri gelmiş ama kralın hastalığına çare olamamışlar. Kralın kötü kalpli bir veziri varmış. Vezir her seferinde krala hastalığının tek çaresinin Şahmeranda olduğunu söylüyormuş.uş. Ancak bu mutlu günler uzun sürmemiş.

    Onun etinden bir parça yemesinin kralın hastalığının dermanı olacağını kralın kafasına sokmuş. Kralda Şahmeranın bir an önce bulunmasını emretmiş. Bütün ülkede Şahmeran aranmış. Sonunda bilge bir adam bütün insanların gruplar halinde hamamlara ve nehirlere sokulmasını tavsiye etmiş böylece Şahmeranın yerini bilen varsa onu bulabileceklerini söylemiş. Vezirde ülkedeki herkesi hamamlara sokmaya başlamış. Askerler Tahmasp'ın yaşadığı köye de gelmişler ve herkesi toplayarak büyük bir hamama götürmüşler. Tahmasp Şahmerana verdiği sözü hatırlayarak önce gitmek istememiş. Ancak askerler onu zorla içeri sokmuşlar. Tahmasp hamama girdikten sonara herkesin gözünün üzerine dikildiğini fark etmiş. Kendisine bakınca bütün vücudunun yılanlarınki gibi pullarla kaplandığını fark etmiş. Askerler hemen Tahmasp'ı yakalayarak vezirin huzuruna getirmişler. Kötü kalpli vezirin amacı kralı iyileştirmek falan değilmiş. Şahmeranı yakalayıp dünyanın bütün sırlarına sahip olmak istiyormuş. Tahmasp'a günlerce işkence yaptıktan sonra Şahmeranın yerini söyletmiş. Askerler hemen gidip Tahmasp'ın söylediği yerde mağarayı bulmuşlar ve Şahmeranı oradan çıkarıp saraya getirmişler. Şahmeran ve Tahmasp kralın huzurunda karşı karşıya gelmişler. Şahmeran üzüntülü ve utanç dolu Tahmasp'a dönmüş: Ey sevdiğim, üzülme. Biliyorum ki sen bana kendi canın için ihanet etmedin ama bende sana dememiş miydim bu topraklarda aşklar ölümünedir diye. Bak şimdi anladın mı? Sen üzülme ne olur!

    Tahmasp Şahmeranın bu sözleri karşısında daha da utanmış. Şahmeran sözlerine devam etmiş. Şimdi size sırrımı vereceğim. Kim ki benim kuyruğumdan bir parça koparıp yerse O bütün dünyanın sırrına ve gizemine vakıf olacak. Her kim ki benim kafamdan bir parça koparıp yerse o da o anda öte dünyayı boylayacak.

    Şahmeran daha sözlerini bitirmeden kötü kalpli vezir elinde kocaman kılıcı ile atılıp Şahmeranın bedenini iki parçaya ayırmış. Ve kuyruğundan bir parça koparmış Tahmasp'ta duyduğu acı ve utancın etkisi ile fırlayıp oracıkta ölmek için sevdiğinin, Şahmeranın kafasından bir parça ısırıvermiş. Kötü kalpli vezir kuyruktan kopardığı parçayı ağzına atar atmaz oracıkta can vermiş. Tahmasp'a ise hiçbir şey olmamış Şahmeran son anda yaptığı planı ile bütün bilgisinin sevdiğine geçmesine sebep olmuş. Ancak Tahmasp sevdiğini kaybetmenin acısına dayanamayarak kendisini dışarı atmış ve dağ bayır, ülke ülke dolaşmaya başlamış. O günden sonrada Lokman Hekim efsanesi almış başını yürümüş...

    [​IMG]
    Kazdaği Ve Sarikiz Efsaneleri
    Belirli yer, şahıs ve olaylara bağlı olarak anlatılan efsanelerin en önemli özelliklerinden biri inandırıcı olmalarıdır Bu inandırıcılık özellikleri dolayısıyla efsaneler, teşekkül ettikleri coğrafyanın kültürel yapısı üzerinde de etkili olmuş ve hâlâ da olmaktadır Hatta bazı yerler etrafında bir “kült” teessüs etmiş ve efsaneler de bu kült içerisinde yer almışlardır

