Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Gaziantep ''Gazi'' ünvanını nasıl almıştır?

Konusu 'İl İl Türkiye' forumundadır ve Suskun tarafından 8 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.428
    Beğenileri:
    121
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye

    [​IMG]

    I. Dünya Savaşından sonra ilk olarak 17 Aralık 1918 de İngilizler şehre girdiler. Yaklaşık Bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler.(5 Kasım 1919)Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu. Antep halkı 1 Nisan 1920 den 7 Şubat 1921 e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Daha sonra direniş kırıldı,ve Türk Askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Fransızlar 9 Şubat 1921 de şehre hakim oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale 10 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep''e 8 Şubat 1921 de Gazilik unvanı verdi. Böylece şehir Gaziantep adıyla anılmaya başladı. Fransızlar Ankara Antlaşmasının ardından 25 Aralık 1921 de şehri boşalttılar ve Gaziantep iki yıl süren işgalden kurtulmuş olduTürkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 6 Şubat 1921 tarih 147. Toplantısında, Bakanlar Kurulu Başkanı ve Milli Savunma Bakanı Fevzi Çakmak meclis başkanlığına bir önerge sundu:

    “ T.B.M.M Riyaset-i Celilesi’ne. Antep Livası merkezi olan Ayıntap kasabası namının, Gaziayıntap’a tahviline dair icra vekilleri heyetinin 2 Şubat 1337 ( 1921) tarihindeki içtimasında kabul edilen ve
    T.B.M.M Riyaset-i Celilesi’nin tasvibine iktiran eden, Layiha-i Kanuniye Sureti musaddakası rapten takdim kılınmakla iktizasının ifa ve neticesinin icra buyurulmasını rica ederim efendim.”
    İcra Vekilleri Heyeti
    Reis-i Mudafaa-i Milliye Vekili

    Fevzi Layiha-i Kanuniye Sureti;
    Madde 1- Ayıntap Livası merkezi olan Ayıntap kasabasının namı (Gaziayıntap) ‘a tahvil olunmuştur.

    Madde 2- Bu kanunun icrasına Dahiliye Vekili memurdur.

    Madde 3-İş bu kanun tarih-i neşrinden itibaren mer’idir.
    Kanun teklifi, böylece T.B.M.M’nin 6 Şubat 1921 günlü 147’inci toplantısında oy birliği ile ve alkışlarla kabul edildi, 8 Şubat 1921 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 20 Ekim 1921’de Ankara İtilafnamesi ile Fransızlar Antep’i terk etmeyi resmen kabul etmişlerdir. Gerçekte ise Fransızlar 8 Şubat 1921’de Antep Türkleri ile yaptıkları mütareke ile işgallerinin geçici olduğunu belirterek Antep’i terk etmeye söz vermişlerdi. 25 Aralık 1921’de Ankara’ya bağlı kuvvetler Antep’e girmişlerdir. Her yıl 25 Aralık Antep’in kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır. “GAZİLİK” Antep’te Nasıl Duyuldu?..

    Gaziantep’in bir kurtuluş gününde,radyoda yayınlanmak üzere mücahitlerden birisi ile konuşuyorduk. Muharip, Şahinbey Harpleri’nde, Çınarlı Cephesi’nde döğüşenlerden Mustafa Alçı idi.Sordum:

    -Antep’e gazilik ünvanı verilmiş.Siz ne zaman duydunuz? Memnun oldunuz mu?

    Hiç unutmuyorum,bu gün görmüş gazi adeta öfkeyle bağırdı mikrofon başında:

    -“Ne diyorsun Bey, sen ne diyorsun? Antep’i sen o gün görmeliydin.Yurdumuz, yuvamız, yıkılmış, her evden 1-2 şehit çıkmış. Herkes şehidinin,yaralısının başında ağlaşıyor... Antep’in daha dumanları tütüyordu. Kim düşünür ünvanı, kim düşünür madalyayı ?

    Hem biz madalya için mi döğüştük ?

    Dinimiz için, milletimiz için, namusumuz için döğüştük...

    Ankara’da meclis uygun görmüş, vermiş. Biz aylar sonra duyduk !”

    Ankara’da T.B.M.M bahtı kara şehre Gazilik ünvanı verirken, Antep bir ölü evi gibiydi : Tüm ümitler kırılmış, herkes bitkin, herkes aç...

