İlkçağ Filozofları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ YumuşacıK YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Top Poster Of Month

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    53.903
    Beğenileri:
    1.314
    Ödül Puanları:
    8.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    İLKÇAĞ FİLOZOFLARI

    Anaksagoras

    [IMGALIGN=left]http://i.imgur.com/nnYEf.jpg[/IMGALIGN]Klazomenai'li Anaksagoras, Sokrates öncesi düşünürlerden biridir. Ana madde ve ilk hareket ettirici neden öğretisi vardır. Doğum yeri olarak bugünkü Urla gösterilmiştir ve soylu bir aileye sahiptir. Bütün servetini bilimsel araştırmalar uğruna harcadığını söylenmektedir. İ.Ö 468 yılında düşen bir gök taşını incelemiş ve onun kızgın bir taş kitlesi olduğu kanaatine varmıştır. Anaksagoras Atina'ya yerleşmek için gelen ilk düşünürdür. Onun sayesinde Atina felsefe dünyasına giriş yapmıştır.

    Atina'da oldukça iyi karşılanmış ve dönemin en güçlüsü olan Perikles'in dostu olmuştur. Aynı zamanda Euripides'le de dostluk kurmayı başarmıştır. Gök cisimlerini incelemesi ve gök taşının düşmesi onu evrensel düzenle ilgili yeni kuramlar geliştirmeye itmiştir. Ay ve güneş tutulmaları, gök taşları, gök kuşağı ve Peloponnesos'dan daha büyük ve ışık saçan bir kütle olarak tanımladığı güneşle ilgili bilgiler vermeye çalışmıştır. Gök cisimlerinin dünyayla aynı yapıda olduğunu ileri sürmüştür. Bununla birlikte bu kuramları halkın inançlarına ters düşmüştür. Çünkü o dönemde güneş Yunanlılar için bir tanrıdır ve onu bir baş olarak nitelendirmek büyük saygısızlıktır. Bu nedenle İ.Ö 450′de Anaksagoras, Perikles'in siyasi karşıtları tarafından, yerleşik inanca karşı geldiği düşüncesiyle mahkemeye verilmiştir. Perikles sayesinde serbest bırakılmışsa da yine de Atina'dan ayrılıp İyonya'da bulunan Lampsakos'a gitmeye zorlanmıştır. Lampsakos (Şimdiki Çanakkale) İ.Ö 428′de orada ölmüştür. Ölümünden sonra Lampsakos agorasına heykelinin dikildiği ve de öğrencilerin onun ölüm yıldönümlerinde anma törenleri düzenledikleri söylenir.

    [​IMG]

    Anaksagoras Felsefesi

    Varlık Kuramı

    Varlığın temel köklerini tohum olarak adlandıran Anaksagoras, doğada nitelik bakımından ne kadar çeşit varsa, o kadar da tohum vardır. Duyularımızla algıladığımız nesnelerde tüm tohumların bulunduğu ve bu nesnelerin kendilerinde ağır basan tohumun karakterini aldığını, onun adıyla anıldığını söyler. Kendi kendine hareket eden tohumlardan ayrı bir hareket ettirici neden bulunması gerektiğini düşünmüştür. Bu nedenin de Nous (ruh,akıl) olduğunu ileri sürmüştür. Nous tohumların birbiriyle karışması ve birbirlerinden ayrılmasına neden olan hareket ettirici kuvvettir.

    Anaksagoras hiçten hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğini ve hiçbir şeyin hiçliğe gitmeyeceğini düşünür. Dolayısıyla mutlak anlamda bir oluş ve yok oluş yoktur.

    “Yunanlılar doğuş ve yok oluştan söz ederken doğru olmayan bir dil kullanmaktadırlar, çünkü hiçbir şey doğmaz ve yok olmaz. Sadece var olan şeylerin karışması ve ayrılması vardır. O halde onlar doğmayı karışma, yok olmayı ise ayrılma olarak adlandırsalar iyi ederler.”

    Varlıkların en son parçaları yoktur, sonsuza kadar bölünebilirler. Hem sayı bakımından sonsuzdurlar hem de küçüklük bakımından. Evrende hiçbir şey saf halde bulunmaz.

    “Her şeyde her şeyden bir parça vardır; bütün şeyler belli ölçüde her şeyde bulunurlar.”

    Anaksagoras'a göre sonsuz küçük ve sonsuz büyük mevcuttur.

    “Küçük olan şeyler içinde bir en son küçüklük derecesi yoktur, tersine daima bir daha küçük vardır. Var olanın bölme yoluyla varlıktan kesilmesi imkansızdır. aynı şekilde her zaman, büyük olandan daha büyük olan bir şey vardır ve o nicelik bakımından küçük olana eşittir. Her şey aynı zamanda hem küçüktür hem de büyük.”

    Evren Bilimi

    Anaksagoras'a göre evren her şeyle tam bir karışım durumunda olduğu bir başlangıç noktasından hareketle meydana gelmiştir. Anaksagoras evrenin bu başlangıç durumuna İlk Karışım adını verir. Bu İlk Karışıma evreni meydana getirecek olan hareketi verdiren Nous'tur. Nous akıllı, düzenleyici, düzen verici bir ilkedir. bundan dolayı o, her şeyin her şeyle bir arada bulunduğu bu karışıklık durumunu bir düzene sokmuştur.


