Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Kenan Evren'in kızı Şenay Gürvit ve damadı emekli MİT'çi Erkan Gürvit, VATAN'a konuşt

Konusu 'İz Bırakanlarla Röportajlar' forumundadır ve Kızıl_Mavi tarafından 15 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. Kızıl_Mavi

    Kızıl_Mavi ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.540
    Beğenileri:
    73
    Ödül Puanları:
    2.980
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Kenan Evren'in damadı emekli MİT'çi Erkan Gürvit, 12 Eylül'ün bir darbe değil müdahale olduğunu savunuyor. Hatasız yönetimin olmayacağını söyleyen Gürvit'e göre "Kurunun yanında yaş da yandı" ancak bu Evren'in değil, 'işgüzar' yöneticilerin suçuydu. Kızı Şenay Gürvit, askeri darbenin lideri olan babasının sert mizaçlı değil yumuşak biri olduğunu söylüyor.

    12 Eylül darbesinin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'in damadı, MİT'in o dönem Çankaya Köşkü'ndeki temsilcisi Erkan Gürvit ve yine MİT'çi eşi Kenan Evren'in kızı Şenay Gürvit ilk kez 12 Eylül'ün 29. yıldönümünde konuştular. Kenan Evren'i ve o dönemi ilk kez anlattılar.

    Siz 12 Eylül döneminin kara kutularından biri misiniz?

    Erkan Gürvit: Her şeyi bilmiyorum. Uçak niye düştü bilirim ama uçakta kaç koltuk doluydu bilemem. Bu ne öğrenmek istediğinizle ilgili.

    Ama siz aynı zaman da MİT elemanıydınız o dönem. Hem Kenan Evren'in damadı, hem MİT elemanısınız... Siz bilmezseniz kim bilebilir?

    EG: Kenan Paşa tek kelime işinden konuşmazdı. Evde asla bir şey anlatmazdı. Damadı olmamın bir önemi yok. Görev sırasında da çok ciddiydi ilişkimiz. Milli Güvenlik Kurulları öncesi kendisine brifing verirdik. Ben de gitmezdim benim yardımcım Metin verirdi. MİT'ten gelen, Genelkurmay'dan gelen bilgileri toplar değerlendirir kendisine sunardık.

    12 Eylül sabaha karşı neredeydiniz siz?

    EG: Biz yurt dışındaydık. 1977'de gittim. 1981'de döndüm. Necdet Uruğ benim Köşk'te istihbarat ve güvenlik bölümü kurmamı istedi. Kayınpederim de onay vermiştir tabii, döndüm. Ama Köşk'ün elemanı değildim ben, MİT kadrosunda devam ettim. MİT'ten emekli oldum. Bu göreve kadar da deşifre olmamıştım. Bu görevle oldum, bir nevi arkadaşlarım beni deşifre etti. O sabaha karşı da beş gibi telefonumuz çaldı. Öyle öğrendik. Bir ahbabım aramıştı.

    Şenay Gürvit: gerçekten bilmiyorduk. Hatta kim yaptı ne yaptı onu merak ettik. Annem burada, kız kardeşlerim, onları merak etmiştim. Telefon melefon etmek çok kolay değil o sıralar.

    Ne garip, buna inanmakta zorlanıyorum. Nasıl bilemezsiniz ki?

    EG: İlk bilenlerden biri Anasaya Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün babası Emin Paksüt'tür. Onu çağırıp onunla konuşmuş Kenan Paşa. Onun aklına güvenirdi. İyi bir siyasetçiydi Emin Bey.

    ŞG: Babamın suratından da anlamazsınız neler oldu. Mümkün değil bizle de konuşsun. Babam çok farklı özellikleri olan biridir. Çok merhametlidir. Hiç sert değildir. Şartlar gereği sert olmuştur ama kendisi başkadır. Benim babam çok yumuşaktır. İnanılmazdır. Tanımanız lazım.

