Halk Ozanları-Türk Halk Ozanları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Türk Halk Ozanları
    içerik
    Aşık Daimi
    Aşık Gevheri
    Aşık Hüdai
    Aşık Mahzuni
    Aşık Veysel
    Dadaloğlu
    Ercişli Emrah
    Erzurumlu Emrah
    Karacaoğlan
    Kazak Abdal
    Kul Himmet
    Kul Nesimi
    Köroğlu
    Muhlis Akarsu
    Neşet Ertaş
    Pir Sultan Abdal
    Yunus Emre
    Davut Sulari
    Ali Ekber Çiçek








    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım
    [video=youtube_share;gbPHnzRYqy4]http://youtu.be/gbPHnzRYqy4[/video]​



    [​IMG]

    Aşık Daimi 1932 yılında İstanbul'da doğdu, aslen Erzincan'ın Tercan ilçesindendir. Ali Babaoğullarından Baba Daimi, Birinci Dünya savaşı sıralarında İstanbul'a göç etmiştir. Aşık Dami'nin iki dedesi de saz şairiydi o nedenle saz çalmayı ve söylemeyi kolayca öğrendi. Bir süre sonra da kendi deyişlerini okumuştur. İstanbul'dan ayrılarak bir süre baba diyarında kalan âşık 1950 yılında evlendi iki kızı ile iki oğlu dünyaya geldi. 1962 yılında bir daha dönmemek üzere İstanbul'a yerleşti.

    TRT Genel Müdürlüğü'nce açılan sınavı kazandı. O tarihten sonra kaşeli sanatçı olarak görevini sürdürdü. Zaman zaman yurtiçi ve yurtdışında konserler verdi. 17 Nisan 1983 tarihinde aramızdan ayrıldı. En çok bilinen eserleri: Ne ağlarsın, seherde bir bağa girdim, bir seher vaktinde.......

    Bir Seher Vaktinde

    Bir seher vaktinde indim bağlara
    Öter şeyda bülbül, dil yarelenir
    Bakmaz mısın sinemde dağlara
    Derdim dökmeye dil yarelenir

    Boş geçirmeyelim gel bu çağları
    Dolaşalım sahraları dağları
    Bir gün gazel döker ömrün bağları
    Eser sam yelleri dal yarelenir

    Daimi'yim yanar aşkın çırağı
    Dostun muhabbeti cennet otağı
    Ancak şu dünyada derdim ortağı
    Sazım figan eder tel yarelenir

    Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim

    Ne ağlarsın benim zülfü siyahim,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama.
    Göklere erişti figânım ahım,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama.

    Bir gülün çevresi dikendir hardır,
    Bülbül har elinde ah ile zardır.
    Ne olsa da kışın sonu bahardır,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama.

    Daimi'yem her can ermez bu sırra,
    Gerçek aşık olan erer o nûra.
    Yusuf sabır ile vardı mısır'a,
    Bu da gelir bu da geçer ağlama
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]

    Aşık Gevheri

    17'nci yüzyılın ikinci yarısıyla 18'inci yüzyılın ilk yarısı arasında yaşadı. Asıl adı Mehmet ya da Mustafa. Yaşamına ilişkin kesin bilgiler yok. Nereli olduğu da kesin olarak bilinmiyor. Kırımlı, İstanbullu ya da devşirme olduğu yolunda tahminler var. Ancak Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın ikinci Viyana kuşatması üzerine söylediği şiirler, onun bu savaşa katıldığını göstermese de dönemin olaylarıyla ilgili bilgisi olduğuna işaret eder. Osmanlı devletinin birçok yerini gezdi. Hem aruz, hem hece ölçüsüyle şiirler söyledi. Aruzda, hecedeki kadar başarılı olamadı. Pek çok eski eserde ondan sözedilmesi şiirlerinin çokça tanındığını ve sevildiğini gösterir. Müzikle de ilgilendi. Şiirlerinde pekçok makam kullandı. Bazı şiirleri başkaları tarafından bestelendi. Kendi adıyla bilinen bir de makam vardır. Yani "Gevheri Makamı."