    Üzerinde duracağımız Kazdağı ve Sarıkız efsaneleri de böyle bir kült etrafında teşekkül etmiştir Yunan mitolojisinde de önemli yeri olan Kazdağı, Balıkesir’in Edremit ilçesi sınırları içerisinde ve Edremit körfezinin kuzeyinde yer almaktadır Sarıkız Tepesi ve Babatepe (Kartaltepe) adında iki zirvesi bulunan Kazdağı, yaklaşık 1800 m yüksekliktedir

    Yunan mitolojisine göre adı İda olan Kazdağı, bilhassa ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak tanınır Mitolojiye göre aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerinin yenerek güzellik kraliçesi seçilir Ayrıca Zeus’un zaman zaman gelip konakladığı ve burada çobanlık eden Ganymedes’i kaçırdığı da yine mitolojisinde anlatılır

    Yunan mitolojisinde İda adıyla Troya bölgesinde yer alan Kazdağı ve çevresi, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasına paralel olarak Türk aşiretlerinin iskân bölgelerinden biri olmuştur Bu bölgede Tahtacı Türkmenlerinin iskânı ise Fatih devrine uzanmaktadır Fatih Sultan Mehmet’in Midilli adasının fethi için gerekli olan gemilerin yapımında kendilerinden faydalanmak gayesiyle Adana civarından getirdiği bu Türkmen aşiretine, kerestecilikten anladıkları için Tahtacı dendiği rivayet edilmektedir Nitekim Kazdağı’nın gür ormanlarından faydalanarak yaptıkları gemilerle Tahtacı Türkmenlerin Midilli’nin fethinde önemli katkıları olmuştur Daha sonra ise Ahmet Vefik Paşa’nın da bu bölgeye Türkmen iskânında bulunduğu ve bilhassa Kazdağı eteklerindeki köylerin bu iskândan sonra oluştuğu bilinmektedir Yüzlerce yıl sürecek olan hayatlarına bu şekilde başlayan Türkmen aşiretleri, bölgede hakim olan Yunan tesiri dinamik kültürel ve sosyal yaşantılarıyla kendi lehlerine çevirmeyi başarmışlardır

    [​IMG]
    Aşağıda metinlerini vereceğimiz efsaneler, işte bu kültürel ve sosyal dinamizmin tesiriyle oluşmuş metinlerdir İda’yı Kazdağı yapan, Afrodit’in yerine Sarıkız’ı koyan bu hayat etrafında oluşan efsane varyantlarının motif sıraları aşağıdaki şekildedir:
    I Varyant


    a) Çok güzel bir kız ve babası birlikte yaşarlarmış

    b) Köyün delikanlıları kızla evlenmek isterler, ancak kızın babası kabul etmez

    c) Köylüler kıza iftira ederler

    ç) Babası kızını öldürmeye kıyamaz, kazlarıyla birlikte dağa bırakarak cezalandırır

    d) Kız, bırakıldığı dağda ölmez Hatta yolunu kaybedenlere yardımcı olur

    e) Babası, kızının yaşadığını duyunca evlat hasretine dayanamayarak gider ve kızını bulur

    f) Babanın öldüğü yere Babatepe, kızın öldüğü yere ise Sarıkız Tepesi adı verilir

    II Varyant


    a) Bir zamanlar Edremit’e dünya güzeli bir kız yaşarmış

    b) Onu gören herkes evlenmek istermiş

    c) Ancak o ilâhî aşkla yanan bir evliya derecesinde olduğu için bunları kabul etmezmiş

    ç) Sonunda namusu konusunda iftira ederek babasına duyururlar

    d) Babası da kızını cezalandırıp kaz gütmek için çıktıkları dağda kızını bırakıp gelir

    e) Fakat kız dağda ölmez Köylüler ve babası kızın yaşadığını öğrenirler

    f) Babası dağa çıkınca kızının kerametlerine şahit olur Kız, kar ve fırtına içindeki dağı bir ışıkla bahar haline çevirir, babasının abdest alabilmesi için denizden su alır

    g) Babası kızını tekrar köye götürmek ister, ama Sarıkız “Ben Edremit’e kazları yağlı, kızları sevdalı olsun diye beddua ettim” demiş ve dağdan inmemiş

