Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Kişisel İlişkiler

Konusu 'Sosyoloji' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 9 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

        
  1. KıRMıZı

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET Süper Moderatör

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    25.876
    Beğenileri:
    1.761
    Ödül Puanları:
    8.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Kişisel İlişkiler

    1. İnsan Psikolojisi

    Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır. Davranışlar,
    belirli çevresel koşullar içinde oluşan olaylar olduğuna göre psikoloji, çevre, organizma ve
    davranışlar arasındaki etkileşimi inceler.
    Etkileşimin ana öğelerinden biri çevredir. Organizmanın alıcı sinir uçlarına etki
    edebilen her türlü enerji değişikliğine “Uyarıcı” denir. Kırmızı bir trafik ışığının görülmesi,
    çürük bir dişten gelen sızı gibi…
    Aynı uyarıcı karşısında farklı bireyler, farklı davranışlar göstermektedir. Eğer
    uyarıcılar karşısında farklı bireylerin davranışları hep aynı olsaydı, psikoloji bilimine gerek
    kalmazdı. Çünkü uyarıcı bilindiği takdirde davranışın tahmini (ne olacağının bilinmesi) çok
    basit bir işlem olurdu. Özellikle konuşmak, düşünmek ve problem çözmek gibi davranışlar
    söz konusu olduğunda organizma ile ilgili etmenler, davranışların oluşumuna daha çok
    katkıda bulunmaktadır.


    2. İnsan Özellikleri

    İnsan biyolojik, toplumsal, kültürel ve psikolojik özelliklere sahiptir. Bu özellikler
    insanları diğer canlılardan farklılaştırır.

    2.1. Beş Duyu
    Çevredeki her türlü uyarıcıyı duyu organları sayesinde fark edebiliyoruz. Eğer duyular
    olmasaydı bunları başaramaz, yaşamımızı sürdürmede zorluk çekerdik.

    Görme: Görmemizi sağlayan duyu organımız gözdür ve gözün uygun
    uyarıcısı ışıktır. Işığın az ya da çok olmasına göre göz bebeği büyür ya
    da küçülür. Gözde iki tür alıcıya rastlanır. Birincisi, gece görmeye
    yarayan çubuklar, ikincisi gündüz görmeye yarayan konilerdir.
    Çubukçuk ve konilerdeki ışığa duyarlı renk hücreleri farklıdır. Bu da
    insanların hangi renkleri daha kolayca görebileceklerini belirler.
    Renkler, konilerdeki renk hücrelerinin farklılığı sayesinde algılanır.
    Bireylerin ayrıntıları algılayabilmesindeki duyarlılığa, Görsel
    Keskinlik adı verilir. Görsel keskinliği fazla olan kişiler ışık ve
    renkteki değişmeleri, nesnelerdeki ayrıntıları daha çabuk fark ederler.
    İşitme: İşitme duyu organımız kulaktır. Kulağın uygun uyarıcısı olan
    ses, titreşen bir cismin yarattığı hareketlerin bir ortamda iletilmesi sonucu ortaya çıkar. Ses
    genellikle hava ya da su dolu bir ortamda kulağa iletilir. Titreşimler, dış kulak aracılığıyla
    toplanır.

    Koklama: Koku alma duyu organımız burundur. Kimyasal uyarıcılar, koklamada burnun
    alıcı hücrelerinin emebileceği gazların içindedir. Birkaç gaz molekülü bile koku duyumunu
    uyarmak için yetebilir. Koklama ve tat alma arasında yakın bir ilişki vardır. Burnumuzu ve
    gözümüzü kapatarak yediğimiz bir yiyeceği, acı, tatlı, ekşi, tuzlu biçiminde ayırt edebiliriz,
    ancak yediğimizin ne olduğunu anlamayız.

    Tat alma: Tat alma duyumuzun organı dildir. Dilde bulunan tat tomurcukları, içlerine sızan
    kimyasal maddeler yoluyla bu duyumu başlatır. Genel olarak, dilin uç kısmı tatlıya, önyanları tuzluya, arka-yanları ekşiye ve arka kısmı da acıya duyarlıdır.