    BEYAZ GÖĞSÜN BANA KARŞI


    Beyaz göğsün bana karşı
    Açma, beni öldürürsün!
    Elâ gözler süze süze
    Bakma, beni öldürürsün!

    Öldürüp kanıma girme
    Herbir yada gönül verme
    Elâ göze siyah sürme
    Çekme, beni öldürürsün!

    Gevheri der: Şah-ı bülbül,
    Beyaz gerdan bina-yı pül
    Yanağına kırmızı gül
    Takma, beni öldürürsün!

    EY EFENDİM BANA MEYLİN VAR İSE

    Ey Efendim, bana meylin var ise
    Mahabbetin benim ile yâr olsun
    Eğer senden gayri güzel seversem
    Bülbül gibi işim ah ü zar olsun.

    Tamahım yok bu dünyanın malına
    Atlasına, dilbasına, şalına
    Ben de Mecnun gibi dostun yoluna
    Terkettiğim namus ile ar olsun.

    T'an eyleyip niçin eli kınarım
    Yad elinden giryan olup yanarım
    Pervaneyim, dost şem'ine dönerim
    Gam değildir, ko meskenim yâr olsun.

    Gevheri der: Fırsat gitti elimden
    Anın için korkum yoktur ölümden
    Kim cüda kıldıysa beni gülümden
    Bencileyin gonceleri hâr olsun!



    CEMALİN BAĞINDA SEYRAN EYLEDİM

    Cemalin bağında seyran eyledim
    Bülbül sesi, gonca sesi, gül sesi
    Gûşume dokundu, ihsana geldim
    Ayva sesi, turunç sesi, nar sesi.

    Sende ne halet var, ey peri sanem!
    Gönül verir sana her gören âdem
    Kâkülünden gelir gûşume her dem
    Zenci sesi, Mansur sesi, dâr sesi.

    Dost ele alınca tir-ü kemanı
    Gör nice eyledi divane beni
    Gördüm âşıkların, tutulmuş cihanı
    Efgan sesi, girye sesi, zil sesi.

    Gevheri! Gözyaşım döndü ırmağa
    Yine minnet düştü elden ayağa
    Beni Mecnun edip düşürdü dağa
    Ahu sesi, maral sesi, yâr sesi.

    TAZELENDİ ÂLEM NEVBAHAR OLDU

    Tazelendi âlem nevbahar oldu
    Gel sevdiğim senin ele gidelim
    Açıldı her taraf sebzezar oldu
    Gel efendin Şam'a doğru gidelim

    Tîg-i gam ile hasmını hakla
    Okunu düşmanın bağrında sakla
    Küheylan at ile kargı mızrakla
    Gel efendim yaylalara gidelim

    Andelipsiz bağlar gülşen olmaz
    Bunda gamlı gönüller şen olmaz
    Bu diyarlar bana mesken olmaz
    Gel efendim Şam'a doğru gidelim

    İş edelim mest-i müdam olunca
    Çamlıbel'de çay kenarı bulunca
    Eğlenelim uz-i kasım gelince
    Gel efendim Şam'a doğru gidelim

    Bilemizce ola şeştar
    Amma arada olmaya ağyar
    Bu Gevheri bir sen bir de hizmetkar
    Gel efendim çöllere doğru gidelim

    NE KAÇARSIN BENDEN EY YÜZÜ MÂHIM

    Ne kaçarsın benden ey yüzü mâhım
    Seni seven var mı benden ziyâde
    Rûz u şeb durmayıp alırsın âhım
    Âşıkım ağlatma bundan ziyâde

    Gece gündüz bir visâle ermedim
    Bülbül olup gonce gülün dermedim
    Bu cefâlar nedir ben de bilmedim
    Var mı ki bir zâlim senden ziyâde

    Söyle murâdını ben de bileyim
    İnsaf eyle çok ağlattın güleyim
    Kabul eyle sözüm kurban olayım
    Haddim yoktur sana bundan ziyâde

    Hercâisin gonce gülüm kokulmaz
    Geçer gider hatırcığım sorulmaz
    Der Gevherî mâh yüzüne bakılmaz
    Yakar hüsnün beni nârdan ziyâde


    KOŞMA

    Elâ gözlerini sevdiğim dilber!
    Salınıp geldiğin yolar öğünsün
    Ne güzel yaratmış seni Yaradan
    İnce belin saran kollar öğünsün.

