Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Halk Ozanları-Türk Halk Ozanları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Türk Halk Ozanları
    içerik
    Aşık Daimi
    Aşık Gevheri
    Aşık Hüdai
    Aşık Mahzuni
    Aşık Veysel
    Dadaloğlu
    Ercişli Emrah
    Erzurumlu Emrah
    Karacaoğlan
    Kazak Abdal
    Kul Himmet
    Kul Nesimi
    Köroğlu
    Muhlis Akarsu
    Neşet Ertaş
    Pir Sultan Abdal
    Yunus Emre
    Davut Sulari
    Ali Ekber Çiçek








    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım
    [video=youtube_share;gbPHnzRYqy4]http://youtu.be/gbPHnzRYqy4[/video]​



    [​IMG]

    Aşık Daimi 1932 yılında İstanbul'da doğdu, aslen Erzincan'ın Tercan ilçesindendir. Ali Babaoğullarından Baba Daimi, Birinci Dünya savaşı sıralarında İstanbul'a göç etmiştir. Aşık Dami'nin iki dedesi de saz şairiydi o nedenle saz çalmayı ve söylemeyi kolayca öğrendi. Bir süre sonra da kendi deyişlerini okumuştur. İstanbul'dan ayrılarak bir süre baba diyarında kalan âşık 1950 yılında evlendi iki kızı ile iki oğlu dünyaya geldi. 1962 yılında bir daha dönmemek üzere İstanbul'a yerleşti.

    TRT Genel Müdürlüğü'nce açılan sınavı kazandı. O tarihten sonra kaşeli sanatçı olarak görevini sürdürdü. Zaman zaman yurtiçi ve yurtdışında konserler verdi. 17 Nisan 1983 tarihinde aramızdan ayrıldı. En çok bilinen eserleri: Ne ağlarsın, seherde bir bağa girdim, bir seher vaktinde.......

    Bir Seher Vaktinde

    Bir seher vaktinde indim bağlara
    Öter şeyda bülbül, dil yarelenir
    Bakmaz mısın sinemde dağlara
    Derdim dökmeye dil yarelenir

    Boş geçirmeyelim gel bu çağları
    Dolaşalım sahraları dağları
    Bir gün gazel döker ömrün bağları
    Eser sam yelleri dal yarelenir

    Daimi'yim yanar aşkın çırağı
    Dostun muhabbeti cennet otağı
    Ancak şu dünyada derdim ortağı
    Sazım figan eder tel yarelenir

    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim

    Ne ağlarsın benim zülfü siyahim,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama.
    Göklere erişti figânım ahım,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama.

    Bir gülün çevresi dikendir hardır,
    Bülbül har elinde ah ile zardır.
    Ne olsa da kışın sonu bahardır,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama.

    Daimi'yem her can ermez bu sırra,
    Gerçek aşık olan erer o nûra.
    Yusuf sabır ile vardı mısır'a,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]

    Aşık Gevheri

    17'nci yüzyılın ikinci yarısıyla 18'inci yüzyılın ilk yarısı arasında yaşadı. Asıl adı Mehmet ya da Mustafa. Yaşamına ilişkin kesin bilgiler yok. Nereli olduğu da kesin olarak bilinmiyor. Kırımlı, İstanbullu ya da devşirme olduğu yolunda tahminler var. Ancak Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın ikinci Viyana kuşatması üzerine söylediği şiirler, onun bu savaşa katıldığını göstermese de dönemin olaylarıyla ilgili bilgisi olduğuna işaret eder. Osmanlı devletinin birçok yerini gezdi. Hem aruz, hem hece ölçüsüyle şiirler söyledi. Aruzda, hecedeki kadar başarılı olamadı. Pek çok eski eserde ondan sözedilmesi şiirlerinin çokça tanındığını ve sevildiğini gösterir. Müzikle de ilgilendi. Şiirlerinde pekçok makam kullandı. Bazı şiirleri başkaları tarafından bestelendi. Kendi adıyla bilinen bir de makam vardır. Yani "Gevheri Makamı."


    BEYAZ GÖĞSÜN BANA KARŞI


    Beyaz göğsün bana karşı
    Açma, beni öldürürsün!
    Elâ gözler süze süze
    Bakma, beni öldürürsün!

    Öldürüp kanıma girme
    Herbir yada gönül verme
    Elâ göze siyah sürme
    Çekme, beni öldürürsün!

    Gevheri der: Şah-ı bülbül,
    Beyaz gerdan bina-yı pül
    Yanağına kırmızı gül
    Takma, beni öldürürsün!

    EY EFENDİM BANA MEYLİN VAR İSE

    Ey Efendim, bana meylin var ise
    Mahabbetin benim ile yâr olsun
    Eğer senden gayri güzel seversem
    Bülbül gibi işim ah ü zar olsun.

    Tamahım yok bu dünyanın malına
    Atlasına, dilbasına, şalına
    Ben de Mecnun gibi dostun yoluna
    Terkettiğim namus ile ar olsun.

    T'an eyleyip niçin eli kınarım
    Yad elinden giryan olup yanarım
    Pervaneyim, dost şem'ine dönerim
    Gam değildir, ko meskenim yâr olsun.

    Gevheri der: Fırsat gitti elimden
    Anın için korkum yoktur ölümden
    Kim cüda kıldıysa beni gülümden
    Bencileyin gonceleri hâr olsun!



    CEMALİN BAĞINDA SEYRAN EYLEDİM

    Cemalin bağında seyran eyledim
    Bülbül sesi, gonca sesi, gül sesi
    Gûşume dokundu, ihsana geldim
    Ayva sesi, turunç sesi, nar sesi.

    Sende ne halet var, ey peri sanem!
    Gönül verir sana her gören âdem
    Kâkülünden gelir gûşume her dem
    Zenci sesi, Mansur sesi, dâr sesi.

    Dost ele alınca tir-ü kemanı
    Gör nice eyledi divane beni
    Gördüm âşıkların, tutulmuş cihanı
    Efgan sesi, girye sesi, zil sesi.

    Gevheri! Gözyaşım döndü ırmağa
    Yine minnet düştü elden ayağa
    Beni Mecnun edip düşürdü dağa
    Ahu sesi, maral sesi, yâr sesi.