    ğ) Şimdi Sarıkız’ın ve babasının kabirleri Kazdağı’ndadır

    III Varyant


    a) Sarıkız adlı çok güzel bir kız vardır

    b) Güre’liler bu kıza iftira ederler

    c) Babası da kızını kesmek için Kazdağı’na çıkarır

    ç) Babası abdest almak için su ararken Sarıkız, bakracıyla tâ denizden su alır

    d) Babası kızının ermiş olduğunu anlayıp onu bağışlar ve Güre’lilere beddua eder: “Gürelilerin suları soğuk, kızları koğuk (dul) olsun”

    e) Sarıkız, dağda kalıp kazlarını gütmeye devam eder

    f) Sarıkız’ın öldüğü yere Sarıkız Tepesi, babasının öldüğü yere ise Babatepe (Babadağı) denmiş

    IV Varyant


    a) Hz Ali, Kan Kalesini fethe gidince Hz Fatma, Selman Hazretlerine “iki oğlum var, ama bir kızım yok” der

    b) Selman-ı Pâk, “Al, öyleyse nasibini” deyince Hz Fatma, kucağında bir kız çocuğu bulur

    c) Hz Fatma sevinerek babasına gidince Hz Muhammed, “Benim torunlarım bunu kötülerler, bunun nasibini Allah’a havale ettim” der

    ç) Bunun üzerine Selman-ı Pâk, Kazdağı’nda inciden bir saray yaptırır ve kızı oraya koyar

    d) Kız, burada 20-25 yıl yaşar ve ölür Kazdağı’nda ölen Sarıkız’a yapılan kabir böylece Alevilerin Kâbesi olur

    V Varyant


    a) Güzeller güzeli bir kıza delikanlının biri âşık olur

    b) Kız, delikanlıdan gücünü ispatlamasını ister Delikanlının sırtına tuz çuvalları vurulur Delikanlı çuvallar ile birlikte göle düşer ve tuzların ıslanıp ağırlaşmasıyla boğulur

    c) Köylüler, kıza öfkelenerek yumurta atarlar Yumurtalardan her yanı sarıya boyanan kıza Sarıkız adı verilir

    ç) Babası kızını cezalandırmak için dağa götürür

    d) Ancak kız, babasının abdest suyu olarak delikanlının boğulduğu tuzlu sudan getirir Babası tatlı su isteyince de ayağını yere vurarak su fışkırtır

    e) Baba, kızının erdiğini görüp onu bağışlar ve fışkıran suyun etrafını da taşla çevirir Bu suyun şifalı olduğuna inanılmaktadır

    VI Varyant


    a) Güre köyünde güzeller güzeli bir kız babasıyla birlikte yaşarmış

    b) Babası hacca gidince onu elde edemeyen köylüler iftirada bulunurlar

    c) Babası kızını cezalandırmak için kazlarıyla birlikte dağa götürür ve orada bırakıp geri döner

    ç) Sonunda gerçeği öğrenen babası dağa kızının yanına gelir

    d) Sarıkız, babasına abdest alması için hem denizden tuzlu su, hem de parmağıyla yerden tatlı su bulunca babası kızının erdiğini anlar

    e) Kız ise köye dönmeye razı olmayarak beddua eder: “Ben orada iftiraya uğradım Oranın erkekleri gür, kadınları dul olsun” der İftiraya uğradığı yere de Güre köyü kurulur

    f) Babası çaresiz köye dönerken kayalıklardan düşer ve ölür

    g) Sarıkız, kazlarıyla dağda yaşamaya devam eder

    ğ) Köylüler, susuz kaldıkları bir gün Sarıkız’a yalvarırlar Sarıkız da “Ak çay!” diyerek çayı akıtır ve oranın da adı Akçay olur [Bkz Hayati Çelik: "Akçay’ın Güzel Sarıkız’ı Anıtlaştı", İzmir Bayram Gazetesi, 27 Temmuz 1988: 7 ]

    Motif sırasını verdiğimiz bu altı efsanede görülen en önemli motif, şüphesiz ki “kötü yolda olmakla itham edilen kadın” motifidir Bu motifin esas olduğu “Helvacı Güzeli” masalı ile ele aldığımız efsaneler arasındaki benzerlik dikkati çekmektedir Bu masalda da babası hacca giden kıza sahip olamayan kişilerin iftirası ve neticede gerçeğin ortaya çıkışı konu alınmıştır Anadolu’da çok yaygın olan ve Typen Türkischer Volksmärchen’de 245 no'da kayıtlı olan bu masal; Ankara, Develi, Kastamonu, Eskişehir, Kayseri, Sarıkamış, Tekirdağ, İstanbul, Amasya, Erzurum, İzmir, Bursa, Bitlis, Bayburt, Gümüşhane, Kars, Sivas, Çankırı, Trabzon, Giresun, Kırşehir, Niğde, Zonguldak, Tokat gibi şehirlerimizde ve bugün Tuna nehri altında kalan Adakale’de derlenmiş ve yayımlanmıştır