    Aman, hey eğlencem, gel yine aman!
    Yok mudur zerrece göğsünde iman?
    Soyunup koynuma girdiğin zaman
    Göğsünü okşayan eller öğünsün.

    Bir melek nesli mi vardır soyunda
    Hak nazarım kaldı selvi boyunda.
    Ol günlerde, bahar bayram ayında
    Üstüne gölge olan dallar öğünsün.

    Gevheri yârinin gülleri aktır
    Var yürü yüzüne perdeler döktür.
    Bilemem, sevdiğim, akranım yoktur.
    Zülfüne dokunan yeller öğünsün...


    TÜRKÜ

    Beni kimse eğleyemez
    Benim gönlüm alan gelsin
    Tabipler bilmez ilâcım
    Beni derde salan gelsin.

    Mailim selvi boyuna
    Melek karışmış soyuna
    Soyunup uryan koynuna
    Sinesine saran gelsin.

    Kaşların yay, kirpiğin ok
    Sana mail olanlar çok
    Şu cihanda akranın yok
    O kaşları keman gelsin.

    Gevheri'yi kimse bilemez
    Aşıkın ağlatan gülmez
    İsmini söylemek olmaz
    Filân kızı filân gelsin...
  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]
    Âşık Hüdai
    1940 yılında Maraş' ın Göksun ilçesinin Yoğunoluk köyünde doğdu. 11 yaşından itibaren irticalen şiir söylemeye başladı. Yaşlı ve usta aşıkların yanında kendisini yetiştirmiştir. Küçük yaşta babasını yitirir. Okumayı yazmayı birçokları gibi Hüdai de askerlikte öğrenir.

    İki yıl Konya da yapılan aşıklar bayramına katıldı. 1968 yılında şiir dalında birinci olarak Fuzuli ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak Dadaloğlu ve Yunus Emre ödüllerini kazanmıştır. Şiirleri iç dünyasını yansıtır. Tasavvufa yönelmiştir. Şiirlerinde kendine özgü bir incelik ve deyiş güzelliği vardır. 23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı...

    Âşık Hüdai Şiirlerinden Örnekler

    Gönül Çalamazsan


    Gönül çalamazsan aşkın sazını
    Ne perdeye dokun ne teli incit
    Eğer çekemezsen gülün nazını
    Ne dikene dokun ne gülü incit

    Bülbülü dinle ki gelesin coşa
    Karganın namesi gider mi hoşa
    Meyvesiz ağacı sallama boşa
    Ne yaprağını dök ne dalı incit

    Bekle dost kapısın sadık dost isen
    Gönüller tamir et ehli dil isen
    Sevda Sahrasında Mecnun değilsen
    Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit

    Rızaya razı ol hakka kailsen
    Ara bul mürşidi müşkülde isen
    Hakikat şehrine yolcu değilsen
    Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

    Gel haktan ayrılma hakkı seversen
    Nefsini ıslah et er oğlu ersen
    Hüdai incinir inciden versen
    Ne kimseden incin ne eli incit



    Öyle Gel

    Bu aşkın sırrına ereyim dersen
    Önce bir ermişe sor da öyle gel
    Hakkın cemalini göreyim dersen
    Evvela sen seni gör de öyle gel

    Hakikat ilminin sabırdır başı
    Şah olsa da benlik gütmez er kişi
    Sen kendi nefsinle eyle savaşı
    Sadık ol sözünde dur da öyle gel