    TAZELENDİ ÂLEM NEVBAHAR OLDU

    Tazelendi âlem nevbahar oldu
    Gel sevdiğim senin ele gidelim
    Açıldı her taraf sebzezar oldu
    Gel efendin Şam'a doğru gidelim

    Tîg-i gam ile hasmını hakla
    Okunu düşmanın bağrında sakla
    Küheylan at ile kargı mızrakla
    Gel efendim yaylalara gidelim

    Andelipsiz bağlar gülşen olmaz
    Bunda gamlı gönüller şen olmaz
    Bu diyarlar bana mesken olmaz
    Gel efendim Şam'a doğru gidelim

    İş edelim mest-i müdam olunca
    Çamlıbel'de çay kenarı bulunca
    Eğlenelim uz-i kasım gelince
    Gel efendim Şam'a doğru gidelim

    Bilemizce ola şeştar
    Amma arada olmaya ağyar
    Bu Gevheri bir sen bir de hizmetkar
    Gel efendim çöllere doğru gidelim

    NE KAÇARSIN BENDEN EY YÜZÜ MÂHIM

    Ne kaçarsın benden ey yüzü mâhım
    Seni seven var mı benden ziyâde
    Rûz u şeb durmayıp alırsın âhım
    Âşıkım ağlatma bundan ziyâde

    Gece gündüz bir visâle ermedim
    Bülbül olup gonce gülün dermedim
    Bu cefâlar nedir ben de bilmedim
    Var mı ki bir zâlim senden ziyâde

    Söyle murâdını ben de bileyim
    İnsaf eyle çok ağlattın güleyim
    Kabul eyle sözüm kurban olayım
    Haddim yoktur sana bundan ziyâde

    Hercâisin gonce gülüm kokulmaz
    Geçer gider hatırcığım sorulmaz
    Der Gevherî mâh yüzüne bakılmaz
    Yakar hüsnün beni nârdan ziyâde


    KOŞMA

    Elâ gözlerini sevdiğim dilber!
    Salınıp geldiğin yolar öğünsün
    Ne güzel yaratmış seni Yaradan
    İnce belin saran kollar öğünsün.

    Aman, hey eğlencem, gel yine aman!
    Yok mudur zerrece göğsünde iman?
    Soyunup koynuma girdiğin zaman
    Göğsünü okşayan eller öğünsün.

    Bir melek nesli mi vardır soyunda
    Hak nazarım kaldı selvi boyunda.
    Ol günlerde, bahar bayram ayında
    Üstüne gölge olan dallar öğünsün.

    Gevheri yârinin gülleri aktır
    Var yürü yüzüne perdeler döktür.
    Bilemem, sevdiğim, akranım yoktur.
    Zülfüne dokunan yeller öğünsün...


    TÜRKÜ

    Beni kimse eğleyemez
    Benim gönlüm alan gelsin
    Tabipler bilmez ilâcım
    Beni derde salan gelsin.

    Mailim selvi boyuna
    Melek karışmış soyuna
    Soyunup uryan koynuna
    Sinesine saran gelsin.

    Kaşların yay, kirpiğin ok
    Sana mail olanlar çok
    Şu cihanda akranın yok
    O kaşları keman gelsin.

    Gevheri'yi kimse bilemez
    Aşıkın ağlatan gülmez
    İsmini söylemek olmaz
    Filân kızı filân gelsin...
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]
    Âşık Hüdai
    1940 yılında Maraş' ın Göksun ilçesinin Yoğunoluk köyünde doğdu. 11 yaşından itibaren irticalen şiir söylemeye başladı. Yaşlı ve usta aşıkların yanında kendisini yetiştirmiştir. Küçük yaşta babasını yitirir. Okumayı yazmayı birçokları gibi Hüdai de askerlikte öğrenir.

    İki yıl Konya da yapılan aşıklar bayramına katıldı. 1968 yılında şiir dalında birinci olarak Fuzuli ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak Dadaloğlu ve Yunus Emre ödüllerini kazanmıştır. Şiirleri iç dünyasını yansıtır. Tasavvufa yönelmiştir. Şiirlerinde kendine özgü bir incelik ve deyiş güzelliği vardır. 23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı...

    Âşık Hüdai Şiirlerinden Örnekler

    Gönül Çalamazsan


    Gönül çalamazsan aşkın sazını
    Ne perdeye dokun ne teli incit
    Eğer çekemezsen gülün nazını
    Ne dikene dokun ne gülü incit

    Bülbülü dinle ki gelesin coşa
    Karganın namesi gider mi hoşa
    Meyvesiz ağacı sallama boşa
    Ne yaprağını dök ne dalı incit

    Bekle dost kapısın sadık dost isen
    Gönüller tamir et ehli dil isen
    Sevda Sahrasında Mecnun değilsen
    Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit

    Rızaya razı ol hakka kailsen
    Ara bul mürşidi müşkülde isen
    Hakikat şehrine yolcu değilsen
    Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

    Gel haktan ayrılma hakkı seversen
    Nefsini ıslah et er oğlu ersen
    Hüdai incinir inciden versen
    Ne kimseden incin ne eli incit



    Öyle Gel

    Bu aşkın sırrına ereyim dersen
    Önce bir ermişe sor da öyle gel
    Hakkın cemalini göreyim dersen
    Evvela sen seni gör de öyle gel

    Hakikat ilminin sabırdır başı
    Şah olsa da benlik gütmez er kişi
    Sen kendi nefsinle eyle savaşı
    Sadık ol sözünde dur da öyle gel

    Hüdai emeğin gitmesin zaya
    Bozulan süt artık tutmuyor maya
    Bu aşkın yoluna gidilmez yaya
    Aşk atına binip sür de öyle gel



    Duygular Dönüştü Söze

    Erenler zehir getirin
    Balınan öldürmen beni
    Bağrıma diken batırın
    Gülünen öldürmen beni

    Hiçlik aleminde mestim
    Varlık sevdasını kestim
    Yokluk benim eski dostum
    Malınan öldürmen beni

    Yar diyerek yana yana
    Can teslim ettik canana
    En yakınım kıysın bana
    Elinen öldürmen beni

    Bir aşktır düştü özüme
    Yanarım kendi közüme
    Leyla görünüp gözüme
    Çölinen öldürmen beni

    Duygular dönüştü söze
    Yanık seda işler öze
    Dertli dertli vurup saza
    Telinen öldürmen beni

    Hüdaiyim daldım gama
    Saldı beni demden deme
    Asın kesin yüzün amma
    Dilinen öldürmen beni



    Anlamaz ki

    Aşık olmak bir alemdir
    Tatmayanlar anlamaz ki
    Her sözü bir mücevherdir
    Tartmayanlar anlamaz ki