    Dokunma: Deri bir değil dört ayrı duyunun organıdır. Bunlar, dokunma, sıcak, soğuk ve
    ağrı adlarını alır. Derinin bir bölgesi belirli bir duyum için duyarlı iken, başka bir bölgesi
    başka bir duyum için duyarlıdır. Yani dokunma, ağrı, sıcak ve soğuk duyumları derinin her
    yerinde aynı düzeyde ortaya çıkmaz. Buna da Nokta Duyarlılığı denir.

    2.2. Düşünme
    Bu kitabı okurken düşünmektesiniz, okuduklarınız ile kendi yaşantılarınız ve
    bilgileriniz arasında ilişki kurmaktasınız. İnsanlar uyanık oldukları zaman genellikle
    düşünürler. Düşünememek zor bir iştir. Herhangi bir işle meşgulken düşüncelerimiz başka
    bir konuya kayar. Örneğin, ders dinlerken akşam evde olanlar veya bugün yapmayı
    planladığınız işleri düşünüyor olmanız mümkün ve genelde bu herkesin yaşadığı şeylerdir.
    Bu durumlara Hayal Kurmak denir. hayal kurmak da bir düşünme biçimidir.
    Düşünme; olay ve nesneler yerine onların simgelerini (sembol) kullanarak yapılan
    zihinsel bir işlev ve sorunlara çözüm arama yoludur.

    2.3. Öğrenme
    Öğrenme kavramının kapsamı çok geniştir. İnsanlar öğrenmeye, doğduktan hemen
    sonra başlayarak önce aileden ve çevreden, okulda öğretmenlerinden, arkadaşlarından,
    kitaplardan, deneyimlerinden, kısaca yaşam boyu karşılaştığı herkesten ve her şeyden
    etkilenerek davranışlarını değiştirir, geliştirir ve ömürlerinin sonuna kadar devam ederler.
    Öğrenme, yaşantısal deneyimler yoluyla davranışlarda değişiklik oluşturma sürecidir.
    Farklı bir deyişle öğrenme, yaşantı ürünü, kalıcı izli davranış değişikliğidir.

    2.4. Zeka
    Zekâ, zihinsel becerilerin tümüdür. Zekâda kalıtımın ve çevrenin rolü büyüktür.
    Dünyayı anlama, tanıma, değerlendirme konusunda zekâ, bilgileri kazanma gücü olarak
    ortaya çıkar. Böylece zekâ, kalıtsal faktörlerden, sinir sistemi ve duyu organlarının biyolojik
    yapısından etkilenir.
    İyi bir çevrede büyüyen, sevgi ve ilgi gören ailelerin çocuklarının daha zeki olduğu
    gözlenmiştir.

    2.5. Duygu
    Duygu ve heyecanlar olmaksızın yaşam çok sıkıcı olurdu. Duygu ve heyecanlar
    yaşama renk katar, yaşamın tuzu biberi olurlar. Okula başladığınız ilk günün heyecanını
    hatırlayın. Çocukluk günlerinin acı düş kırıklıkları bile hatırlandığında eğlence kaynağı olur.
    İnsanlar, iç ve dış dünyadan etkilenir. Bu etkiler onlarda hoşlanma ve acı duyma gibi
    iki şekilde ortaya çıkar. Hoşlandığımız şeyi sever, ona yaklaşırız. Hoşlanmadıklarımızdan da
    kaçarız, işte bu duruma Duygu denir. Bir başka ifadeyle duygu, duyumların organik ve
    ruhsal yaşantıyı etkilemesi anlamındadır.
    Duygulanma ise bazı uyarıların ve fizyolojik işlevlerin iç dengeyi ve ruhsal yaşantıyı
    olumlu veya olumsuz etkilemesi ve bu etkinin bilinçte anlam kazanmasıdır.