    Hüdai emeğin gitmesin zaya
    Bozulan süt artık tutmuyor maya
    Bu aşkın yoluna gidilmez yaya
    Aşk atına binip sür de öyle gel



    Duygular Dönüştü Söze

    Erenler zehir getirin
    Balınan öldürmen beni
    Bağrıma diken batırın
    Gülünen öldürmen beni

    Hiçlik aleminde mestim
    Varlık sevdasını kestim
    Yokluk benim eski dostum
    Malınan öldürmen beni

    Yar diyerek yana yana
    Can teslim ettik canana
    En yakınım kıysın bana
    Elinen öldürmen beni

    Bir aşktır düştü özüme
    Yanarım kendi közüme
    Leyla görünüp gözüme
    Çölinen öldürmen beni

    Duygular dönüştü söze
    Yanık seda işler öze
    Dertli dertli vurup saza
    Telinen öldürmen beni

    Hüdaiyim daldım gama
    Saldı beni demden deme
    Asın kesin yüzün amma
    Dilinen öldürmen beni



    Anlamaz ki

    Aşık olmak bir alemdir
    Tatmayanlar anlamaz ki
    Her sözü bir mücevherdir
    Tartmayanlar anlamaz ki

    Kim ki haktan olsa cüda
    İbadetten almaz gıda
    Bu yolda başını feda
    Etmeyenler anlamaz ki

    Sil gönlünün kem pasını
    Gütme benlik davasını
    Daim hasretlik yasını
    Tutmayanlar anlamaz ki

    Hüdai'yim kalksın perde
    Aşk ateşi yanar serde
    Eyüp gibi dertten derde
    Batmayanlar anlamaz ki


    Ateş İcat Olup

    Ateş icat olup tütün tütmeden
    Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
    Güller açılmadan bülbül ötmeden
    Mana aleminde şakıdık öttük

    Her kaynaktan akmaz böyle duru su
    Bu yer gerçek erenlerin korusu
    Duygu çiçeğinden ilham arısı
    Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

    Gönül diyarında sevda elinden
    Hasret dağlarından çile çölünden
    Peygamber izinden Allah yolundan
    Yirminci asırda biz geldik gittik

    İrfan sofrasının altın tasıyım
    Muhabbet suyunun şelalesiyim
    Hüdai Yunus'un sülalesiyim
    Tasavvuf ilmini biz tamam ettik
  4. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]
    Âşık Hüdai
    1940 yılında Maraş' ın Göksun ilçesinin Yoğunoluk köyünde doğdu. 11 yaşından itibaren irticalen şiir söylemeye başladı. Yaşlı ve usta aşıkların yanında kendisini yetiştirmiştir. Küçük yaşta babasını yitirir. Okumayı yazmayı birçokları gibi Hüdai de askerlikte öğrenir.

    İki yıl Konya da yapılan aşıklar bayramına katıldı. 1968 yılında şiir dalında birinci olarak Fuzuli ödülünü aldı. 1969 da atışma ve şiir dallarında ikinci olarak Dadaloğlu ve Yunus Emre ödüllerini kazanmıştır. Şiirleri iç dünyasını yansıtır. Tasavvufa yönelmiştir. Şiirlerinde kendine özgü bir incelik ve deyiş güzelliği vardır. 23 Kasım 2001 tarihinde aramızdan ayrıldı...

    Âşık Hüdai Şiirlerinden Örnekler

    Gönül Çalamazsan


    Gönül çalamazsan aşkın sazını
    Ne perdeye dokun ne teli incit
    Eğer çekemezsen gülün nazını
    Ne dikene dokun ne gülü incit

    Bülbülü dinle ki gelesin coşa
    Karganın namesi gider mi hoşa
    Meyvesiz ağacı sallama boşa
    Ne yaprağını dök ne dalı incit

    Bekle dost kapısın sadık dost isen
    Gönüller tamir et ehli dil isen
    Sevda Sahrasında Mecnun değilsen
    Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit

    Rızaya razı ol hakka kailsen
    Ara bul mürşidi müşkülde isen
    Hakikat şehrine yolcu değilsen
    Ne yolcuyu eğle ne yolu incit

    Gel haktan ayrılma hakkı seversen
    Nefsini ıslah et er oğlu ersen
    Hüdai incinir inciden versen
    Ne kimseden incin ne eli incit



    Öyle Gel

    Bu aşkın sırrına ereyim dersen
    Önce bir ermişe sor da öyle gel
    Hakkın cemalini göreyim dersen
    Evvela sen seni gör de öyle gel

    Hakikat ilminin sabırdır başı
    Şah olsa da benlik gütmez er kişi
    Sen kendi nefsinle eyle savaşı
    Sadık ol sözünde dur da öyle gel

    Hüdai emeğin gitmesin zaya
    Bozulan süt artık tutmuyor maya
    Bu aşkın yoluna gidilmez yaya
    Aşk atına binip sür de öyle gel



    Duygular Dönüştü Söze

    Erenler zehir getirin
    Balınan öldürmen beni
    Bağrıma diken batırın
    Gülünen öldürmen beni

    Hiçlik aleminde mestim
    Varlık sevdasını kestim
    Yokluk benim eski dostum
    Malınan öldürmen beni

    Yar diyerek yana yana
    Can teslim ettik canana
    En yakınım kıysın bana
    Elinen öldürmen beni

    Bir aşktır düştü özüme
    Yanarım kendi közüme
    Leyla görünüp gözüme
    Çölinen öldürmen beni

    Duygular dönüştü söze
    Yanık seda işler öze
    Dertli dertli vurup saza
    Telinen öldürmen beni

    Hüdaiyim daldım gama
    Saldı beni demden deme
    Asın kesin yüzün amma
    Dilinen öldürmen beni



    Anlamaz ki

    Aşık olmak bir alemdir
    Tatmayanlar anlamaz ki
    Her sözü bir mücevherdir
    Tartmayanlar anlamaz ki

    Kim ki haktan olsa cüda
    İbadetten almaz gıda
    Bu yolda başını feda
    Etmeyenler anlamaz ki

    Sil gönlünün kem pasını
    Gütme benlik davasını
    Daim hasretlik yasını
    Tutmayanlar anlamaz ki

    Hüdai'yim kalksın perde
    Aşk ateşi yanar serde
    Eyüp gibi dertten derde
    Batmayanlar anlamaz ki


    Ateş İcat Olup

    Ateş icat olup tütün tütmeden
    Aşkın ocağında biz yanıp tüttük
    Güller açılmadan bülbül ötmeden
    Mana aleminde şakıdık öttük

    Her kaynaktan akmaz böyle duru su
    Bu yer gerçek erenlerin korusu
    Duygu çiçeğinden ilham arısı
    Sevgiden bal yaptı önce biz tattık

    Gönül diyarında sevda elinden
    Hasret dağlarından çile çölünden
    Peygamber izinden Allah yolundan
    Yirminci asırda biz geldik gittik

    İrfan sofrasının altın tasıyım
    Muhabbet suyunun şelalesiyim
    Hüdai Yunus'un sülalesiyim
    Tasavvuf ilmini biz tamam ettik
  5. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Âşık Mahzunî Şerif

    Âşık Mahzunî Şerif1940'ın başlarında, ileride 'Pir Sultanların' ölümsüzlüğünün en büyük kanıtlarından biri olacak Mahzuni Şerif, Afşin' in Berçenek Köyünde doğar.
    1956yılında Berçeneğe gelen ilk okuldan mezun olur. Berçeneğin okulsuz yıllarında, Elbistan' ın Alembey Köyü' nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur 'an eğtimi almış, Eski Türkçe okumuş ve yazmıştır.

    1957 yılında Mersin Astsubay Okulu' na gider. 17 yaşındayken babasının zoruyla dayısının kızı Emine ile evlenir. Bu evlilikten bir kızı olsa da Mahzuni bu evliliği bir mektupla bitirir.