    Aynı masalı Aarne-Thompson kataloğunda da 883 no'da “İftira Edilen Kız” adıyla görmekteyiz

    Masal, ülkemiz dışında Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, Romanya, Macaristan, Rusya, Arabistan, Hindistan, Porto-Rico, Dominik Cumhuriyeti, Yunanistan, Danimarka, Çekoslavakya gibi ülkelerde de anlatılmaktadır Ayrıca Azerbaycan anlatılan “Alı Han Peri” adlı hikâye de Helvacı Güzeli masalının bir varyantı olması sebebiyle aynı motife sahiptir

    Efsanelerimizin hepsinde Sarıkız adı ortaktır Bu adı almanın sebebi ise genellikle kızın saçlarının sarılığından kaynaklanmaktadır Ancak, bir efsanede kendine âşık olan delikanlının ölümüne sebep olduğu için atılan yumurtaların renginden dolayı bu adı aldığı anlatılmaktadır

    Sarıkız adı başka bölgelerimizde anlatılan efsanelerde de dikkat çekmektedir Ancak daha önce Türk mitolojisindeki yerinden bahsetmeliyiz Urenha’ların şaman dualarında “kayalarda bulunan altı sarı albastı (kız)”dan bahsedilmektedir

    Kazak, Kırgız ve Başkırtların Sarıkız suretindeki ruha inandıkları da bilinmektedir Kazak, Kırgız bakşıları bu ruhu “tuv dediği derde derman olan ey Sarıkız, gel” diye çağırırlarmış Bu Sarıkız inanışı Bektaşî şairi Geda Musli’nin bir nefesinde de dikkati çeker:

    Seyit Ali Sultan kırkların başı

    Nevruz beyleridir yârı yoldaşı

    Görün Sarıkız’da ol çaldı taşı

    Ol dem kuvvet verildi pirin koluna

    Sarıkız inanışının mitolojideki şekline benzer bir durumu da Mudurnu’nun dağ eteklerinde Göncek köyü civarındaki “Sarıkızlar Kayası” da denilen kayalıkta köylülerin inancına göre Sarıkızların bulunduğu şeklinde görmekteyiz

    Ayrıca Bursa, Kütahya ve Tekirdağ’da anlatılan efsanelerde de Sarıkıza adına rastlamaktayız Bursa ve Kütahya’da mevcut kaplıcalar için anlatılan ve birbirine çok benzeyen efsanelere göre Sarıkız, annesi ve inekleriyle yaşayan güzel bir kızdır İneklerini otlatırken uyuduğu sırada duyduğu “Ağlayarak mı geleyim, çağlayarak mı?” sorusuna üç gün sonra “harlayarak gel” deyince kayalar çatırdar ve her yerden sular akar Sular, Sarıkız’ı alır götürür ve sırra kavuşturur Bu bölgede de kaplıca olur ve şifa dağıtır

    Tekirdağ’ın Şabanoğlu semtinde yatırı bulunan Sarıkız ise gelin olmak üzere iken ölen bir genç kızdır Birisinin rüyasına girerek kabrinin yapılmasını sağlayan Sarıkız, şimdi adak ve dilek yeridir Adaklarını yerine getiremeyenleri cezalandırdığına da inanılmaktadır

    Afyonkarahisar’da anlatılan başka bir efsaneye göre ise, bir mağaranın önünde Sarıkız adlı bir kaya vardır Heykel şeklinde olan ve yüzü allı pullu yazmalarla örtülü olan bu kaya, bir yatır olarak da değerlendirilmektedir Bu efsaneye göre Sarıkız, kâfirler tarafından kovalanınca buraya sığınmış ve Allah tarafından korunmuş Şimdi bu yatıra akşamları yemek getirilir, mumlar dikilir ve ziyaretçiler yüzlerini bu kayaya sürerek şifa umarlar

    Bu efsanelerden de görüleceği gibi Sarıkız tipi, dağ-kaya kültüyle ilgisi kurularak Türk mitolojisinden günümüze kadar ulaşmış bir motif olarak dikkati çekmektedir