    Ben kendi babama çok yumuşaktır diyemem ki çok eğlenceli biridir, siz 12 Eylül'ün en sert askerine, Kenan Evren'e çok yumuşaktır diyorsunuz. Sarılır mı mesela size?

    ŞG: Hayır sarılma falan yok. Sarılmaz. Ciddidir. Hep mesafelidir. Biz de hep "siz" vardır. "Sen" yoktur. Torunlarına daha yumuşak olmuştur. Ama hep mesafelidir. Karıncayı incitmeyecek biridir. Çok sakin biridir.

    EG: Dışarıdan görüldüğü gibi biri değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde müdahale edecek darbe yapacak en son kişidir. Yapısı asla "asalım keselim" diyecek biri değildir. Evren Paşa'nın o tarihde Genelkurmay Başkanı olması şanstır. Kendisi içinse şanssızlıktır.

    Babaları hakkında çocuklarıyla konuşurken hep zorlanırım. Çünkü çocuklar babalarıyla ilgili herhangi bir şeyden sorumlu tutulamaz. O yüzden sizi incitecek bir şey söylemek istemem ama Kenan Evren'den konuşuyorsak kendimi biraz daha özgür hissediyorum. 12 Eylül anlayışına göre "suçlu" ilan edilen bütün insanlardan daha mı yumuşak ve iyidir babanız?

    ŞG: O dönemden bir tek babam mı suçlu yani? Evren irticayı hortlattı diyorlar çıldırıyorum. Kendi içimde söyleniyorum bitip gidiyor.

    EG: Biz bunun Kenan Evren'e haksızlık olduğunu düşünüyoruz. Bir tek insana bu kadar yüklenmek insafsızlık. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay denen adamcağız "Evren dışarda katil içerde ressamdır" diyor. Bunu söylemekteki hedef ne? Amacı ne bu Kültür Bakanı'nın? 30 yıl sonra amaç ne?

    Ama Kenan Evren'in kendi ağzından "Asmayalım da besleyelim mi" dediği biliyoruz. Ve suçsuz, silaha bulaşmamış gençler de idam edildi o dönem... O aileleri anlamak çok zor olmasa gerek.

    EG: Evet böyle bir laf edildi. Ama çok konjonktürel bir laftı. Sonra bu lafından çok pişman oldu Evren Paşa. Bir daha da hiç böyle laflar etmedi.

    12 Eylül dönemiyle ilgili özeleştiri yapılsa, sonucunda da Kenan Evren özür dilese...

    ŞG: Ne münasebet. Özür dileyecek bunca insan varken. Kime niye özür dileyecek babam.

    EG: Boyuna özür mü dileyecek bu devlet yahu. Asılmış çocukların aileleri diyorsunuz, ya o çocukların öldürdükleri çocukların aileleri?

    Eline silah almamış birçok insan işkencelerden geçti, idam edildi, sürüldü... Yapmayın n'olur...

    EG: Hatasız yönetim olmaz. Kurunun yanında yaş da yandı tabii. İstenilmeyen olaylar oldu. Evren Paşa'nın en büyük yanlışı o dönem savcıları kendi haline bırakmasıydı. Onlara hiç karışmadı. O doğrusunu yaptı ama çok başı buyruk hareket etti insanlar. Sağcısı solcuyu, solcusu sağcıyı elindeki güçle mahvetti. Bunlar için özür dilemek belki yanlış olmaz ama gerekli de değil bu saatten sonra. Bunun kime fayda sağlayacağı meçhul çünkü. Belli bir çevrenin hatırına böyle birşey yapmanın manası yok.

    O dönem o dönem diyoruz da, o dönemin bir adı var 12 Eylül darbesi... Darbe öncesi de sıkıyönetim var. O dönemi yaşamadım ama şu aklıma takılıyor, sıkıyönetim varken bir ordu niye darbe yapar?