    “Nous şeyleri hareket ettirmeye başladığında harekete geçen her şeyde bir ayrılma ortaya çıkmış ve Nousun kendilerini harekete geçirmesinden ötürü her şey ayrılmıştır. Ayrılan bu şeylerden toprak katılılaşmıştır, çünkü buluttan su, sudan toprak ayrılmıştır. Topraktan ayrılan taşlar ise soğuğun etkisiyle katılaşmışlar ve sudan daha öteye atılmışlardır.

    Bilgi Kuramı

    Anaksagoras'a göre benzer benzeri algılayamaz. Algı, karşıtların meydana getirdiği uyarımın sonucudur.

    “Bizim kadar sıcak olan veya bizim kadar soğuk olan bir şey bizi ne ısıtır ne de soğutur.”

    Gece görmememizin nedeni de, gecenin siyahlığı ile göz bebeğimizin siyahlığı arasında bir fark olmamasıdır. Anaksagoras bir yandan duyularımızın zayıf olduğunu ve bize doğruyu vermekten aciz olduğunu söyler.

    “Duyularımız zayıf olduğundan doğruyu bilemeyiz.”

    Öte yandan görünen şeyler sayesinde görünmeyen şeylerin bilgisine erişebileceğimizi kabul eder.

    “Görünen şeyler, görünmeyen şeyleri gösterir.”
  2. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ YumuşacıK YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Top Poster Of Month

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    53.903
    Beğenileri:
    1.314
    Ödül Puanları:
    8.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Anaksimenes

    [IMGALIGN=left]http://i.imgur.com/7r8Om.jpg[/IMGALIGN]Doğa filozofu ve gelenksel olarak batı dünyasının ilk filozofları kabul edilen Miletos'lu üç düşünürün sonuncusudur. Anaksimenes'te Thales'i öğrencisidir ve onun ilgilendikleriyle ilgilenmiştir. Hellenistik döneme ulaşabilen yazılarından günümüze kalanlar, yalnızca sonraki yazarların kendi çalışmalarına aldıkları bazı bölümlerdir. Bu nedenle Anaksimenes'in düşüncelerine ilişkin yorumlar çoğunlukla birbirleriyle çelişir.

    Düşünceleri ilkçağda çok etkili olmuştur. Onun düşüncelerinin izlerini, kendisinden sonraki pek çok düşünürde görüyoruz. Bu düşüncelerin geniş bir alana yayılmasında, Miletos'un İranlılarca alınması ve tahrip eilmedi sonucu öğrencilerinin her yöne dağılmasında etkili olmuştur. Anaksimenes, aynı Anaksimandros gibi bir fizikçi, bir doğa bilimcisidir. Onun da öncelikle doğa olaylarıyla ilgilendiğini görüyoruz. O da doğa olaylarını, bir doğa bilimcisi gibi açıklamak istemiştir ve bu yüzden yorumlarında dini yorumlara rastlanmaz. Ölçülü ve yazsın bir anlatımla yazmıştır eserlerini.


    Edinilen bilgilere göre, 6. yüzyılda yaşamış ve 525 yılında vefat etmiştir. Pratiğe yönelik işlek bir zekaya ve engin bir düşünceye sahip yetenekli bir gözlemcidir. Milesian Okulu'nun en genç bireyidir ve Anaksimandros'un öğrencisidir. Thales gibi ilkeyi tekrar görünür bir tözde araştırmıştır. Kendisinden sonrakilere ulaşan yapıtı Doğa Üzerine adını taşır. Aristo'nun aktardığı bilgilere göre Anaksimenes'in düşünceleri daha çok Thales'e yakındır. Anaksimandros'a göre gerileme sayılsa da ona göre asıl ilgi alanı gözüken evrendir. İyon lehçesiyle yazdığı eserinde gereksiz süslemelerden kaçınmış ve basit bir dil kullanmıştır.

    [​IMG]


    Anaksimenes Teorileri


    Ana Madde ‘Hava'
    Thales'in su ana maddesinin yerini, Anaksimenes'in hava görüşü alır. Anaksimondros'un aksine, ana maddeyi sınırlandırır, belirli bir madde ile tutar. Ama Anaksimenes'in her biri maddenin farklı biçimlerine özgü yoğunlukların karşılığı olan farklı nem yoğunlaşması derecelerinin varlığına inandığı açıktır. Aer'en eşit biçimde dağıldığında, atmosferin bildiğimiz ve gözle görünmez havasını oluşturur. Yoğunlaşma sonucunda önce buğu ya da bulut, sonra su, son olarak da taş, toprak gibi katı maddelere dönüşür. Yani gözle görülen bir hal alır.

    Anaksimenes'in, Thales'teki su yerine neden havayı koyduğunu anlamak güç değildir. İlk öğenin Thales'in ana madde olarak su'yu alması, suyun yaşam açısından taşıdığı önemden kaynaklanır. Aynı şeyler ve hatta daha da fazlası hava için de söylenebilir. Havanın kapladığı alan sudan daha geniştir. Havanın fırtınaları suyunkinden daha şiddetlidir. Yaşayn varlıklar için hava sudan çok daha önemli ve gereklidir. Anaksimenes doğanın oluşumuyla ilgili çok daha somut, çok daha açık olan düşünceler üretmiştir. Ona göre her şey havadan oluşur. Hava hem gevşeyen hem de sıkışabilen bir varlıktır. Gevşediği zaman yukarı doğru yükselen ateş olur. Hava sıkışıncaönce buhar ve duman olur. Bu duman ve buhar bulutları daha çok sıkışınca yağmur olur, su olur. Suyun sıkışması sonunda önce çamur, sonra toprak, en sonra da taş olur. O halde ateş-su-toprak, öz olarak hava ve onun gevşeyip sıkışmasının dereceleridir. Bu nedenle sıcaklık ve kuruluk seyrekliği ifade ederken, soğukluk ve ıslaklık yoğunlaşmış maddeyle ilişkilidir.