    1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu' nu başarıyla bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi' ni aynı yıllarda hak etmesine karşılık, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir.
    1961Ankara'da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanışır. Bu evlilikten Züleyha, Emrah, Ferhat adlı üç çocuğu olur. Bu yıldan itibaren, sevip gönül verdiği yoldan giderek, yüzlerce plak ve kaset yapar. Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur.

    1971Mahzuni üçüncü eşi Fatma Hanım ı görür beğenir sever ve evlenir. Bu evliliklerinden Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocukları oldur. Aynı yılolan askeri darbeden sonra kurulan Nihat Erim hükümeti nin Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarına kıymasına dayanamayıp 'Erim Erim Eriyesin' türküsünü patlatmasından dolayı hemen tutuklanıp dört ay cezaya çarptırılır. Tahliye olur ve yeniden tutuklanır.

    1972 de Gaziantep' deki evi kundaklandı. Ozanmız' ın tüm ödülleri ve arşivinin yandığı söyleniyor.

    1973yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara'da Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanır.

    1962 - 1988 sürecinde defalarca saldırıya uğrar, evi yakılır, mahkemelik olur, tutuklanır, hapse atılır, dövülür, dişleri sökülür...

    1989-1991yılları arasında 'Halk Ozanları Derneği' genel başkanlığını yapmıştır.1997yılının haziran ayında Almanya'da beyin kanaması geçirip, Almanya 'nın Ulm Şehrinde tedavi görür.

    1998yılında, 58 kaset sahibi olan Ozanımız, dünyanın yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı aldı. Bir çok yabancı ülkede deyişleri değişik dillerde okunmuştur. Tüm türkülerinin yer aldıığı 8 kiyabı bulunan Ozanımız 'ın, Bektaşı Kültürünün ve Anadolu Ezgilerinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir yeri vardır.
    2001 in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan'ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın kasım ayında kendisine, ''Elhamdülüllah Kızılbaşım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa oda dedemdedir! " dediği için, DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27. 12. 01 tarihinde DGM ' de yapıldı.

    2002 Mayıs ayının 17 si Mahzuni Severler için kara bir gün: Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Değerli Ozanımız 62 yaşında Almanyanın Köln Şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu acı ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Şu an son ikamatkahı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede huzur içinde yatıyor.

    İŞTE GİDİYORUM

    İşte gidiyorum çeşmi siyahım
    Önümüze dağlar sıralansa da
    Sermayem derdimdir servetim ahım
    Karardıkça bahtım karalansa da

    Haydi dolaşalım yüce dağlarda
    Dost beni bıraktı ah ile zarda
    Ötmek istiyorum viran bağlarda
    Ayağıma cennet kiralansa da

    Bağladım canımı zülfün teline
    Sen beni bıraktın elin dilinde
    Güldün Mahzuni'nin berbat haline
    Mervan'ın elinde parelense de



    BAYRAM GÜNÜ

    Bahar kış ile barışır
    Güller biter bayram günü
    Küskünler hak'ka varışır
    Kinler biter bayram günü

    İnsanın kökü derinde
    Hak'kı vardır bir yerinde
    Baykuşun bozgun dilinde
    Bülbül öter bayram günü

    Şu bizim köyler bucaklar
    Bayramda dostu kucaklar
    Hak'ka bakan kör ocaklar
    Yanar tüter bayram günü

    Der Mahzuni ahu zarım
    Ahu zarım benim kârım
    Hey bana küsen dostlarım
    Artık yeter bayram günü



    SAVULSUN GİTSİN

    Ambargo mambargo dinleme gardaş
    Gelin Amerika kovulsun gitsin
    Üsleri müsleri çıksın burdan
    Kendi toprağına savulsun gitsin

    Bu herifler senden alır haşhaşı
    Morfin eder sana açar savaşı
    Boşuna vurmadan gardaş gardaşı
    Bir bayram davulu çalınsın gitsin

    Elin gavurunu boşa çagırma
    Evdeki dövüşü ele duyurma
    Seni senden, beni benden ayırma
    Böyle bir memleket öğünsün gitsin

    Bu topraklar bizimdir bizim olacak
    Amerika bela buldu bulacak
    Mahzuni bağımsız şehit kalacak
    Yeter ki Türkiye'm dev olsun gitsin.



