Giresun Efsaneleri

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve Suskun tarafından 13 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    102
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Giresun Efsaneleri
    [​IMG]
    Giresun adasına ilişkin Efsane​

    İsrailoğuları altından Hz.yusuf'un bir heykelini yaparlar.Mısır'dan göç edip Filistin'e vardıklarında , Musa'dan heykeli getirmesini isterler.Musa'da bir mucize ile heykeli Filistin'e getirir.Burada Fenikeliler'in eline geçen heykel ,Kıbrıs'a götürülür.Yunanlılar heykeli buradan alarak Olimpos dağına yerleştirirler.Pers İmparatoru Dara (Dareios) Anadolu ve Yunanistan'ı ele geçirince bu heykeli Mısır'a geri verir.Bundan sonra heykel yine fenikeliler'in eline geçer.Onlar da Aretias Adası'na yerleştirilirler.Heykeli almak için Yunanlılar'ın 40 kez adaya saldırdıkları söylenir.
    Farnakes ,Giresun'a egemen olunca ,heykeli adadan alarak kalede bir tapınağa yerleştirir.Buraya Kufa kuyusu'ndan su bağlandığı ve kanalın Lonca'da Meryemana Tapınağı'ndaki çeşmeye açıldığına inanılır.



    Seyit Vakkas efsanesi

    Seyit Vakkas Peygamber soyundan gelmektedir. Efsaneye göre İslam Orduları nın Giresun'u alması için bir fındık kabuğuyla denizleri aşarak Giresun'a gelmiştir.Orduyu da günlerce bir fındık içi ile beslemiştir.
    Tarihi kaynaklarda Bu isimde birisinin Giresun'un Rum Pontus İmparatorluğundan alınması sırasında bir çok yararalılıklar gösterdiği anlatılmaktadır



    Şebinkarahisar Kalesi'ne ilişkin efsane

    Uzun süre Şehrin kalesini kuşatıp teslim olmalarını bekleyen düşman orduları nı yanıltmak için kuşatma altında kalan kale komutanı, kaledeki kireç taşlarının öğütülüp kaleden aşağı savrulmasını ister.Dediği yapılır.Kale burçlarından savrulan beyaz tozları gören düşman nedir diye araştırılmasını ister..Yapılan araştırmalarda kaleden atılanların depolarda çürümeye yüztutmuş iaşeler olduğu söylenir.Bunun üzerine düşman kuşatmayı kaldırır ve çekilir.



    [​IMG]
    Sağrak Göl'e ilişkin efsane

    Şebin karahisar kalesi üzerinde Sağrak Göl denilen bir göl vardır.Her gün çok güzel bir kız,buraya su almaya gider.Bir gün ayağı kayar ve suya düşer, günlerce aranır fakat bulunamaz.Yası tutulur,mevlütleri okunur.Ama bir kaç gün sonra kaleden 1 km uzaklıkta ve 700 metre aşağıdaki Çatal Göl'den sapasağlam çıkar.
    Söylenceye göre kız o kadar güzeldir ki sular bile onu boğmaya kıyamamıştır.



    Yaşmaklı ağaç efsanesi

    Giresun'un Tirebolu -Güce nahiyesinde söylenegelen efsaneye göre Her yazbaşı havaların ısınmasıyla köylüler sürülerini eşyalarını alıp yaylalara çıkarlar.Bu çıkışlar uzun sürdüğü için yollarda han adı verilen konaklama yerleri vardır.Buralarda halk geceye kalınca konaklar sabahleyin yola devam edermiş.Yine bir yaz başı köylüler yaylaya çıkarken uzun yolda vakit geçer akşam olur bir handa mola verirler.Gece herkes yatmaya çekilir ve istirahatini yapar.Sabah namaz vakti kadının biri namaz kılmak için dışarı çıkar ve bütün ağaçların secdeye kapanmış olduğunu görür.İçeriye girip haber verirse insanları kaldırıncaya kadar secdenin biteceğini anlatsa insanların inanmayacağını düşünür ve aklına, başında bulunan yaşmağın bir ağacın ulaşılamıyacak en ince tepesine bağlanması gelir ve düşündüğünü yapar.
    Sabahleyin insanlara gördüklerini anlatınca kimse inanmak istemez o da delil olarak başındaki yaşmağı bağladığı ağacın tepesini gösterir.Bundan sonra yörenin adı Yaşmaklı Ağaçbaşı olarak kalır.