    Efsanelerimizin hemen hepsinde ortak olan diğer bir motif ise “kaz”dır Türk mitolojisinde ve folklorunda çok geniş bir yeri olan kaz; Radloff’un tesbit ettiği “yaradılış efsanesi”nde, Divanü Lûgat-it Türk’te, Dede Korkut’ta, Noksanî, Kaygusuz Abdal, Viranî, Pir Sultan Abdal gibi şairlerde de tesbit edilen bir motiftir Ayrıca şamanizmden bugüne kadar çeşitli Türk topluluklarında totem ve sembol olarak da kullanılagelmiştir Bu arada çeşitli yer adlarının da kaz kelimesinden kaynaklandığı belirtmeliyiz Burada ayrıntıya girmek yerine “kaz” motifinin Türk halk edebiyatı ve folklorunda çok önemli bir yere sahip olduğunu ve özellikle Alevî-Bektaşî inanışlarında yaşamaya devam ettiğini ifade etmek istiyoruz

    Yine bir “keramet” motifi olarak dikkati çeken “yerden su çıkarma” veya “denizden su temini” gibi motifler de efsanelerimizde ortaktır Sarıkız, babasının abdest alabilmesi için ve köylerin susuz kalmaları üzerine su temin etmeyi başarır

    Bu motif, Kitab-ı Mukaddes’te, Kur’an-ı Kerim’de, hadislerde, sünnî ve gayrisünnî menakıpnamelerde ve efsanelerde yer alan yaygın bir motiftir

    V nolu efsanede de görüldüğü gibi Sarıkız’ın çıkardığı suyun daha sonra halk tarafından şifalı sayılması ise, “su kültü”nün bir izi olarak değerlendirilebilir

    Nitekim Mehmet Eröz’ün yazdığına göre Edremit çevresi Tahtacı Türkmenlerinin çocuklarının karın ağrılarının geçmesi için “ulu çaylar”a dua ettikleri bilinmektedir Ayrıca “erkâna girme” töreninde de su ile ilgili bir âdet vardır Bacılar yamalarının ucu ile su alıp bunu “musahip” erkeklerin ayakları ucuna damlatırlar

    Bu motiflerden de görüleceği üzere Sarıkız ve Kazdağı efsaneleri Türk mitolojisindeki yer, su ve dağ kültleriyle yakından ilişkili görülmektedir

    Kazdağı ve Sarıkız etrafında oluşmuş bazı inanışlar da dikkati çekmektedir Bu inanışlar genellikle Alevî-Bektaşî kökenlidir Mesela Tahir Harimi Balcıoğlu, Tahtacı Türkmenlerin ve Alevîlerin yedi yılda bir Sarıkız’ın kabrini ziyaret ettiklerini ifade eder

    Aynı yazar Alevîlerin kâbesinin burası olduğunu ve Sarıkız’ı ziyaret edenlerin “hacı” olduğunu belirterek gelemeyenlerin de “vekil” gönderdiklerini yazar Bu ziyaret her yıl 13 Ağustos-11 Eylül tarihleri arasında gerçekleşir ve ayini İzmir-Narlıdere köyünde ikamet eden “Dede” idare edermiş

    Yine aynı yazara göre Kazdağı’nda bulunan kutsal taş etrafında da bazı inanışlar vardır Bu taşın İbrani, Yunan, Latin ve Türklerce mukaddes sayıldığı; Tevrat’ta bu taşla ilgili bahislerin bulunduğu ve “yeşim” ya da “kut” taşoyla bu taş arasında bir ilişki bulunduğu bu inanışlar arasındadır

    Ayrıca Bektaşîlerin “Teslim taşı” ile de bu taş arasında ilgi olduğu ileri sürülür

    Ancak Hikmet Tanyu, Balcıoğlu’nun bu görüşlerini Gıyas Yetkin’in eserine ve Alevî dedesi Mustafa Özcan’a dayanarak abartılı bulur ve turist celbetmek amacıyla ileri sürülmüş olabileceğini belirtir

    Buna göre Tahtacı Türkmenler, oraya murat ve adak için gitmektedirler “Hacı olma” ve “yada taşı” gibi inançlarının ise olmadığı ifade edilmektedir

    IV nolu efsanede de görüldüğü gibi Sarıkız ile Hz Ali arasında da bir ilgi kurulmaktadır Tahtacı Türkmenlere göre Sarıkız, Hz Ali’nin kızıdır Diğer bir inanışa göre ise, Zühre yıldızı Hz Ali’nin alnında doğmuş ve Selman ona âşık olmuştur Efsanedeki bilgilerle bu inanışı mukayese edince Zühre yıldızı ile Sarıkız arasındaki ilişki de ortaya çıkmaktadır