    Çetelerin bir kısmı silahlarıyla ailelerinin bulunduğu evlere mağaralara, mahzenlere döndüler.Huruçla çıkmayıp şehre geri dönen muhariplerin toplamı 500 kişiyi geçmiyordu.Düşmanlar huruç harekatı yapıldığını öğrenince şehri her zamankinden daha şiddetli bir şekilde akşama kadar bombaladı. Kalan az sayıda müdafilerle yeni bir huruçta yapılamazdı.Düşmanın amacı, etrafı şehir cepheler kumandanı Özdemir Bey ile Heyet-i Merkeziye azalarını ele geçirmekti. Bunu kolorduda biliyor, o nedenle Selahattin Adil Bey ( Siz ve müdafiler yapılacak huruçla mutlaka harice çıkmalısınız) diyordu. Sonuçta bu akşam sessiz bir huruç yapılmasına karar verildi.

    Gece yarısından sonra, içerde kalan, özellikle düşmanın tutsak etmek istediği Özdemir Bey, Heyet-i Merkeziye üyeleri ve memurlarla, doktorlar ( halktan 200 kişi ile ) Posta Burçlu Mehmet’in rehberliğinde, Antep’in kuzeyindeki Beylerbeyi yolundan harice çıktılar. Yarım saat sonra, Posta Elbistanlı Hoca ile, polis, Jandarma ve halktan 200 kişi kadar bir grup şehrin batısındaki, Maanoğlu köprüsü yoluyla İbrahimli istikametinden şehri terk ettiler. Çoğunluğunu kadınların ve çocukların teşkil ettiği yaklaşık 200 kişide şehrin öbür tarafından harice çıktı. Şehri terk eden bu üç grupta gecenin zifiri karanlığında, dondurucu soğukta, karlara ve sulara basa basa korkunç bir sefalet ve ızdırap içinde Antep’i terk ettiler...Bu silahsız ve bitkin insanların şehir dışına çıkışını Fransız birliklerinin görmemesi mümkün değildi. Ama ne sebeptense düşman bu insanların çıkışına kayıtsız kaldı.


    ANTEP'E GAZİLİK ÜNVANIN VERİLMESİ ÜZERİNE)

    "Türkler, hürmetle eğiliniz Antep karşısındasınız! Onu, o aşkı vatan timsalini, kendi ezeli ve fıtri kahramanlığınızı selamlıyorsunuz!

    Fransız ordusu başta mızıka, mezbeğe gider gibi alaylar, şakalar içinde yola düşmüştü. Onlar ilk merhalede mavi gömlekli halkın kendilerine alıştırdığı gibi bu havalide de Fransız ordusu gözükür gözükmez, yerlilerin önlerinde hemen rüku edeceğini zannediyorlardı ve hayellerinde girecekleri beyaz kulelerin rekzedecek üç renkli bayrağı, gülerek neşe içinde yürütüyorlardı.

    Fakat bir gün fıstık ağaçlarının gölgesinde billur ırmakların kenarından yürürken birdenbire bir mermi sağnağına tutuldular.

    "Kemalilerin hafif bir eşkiya çetesi olacak" dediler. Halbuki, Antep karşısında idiler.

    Ve işte o zaman bu zamandır, o gün durdukları yerden bir adım ilerleyemediler. Dokuz aydır o küçük kasaba, dibi olmayan bir fıçı gibi Fransızların kafile kafile, akın akın getirdikleri bütün askerleri yuttu.

    O zaman Frenkler, Arap hudutlarını geçtiklerini, Türk toprağında olduklarını anladılar!
    Evet karşılarında bir avuç insan vardı! Evet, silahsızdılar, müdafaasızdılar, azdılar, bir avuçtular, fakat bir avuç Türktüler! ve bu muzaffer Fransız ordusunu tevkife kafi geldiler.

    Kahraman Antepliler! Yanmış yıkılmış evlerinizin enkazını, kendinize siper yaptınız, on kişi bir tüfeği bekliyorsunuz, birinizin şehadetine mütakip hemen öbürü tüfeği yakalıyor ve yine topların tankların hücumuna karşı delik deşik gögüslerini hail yaparak kazandığınız mevkii, şerefi kimseye vermiyorsunuz.

    "Gaziantep sen bir abidesin! Sen ikinci bir (Plevne), ikinci bir (Çanakkale)sin. Sen kahraman Antep, bütün bu elem günlerinin teselli, bu necat günlerinin ümidisin! Mütakere muharebe şerefi iftiharı oldun! Avrupa'nın çelik, camit ruhunu gevşeten bir secaat ateşi oldun! Biz bugün senin yeşil ağaçlarının sakin gölgesinde milli tarihimizin en ünlü vakıasını, en safşaheserini, milli kahramanlığımızın ilahi bir timsalini seyrediyoruz.

    Onun için hükümet bugün senin yaralı ve asil gögsüne gazi nişanını takarken, bütün millet birden karşısında huşu ile, şükranla eğiliyor!

    Gaziantep! Dünyada bir tek Türk kaldıkça senin ismin mukaddes tanınacak, dünya durdukça senin gazi kalan Türklüğün ebedi bir timsalin olacaktır."
     

Sayfayı Paylaş