    [​IMG]
    Bir Ask Efsanesi:

    Giresun'u kuranlarin, Orta Asya'dan göç eden Kalipler, Tibarenler gibi Türk oymaklari oldugu söylenir. Kalipler, Türklerin geleneksel meslegi olan demirciligi, burada da yürütmüsler, hatta demire su vererek çeligi ilk bulan ve dünyaya tanitanlar, bunlar olmuslardir. Ilk ve ortaçaglar, Anadolu tarih zincirinde, kesintisiz yerini alan Giresun, 1461 yilinda Fatih Sultan Mehmed'in eliyle, Pontuslardan alinarak, Osmanli devletine katilmistir. Bu devrin izlerini tasiyan bir kal'a ile bir saray kalintisi, bugün Giresun'un taninmis eserleri arasinda sayilir. Bir de adasi var Giresun'un. Dogu Karadeniz de tek adadir bu. Kalebayir'dan 4 kilometre kadar kuzey doguda bulunan, eskilerin Aretios dedikleri bu küçük ada, ask efsaneleriyle doludur. Dediklerine göre, binlerce yil önce, Giresun'da yasayan krallardan birinin, genç ve güzel bir kizi varmis. Kiz, gelinlik çagina basinca, komsu krallardan dünür üstüne dünür gelmeye baslamis. Kiz, kim olursa olsun, gelenlere "hayir" diyor, baska bir sey demiyormus. Onun yüregi, Giresun Kal'asinin eteginde, koyunlarini otlatan yagiz benizli bir çoban için çarpiyormus. Gönül bu ya, ferman dinlemez, çoban, yamaçtan kavalini üfledigi zaman, kizcagiz pencereye kosar, hem dinler, hem aglarmis, bu umutsuz aski için. Gel zaman, git zaman Çoban'in gönlü de kral kizina düsmüs. Bu yakici ask, aylarca sürmüs.
    Kizin, gelen dünürlere "Hayir" cevabi üzerine, kral, sormus, sorusturmus, sonunda meseleyi anlamis. Küplere binen kral, kizini, Giresun'un karsisindaki bu adaya sürmüs, buradaki manastira kapatmis. Çobani da yakalatarak, Manastirin karsisindaki yasli bir çinarin dallarina astirmis. Ertesi gün de, kizin cesedini, Manastirin kulesinde sallanir bulmuslar.
    Bu yürekler acisi ask öyküsü yillarca unutulmamis. Her yilin yirmi mayisinda, Giresun'da bir töre vardir. Genç kizlar, taze dullar, bu adinin kiyisinda yikanir, tas atar, böylece mutlu olacaklarina inanirlar.
    Giresun'un inanç ve efsanelerinde, binlerce yillik tarihin aci tatli olaylarina ait izler vardir. Giresun Kal'asindaki, bir zamanlarin sifali kuyusu Kufa Suyu, bugün de ziyaret edilir. Söylendigine göre, bu su testilerle krallara gönderilir, onlarin türlü sikintilarina çare olurmus. Kal'adaki Seyid Vakkas Türbesi ise, Giresun'un Fatih Sultan Mehmed eliyle fethi sirasinda yararliklar gösteren ve bu savaslarda sehit olan komutaninin anilarini tasir.




    [​IMG]
    SİS DAĞI- GELİNKAYA EFSANESİ

    Sis Dağı, Doğu Karadeniz dağ sırasında yer alan, denizden yaklaşık 2.200 m yüksekliği olan bir dağdır. Giresun'un Görele ilçesinin 30 km güneyinde bulunan Sis Dağı, yörenin en yüksek dağıdır. Görele ve çevre ilçelerin halkı, yazları Sis Dağı yaylasına çıkıp, birkaç aylık burda kalırlar. Bu yaylada yaz aylarında kurulan ve halk arasındaki yaygın adıyla "Sis Pazarı" olan panayır, yakın çevrenin çok renkli bir festivali sayılır. Bu pazar-panayır, haftanın cumartesi günleri kurulur, tüm yaz boyunca sürer. Sis pazarında, türlü alış-verişin yanında, yenilip içilir, eğlenilir. Renkli yerel giysilerle genç kızlar, delikanlılar, davul-zurna ve kemençe eşliğinde horonlar oynar, folklor gösterileri yaparlar.
    Görele yöresi folkloru, Sis Dağı'ndan derin izler taşımaktadır. Halkın sevinci, üzüntüsü, neşesi, tasası hep Sis Dağı ile doludur. Sis Dağı, yöre halkının dünyasında, en büyük dağdır. Hani ne derler, ' Başka büyük yok' tur. Sis Dağı'nın doruğundan, Karadeniz'i, Görele'yi, Giresun'u, hatta İstanbul'u ve dünyanın öte ucunu görebilirsiniz. Halkın inancı budur. Çevre halkının ezgileri, türküleri, deyiş ve ağıtları Sis Dağı ile doludur:
    Sis Dağı beri bakar,
    Suyu bulanık akar.
    İki gözümün biri,
    Dayma(daima) güzele bakar.

    Oy Sis Dağı, Sis Dağı,
    Ben yemem koyun yağı.
    Kızlar benden istiyor,
    Zülüfüne gülyağı.