    2.6. Dikkat
    Derste öğretmeni anlayarak dinleyen ve aklından başka bir şey geçirmeyen öğrenci
    dikkat halindedir. Televizyonda önemli bir haberi izleyen veya çok sevdiği bir arkadaşından
    cep telefonuna gelen mesajı okuyan insan, dikkat halindedir. Bir yemeğin tuzluluk derecesini
    veya tadını anlamaya çalışmak, burnumuza gelen kokunun neye ait olduğunu anlamaya
    çalışmak, dikkat halidir. Bu ve benzeri şeyleri anlamaya çalışmamak, gereği gibi yapmamak
    dikkatsizliktir. Ders anlatan öğretmeni, kendini zorladığı halde dinleyemeyen, aklına gelen
    başka şeyleri kafasından atamayan öğrenci dikkatsizdir.
    Dikkat; bütün ruhsal faaliyetin ve uyarıcının bir duyumda ve bir davranışta
    toplanması, bir yönelmedir. Dikkat, zihin çalışmasının ve duyguların bir uyarıcı üzerinde
    toplanması halidir.

    2.7. Unutma
    Öğrendiğimiz her şeyi hatırlayabilseydik ne iyi olurdu. Hepimiz kocaman bir bilgi
    deposu olurduk. Ayrıca öğrenme için çok zaman harcamazdık. Çünkü, unuttuklarımızı
    yeniden öğrenmek zorunda kalmazdık. Gerçekte, öğrendiklerimizin çoğunu, çok çabuk
    unuturuz. Unutma, öğrenmenin tersi olan bir bellek işlevidir. Yani öğrenilenlerin zihinde
    yeniden canlandırılamaması olayıdır.

    2.8. Merak
    İnsanların bilmedikleri bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duydukları istektir.
    Günlük yaşamda meraklı olmak, bazen olumsuz karşılanır. Sorulmaması daha uygun
    olan soruları soran kişiler, olumsuz nitelikteki meraklılardandır. Bu tip kişiler etrafındakileri
    rahatsız ederler. Eğer merakımız yeni gelişmeleri, işle ilgili değişiklikleri öğrenmeye yönelik
    olursa takdir edilen, istenilen bir davranış sayılır.

    2.9. Kıskançlık
    Kıskançlık; kendinden üstün, başarılı, güzel, mutlu, olanlara katlanamamak diye de
    tanımlanabilir. Kıskançlık, olumsuz duygulardan biridir. Ayrıca kıskançlık, düşmanlık ve
    kızgınlık duyguları ve kendine güvenmeme ile de yakından ilgilidir.

    2.10. Gelişme
    Gelişme; doğum öncesi dönemden ölüme dek bireylerin yaşamlarında dönem dönem
    oluşan değişiklikler biçiminde tanımlanır. Büyüme ve olgunlaşma kavramları ile de
    ilişkilidir. Büyüme, bireylerin fiziksel olarak değişmeleridir: Boyun uzaması, kilonun
    artması gibi. Olgunlaşma, organların belli bir işlevi yerine getirebilecek hale gelmesidir.
    Örneğin; 2-6 yaş arasındaki bir çocuk kendi yemeğini yemeyi, giyinmeyi başarabilir.15

    2.11. Davranışlar
    Davranış; insanların gözlenebilir hareketlerini kapsadığı gibi duyguları, tutumları ve
    zihinsel süreçleri diğer bir deyişle, doğrudan gözlenemeyen tüm içsel olayları kapsar.
    İnsanların; beslenmek, barınmak, acı veya ağrıyı dindirmek, sevmek, sevilmek, takdir
    edilmek gibi ihtiyaçları onların davranışlarıyla belirlenir.

    2.12. Güdüler
    Güdü , canlıları belli hedeflere yönelten ihtiyaç, istek ve dürtü gibi davranışlardır.
    Örneğin, kişinin susuzluk ihtiyacını gidermek için bir şeyler içmesi, canının sıkıntısını
    gidermek için çeşitli işlerle uğraşması, güdüsel davranışlardır.
    Güdüsel davranışların bir kısmının fizyolojik ihtiyaçlardan kaynaklandığı, bir
    kısmının da sosyal ilişkiler içinde öğrenildiği kabul edilir. Örneğin, organizmadaki su,
    oksijen ve kan şekeri oranları, açlık, susuzluk, ısı derecesinin düzenlenmesi gibi güdüsel
    durumlar, sinir sistemi ve diğer fizyolojik süreçler tarafından kontrol edilmektedir. Belli bir
    işte başarılı olma isteği, para ve toplumsal statü kazanma istekleri fizyolojik değil, öğrenilen
    güdülerdir.
    Eksiklerin giderilmesi yönünde organizmada beliren güce “Dürtü”, ihtiyacı gidermek
    için gösterilen eğilime de “Güdü” denir.