    Kim ki haktan olsa cüda
    İbadetten almaz gıda
    Bu yolda başını feda
    Etmeyenler anlamaz ki

    Sil gönlünün kem pasını
    Gütme benlik davasını
    Daim hasretlik yasını
    Tutmayanlar anlamaz ki

    Hüdai'yim kalksın perde
    Aşk ateşi yanar serde
    Eyüp gibi dertten derde
    Batmayanlar anlamaz ki


    Ateş İcat Olup

    Ateş icat olup tütün tütmeden
    Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
    Güller açılmadan bülbül ötmeden
    Mana aleminde şakıdık öttük

    Her kaynaktan akmaz böyle duru su
    Bu yer gerçek erenlerin korusu
    Duygu çiçeğinden ilham arısı
    Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

    Gönül diyarında sevda elinden
    Hasret dağlarından çile çölünden
    Peygamber izinden Allah yolundan
    Yirminci asırda biz geldik gittik

    İrfan sofrasının altın tasıyım
    Muhabbet suyunun şelalesiyim
    Hüdai Yunus'un sülalesiyim
    Tasavvuf ilmini biz tamam ettik
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]
    Âşık Hüdai
    1940 yılında Maraş' ın Göksun ilçesinin Yoğunoluk köyünde doğdu. 11 yaşından itibaren irticalen şiir söylemeye başladı. Yaşlı ve usta aşıkların yanında kendisini yetiştirmiştir. Küçük yaşta babasını yitirir. Okumayı yazmayı birçokları gibi Hüdai de askerlikte öğrenir.

    İki yıl Konya da yapılan aşıklar bayramına katıldı. 1968 yılında şiir dalında birinci olarak Fuzuli ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak Dadaloğlu ve Yunus Emre ödüllerini kazanmıştır. Şiirleri iç dünyasını yansıtır. Tasavvufa yönelmiştir. Şiirlerinde kendine özgü bir incelik ve deyiş güzelliği vardır. 23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı...

    Âşık Hüdai Şiirlerinden Örnekler

    Gönül Çalamazsan


    Gönül çalamazsan aşkın sazını
    Ne perdeye dokun ne teli incit
    Eğer çekemezsen gülün nazını
    Ne dikene dokun ne gülü incit

    Bülbülü dinle ki gelesin coşa
    Karganın namesi gider mi hoşa
    Meyvesiz ağacı sallama boşa
    Ne yaprağını dök ne dalı incit

    Bekle dost kapısın sadık dost isen
    Gönüller tamir et ehli dil isen
    Sevda Sahrasında Mecnun değilsen
    Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit

    Rızaya razı ol hakka kailsen
    Ara bul mürşidi müşkülde isen
    Hakikat şehrine yolcu değilsen
    Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

    Gel haktan ayrılma hakkı seversen
    Nefsini ıslah et er oğlu ersen
    Hüdai incinir inciden versen
    Ne kimseden incin ne eli incit



    Öyle Gel

    Bu aşkın sırrına ereyim dersen
    Önce bir ermişe sor da öyle gel
    Hakkın cemalini göreyim dersen
    Evvela sen seni gör de öyle gel

    Hakikat ilminin sabırdır başı
    Şah olsa da benlik gütmez er kişi
    Sen kendi nefsinle eyle savaşı
    Sadık ol sözünde dur da öyle gel

    Hüdai emeğin gitmesin zaya
    Bozulan süt artık tutmuyor maya
    Bu aşkın yoluna gidilmez yaya
    Aşk atına binip sür de öyle gel



    Duygular Dönüştü Söze

    Erenler zehir getirin
    Balınan öldürmen beni
    Bağrıma diken batırın
    Gülünen öldürmen beni

    Hiçlik aleminde mestim
    Varlık sevdasını kestim
    Yokluk benim eski dostum
    Malınan öldürmen beni

    Yar diyerek yana yana
    Can teslim ettik canana
    En yakınım kıysın bana
    Elinen öldürmen beni

    Bir aşktır düştü özüme
    Yanarım kendi közüme
    Leyla görünüp gözüme
    Çölinen öldürmen beni

    Duygular dönüştü söze
    Yanık seda işler öze
    Dertli dertli vurup saza
    Telinen öldürmen beni

    Hüdaiyim daldım gama
    Saldı beni demden deme
    Asın kesin yüzün amma
    Dilinen öldürmen beni



    Anlamaz ki

    Aşık olmak bir alemdir
    Tatmayanlar anlamaz ki
    Her sözü bir mücevherdir
    Tartmayanlar anlamaz ki

    Kim ki haktan olsa cüda
    İbadetten almaz gıda
    Bu yolda başını feda
    Etmeyenler anlamaz ki

    Sil gönlünün kem pasını
    Gütme benlik davasını
    Daim hasretlik yasını
    Tutmayanlar anlamaz ki

    Hüdai'yim kalksın perde
    Aşk ateşi yanar serde
    Eyüp gibi dertten derde
    Batmayanlar anlamaz ki


    Ateş İcat Olup

    Ateş icat olup tütün tütmeden
    Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
    Güller açılmadan bülbül ötmeden
    Mana aleminde şakıdık öttük

    Her kaynaktan akmaz böyle duru su
    Bu yer gerçek erenlerin korusu
    Duygu çiçeğinden ilham arısı
    Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

    Gönül diyarında sevda elinden
    Hasret dağlarından çile çölünden
    Peygamber izinden Allah yolundan
    Yirminci asırda biz geldik gittik

    İrfan sofrasının altın tasıyım
    Muhabbet suyunun şelalesiyim
    Hüdai Yunus'un sülalesiyim
    Tasavvuf ilmini biz tamam ettik
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Âşık Mahzunî Şerif

    Âşık Mahzunî Şerif1940'ın başlarında, ileride 'Pir Sultanların' ölümsüzlüğünün en büyük kanıtlarından biri olacak Mahzuni Şerif, Afşin' in Berçenek Köyünde doğar.
    1956yılında Berçeneğe gelen ilk okuldan mezun olur. Berçeneğin okulsuz yıllarında, Elbistan' ın Alembey Köyü' nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur 'an eğtimi almış, Eski Türkçe okumuş ve yazmıştır.

    1957 yılında Mersin Astsubay Okulu' na gider. 17 yaşındayken babasının zoruyla dayısının kızı Emine ile evlenir. Bu evlilikten bir kızı olsa da Mahzuni bu evliliği bir mektupla bitirir.