    Tanrısal Güç ve Ruh Kavramı
    Ana madde olarak düşündüğü havayı Tanrı gücüyle dolu olarak düşünür. İnsan nefesini, bedeni dolduran havayı insana can veren görüşüyle, insan ruhunu bir tutmuştur. Ruh kavramı ilk kez Anaksimenes'te ortaya çıkmıştır. ‘Tüm canlıların ruhu vardır.' sözüyle, doğada canlı-cansız ayrımını da yapan ilk insan olmuştur.


    Aer'in sonsuz bir hareket içinde olduğuna ilişkin varsayımı onun aynı zamanda aer'in canlı olduğunu düşündüğünü göstermektedir. Sonsuza dek canlılığını koruduğu için aer, tanrısallığın tüm niteliklerini barındırır ve öteki tanrıların nedeni olduğu gibi her türlü maddenin de nedenidir. Aynı hareket aer'in bir fiziksel konumundan bir başkasına geçişini de açıklar. İçinde ilk madde ile ilk gücün birleşerek üst düzeyde bir sentez oluşturduğu ilkeyi hava diye koyan öğretisiyle Anaksimenes geç Stoa felsefesine kadar uzanan bir öğretinin, her şeye hükmeden pneuma öğretisinin kurucusu olmuştur.


    Fiziki Düşünceleri
    Anaksimenes'e göre yeryüzü tepsi şeklindedir. Yassılığından dolayı havanın üzerinde duruyormuş. Kosmos'u soğuk ve hava sararmış. Yıldızlarsa ona göre yeryüzünün altında değil çevresinde dolaşırlarmış. Ayın ışığını güneşten aldığını söylemiş ve ay tutulmasının doğru açıklamasını ilk Anaksimenes yapmıştır. Deprem kuramını, yer depreminin nedeninin yeryüzünün kendisi olduğunu söyleyerek açıklamıştır. Ya sıvının gevşettiği ya ateşin kemirdiği ya da içindeki havanın şiddetinin sarstığı bir takım parçaları yeryüzünden kayıp düşüyorlarmış. Anaksimenes'e göre güneş bir yaprak gibi yassıymış. Evrenin yedi bölümlü birbiriyle bağlantılı bir düzeni varmış. Ayrılmamış öğe yapısı, yıldızlar, güneşin dolaştığı ülke, ayın küresi, yağmur, gökgürültüsü, karı meydana getiren havanın birleşmesi ve dizilişi, denizler, ırmaklar ve toprak. (Toprak, her şeyi besleyen sudan meydana gelmiştir. Suyun kaynağı ise sıkışmış havadır.)

    Bilimsel Düşünceler
    Zaman zaman ay ışığında görülen gökkuşaklarından söz etmiş, suyu yaran bir küreğin çıkardığı yakamozları tanımlamıştır. Düşüncesi mitolojiden bilime geçişin özelliklerini taşır. Gökkuşağını bir tanrıça olarak değil de güneş ışınlarının yoğunlaşmış hava üzerindeki etkisi biçiminde ele alması, düşüncesinin ussal yanının kanıtıdır. Ancak evrenin bir yarımküre olduğu yolundaki inancından da anlaşılacağı gibi, kendinden önceki mitolojik ya da mistik eğilimlerden yine de bütünüyle arınabilmiş değildir. Bu nedenle Anaksimenes'in kalıcı katkısı kozmolojisinde değil, evrenin yapısında yoğunlaşmanın ve seyrelmenin de bir yeri olduğu görüşü vardır. Bu görüşü ve maddeler arasındaki açıkça görülebilir niteliksel farklılıkları yalın nicelik farklılıklarına indirgemesi, bilimsel düşüncenin gelişiminde çok etkili olmuştur.
  3. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ YumuşacıK YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Top Poster Of Month

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    53.903
    Beğenileri:
    1.314
    Ödül Puanları:
    8.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Anaximandros

    [IMGALIGN=left]http://i.imgur.com/05G1r.jpg[/IMGALIGN]Thales'ten sonra ikinci filozof Anaximandros'tur. Miletli Thales'in öğrencisi, ardından da ardılı (halefi) olmuştur. Güneş saatini bulduğu ve ilk haritayı çizdiği söylenir. Felsefe alanında Doğa Üzerine adlı eseriyle yazılmış ilk yapıt Anaximandros'a aittir.

    Antikçağ tarihçisi Apollodor'a göre 42. Olimpiyatın 3. yılına denk gelen M.Ö 610′da Miletos'da doğmuş ve 64 yaşındayken, 58. Olimpiyatın 2. yılına denk gelen 546 yılında vefat etmiştir. Thales'ten ayrı olarak coğrafya ile de ilgilenmiştir. Apeiron ve Pythagoras'ı da etkilemiştir.