    Oy Sis Dağı, Sis Dağı,
    Eritemedin karı.
    Bu yıl da böyle geçsin,
    Yüreğimin efk'rı.
    Sis Dağı, çevre halkıyla nerdeyse bütünleşmiş, onların günlük yaşamının bir parçası durumuna gelmiştir. Halk söylenceleri, efsaneler de Sis Dağı'ndan izler taşır. Bunlardan birisi de "Gelinkaya Efsanesi"dir:
    Gelinkaya, Sis Dağı'nın güneybatısında, Görele'nin 30 km güneyindedir. Kuşköy'ün doğusundaki yamaçlarda bulunan doğal bir engebedir. Bu doğal kaya- engebe, Sis Dağı'nın yamacına yaslanmış, 30-40 m yükseklikte ve bebeğini sırtında taşıyan bir kadın görünümündedir. Halk arasındaki yaygın söylencesi şöyledir:
    Uzun mu uzun, ama çok çok uzun yıllar önce, güzel bir gelin varmış. Bu gelinin, çok sevdiği kocasıyla bir de çocuğu varmış. Karı kocayla birlikte oturan bir de yaşlı kaynana varmış. Bu ailenin geçimi, hayvancılığa dayalıymış, küçük baş, büyük baş hayvan besliyorlar, çobanlık yapıyorlarmış. Yaşlı kaynana, karı - koca - çocuk üçgeninden oluşan bu mutlu ailenin mutluluğunu gölgeliyormuş. Kaynana çok titiz, kavgacı, yüzü gülmez, gürültücü, sert ve geçimsiz birisiymiş. Cadaloz, yöresel deyişle 'acuze'nin tekiymiş. Hele hele genç gelinine karşı çok sert, kırıcı ve acımasızmış. Genç gelin, çoktan bu yaşlı acuzeyi terkedip gidermiş ya, ne var ki kocasını ve çocuğunu çok seviyormuş. Bu sevginin verdiği güçle, kaynanasının baskı ve işkencelerini göğüslemeye çalışıyormuş.
    Günlerden bir gün, genç gelin, yanında çocuğuyla birlikte, Sis Dağı'nın yamaçlarına inekleri otlatmaya gitmiş. İneklerden biri, Sarıkız diye adlandırılan, çok hoyrat, dikbaşlı, ötekilere uymayan, onlardan ayrılıp ormanın derinliklerine giden bir hayvanmış. Genç gelin, bebeğini avutup emzirirken, Sarıkız kaşla göz arasında yok olmuş. Öteki sığırlardan ayrılıp, ormanın derinliklerinde yitip gitmiş. Gelin, neden sonra ineğin yokluğunu, yittiğini farketmiş, aramaya başlamış.
    Genç gelin, Sarıkız'ı bulabilmek için Sis Dağı'nı dolanıp durmuş, her yanı aramış. Ama yok, yok, yok. Yer yarılmış da sanki Sarıkız onun içine girmiş, aramadık yer bırakmamış, ama yine yok. Akşam yaklaştıkça, gelinin yüreğini korkular daha çok sarmış. Hem de bu kez, iki kat korkmaya başlamış: eve gitse, ineksiz, Sarıkız'sız nasıl gidecek? Burda, ormanda kalsa, börtü böceğin, kurdun kuşun elinde nasıl kalacak? İşte böyle, iki katlı, iki yanlı korkular kaplamış körpecik yüreğini. Tanrının günü kendisiyle kavga, gürültü yapan kaynanaya yeni silahlar verecekti. İşte bu nedenle, gelinin yüreğinde kat kat korkular yığılmış. Öyle korkular yığılmış ki "Sis Dağı kadar." Eve gitmesi de , ormanda gecelemesi de olanaksızmış. Ne yapsın?
    Umarsız, çıkar yol bulamayan genç gelin, çocuğu sırtında, bir süre daha ormanda dolanmış, aramış. Hiçbir şey, hiçbir iz bulamamış, ağlamış, gözyaşları akan derelere karışmış. Karanlık bir iyice bastırıp, gecenin yüreklere korku veren sessizliği çökmüş, her yanı kaplamış. Korku, nerdeyse elle tutulur olmuş, gelinin tüm dokularına işlemiş. Artık yapabileceği hiçbir şey yokmuş. Son bir çabayla, "Tanrım, ya beni kuş et uçur, ya da taş et dondur." Diye yakarmış. Gelinin yalvarışları kabul olunmuş, o anda taş olup donmuş, öylece, sırtındaki çocuğuyla kalakalmış.
    İşte o gün bu gündür, Sis Dağı'nın yamacına yaslanmış olan Gelinkaya, sırtında çocuğuyla, gelip geçenlere, binlerce yıl ötesinden, kendi öyküsünü anlatıp durur.

Sayfayı Paylaş