    1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu' nu başarıyla bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi' ni aynı yıllarda hak etmesine karşılık, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir.
    1961Ankara'da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanışır. Bu evlilikten Züleyha, Emrah, Ferhat adlı üç çocuğu olur. Bu yıldan itibaren, sevip gönül verdiği yoldan giderek, yüzlerce plak ve kaset yapar. Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur.

    1971Mahzuni üçüncü eşi Fatma Hanım ı görür beğenir sever ve evlenir. Bu evliliklerinden Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocukları oldur. Aynı yılolan askeri darbeden sonra kurulan Nihat Erim hükümeti nin Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarına kıymasına dayanamayıp 'Erim Erim Eriyesin' türküsünü patlatmasından dolayı hemen tutuklanıp dört ay cezaya çarptırılır. Tahliye olur ve yeniden tutuklanır.

    1972 de Gaziantep' deki evi kundaklandı. Ozanmız' ın tüm ödülleri ve arşivinin yandığı söyleniyor.

    1973yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara'da Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanır.

    1962 - 1988 sürecinde defalarca saldırıya uğrar, evi yakılır, mahkemelik olur, tutuklanır, hapse atılır, dövülür, dişleri sökülür...

    1989-1991yılları arasında 'Halk Ozanları Derneği' genel başkanlığını yapmıştır.1997yılının haziran ayında Almanya'da beyin kanaması geçirip, Almanya 'nın Ulm Şehrinde tedavi görür.

    1998yılında, 58 kaset sahibi olan Ozanımız, dünyanın yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı aldı. Bir çok yabancı ülkede deyişleri değişik dillerde okunmuştur. Tüm türkülerinin yer aldıığı 8 kiyabı bulunan Ozanımız 'ın, Bektaşı Kültürünün ve Anadolu Ezgilerinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir yeri vardır.
    2001 in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan'ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın kasım ayında kendisine, ''Elhamdülüllah Kızılbaşım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa oda dedemdedir! " dediği için, DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27. 12. 01 tarihinde DGM ' de yapıldı.

    2002 Mayıs ayının 17 si Mahzuni Severler için kara bir gün: Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Değerli Ozanımız 62 yaşında Almanyanın Köln Şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu acı ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Şu an son ikamatkahı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede huzur içinde yatıyor.

    İŞTE GİDİYORUM

    İşte gidiyorum çeşmi siyahım
    Önümüze dağlar sıralansa da
    Sermayem derdimdir servetim ahım
    Karardıkça bahtım karalansa da

    Haydi dolaşalım yüce dağlarda
    Dost beni bıraktı ah ile zarda
    Ötmek istiyorum viran bağlarda
    Ayağıma cennet kiralansa da

    Bağladım canımı zülfün teline
    Sen beni bıraktın elin dilinde
    Güldün Mahzuni'nin berbat haline
    Mervan'ın elinde parelense de



    BAYRAM GÜNÜ

    Bahar kış ile barışır
    Güller biter bayram günü
    Küskünler hak'ka varışır
    Kinler biter bayram günü

    İnsanın kökü derinde
    Hak'kı vardır bir yerinde
    Baykuşun bozgun dilinde
    Bülbül öter bayram günü

    Şu bizim köyler bucaklar
    Bayramda dostu kucaklar
    Hak'ka bakan kör ocaklar
    Yanar tüter bayram günü

    Der Mahzuni ahu zarım
    Ahu zarım benim kârım
    Hey bana küsen dostlarım
    Artık yeter bayram günü



    SAVULSUN GİTSİN

    Ambargo mambargo dinleme gardaş
    Gelin Amerika kovulsun gitsin
    Üsleri müsleri çıksın burdan
    Kendi toprağına savulsun gitsin

    Bu herifler senden alır haşhaşı
    Morfin eder sana açar savaşı
    Boşuna vurmadan gardaş gardaşı
    Bir bayram davulu çalınsın gitsin

    Elin gavurunu boşa çagırma
    Evdeki dövüşü ele duyurma
    Seni senden, beni benden ayırma
    Böyle bir memleket öğünsün gitsin

    Bu topraklar bizimdir bizim olacak
    Amerika bela buldu bulacak
    Mahzuni bağımsız şehit kalacak
    Yeter ki Türkiye'm dev olsun gitsin.



    BULDUĞU ZAMAN

    Gökte yıldız yerde ışık görülmez
    Güneş doğup gündüz olduğu zaman
    İnsanoğlu ara yerde sürünmez
    Baş koyacak yastık bulduğu zaman

    Çalışmadan yetim hakkını yeme
    O kül kafan ile bilirim deme
    Dağılır ordular, kalkar mahkeme
    İnsanlık kavgasız kaldığı zaman

    Bak ne hale koydun garip başımı
    Zehir ettin ekmek ile aşımı
    Boşa süslemeyin mezar taşımı
    Mahzuni Şerif' im öldüğü zaman



    ZALİMİN ZULMÜ VARSA

    Karamanın koyunu
    sonra çıkar oyunu
    Ben artık seyredemem
    devrilesi boyunu

    Zalımın zulmü varsa
    mazlumun allahı var
    Ahım seni kül eder
    vallahi billahi yar

    At ölür meydan kalır
    yiğit ölür şan kalır
    Kör olası dünyada
    can gider zaman kalır

    Mahzuni bu rıhtıma
    yanaşıyor son gemi
    Düşenin dostu olmaz
    bunu unutma emi



    YORGUNUM BUGÜN

    Ey doktor çekil başımdan
    Gönlümden yorgunum bugün
    O yar bana inanmıyor
    Dargınım bugün, dargınım bugün

    Geçen günüm aylar gibi
    Eğilmişim yaylar gibi
    Coşup giden çaylar gibi
    Durgunum bugün, durgunum bugün

    Bu yol gider vara vara
    Etrafını yara yara
    Eski sevdigim dostlara
    Kırgınım bugün, kırgınım bugün

    Der Mahzuni bile bile
    Taşa tutu beni hile
    Aşık oldum azraile
    Vurgunum bugün, vugunum bugün.


    CANANIM

    Bana yücelerden seyreden dilber
    Siyah kirpiklerin ok mu cananım
    İnsaf et yüzünü yüzüme dönder
    Istırabın sonu yok mu cananım

    Gönül sevdi benim günahım nedir
    Yandım ateşine bunca senedir
    Mecnun'un derdinden derdim fenadır
    Bu derdin dermanı yok mu cananım

    Bu dünya misaldir çatısız hana
    Ebedi kalmadı şah'a sultan'a
    Deryanın içinde bir damla bana
    Bu da Mahzuni 'ye çok mu cananım.