    EG: 12 Eylül bir darbe değildir. Şaşırdınız biliyorum ama anlatayım; 12 Eylül bir müdahaledir. Bozulmuş düzeni yoluna koyma müdahalesidir. Darbe olması için doktrinel bir görüşle yola çıkıp bunu seçim yoluyla uygulayamayacağını düşünen lokalize bir grup bu ideolojiyi uygulamak için öncü bir güç kullanır. İktidara geldikten sonra da o ideoloji için uzun süre zor kullanarak yönetim yapar. Güney Amerika'da bunu görürüz. TSK 27 Mayıs ve 12 Eylül'de bozulmuş düzeni yoluna koymuştur, o kadar. 27 Mayıs darbeye yönelebilirdi Türkeş ve grubu tasfiye edilmeseydi. Çünkü erken seçime taraftar değillerdi. Ama 12 Eylül bir dönemdir ve seçime gidilmek, demokratik bir düzene geçilmek için uğraşılmıştır. 12 Eylül de bir soğuk savaş dönemidir ayrıca. İddia ediyorum müdahalenin ilk yılı hariç diğer iki yılı bugünden çok daha demokratikti. Öyle olmasa Özal gelip seçime girebilir miydi Allah aşkına.

    Ama Kenan Evren "Özal'a oy vermeyin Sunalp'a verin" dedi ve halk Özal'ı ezici bir oy çokluğuyla başbakan yaptı. Neyse şunu soracağım önce, 12 Eylül'ün darbe olmadığını üç sene sonra yapılan seçim mi gösteriyor?..

    EG: 12 Eylül darbe değildir çünkü zaruretti. Darbeden bu kadar şikayet edenlerin 20 yıl 27 Mayıs'ı bayram olarak kutladıklarını unutmayın.

    ŞG: Babam kaldırdı 27 Mayıs kutlamalarını.

    EG: 'Özal'a oy vermeyin' dedi ama Özal'la her zaman iyi anlaştılar. Özal özgürdü yönetiminde.

    Zaten sıkıyönetim yok muydu?

    EG: Sıkıyönetim vardı ama yetkisiz bir tarafı vardı sıkıyönetimin. Adamı yakalıyorsun ama sorgulayamıyorsun. Aciz kalınıyordu. Askerin istediği yasalar bir türlü çıkarılmadı. 12 Eylül sivil yönetimin laçkalığından kurtulmak için yapıldı. Üniversiteler özerkliğinin kıymetini bilmedi işçi sendikaları özgürlüğünün kıymetini bilmedi. Ülkeyi 12 Eylül ortamına getiren parlamentodur. Hükümet değil, parlementodur. Görevini yapmamıştır. Demirel yasaları çıkartmak için hakikaten uğraşmıştır ama tek başına yeterli olamamıştır.

    Ama Demirel'in "Kenan Evren'e dedim ki 11 Eylül günü olanlar 13'ünde nasıl bitti, siz 11 Eylül günü tapu kadastro müdürü müydünüz" gibi açıklamaları var.

    EG: Can ciğer kuzu sarması değillerdi tabii ki ama Demirel azınlık hükümeti olduğu için istediği her şeyi yapamıyordu. Erbakan onu tehdit ediyordu, desteğini çekmekle. Ama Demirel elinden geleni yapıyordu biliyorum. Silahlı Kuvvetler parlementonun yani hükümetin emrindedir. Hükümete rağmen Silahlı Kuvvetler'in bir hareketi olursa yanlış olur. Hiçbir zaman asker gelmemelidir. Ama parlemento demokratik ortamı sağlamazsa, napsınlar? Asker de istemiyor ki böyle gelmek. Çok rahatsız oluyor bu işlerden. 26 Aralık 1979'da Kenan Evren ve kuvvet komutanları Cumhurbaşkanı Korutürk'e Milli Güvenlik Kurulu sıfatıyla bir bildiri verdiler. "Parti başkanlarını çağırın uzlaşıp düzeni toparlasınlar" diye. Ama olmadı.

    'Silahlı Kuvvetler her zaman her şeye hazırlıklıdır'

    Kaynak: Vatan

    Tarih: 22:55:06 12.09.2009
     

Sayfayı Paylaş