    Bu arada Sarıkız için yapılan törenlerden de bahsetmek istiyoruz: Evlerde bir gün önceden temizlik yapılır 22 Ağustos sabahı her evde bir kurban kesilir Sarıkız’a kesilen bu kurbanın ve yüzülmesi işlerini erkekler yaparken kadınlar da ocak yakıp ateşi köz hâline getirirler Kurban kanından çocuklarla kadınların alınlarına birer parça sürülür Daha sonra kurbanın böbrek ve karaciğer gibi parçaları közde pişirilir, öncelikle çocuklara dağıtılır Bu sırada kadınlar güzel elbiselerini giyerler Avlulara hasırlar yayılır, minderler konur ve ilk pişen etlerden ev halkı ve konuklar yer Buna “ilk sabah sofrası” denir

    Bu yemeğin arkasından “hayır dağıtma” töreni gelir Her evin genç kızı komşu evlere kavun, karpuz dilimleri dağıtır Kalan et de haşlanır ve suyuna pilav yapılır Bu etli pilav asıl yemektir ve ikindiye doğru yenir Bu sırada genç kızlar ve erkekler köy sokaklarında gezip eğlenmektedir İkinci gün aynı şekilde Sarıkız’ın babasına adanan kurban,üçüncü gün ise “Üç Taşlar”a adanan kurban kesilir Bu kurbanları her ev ayrı ayrı olarak kestiği gibi bir kaç ev birleşerek de kesebilir

    Yukarıda anlatılanlar Kazdağı’na çıkılamadığı zamanlarda yapılan törenlerdir Daha eskilerde, yani Kazdağı’na çıkıldığı zamanlarda bu uygulamaların aynı şekilde dağın zirvesindeki Babatepe, Sarıkız Tepesi, Üç Taşlar ve diğer yatırların çevresinde yapıldığı bilinmektedir

    Şimdilerde Sarıkız yatırına bir de dilek defteri bırakılmış olup ziyaretçiler dileklerini bu deftere yazmaktadırlar

    Buraya kadar incelediğimiz motif ve inanışlardan da görüleceği gibi, Kazdağı ve Sarıkız efsaneleri, tamamen Türk mitolojisi ile İslâm inançlarından kaynaklanan efsanelerdir Ancak bir kısım yerli ve yabancı araştırıcı Bektaşilik ile Hıristiyanlık arasında ilgiler kurarak, “iki taraflı inanışlar”lardan söz ederler

    F W Hasluck da bu araştırıcılardan biridir Pek çok yer ve yatır için iddia ettiği gibi Sarıkız ve Kazdağı hakkındaki görüşlerinde de Hıristiyanlığın etkilerini arayan Hasluck, Tahtacı Türkmenlerinin 15 Ağustos’ta kurdukları “Hıdrellez Sofrası” inanışını da hıristiyanlıkla açıklamaya çalışır Ona göre 15 Ağustos tarihi, Hıristiyanlıkta Meryem’in göğe urucu yortusu tarihidir ve oradan Türkmenlere geçmiştir Hıdrellez ile St George arasındaki ilişkiye de dikkati çeken Hasluck, Bektaşilerin “en büyük bayramı”nın Hıristiyanlıktan türemiş olduğunu iddia eder

    Aslında bu gibi görüşler pek çok batılı araştırıcı tarafından ileri sürülmüştür Ancak bu görüşlerin “biraz da Hıristiyanlık taassubundan ilham alan bir iddia” olduğu ve Alevî-Bektaşî inanışlarının tabiî karşılanması gereken küçük bir tesirden başka Hıristiyanlıkla alakaları olmadığı ilmî incelemelerle açıklanmıştır

    Konunun diğer bir yönünü ise yer isimlerinde bulmaktayız Şu anda bölgede hemen hemen hiç bir yabancı yer ismine tesadüf etmemekteyiz Sadece Sarıkız ve Kazdağı efsanelerinden kaynaklanan isimler bile oldukça çoktur Mesela bugün turistik beldeler olarak dikkati çeken Akçay, Güre, Kazdağı isimleri efsanelerden kaynaklanmaktadır

    Akçay ismini açıklayan efsaneye göre çayların Sarıkız’a müracaat ederler Sarıkız da “Ak çay!” diyerek çayın akmasını sağlar Önce çaya, sonra da orada kurulan köye Akçay adı verilir (VI nolu efsane)