    Anaximandros'ta arkhe (su maddenin ilk öğesidir) sorunu üzerine yoğunlaşmış, var olanların kökeninin anamaddenin ne olduğunu sormuştur. Ona göre ilk maddenin sonsuz, tükenmez olması gerekir; çünkü maddenin sonsuz yaratmasında sınırsız ve tükenmez olduğu görülür. Anaximandros sonsuz kavramını açık olarak belirleyip, maddeye yükleyen ilk kişidir. Ancak, Anaximandros anamaddeye yalnız sonsuzluk niteliğini yüklemekle kalmamış, daha da ileri giderek ilk maddenin yalnız sonsuz olmayıp, sonsuz olduğunu da savunmuştur. Çünkü ona, daha yakın olan başka bir belirlenim yüklenemez. Thales ilk maddeyi su ile, belli, bilinen bir madde ile bir tutmuştu.


    Anaximandros'a göre bu yapılamaz çünkü her şeyin belirli bir sınırı ve sonu vardır. Karşıtı ile sınırlanmıştır. Sıcak soğuk ile, sıvı katı ile, aydınlık karanlıkla vb. Her belli olan, dolayısıyla sonlu ve sınırlı olan şey, meydana gelmiş olan şeydir. Meydana gelen her şey yeniden karşıtına döner. Böylece, birbirinin karşıtı olan şeylerden biri, öteki karşısında zaman zaman ağır basar. bunların içinden çıktıkları sonsuz anamadde içinde yeniden arınmalarına kadar sürer.

    Apeiron anlayışından Anaximandros çok özgün bir doğa görüşü geliştirmiştir. Apeiron'dan önce sıcak ile soğuk oluşmuştur. Sıcak, başlangıçta soğuk ve karanlık olanı bir alev küresi olarak bir kabuk gibi sarmıştı. Soğuk'tan iki karşıt; katı ile sıvı doğmuştu. Sıvıdan yeri çevreleyen alev küresinin sıcaklığı yüzünden, buğular yükselip alev küresini halkalara, ateşle dolu olan hava tekerleklerine bölmüşlerdir. Bu tekerlekler de birtakım deliklerin; güneş, ay, alevler saçarlar. Böylece hava ile ateşin birleşmesinden gök meydana gelmiştir. Yer tepsi biçiminde değil, bir silindir, yuvarlak bir sütun biçimindedir ve boşlukta serbest olarak durur; gök de yerin etrafında döner.

    Anaximandros'un bu açıklamalarından görülmektedir ki; doğal karşıtlarımız çeşitli ve karmaşık olayları, tek ve yalın bir temele bağlamak denemesi yapılmıştır. Anaximandros'u tam bir düşünür yapan da budur. Bu yalınlaştırıcı açıklama denemesi, onun gerçekteki çokluğu düşüncede bir birliğe bağlamak istemesidir.

    [​IMG]


    Anaximandros Teorileri

    Aperion, Sonsuzluk
    Thales'in öğrencileri Anaximandros ve Aperion'a göre evrenin temel sorunu, ilkenin özü sorunudur. Arkhe kavramıyla duygusal verili olanı aşarak hedefi belli olan bir yönde metafizik bir kavrama doğru ilk adımı atmaktadır. Niçin sonsuz seçildiği bilinmektedir. Çünkü böyle bir kavram yaşam sürecinin sonsuza kadar devamını güven altına alabilir. Ona göre doğmak birmiş olmaktır, ölmek her şeyin ilkesine dönmektir ve dünyanın tanıdığı ya da tanıyacağı bütün varlıklar sonsuz sayıda olmuş ve olacaklardır.

    Anaximandros sonsuzu nitel yönden homojel ama hala belirsiz bir madde yığını olarak düşünüyordu. Sonsuz kavramıyla sonsuz maddeyi kastettiği zaman, bununla sırf madde ile gücün henüz birbirinden ayrılmadığını anlatmak istiyordu. Bu dünyada olup bitenler Anaximandros'a göre asla sona ermeyen harekete dayanıyordu. İlkenin özüne ait olan bu hareket, ilke de özü vasıtasıyla olup bitenleri kavranabilir duruma getirecektir. Önemli başka bir adımı da, ilkenin evrensel süreçteki etkisini tek tek tasarlama ve ancak ondan sonra kavranabilir duruma getirme denemesidir.


    Evren Bilimi
    Evren'in sırf gözlemleme ve rasyonel düşünmeye dayalı meydana geliş öyküsünü ilk kez tasarlayan dünyamızın bir evren, planlı bir şekilde düzenlenmiş bir bütün olduğunu ilk kez o ifade etmiştir. Anaximandros'un mitolojiyi kullanmadan evreni açıklamaya çalışması, onu bu konuda kendinden önce yazan yazarlardan ayırır. Tarihe en büyük katkısı evren ve hayat hakkında yazdıklarıdır. Evrenin babası olarak adlandırılmıştır ve aynı zamanda astronomiyi de icat etmiştir. Bilinen dünyanın haritasını çizmiştir ve ussal çıkarımlara önem veren bir düşünür olduğundan simetriye yoğunluk vermiştir.

    Sıcakla soğuğun önceden beri var olan doğuruşu kozmosun meydana gelişinde ayrılmış ve bundan yeryüzü çevresindeki havayı bir ağacın kabuğu gibi saran bir alev kümesi meydana gelmiş, bu küre parçalanıp da bir takım daireler halinde toplandığı zaman güneş, ay ve yıldızlar onun yerini almışlar. Güneş'in çizdiği daire dünyanın 27 misli, ayınki de 19 misli imiş, en yukarıda güneş sonra ay en aşağıda yıldızlar çemberi bulunuyormuş.