    AĞLAMA

    Kader böyle imiş böyle yazılmış
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama
    Mezarımız gurbet ele kazılmış
    Gidiyorum dudu dilim ağlama

    Ceylan bakışını üzme boşuna
    Kurbanlar olayım gözün yaşına
    Keder yakışmıyor hilal kaşına
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama

    Emanet eyledim benli kuzumu
    Arkalarda koyma benim gözümü
    Getir ver çalayım kırık sazımı
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama

    Mahzuni Şerif 'im yollar göründü
    Garip başım dertten derde büründü
    Fadime'm duvağın yerde süründü
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama.


    BARIŞAK

    Ömrümün serdar'ı gönlümün şah'ı
    Sana bu günlerde noldu barışak
    Gönderme ardımdan ahu imamı
    Bahar geldi bayram oldu barışak

    Ben giderim gönül senden gitmiyor
    Kuru çöl'de mavi sümbül bitmiyor
    Küsenlere mevlam yardım etmiyor
    Ömür bitti çile doldu barışak

    Kara zülüflerin dökmüş kaşına
    Ben seni sevmedim boşu boşuna
    Gücenmek günahtır mezar taşına
    Farzet ki Mahzuni öldü barışak
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    [video=youtube_share;d2jSoWk7xqE]http://youtu.be/d2jSoWk7xqE[/video]


    [​IMG]
    Âşık Veysel Şatıroğlu

    25 Ekim 1894'te Sivas'ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya geldi. 21 Mart 1973'te yine Sivrialan'da yaşamını yitirdi. Çocukken çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu diğer gözünü kaybetti. Saz çalmayı öğrendi. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Emrah, Dadaloğlu gibi halk ozanlarından etkilenerek türkü yorumu ve sazda ustalaştı. İki kez evlendi. 7 çocuğu oldu. Anadolu'yu kent kent dolaşıp şiirlerini sazıyla seslendirdi. Köy Enstitüleri'nde saz ve halk türküleri dersleri verdi. Ölüm nedeni akciğer kanseri. En güzel şiirlerinden bazılarını ölümünden hemen önce yazdı. Şimdi Şarkışla'da her yıl adına bir şenlik yapılır. Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de var. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimi kitaplarında toplandı. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

    DOSTLAR BENİ HATIRLASIN

    Ben giderim adım kalır
    Dostlar beni hatırlasın
    Düğün olur bayram gelir
    Dostlar beni hatırlasın

    Can bedenden ayrılacak
    Tütmez baca yanmaz ocak
    Selam olsun kucak kucak
    Dostlar beni hatırlasın

    Açar solar türlü çiçek
    Kimler gülmüş kim gülecek
    Murat yalan, ölüm gerçek
    Dostlar beni hatırlasın

    Gün ikindi akşam olur
    Gör ki başa neler gelir
    Veysel gider adı kalır
    Dostlar beni hatırlasın

    SEN BİR CEYLAN OLSAN

    Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
    Avlasam çöllerde saz ile seni
    Bulunmaz dermanı yoktur ilacı
    Vursam yaralasam söz ile seni

    Kurulma sevdiğim güzelim deyin
    Bağlanma karayı alları geyin
    Ben bir çoban olsam sen de bir koyun
    Seslesem elimde tuz ile seni

    Koyun olsan otlatırdım yaylada
    Tellerini yoldurmazdım hoyrada
    Balık olsan takla dönsen deryada
    Düşürsem toruma bez ile seni

    Veysel der ismini koymam dilimden
    Ayrı düştüm vatanımdan ilimden
    Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
    Eğer görsem idi göz ile seni

    UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

    Uzun ince bir yoldayım
    Gidiyorum gündüz gece
    Bilmiyorum ne haldeyim
    Gidiyorum gündüz gece

    Dünyaya geldiğim anda
    Yürüdüm aynı zamanda
    İki kapılı bir handa
    Gidiyorum gündüz gece

    Uykuda dahi yürüyorum
    Kalmaya sebeb arıyorum
    Gidenleri hep görüyorum
    Gidiyorum gündüz gece

    Kırkdokuz yıl bu yollarda
    Ovada dağda çöllerde
    Düşmüşüm gurbet ellerde
    Gidiyorum gündüz gece

    Şaşar Veysel işbu hale
    Gah ağlaya gahi güle
    Erişmek için menzile
    Gidiyorum gündüz gece

    SON ŞİİRİ

    Selam saygı hepinize
    Gelmez yola gidiyorum
    Ne şehire ne de köye
    Gelmez yola gidiyorum

    Gemi bekliyor limanda
    Gideceğim bir ummanda
    Gözüm kalmadı cihanda
    Gelmez yola gidiyorum

    Eşim dostum yavrularım
    İşte benim sonbaharım
    Veysel karanlık yollarım
    Gelmez yola gidiyorum

    BENİM SADIK YÂRİM KARA TOPRAKTIR

    Dost dost diye nicesine sarıldım
    Benim sadık yârim kara topraktır
    Beyhude dolandım boşa yoruldum
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Nice güzellere bağlandım kaldım
    Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
    Her türlü isteğim topraktan aldım
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
    Yemek verdi ekmek verdi et verdi
    Kazma ile döğmeyince kıt verdi
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Ademden bu deme neslim getirdi
    Bana türlü türlü meyva yetirdi
    Her gün beni tepesinde götürdü
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Karnın yardım kazmayınan belinen
    Yüzün yırttim tırnağınan elinen
    Yine beni karşıladı gülünen
    Benim sadık yârim kara topraktır

    İşkence yaptıkça bana gülerdi
    Bunda yalan yoktur herkes de gördü
    Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Havaya bakarsam hava alırım
    Toprağa bakarsam dua alırım
    Topraktan ayrılsam nerde kalırım
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Dileğin var ise Allah'tan
    Almak için uzak gitme topraktan
    Comertlik toprağa verilmiş Hak'tan
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Hakikat ararsan açık bir nokta
    Allah kula yakın kul Allaha
    Hak'kın hazinesi gizli toprakta
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Bütün kusurlarım toprak gizliyor
    Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
    Kolun açmış yollarımı gözlüyor
    Benim sadık yârim kara topraktır

    Herkim olursa bu sırra mazhar
    Dünyaya bırakır ölmez bir eser
    Gün gelir Veysel'i bağrına basar
    Benim sadık yârim kara topraktır
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]
    Dadaloğlu

    19'uncu yüzyılda yaşadı. Asıl adı Veli. Türkmen aşıklarının önde gelenlerinden. Kul Mustafa mahlasını kullanan Aşık Musa'nın oğlu. Az da olsa eğitim aldı. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu'nun yanında imamlık, katiplik yaptı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu'da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı ile savaşlarını yansıtır. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü kavga türküleri ile yaptı. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze kadar ulaştı.

    ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

    Aslımı sorarsan Avşar soyundan
    Ayrı düştüm aşiretten beyimden
    Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen
    Çıkıp da cana kıyanlardanım

    Çekerim çileyi böyl'olsun bugün
    Alırım mı sandın şol Kozan Dağın
    Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün
    Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim

    Dadaloğlum der de böyle olmazdım
    Gördüğüm günlerin birini görmezdim
    Kavga kızışınca geri durmazdım
    Meydanda kardaşa kıyanlardanım


    HER SABAH SEYRAN GEZERKEN

    Her sabah, her sabah seyran gezerken
    Iras geldim selvi boylu fidana
    Top top olmuş kirpikleri bölünmüş
    Hoş benzettim samur kaşlar kemana

    Al yanağın elmas m'ola kar m'ola
    Capraz vurmuş düğmeleri dar m'ola
    Acep mislin şu cihanda var m'ola
    İnsem gitsem Hindistan'a Yemen'e

    Eliftir kirpiği İra'dır kaşı
    Bu güzellik sana Mevla bağışı
    Arasam cihanda bulunmaz eşi
    Hiç mislin gelmemiş devr-i zamana

    Dadaloğlum der de, hûbların hası
    Ferhat'ın Şirin'i Mecnun Leyla'sı
    Aklım eğlencesi gönlüm yaylasi
    Bir yel esti başımdaki dumana


    Kalktı göç eyledi Avşar elleri

    Kalktı göç eyledi Avşar elleri
    Ağır ağır giden eller bizimdir
    Arap atlar yakın eder ırağı
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

    Belimizde kılıcımız Kirmani
    Taşı deler mızrağımın temreni
    Hakkımızda devlet etmiş fermanı
    Ferman padişahın, dağlar bizimdir

    Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur
    Öter tüfek davlumbazlar vurulur
    Nice koçyiğitler yere serilir
    Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir



    YEDİ İKLİM DÖRT KÖŞEYİ DOLANDIM

    Yedi iklim dört köşeyi dolandım
    Meğer dünya her tarafta bir imiş
    Ben dünyayi Al'Osman'ın sanırdım
    Meğer dünya yüz sultanlık yer imiş

    İrili ufaklı insan piç oldu
    Onlar doğdu geçinmesi güç oldu
    Altı Arap atı şahbaz nic'oldu
    Mamur sandım yalan dünya çürümüş

    Okuduğun tutmaz oldu alimler
    Kalktı da adalet arttı zulümler
    Terlemeden mal kazanan zalimler
    Can verirken soluması zor imiş

    Kulak verdim dört koşeyi dinledim
    Meğer gıybetimi eden coğ imiş
    Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden
    Az yaşayıp dem sürmesi yeğ imiş

    Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet
    Benim sözümü dinleyene nasihat
    Besmelesiz kazanılan piç evlat
    O da dünyada ziyankar imiş



    YİNE TUTTU GAVUR DAĞ'IN BORANI

    Yine tuttu Gavur Dağ'ın boranı
    Hançer vurup açarlardı yaramı
    Sana derim Mıstık Paşa ereni
    İçindeki bunca beyler nic'oldu

    Sabahaca kandilleri yanardı
    Soytarılar fırıl fırıl dönerdi
    Ha deyince beşyüz atlı binerdi
    Sana inip konan beyler nic'oldu

    Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
    Vefasız dünyayı şu insan n'eyler
    Bir yiğidi bir kötüye kul eyler
    Şimd'en sonra yaşaması güç oldu



    YÜCE DAĞ BAŞINDA KAMBER TAY OLUR

    Yuce dağ başında Kamber tay olur
    Korkarım ki emeklerim zay'olur
    Sevda sevda derler üç beş ay olur
    Bizim sevda senesini doldurur

    Arkını yaptım da suyu akmıyor
    Kahpe felek hiç yüzüme bakmıyor
    Çok yuva bekledim cücük çıkmıyor
    Boş yuva bekleyen yoz kuşa döndüm

    Şu felekle bir oyuncak oynadım
    Oynadım da oyunumda yenildim
    Farzını kıldım sünnetinde yanıldım
    Beş vakit namazı kılmışa döndüm

    Der Dadaloğlum da nedip n'etmeli
    Sözlerimi birem birem tutmalı
    Mirasçıya kalacak malı n'etmeli
    Üç beş oğlan olmadıktan gerü



    SANA DERİM HASAN KALESİ

    Sana derim Hasan Kalesi sana
    Alt yanında döğüş oldu, yön oldu
    Yiğit olan yiğit çıktı meydana
    Koç yiğitler arap ata bin oldu.

    Akşamki gördüğüm şu kara düşler
    Hesaba gelmedi kesilen başlar
    Eyerlen atımı küçük kardaşlar
    Hünkâr tarafından bize gel oldu.

    Akşamınan ikindinin arası
    Aldı beni şu düşmanın yarası
    Ecel geldi ölmemizin sırası
    Ağladı el-oba gözü kan oldu,

    Dadaloğlu'm der ki belim büküldü
    Gözümün cevheri yere döküldü
    Üçyüz atlı ile cenge çıkıldı
    Yüzü geldi iki yüzü dön oldu.
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]
    Dadaloğlu

    19'uncu yüzyılda yaşadı. Asıl adı Veli. Türkmen aşıklarının önde gelenlerinden. Kul Mustafa mahlasını kullanan Aşık Musa'nın oğlu. Az da olsa eğitim aldı. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu'nun yanında imamlık, katiplik yaptı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu'da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı ile savaşlarını yansıtır. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü kavga türküleri ile yaptı. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze kadar ulaştı.

    ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

    Aslımı sorarsan Avşar soyundan
    Ayrı düştüm aşiretten beyimden
    Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen
    Çıkıp da cana kıyanlardanım

    Çekerim çileyi böyl'olsun bugün
    Alırım mı sandın şol Kozan Dağın
    Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün
    Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim

    Dadaloğlum der de böyle olmazdım
    Gördüğüm günlerin birini görmezdim
    Kavga kızışınca geri durmazdım
    Meydanda kardaşa kıyanlardanım


    HER SABAH SEYRAN GEZERKEN

    Her sabah, her sabah seyran gezerken
    Iras geldim selvi boylu fidana
    Top top olmuş kirpikleri bölünmüş
    Hoş benzettim samur kaşlar kemana

    Al yanağın elmas m'ola kar m'ola
    Capraz vurmuş düğmeleri dar m'ola
    Acep mislin şu cihanda var m'ola
    İnsem gitsem Hindistan'a Yemen'e

    Eliftir kirpiği İra'dır kaşı
    Bu güzellik sana Mevla bağışı
    Arasam cihanda bulunmaz eşi
    Hiç mislin gelmemiş devr-i zamana

    Dadaloğlum der de, hûbların hası
    Ferhat'ın Şirin'i Mecnun Leyla'sı
    Aklım eğlencesi gönlüm yaylasi
    Bir yel esti başımdaki dumana


    Kalktı göç eyledi Avşar elleri

    Kalktı göç eyledi Avşar elleri
    Ağır ağır giden eller bizimdir
    Arap atlar yakın eder ırağı
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

    Belimizde kılıcımız Kirmani
    Taşı deler mızrağımın temreni
    Hakkımızda devlet etmiş fermanı
    Ferman padişahın, dağlar bizimdir

    Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur
    Öter tüfek davlumbazlar vurulur
    Nice koçyiğitler yere serilir
    Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir



    YEDİ İKLİM DÖRT KÖŞEYİ DOLANDIM

    Yedi iklim dört köşeyi dolandım
    Meğer dünya her tarafta bir imiş
    Ben dünyayi Al'Osman'ın sanırdım
    Meğer dünya yüz sultanlık yer imiş

    İrili ufaklı insan piç oldu
    Onlar doğdu geçinmesi güç oldu
    Altı Arap atı şahbaz nic'oldu
    Mamur sandım yalan dünya çürümüş

    Okuduğun tutmaz oldu alimler
    Kalktı da adalet arttı zulümler
    Terlemeden mal kazanan zalimler
    Can verirken soluması zor imiş

    Kulak verdim dört koşeyi dinledim
    Meğer gıybetimi eden coğ imiş
    Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden
    Az yaşayıp dem sürmesi yeğ imiş

    Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet
    Benim sözümü dinleyene nasihat
    Besmelesiz kazanılan piç evlat
    O da dünyada ziyankar imiş



    YİNE TUTTU GAVUR DAĞ'IN BORANI

    Yine tuttu Gavur Dağ'ın boranı
    Hançer vurup açarlardı yaramı
    Sana derim Mıstık Paşa ereni
    İçindeki bunca beyler nic'oldu

    Sabahaca kandilleri yanardı
    Soytarılar fırıl fırıl dönerdi
    Ha deyince beşyüz atlı binerdi
    Sana inip konan beyler nic'oldu

    Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
    Vefasız dünyayı şu insan n'eyler
    Bir yiğidi bir kötüye kul eyler
    Şimd'en sonra yaşaması güç oldu



    YÜCE DAĞ BAŞINDA KAMBER TAY OLUR

    Yuce dağ başında Kamber tay olur
    Korkarım ki emeklerim zay'olur
    Sevda sevda derler üç beş ay olur
    Bizim sevda senesini doldurur

    Arkını yaptım da suyu akmıyor
    Kahpe felek hiç yüzüme bakmıyor
    Çok yuva bekledim cücük çıkmıyor
    Boş yuva bekleyen yoz kuşa döndüm

    Şu felekle bir oyuncak oynadım
    Oynadım da oyunumda yenildim
    Farzını kıldım sünnetinde yanıldım
    Beş vakit namazı kılmışa döndüm

    Der Dadaloğlum da nedip n'etmeli
    Sözlerimi birem birem tutmalı
    Mirasçıya kalacak malı n'etmeli
    Üç beş oğlan olmadıktan gerü



    SANA DERİM HASAN KALESİ

    Sana derim Hasan Kalesi sana
    Alt yanında döğüş oldu, yön oldu
    Yiğit olan yiğit çıktı meydana
    Koç yiğitler arap ata bin oldu.

    Akşamki gördüğüm şu kara düşler
    Hesaba gelmedi kesilen başlar
    Eyerlen atımı küçük kardaşlar
    Hünkâr tarafından bize gel oldu.

    Akşamınan ikindinin arası
    Aldı beni şu düşmanın yarası
    Ecel geldi ölmemizin sırası
    Ağladı el-oba gözü kan oldu,

    Dadaloğlu'm der ki belim büküldü
    Gözümün cevheri yere döküldü
    Üçyüz atlı ile cenge çıkıldı
    Yüzü geldi iki yüzü dön oldu.
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Ercişli Emrah

    Yaşamı ile ilgi kesin bilgiler yok. Van'ın Erciş ilçesinde doğduğu ve 17'nci yüzyılda yaşadığı biliniyor. Arı bir Türkçe kullandı. İçten ve halk zevkine yakın bir söyleyişi vardır. Yurt sevgisi, aşk, doğa güzelliği, özlem gibi konuları işlediği ve hayatını anlattığı Emrah ile Selvihan adlı halk öyküsüyle ün kazandı. Bu öykü Doğu Anadolu'nun yanısıra Azerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistan'da da değişik isimlerle tanınır ve sevilir. Ercişli Emrah'ın en şansız yanı Erzurumlu Emrah ile karıştırılmasıdır. Bazı şiirleri Erzurumlu Emrah'a mal edilmiştir.