    2.13. Değer Yargıları
    Toplumsal değerleri doğruluk, namus, başarı, dayanışma olarak kabul edebiliriz.
    Değer yargıları, davranışları belirlemede önemli bir etkendir. Sahip olunan değer
    yargıları yaşa ve zamana göre değişebilir. Kuşaklar arasında farklılıklar gösterebilir.
    Örneğin, lise düzeyinde bir genç kızın ailesi, karşı cinsle arkadaşlık etmesini, gece dışarıya
    çıkmasını istemezken, ergenlik çağındaki bir delikanlı için bunlar doğal davranışlar olarak
    kabul edilir.


    2.14. Şuur (Bilinç)
    Şuur, kişinin olayların ve çevrenin farkında olmasıdır. Kişinin kendi yaptıklarının,
    düşündüklerinin, hissettiklerinin neler olduğundan haberdar olmasıyla ilgilidir. Olayları
    yaşıyorken, kendisinin bilincinde olan kişi, olaydan nasıl etkilendiğini bilir. Bilinçli kişinin
    çevreyle ilişkileri de iyidir. Dolayısıyla başarıları da yüksektir.
    “Çok bilinçli insan“ diye adlandırılan kişi, etrafında olup biteni kolaylıkla algılayan,
    farkına varan ve gerçekçi olarak değerlendiren kişidir.

    2.15. Kişilik
    Kişilik, insanın toplumsal hayatı içinde edindiği ve onu diğer insanlardan ayırt eden
    alışkanlıklar, davranışlardır.
    Kişilik tutum, değer, umut, sevgi, nefret, alışkanlık gibi özelliklerden oluşur. Kişilik
    kavramı ile karakter kavramı her zaman birbirine karışır. Bu kavramlar birbirinden farklıdır.
    Karakter, kişiliğin değerlendirilmesi ile ilgilidir. Bir kişi için “Arkadaş canlısı, dürüst,
    sevecen.” derken onun kişiliği değerlendirilmektedir. Fakat aslında karakteri
    kastedilmektedir.
    Kişiliğin gelişmesinde, kalıtım ve çevrenin etkileşimi de önemlidir.

    Yaşamın Yankısı
    Bir aile pikniğe gitmişti. Anne öğle yemeği için yanlarında getirdikleri yiyecekleri
    hazırlarken baba ve oğlu da ormanda yürüyüşe çıkmaya karar verdiler. Uzun bir tırmanıştan
    sonra düzlüğe çıktıklarında çocuğun ayağı bir ağaç köküne takıldı ve yuvarlanarak boşluğa
    düştü. Düşerken canı yanan çocuk avazı çıktığı kadar bağırıyordu: “Ahhh!”
    Ayağa kalkmaya çalışırken ileride bir dağın tepesinden “Ahhh!” diye bir ses duydu.
    Şaşkınlıkla babasına baktı. Sesin babasından gelmediğini anlayınca merakla bağırdı: “Sen
    kimsin?”. Aldığı yanıt “Sen kimsin?” oldu. Çocuk gelen yanıta sinirlenip “Sen bir
    korkaksın!” diye bağırdı.
    Dağdan gelen ses: “Sen bir korkaksın!” diye yanıt verdi. Çocuk babasına dönüp “Baba
    ne oluyor böyle ?” diye sordu.
    “Oğlum” diye söze başladı babası “Dinle ve öğren.” . Dağa dönüp “Sana hayranım”
    diye bağırdı. Yanıt hemen geldi “Sana hayranım.” Baba tekrar bağırdı:”“ Sen
    muhteşemsin.” Gelen yanıt “Sen muhteşemsin.” oldu.
    Çocuk, babasını dikkatle izlemesine karşın ne olduğunu bir türlü anlayamamıştı.
    Babası, soran gözlerle bakan oğluna açıklamaya devam etti: “ İnsanlar buna ‘Yankı' derler
    ama aslında bu yaşamdır'.”.
     

Sayfayı Paylaş