    Anaximandros kuramındaki yenilik yerin şu ya da bu biçimde göklerde bir yerlerde asılı olduğu ya da bir yerden destek aldığı biçimindeki eski kanıyı reddetmesidir. Ona göre yeryüzü şekil bakımından silindir biçiminde ve yüksekliği genişliğin üçte biri kadardır. İki düz yüzeyden biri üzerinde biz yürüyoruz, öteki bunun karşısında bulunuyor ve yer evrenin merkezinde desteksiz bir konumda duruyor. Çünkü herhangi bir yönde hareket etmesi için bir neden yok, bu sebeple de hareketsiz.

    Meteorolojik Düşünceler
    Anaximandros'u ilgilendiren konu meteora yani gökyüzündeki nesnelerdi. Meteora'yı ve depremi fizik yönünden ilk o açıklamıştır. Gök haritalarını çıkarırken geometriden ve matematiksel oranlardan yararlanmıştır. Gnomon'u (Gök Ölçüsü), ilk o bulmuş ve güneş saatinin yanına dikmiştir. Ayrıca ilk haritayı çizen bir 'sphaere' yani gökküresi planlayıp gerçekleştirmiştir. Özellikle yeryüzünün boşlukta durduğunu keşfetmesi ve bunu matematiksel yönden açıklaması duyulmamış bir varsayımdır.
  4. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ YumuşacıK YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Top Poster Of Month

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    53.903
    Beğenileri:
    1.314
    Ödül Puanları:
    8.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Aristotales

    [IMGALIGN=left]http://i.imgur.com/asVtQ.jpg[/IMGALIGN]Antik Yunan filozof olan Aristoteles, Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biridir. Fizik, astronomi, ilk felsefe, zooloji, mantık, politika ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

    M.Ö 384 veya 385′te Athos tepesi diye adlandırılmış Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. 17 yaşındayken Platon'un Atina'dki akademisine girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör veya yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde okuma tutkusuyla tanınmaktadır. Daha sonraları akademideki öğretime kendisi de katkıda bulunur. Kimi zaman Platoncu savları rakip lsokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos veya Retorik üzerine Aritoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.

    Platon öldüğü zaman, akademinin başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşam öyküsü yazarları herhalde kötücüllüklerinden Platon'un bu seçiminde Aritoteles'in akademiyi terk etmesinin asıl nedenini görüyorlardı. Çünkü Aristoteles, Spevsippos'a karşı garez barındırıyordu. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikiyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevsli Hermias'ın siyasi danışmanı ve dostu olur. Aynı sırada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Burada girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos adasının doğu kıyısındaki Midilli kentine varır. 343′te Pella'daki Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır.


    341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir ve anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmemektedir. Philippos'un ölümüyle İskender tahta oturur ve Aristoteles Atina'ya dönüp Akademiye rakip olarak Lykeion'u ya da diğer adıyla Peripatos'u kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı uradan gelmektedir. Aristotelesburada on iki sene ders verir. M.Ö 323′te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü Hermias'ın anısına bir ilahi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk eder. Kendi deyişiyle Atinalılar'a felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri fırsatını tanımaz. Annesinin memleketi olan Eğriboz adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl altmış üç yaşında ölür.


    [​IMG]


    Aristoteles Sözleri

    “Akıllı insan düşündüğü herşeyi söylemez, fakat söylediği herşeyi düşünür.”

    “Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.”

    “Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir.”

    “Alçak olan kimse düşmekten korkmaz.”

    “Kimi ister kimi verir doğa ile insan bir bütündür.”

    “Arzu bir şeyi istemek veya söylemektir.”

    “Bilim, iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir yol göstericidir.”

    “Bütün; başı, ortası ve bir sonu olandır.”

    “Bir ‘dost' kimdir? Iki vücutta bulunan tek bir ruhtur.”

    “Bir çok kişinin yaşamı, isteklerini doyurma yollarını aramakla geçer.”

    “Bilge kişi zevk aramaz, kaygı ve acılardan uzak durur.”

    “Bilgi doğuştan akılda yoktur, ama akıl bilgiyi üretecek kapasitededir.”

    “Bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler.”

    “Cesaret kuvvetle birleşince birazcık artar.”

    “Çünkü doğaya güvenilir, paraya değil.”

    “Dünya bir hücredir yalnızlığa seni iten fakat seni düşündürüp olgunlaştıran ortamda olabilir.”

    “Demokrasi despotizmin en ileri şeklidir.”

    “Dost kişinin ikinci benliğidir.”

    “Erdem ve kabiliyet yönünden üstün olan kimselerin arkasından gitmek ve onlara uymak doğrudur.”

    “Erdem bilincine sahip olmak yeterli değildir. Erdeme erişmek için ya da iyi insan olmak için çaba göstermeliyiz.”


    “En büyük suçlar, gerekli olanı değil de, fazla olanı elde etmek için işlenir.”

    “Eğitimin kökleri acı, meyveleri tatlıdır.”

    “Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en muhteris ve en doymak bilmez olanıdır.”

    “Felsefe kişilerin yaşamı merak etmesinden doğar. Yaşamı en çok merak eden çocuklardır.”

    “Gerçek mutluluk mal ve mülke sahip olmak ile değil, akıl ve erdeme sahip olmak ile mümkündür.”

    “Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur.”

    “Herkes en fazla kendi çıkarını, en az başkalarının çıkarını düşünür.”