    YÜZBİN MİHNET İLE BİR BAĞ YETİRDİM

    Yüzbin mihnet ile bir bağ yetirdim
    Yemedim meyvesin el aldı gitti
    Ağlar gözyaşımı Ceyhun eyledim
    Çalkandı dünyayı sel aldı gitti

    Yüzbin dert çekmişim bin dahi gerek
    Çok ömür ister ki bir dahi görek
    Yârim elden aldı o zalim felek
    Hoyrat dost bağından gül aldı gitti

    Nazlı yâre kem haberim geliptir
    Dostlar ağlar düşmanlarım gülüptür
    Dediler ki Dertli Emrah oluptur
    Kimi kazma kimi bel aldı gitti



    Seherde ugradim ben bir güzele

    Seherde ugradim ben bir güzele
    Dedim sarhos musun söyledi yoh yoh
    Ag elleri bogum bogum kinali
    Dedim bayram midir söyledi yoh yoh

    Dedim ala nedin dedi gözümdür
    Dedim seker nedir dedi sözümdür
    Dedim alma nedir dedi (y)üzümdür
    Dedim öpeyim mi söyledi yoh yoh

    Dedim Inci nedir dedi disimdir
    Dedim kalem nedir dedi kasimdir
    Dedim onbes nedir dedi yasimdir
    Dedim daha var mi söyledi yoh yoh

    Dedim ölüm nedir dedi aynimda
    Dedim zulum nedir dedi boynumda
    Dedim turunç nedIr dedi koynumda
    Dedim ver agzima söyledi yoh yoh

    Dedim sirma nedir dedi telimdir
    Dedim Ince nedir dedi belimdir
    Dedim Emrah nedir dedi kulumdur
    Dedim satar misan söyledi yoh yoh



    Agalar gurbetten geldim

    Agalar gurbetten geldim
    Geldim ki nazanim gitmis
    Silam bana hor göründü
    Salinip gezenim gitmis

    Içmisim ezel sarabi
    Yine kavustur yarabbi
    Destinde askin kitabi
    Okuyup yazanim gitmis

    Hasret içtim elde bade
    Oldu efganim ziyade
    Ördek uçtu kaldi ada
    Göllerde yüzenim gitmis

    Bir dahi saz almam ele
    Mailim ben tatli dile
    Top zülfünü ince bele
    Tarayip düzenim gitmis

    Bir dahi içmeyem bade
    Kuzum seni vermem yade
    Süt beyaz üstüne sade
    Giyinip tozanim gitmis

    Istemem bahçeyi bagi
    Içirdiler bana agi
    Beyaz fese penhe bagi
    Baglayip gezenim gitmis

    Bu dünya böyle kalirsa
    Küffardan öç alinirsa
    Va'de gelüben ölürsem
    Mezarim kazanim gitmis

    Dün gece gördüm düsümde
    Civan duruyor karsimda
    Tarihim mezar tasimda
    Okuyup yazanim gitmis

    Emrah eder nedir bela
    Baba düstüm gurbet ele
    Yine saz alayim ele
    Eyveh ki nazanim gitmis

    (Emrah der ki hele hele
    Baba kalk gidelim yola
    Bir daha saz almam ele
    Sazimi düzenim gitmis)
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    123
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Ercişli Emrah

    Yaşamı ile ilgi kesin bilgiler yok. Van'ın Erciş ilçesinde doğduğu ve 17'nci yüzyılda yaşadığı biliniyor. Arı bir Türkçe kullandı. İçten ve halk zevkine yakın bir söyleyişi vardır. Yurt sevgisi, aşk, doğa güzelliği, özlem gibi konuları işlediği ve hayatını anlattığı Emrah ile Selvihan adlı halk öyküsüyle ün kazandı. Bu öykü Doğu Anadolu'nun yanısıra Azerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistan'da da değişik isimlerle tanınır ve sevilir. Ercişli Emrah'ın en şansız yanı Erzurumlu Emrah ile karıştırılmasıdır. Bazı şiirleri Erzurumlu Emrah'a mal edilmiştir.

    YÜZBİN MİHNET İLE BİR BAĞ YETİRDİM

    Yüzbin mihnet ile bir bağ yetirdim
    Yemedim meyvesin el aldı gitti
    Ağlar gözyaşımı Ceyhun eyledim
    Çalkandı dünyayı sel aldı gitti

    Yüzbin dert çekmişim bin dahi gerek
    Çok ömür ister ki bir dahi görek
    Yârim elden aldı o zalim felek
    Hoyrat dost bağından gül aldı gitti

    Nazlı yâre kem haberim geliptir
    Dostlar ağlar düşmanlarım gülüptür
    Dediler ki Dertli Emrah oluptur
    Kimi kazma kimi bel aldı gitti



    Seherde ugradim ben bir güzele

    Seherde ugradim ben bir güzele
    Dedim sarhos musun söyledi yoh yoh
    Ag elleri bogum bogum kinali
    Dedim bayram midir söyledi yoh yoh

    Dedim ala nedin dedi gözümdür
    Dedim seker nedir dedi sözümdür
    Dedim alma nedir dedi (y)üzümdür
    Dedim öpeyim mi söyledi yoh yoh

    Dedim Inci nedir dedi disimdir
    Dedim kalem nedir dedi kasimdir
    Dedim onbes nedir dedi yasimdir
    Dedim daha var mi söyledi yoh yoh

    Dedim ölüm nedir dedi aynimda
    Dedim zulum nedir dedi boynumda
    Dedim turunç nedIr dedi koynumda
    Dedim ver agzima söyledi yoh yoh

    Dedim sirma nedir dedi telimdir
    Dedim Ince nedir dedi belimdir
    Dedim Emrah nedir dedi kulumdur
    Dedim satar misan söyledi yoh yoh



    Agalar gurbetten geldim

    Agalar gurbetten geldim
    Geldim ki nazanim gitmis
    Silam bana hor göründü
    Salinip gezenim gitmis

    Içmisim ezel sarabi
    Yine kavustur yarabbi
    Destinde askin kitabi
    Okuyup yazanim gitmis

    Hasret içtim elde bade
    Oldu efganim ziyade
    Ördek uçtu kaldi ada
    Göllerde yüzenim gitmis

    Bir dahi saz almam ele
    Mailim ben tatli dile
    Top zülfünü ince bele
    Tarayip düzenim gitmis

    Bir dahi içmeyem bade
    Kuzum seni vermem yade
    Süt beyaz üstüne sade
    Giyinip tozanim gitmis

    Istemem bahçeyi bagi
    Içirdiler bana agi
    Beyaz fese penhe bagi
    Baglayip gezenim gitmis

    Bu dünya böyle kalirsa
    Küffardan öç alinirsa
    Va'de gelüben ölürsem
    Mezarim kazanim gitmis

    Dün gece gördüm düsümde
    Civan duruyor karsimda
    Tarihim mezar tasimda
    Okuyup yazanim gitmis

    Emrah eder nedir bela
    Baba düstüm gurbet ele
    Yine saz alayim ele
    Eyveh ki nazanim gitmis

    (Emrah der ki hele hele
    Baba kalk gidelim yola
    Bir daha saz almam ele
    Sazimi düzenim gitmis)
     

Sayfayı Paylaş