    BULDUĞU ZAMAN

    Gökte yıldız yerde ışık görülmez
    Güneş doğup gündüz olduğu zaman
    İnsanoğlu ara yerde sürünmez
    Baş koyacak yastık bulduğu zaman

    Çalışmadan yetim hakkını yeme
    O kül kafan ile bilirim deme
    Dağılır ordular, kalkar mahkeme
    İnsanlık kavgasız kaldığı zaman

    Bak ne hale koydun garip başımı
    Zehir ettin ekmek ile aşımı
    Boşa süslemeyin mezar taşımı
    Mahzuni Şerif' im öldüğü zaman



    ZALİMİN ZULMÜ VARSA

    Karamanın koyunu
    sonra çıkar oyunu
    Ben artık seyredemem
    devrilesi boyunu

    Zalımın zulmü varsa
    mazlumun allahı var
    Ahım seni kül eder
    vallahi billahi yar

    At ölür meydan kalır
    yiğit ölür şan kalır
    Kör olası dünyada
    can gider zaman kalır

    Mahzuni bu rıhtıma
    yanaşıyor son gemi
    Düşenin dostu olmaz
    bunu unutma emi



    YORGUNUM BUGÜN

    Ey doktor çekil başımdan
    Gönlümden yorgunum bugün
    O yar bana inanmıyor
    Dargınım bugün, dargınım bugün

    Geçen günüm aylar gibi
    Eğilmişim yaylar gibi
    Coşup giden çaylar gibi
    Durgunum bugün, durgunum bugün

    Bu yol gider vara vara
    Etrafını yara yara
    Eski sevdigim dostlara
    Kırgınım bugün, kırgınım bugün

    Der Mahzuni bile bile
    Taşa tutu beni hile
    Aşık oldum azraile
    Vurgunum bugün, vugunum bugün.


    CANANIM

    Bana yücelerden seyreden dilber
    Siyah kirpiklerin ok mu cananım
    İnsaf et yüzünü yüzüme dönder
    Istırabın sonu yok mu cananım

    Gönül sevdi benim günahım nedir
    Yandım ateşine bunca senedir
    Mecnun'un derdinden derdim fenadır
    Bu derdin dermanı yok mu cananım

    Bu dünya misaldir çatısız hana
    Ebedi kalmadı şah'a sultan'a
    Deryanın içinde bir damla bana
    Bu da Mahzuni 'ye çok mu cananım.

    AĞLAMA

    Kader böyle imiş böyle yazılmış
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama
    Mezarımız gurbet ele kazılmış
    Gidiyorum dudu dilim ağlama

    Ceylan bakışını üzme boşuna
    Kurbanlar olayım gözün yaşına
    Keder yakışmıyor hilal kaşına
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama

    Emanet eyledim benli kuzumu
    Arkalarda koyma benim gözümü
    Getir ver çalayım kırık sazımı
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama

    Mahzuni Şerif 'im yollar göründü
    Garip başım dertten derde büründü
    Fadime'm duvağın yerde süründü
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama.


    BARIŞAK

    Ömrümün serdar'ı gönlümün şah'ı
    Sana bu günlerde noldu barışak
    Gönderme ardımdan ahu imamı
    Bahar geldi bayram oldu barışak

    Ben giderim gönül senden gitmiyor
    Kuru çöl'de mavi sümbül bitmiyor
    Küsenlere mevlam yardım etmiyor
    Ömür bitti çile doldu barışak

    Kara zülüflerin dökmüş kaşına
    Ben seni sevmedim boşu boşuna
    Gücenmek günahtır mezar taşına
    Farzet ki Mahzuni öldü barışak

Sayfayı Paylaş