    “Hukuk her şeyin üzerinde olmalıdır.”

    “Her devinim, ne denli hızlıysa o denli devinimdir”

    “Hiç kimse rastlantıyla ya da onun aracılığıyla doğru ve akıllı olmaz.”

    “Hiçbir dahi, biraz çılgınlık karışımından yoksun olamaz.”

    “Hayatı bir şölen sofrası gibi bırakmalı, ne susuz ne de sarhoş olarak.”

    “Her kişi öfkelenir, bu çok kolaydır; ancak tam istenilen kişiye, tam ölçüsünde, tam zamanında, tam yerinde, tam yöntemince öfkelenmek, ne herkesin yetkinliğindedir, ne de kolaydır.”

    “Hükümetlerin alınyazılarını belirleyenler, her zaman silah taşıyanlardır.”

    “İnsanlar arzularına son olmadığı için, bu arzuları tatmin edecek vasıtalara da son olmamasını isterler.”

    “İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.”

    “İnsanları iyi yapan yasalardır.”

    “İyi iki anlama gelir: Birisi mutlak iyidir. Diğeri ise birisi için iyi olandır.”

    “İnsanoğullarının yönetimi sanatı üzerinde düşünen herkes, devletlerin geleceğinin gençlerinin eğitimine bağlı olduğu konusunda ikna olmuşlardır.”

    “İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe.”

    “İyiliğe gücün yetmezse, kötülük etme.”

    “İnsan düşünen bir hayvandır, insanları tanıdıkça hayvanlara saygı duyuyorum.”

    “İradene hakim fakat vicdanına esir ol”

    “İşler, iş olarak şerefli veya şerefsiz diye ayrılmazlar. Yapılışlarındaki maksada göre şerefli veya şerefsiz olurlar.”

    “İyi rejimler arasında demokrasi en kötüsüdür, ancak kötülerin en iyisidir.”

    “İnsan politik bir hayvandır.”

    “İsteklerini tutsak al, vicdanına tutsak ol.”

    “İnsan, doğası gereği siyasi hayvandır.”

    “İnsanlar bir açıdan iyi pek çok açıdan kötüdür.”

    “Kanun düzendir, iyi kanun iyi düzendir”

    “Kimilerinin gerçekten özgür olabilmesi için ötekilerin köle olması gerekir.”

    “Kimse tesadüfle veya onun vasıtasıyla doğru ve akıllı olmaz.”

    “Kişiler başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.”

    “Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler.”

    “Mutluluğun özü, bizdeki tam bilgi ve ruh doğruluğudur.”

    “Okuyup yazanla okumayıp yazmayan arasındaki ayrılık, ölülerle diriler arasındaki ayrılık kadardır.”

    “Ortak tehlikeler, birbirlerinin can düşmanı olanları bile birleştirir.”

    “Eflatun'u severim ama gerçeği daha çok severim.”

    “Ruhun güzelliği bedenin güzelliği kadar çabuk görünmez.”

    “Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür.”

    “Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.”

    “Sabır acıdır, fakat meyvesi tatlıdır.”

    “Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek.”

    “Sözün en güzeli söyleyenin doğru olarak söylediği, işitenin yararlandığı sözdür.”

    “Sıradan insanlar gibi konuş, bilge adamlar gibi düşün; böylelikle herkes seni anlasın.”

    “Şiir, daha felsefidir ve ciddiye alınmayı tarihten daha çok hak eder.”

    “Tek istikrarlı devlet, tüm insanların yasa önünde eşit olduğu devlettir.”

    “Umut, uyanık adamın rüyasıdır.”

    “Umut insanı uyandıran bir rüyadır.”

    “Utanç gençlerin süsü, yaşlıların yüz karasıdır.”

    “Yalnız erdemi bilmek yetmez, ona sahip olmak, onu yapmak da gerekir.”

    “Yaratılış bakımından bütün kişiler öğrenmek isteği içindedirler.”

    “Yetinmesini bilenler mutludur.”

    “Yüreklilik güçle birleşince büsbütün artar.”

    “Zayıflar her zaman adalet ve eşitlik isterler. Güçlülerse bunların hiçbirini takmaz.”


    [​IMG]


    Korunan Yapıtları

    İkinci küme Aristoteles'in bütün olasılıkla Lykeion'daki derslerini vermek için kullandığı notlardan ibaret bir yığın elyazmasından oluşuyor. Bu yapıtlara esoterik hatta daha doğru bir anlatımla akromatik adı veriliyor. Eskiçağ'dan itibaren bu elyazmalarının ahlafa nasıl intikal ettiği üzerine romansı bir anlatı yayılmış, Aristoteles ve Theophrastos'un elyazmaları, Theophrastos tarafından eski okul arkadaşı Nelevs'e bırakılmış; Nelevs'in cahil varisleri Skepsis'te bir mağaraya gömmüşler metinleri, elyazmalarını Bergama krallarının kitapsever açgözlülüğünden kurtarmak için, uzun zaman sonra M.Ö 1. yüzyılda torunları yazmaları altın pahasına Peripatetisyen Teoslu Apellikon'a satmışlar. Apellikon bunları Atina'ya götürmüş. Son olarak, Mithridates'le savaştığı sırada Sylla Appellikon'un kitaplığını ele geçirip Roma'ya taşmış. Orada da bu kitaplık Tyrannion tarafından satın alınmış. Lykeion'un son okul yönetici Rodoslu Andronikos M.Ö 60 civarında Aristoteles'in ve Theophrastos'un akromatik eserlerinin ilk redaksiyonunu yayımlamakta kullanacağı nüshaları ondan almıştır.