    Günümüzde kaplıcalarıyla meşhur olan Güre de ismini efsanelerimizden almıştır Efsaneye göre kızının masum olduğunu anlayan babası, köye dönmesi için kızına yalvarır Sarıkız ise; “Ben orada iftiraya uğradım Oranın erkekleri güre, kadınları dul olsun” der ve teklifi reddeder Bunun üzerine köyün adı Güre kalır (VI nolu efsane)

    Yine aynı efsaneler dolayısıyla Yunan mitolojisinde adı İda olan dağa da Sarıkız’ın kaz gütmesi sebebiyle Kazdağı adı verilmiştir (III Nolu efsane)

    Kazdağı’ndaki bazı yer adları da efsanelerimizle ilgilidir Mesela Sarıkız’ın kaz güderken kazlar uçmasın diye inşa ettiği yere “Kaz Avlusu”; kazlarını suladığı rivayet edilen yere de Çatalçimi denilmektedir Bu Çatalçimi’nde her cumartesi Kazdağı’nın kartallarının inip yıkandıkları da inanışlar arasındadır [Bkz S Y Ataman: "Kazdağı’nda Sarıkız", Varlık 203 (1941): 252 ]

    Ayrıca bugün Sarıkız’ın defnolunduğu kabir olarak rivayet edilen tepeciğe Sarıkız Tepesi; babasının kabrinin bulunduğu yere ise Babatepe (Babadağı) adı verilmektedir (I ve III nolu efsaneler)

    Bu yer adları, efsanelerin bölge üzerindeki etkisini gösterdiği gibi Yunan mitolojisinde önemli yeri olan bölgenin Türkleşmesine de katkılarını ortaya koymaktadır

    Sarıkız ve Kazdağı efsanelerinin günümüzde de etkisini sürdürdüğünü görmekteyiz Bunun güzel bir örneğini Akçay meydanında dikilen Sarıkız anıtında görmekteyiz

    Böylece efsanelerin güzel Sarıkız’ı bu turistik beldemizin sembolü haline gelmiş ve devamlı hatırlarda kalması sağlanmıştır

    Ayrıca Anadolu efsanelerini resimlerine konu edinen ressam Selim Turan da, “Köy Müzeleri” düşüncesini gerçekleştirme çalışmalarına Sarıkız efsanelerinin ilhamıyla başlamıştır

    Her yıl yapılan ve 14-16 Temmuz tarihlerinde kutlanan Akçay Zeytin Festivali’nde de Sarıkız’ın temsilî olarak canlandırıldığını bilmekteyiz

    Sonuç olarak Sarıkız ve Kazdağı çevresinde teşekkül eden efsanelerin bölgenin Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasının bir tezahürü olduğunu söyleyebiliriz Alevî-Bektaşî inanışlarının Hıristiyanlıktan etkilendiği yönündeki düşüncelerde bölgenin de örnek gösterilmesi ise mümkün görülmemektedir Çünkü efsane ve inanışlarda Türk mitolojisi (yer, dağ, su ve Sarıkız kültleri vb) ile İslâmî izlerden (Hz Muhammed, Hz Ali, Selman-ı Pâk, kurban, Hıdrellez, Hz Fatma, hac, abdest, namaz ve keramet gibi) başka bir tesir bulunmamaktadır Bölgenin Türk millî kültürüyle entegre olamadığı ve heteredoks bir kültür yapısına sahip olduğu şeklindeki düşünceler de gerçeği yansıtmamaktadır Zira bölgedeki köylerin bugün ulaştığı seviye Türk millî kültürüyle tamamen bir paralellik arz etmektedir Yapılacak gezi ve derlemelerde bu durumun tespiti oldukça açık olarak görülecektir
     
  2. KarhaN

    KarhaN Aktif

    Katılım:
    23 Şubat 2012
    Mesajlar:
    382
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    630
    Mardin'de efsane o kadar çoktur ki.. bir çok kültürün bir arada barındığı bir şehrin ilginç de bir tarihi olması gerek elbette.
    Ayrıca görülmesi gereken şehirlerimizden de biridir. Özellikle Hasankeyf tamamen sular altında kalmadan görülmelidir bence.
    Ellerinize sağlık Suskun.
     

Sayfayı Paylaş

Gelen aramalar...

  1. mardin efsaneleri