    Aritotales'in ölümünden sonra kesintisiz olarak etkinliğe devam eden Lykeion'un nasıl olup kurucusunun elyazmalarını yitirmiş olabileceğini anlamak güç. Herhalükarda Aristotales'in yapıtlarının ilk önemli yayımı bu yapıtların öenmini vurgulamak için yukarıda aktardığımız söyleni yayan kişi olmasına karşın Andronikos'unki. Aristotales'in yapıtları ancak Andrikos'la beraber, yani filozofun ölümünden üç asır kadar sonra, asıl mesailerine başlayacak, üzerlerine sayısız şerh yazılacaktır. Bugün Aristotales'in metinlerini, Androkinos'un onlara verdiği biçimde ve yaygın olarak da yine Andornikos'un koyduğu başlıklar altında okuyoruz.


    Bu olguların yapılan yorumların akıbetiyle olan ilişkisi gözardı edilemez nitelikte. Nitekim, bundan şu sonuca varılıyor ki, bugün Aristotales'in kitapları olarak tanıdığımız yazıların hiçbiri Aristotales'in kendisi tarafından neşredilmemiş. Aristotales, örneğin Metafizik'in değil; felsefe tarihinde nedenler teorisi, temel felsefi güçlükler, çokanlamlılık, edim ve güç, varlık ve öz, tanrı gibi konular üzerine yazılmış bir düzine kadar kısa incelemenin yazarı. Editörler daha sonraları bu risaleleri biraraya getirip, Aristotales de bu konuda istemli bir ipucu vermediği için, kısmen keyfi Metafizik, yani fizikten sonra okunacak inceleme başlığı altında toplamışlardır. Bundan ötürü hem metafiziğin hem Aristotales'in diğer yapıtlarının çoğunlukla birbirinden az çok bağımsız, açıkça kavranabilir bir ilerleme sunmayan, kimi yinelemeler ve hatta bazen de çelişkiler içeren etütler topluluğu olarak ortaya çıkmasına şaşırmamalıyız. Yalnız bu yazıları bitmemiş halleriyle umuma muhtemelen hiçbir zaman sunmayacak olan Aristotales'e bu yüzden serzenişte bulunmak isabetsiz olur.

    Öte yandan, Andronikos'un sözü geçen risaleleri, hem lojik bir sıra, hem de didaktik kaygılar güden bir dizim içinde düzenlediğini görüyoruz. Bu sistematik sıralamayı, eleştirellik kaygısı taşımaksızın kabul ettiğimizde bir takım terslikler de ortaya çıkmıyor değil. Aristotales felsefesine yorumcular tarafından sıkça atfedilen sistematik karakter, büyük ölçüde eserlere bütünüyle dışlak bir neşri keyfiyetten doğmuş oluyor, bir taraftan da bu fikri saklanmış yapıtların eğitselliği kuvvetlendiriyor.

    Bir yorum çalışması, bu metinlerin yalnız didaktik maksadını değil, aynı zamanda Aristotalesçi eğitimin, örneğin Sokratesçi gelenekteki monologlu değil de diyaloglu eğitiminden ayrışan kendine özgü niteliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Aristotalesçi eğitimde karşımızdaki yazarın tutumu, çömezleriyle diyalog halinde bir ustanınki olmasa da, yine de bir ustanın zihninde ve eserinde diyalog halinde olan, çoğu zaman geçmiş filozoflardan alıntılanmış, düşüncenin huzuruna çıkartılmış tezler. Böylece, Aristoteles'in yapıtlarında, bir doktrinin dogmatik sunumuna değil, güçlükler ve çelişkiler arasından kendine yol açan, zaman zaman büyük zahmetle yolunu arayan bir hakikatin oluşumuna tanık oluyoruz. Aristoteles'in incelemelerinde oldukça az sayıda tasımla karşılaşmamıza, bu incelemelerin silojistik üslupta değil de Aristoteles'in de dediği gibi diyalektik bir strüktürle tertiplenmiş olmasına öyleyse şaşmamalı. Diyalektik, yani bir diyalog misali terakki eden, pro ve kontra argümanlar arasında gidip gelen.

    Aristoteles, Platon'un Eleştirisi
    Aristoteles'in düşüncesinin evrimi hakkında süregelen tartışma ne boyutta olursa olsun, Platoncu bir okulda yetiştiği için ilk önce bu felsefeyle kopuşunun nedenlerini belirgin biçimde ortaya koyma kaygısı taşıdğını düşünmemiz için geçer sebepler vardır. Homeros hakkında Platon'un bir sözünü Aristoteles'le beraber Nikomakthos'ta Etik'te yazdığı gibi yad edecek olursak, hem dostluk, hem hakikat onun için kıymetli olsa bile, ikinciyi birinciye yeğlemek durumundadır.

    Varlığın Bilimi
    Aristoteles daha önce söylendiği gibi, Metafizik başlığını taşıyan bir yapıtın yazarı değil. Bu derlemenin, kitap sırasının, hatta başlığının kendisinin dahi sorumluluğu sonradan gelen editörlere aittir. Bu durumun felsefece bir önemi olmazdı. Tabii aslında bu on dört kitapta geliştirilen felsefi kurgu kolayca kavranabilir bir birlik ve süreklilik sergileye. Burada iki çok farklı tasarıyı fiile geçiriyor gibi gözüküyor ve bu ikisinin geleneksel olarak metafizik adı altında anılarak birbirleriyle özdeşleştirilmesi, aralarındaki bağıntının problematikliğini maske ediyor.


    [​IMG]


    Yitik Aristoteles

    İlk kısım yazılar dışrak yapıtlar olarak adlandırılmıştır. Dışrak, terimini Aristoteles Lykeion'dan daha geniş bir okuyucu kitlesine yönelik eserleri için kullanmıştır. Bu yapıtlar, diğer birçok Eskiçağ metni gibi Milat'ı izleyen ilk asırlarda yitirilmiştir. Gerçi bu yapıtların en azından başlıklarını, Aristoteles'in yapıtlarının adlarını mahfuz listelerden biliyor ve ardından gelen yazarların kaleme aldıkları taklit yapıtlardan ve yaptıkları alıntılaran da içerikleri hakkında muğlak da olsa bir fikir edinilmektedir.

    Bu yapıtlar yazımsal biçimleri itibariyle, Platon'unkilerle mukayese edilebilir nitelikteler ve aralarından birçoğunun diyalog biçimleri takip edilerek yazılmış olduklarını düşünmemize yol açacak nedenler var. Cicero, Aristoteles'in stilinin pürüzsüzlüğünü övüp yazısının akışını altın bir ırmağa benzetirken hiç kuşkusuz bu yapıtlara göndermede bulunuyordu. Ne var ki, asırdır belli bir ölçüde yeniden oluşturulmaya çalışılan içeriği felsefe tarihçileri için sorun teşkil etmeye devam ediyor. Bunun en temel nedeni, Yitik Aristoteles külliyatının, korunan metinlerden anladığımız Aristotelesçilik'le yakından uzaktan bir ilgisi olmaması, büyük ölçüde Platoncu temaları geliştiriyor. Bazen, ustasının çalışmalarıyla aynı doğrultuda kalmak kaydıyla daha öteye giden savlar savunuyor.


    Aristoteles'in yayıma yönelik olmayan eserlerinde eski Platoncu dostlarını eleştirdiği fark ettiğimizde, acaba iki ayrı hakikat mi güttüğü sorunu depreşmeye başlıyor. Bir büyük kitlelere yönelik dışrak hakikat rejimi, bir de Lykeionlu öğrencilere münhasır içrek bir rejim. Ancak bugün yaygın kanı olarak bu yapıtların bir yerde Aristoteles'in hala Akademiye mensup, yani Platon etkisi altında olduğu döneme ait gençlik yazıları olduğu da düşünülüyor. Hatta bu fragmanlar örneğin Jagger gibi genetik Aristoteles okumaları yapan yorumcular için Aristoteles'in düşüncesinin evrimleşmesinin ilk noktasını tayin etmeye kullanılmıştır.

    Bu yitik yapıtların başta gelenleri Evdemos ya da Ruh Üstüne, Felsefe Üzerine, Protreptik, Gryllos ya da Retorik Üzerine, Adalet Üzerine, Asalet Üzerine, Bir Şölen.
  5. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ YumuşacıK YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Top Poster Of Month

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    53.903
    Beğenileri:
    1.314
    Ödül Puanları:
    8.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Demokritos

    [IMGALIGN=left]http://i.imgur.com/hDj5W.jpg[/IMGALIGN]Leukippos'un öğrencisi Demokritos, M.Ö 460-370′li yıllarda yaşamış ve Sokrates'ten sonra ölmüş olmasına rağmen, sokrates öncesi doğa filozoflarından sayılmıştır. Hocasının ortaya attığı teoriyi büyük ölçüde geliştirerek ünlenmiştir. Parmenides'in temsil ettiği tekçilik ile Empedokles'in çokçuluğu karşısındaki aracılık girişimleri sonucu, atom veya bölünmeyen öz teorisi ile ünlenmiştir.

    Varoluş ile ilgili çok kesin bir görüş ortaya koymuştur. Evrendeki oluşuma kesin bir zorunluluk egemendir. Bütün olup bitenleri bir rastlantı ile izah etmeye çalışmak ona göre saçmalıktır. Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Öz, maddeyi temsil eder ve onunla her nesne yapılabilir şeklindeki görüşüyle, materyalist doğa biliminin ilk temellerini atmıştır.


    Atomcular, sadece bir hacim, bir şekil ve belki de bir ağırlık içeren bölünmez en küçük birim olarak tarif ettikleri atomun ve atomların hareket ettiği boşluğun ezeli, ebedi mevcudiyetini ortaya atmışlardır. Bütün bu marteryalist görüşlere rağmen, tek gerçek atomlar ve atomların hareketidir prensibini, ruhun açıklanması aşamasında da tutarlı bir şekilde kullanmışlardır.

    Bilinçli bir materyalist yaklaşımla, algılama ve düşünmeyi, vücuttaki en ince, en hafif ve en düzgün ateş atomlarının hareketi olarak izah eden Demokritos, kendisinden önceki düşünürlerin üzerinde durmadığı oranda, ahlak (etik) ile de ilgilenmiştir.

Sayfayı Paylaş

Konu Etiketleri...

  1. ilk çağ filozofları

    ,
  2. eski çağ dönemi filozofları

    ,
  3. ilkçağ filozofları

    ,
  4. ılk çağ ve orta çağ filozofları