Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Duanın Önemi

Konusu 'Diğer Dualar' forumundadır ve rehber85 tarafından 7 Ekim 2007 başlatılmıştır.

        
  1. rehber85

    rehber85 Aktif

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    410
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    gazi mezunu..
    Yer:
    Ankara
    Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

    "(Ey Muhammed!) Kullarım sana beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki, doğru yolu bulalar."(2)
    Bu ayet-i kerime duanın önemini belirtiyor; Bazı kimseler Peygamberimize gelerek Allah hakkında bilgi istemiş, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz yakın mıdır, O'na gizlice yalvaralım? Yoksa uzak mıdır, O'na bağıralım?(3) Onların bu sorusunu, Allah Teala Peygamberine indirdiği bu ayet-i kerime ile cevaplandırıyor; "Ben gerçekten yakınım ..." buyuruyor. Biz her ne kadar hatalı davranışlarımız sebebiyle yaratıcıya uzak isek de O, bize yakındır.
    Nitekim; "Biz o insana şahdamarından daha yakınız" (4) buyuruluyor.


    Ebu Musa'I-Eş'ari (r.a) anlatıyor: Peygamberimiz Hayber'e savaşa giderken askerler bir vadiye geldiklerinde yüksek sesle "Allah Ekber, Allahu Ekber, Lailahe illellah-Allah uludur, Allah uludur. Allah'tan başka ilah yoktur diye tekbir almışlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz askerlere:
    "Kendinize acıyınız (yavaş tekbir getiriniz) çünkü, siz ne sağır çağırıyorsunuz, ne de gaibe (burda olmayana) sesleniyorsunuz. Kuşkusuz siz iyi işiten ve size çok yakın olan Allah'a dua ediyorsunuz. O, her zaman (ve her yerde) sizinle beraberdir" buyurdu. (5)



    Dua, yüce yaratıcıya yönelerek O'ndan istek ve dilekte bulunmaktır. O'ndan başkasından dilekte bulunulmaz. Kulun isteklerine O'ndan başkası cevap veremez. Çünkü her şeyi gören, işiten ve her şeye gücü yeten yalnız O'dur. Bu sıfatlar O'ndan başkasında bulunmaz. Dua, aynı zamanda ibadettir. Nitekim Peygamberimiz: "Dua. ibadetten ibarettir" (6) buyurmuştur.


    Ebu Hureyre (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    "Allah katında duadan daha faziletli bir şey yoktur."(7)
    Allah Teala sonsuz merhamet ve lutuf sahibidir. Kendisine içtenIikle yalvaranları boş çevirmez. Konuya başlarken mealini sunduğumuz ayet-i kerime'de Allah Teala bunu açıkca bildiriyor. Bir başka ayette de:

    "Bana dua edin kabul edeyim"(8) buyuruyor. Enes (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

    "Şüphesiz Allah Teala haya ve kerem sahibidir. Bir kimse ellerini kendisine doğru kaldırıp dua ettiğinde onları boş döndürmekten haya eder."(9)

    Hadis kitapları dua ile ilgili rivayetlerle doludur. Peygamberimizin zaman zaman yaptığı dualar da bilinmektedir. Geçmiş peygamberlerden bir kısmının yaptıkları dualar ve bunların kabul edildiği Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir. Buna rağmen bazı kimseler duanın insan hayatı üzerinde hiçbir etkisi olmayacağını söylemek cüretinde bulunmuşlardır. Şöyle diyorlar: Allah Teala kainatta olup bitecek olayları ve insanın hayatı boyunca nelerle karşılaşacağını, neleri başarıp neleri başaramayacağını, ezelde takdir etmiştir. Zamanı gelince bunlar Allah'ın takdirine uygun olarak meydana gelecektir. Ezelde takdir edilmemiş olayların ise meydana gelmesi imkansızdır. Durum bu olunca dua neyi değiştirecektir? Ayrıca bu görüşlerine şu hadis-i şerifleri de delil göstermektedirler. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

    "Allah kaderleri (kainatta olup bitecek olayları) insanları yaratmadan şu kadar ve şu kadar yıl önce takdir etmiştir."(10)

    "Olacak şeylerde kalem (yazma işini bitirmiş ve) kurumuştur." (11)

    "Dört şeyle ilgili işlem bitirilmiştir; ömür, rızık, yaratma ve huy." (12)


    İşte Peygamberimiz de her şeyin ezelde takdir edilmiş olduğunu bildiriyor. O halde duanın etkisi ne olacaktır? diyorlar. Bunların hatası kaderi yanlış anlamaları ve bu konudaki hadis-i şerifleri yanlış yorumlamalarıdır. Bunlar, insanların kendilerine özgü bir iradeye sahip olmadıklarını, bütün işlerinin ilahi gücün zorlayıcı etkisi ile meydana geldiğini söylüyorlar. Bunlar, kelam'da "Cebriye" diye anılan guruplardır. Bunlara göre kulda ne fiil, ne irade ve ne de kudret vardır. Kul yaptığı işleri kendi iradesi ile yapmaz. Allah'ın mutlak kudret ve iradesi ile meydana gelir. Kul, bir iyilik yapmışsa buna mecbur olduğu için yapmıştır. Bir kötülük de yapmışsa ona da mecbur olduğu için yapmıştır. Evet, böyle diyorlar ve duanın etkisini inkar ediyorlar. Fakat, kader bunların anladığı gibi değildir. Kader bir işi yapmaya bizi zorlamaz. O takdirde sorumluluğun anlamı kalmaz. Bizi yaratan Allah Teala bize akıl, irade ve güç vermiştir. İnsan akıl ve iradesi ile iyi olanı seçecek, kötü olandan sakınacaktır. İnsanın bu iyiyi seçme ve kötüden sakınma gücüne "irade-i cüziyye" diyoruz. Bu gücümüzü kullanarak iyi, kötü, yararlı ve zararlı olandan hangisini seçeceğimizi Allah Teala ezelde, bizi yaratmadan çok önce biliyor ve buna göre takdir ediyor. Yoksa bizi her hangi bir işi yapmaya zorlamıyor. İşte kısaca kader budur.

    Şimdi duaya gelelim. İnsanın dua edeceği ezelde bilinen bir şey ise, o dua her halde yapılacaktır. Eğer ezelde Allah Teala o kulun dua etmeyeceğini biliyorsa, bu dua zaten yapılmayacaktır. Ezelde duaya bağlı olarak takdir edilen işlerin de her halde dua şartı ile olacağının bilinmiş olması gerekir. Bir örnek olarak; istemek ve azmetmek şartı ile başarılı olacağı takdir edilmiş olanın, başarısı, istemeye ve azmetmeye bağlı olduğu gibi, dua da böyledir. İmran İbn Huseyn (r.a.) diyor ki:

    Bir kimse Peygamberimize: -Ey Allah'ın Resûlü! Cennetlikler, Cehennemliklerden (Allah'ın takdiri ile) bilinir mi ? diye sordu Peygamberimiz: -Evet bilinir, buyurdu.
    Adam: -Cennetlik ve Cehennemlikler ezelde belli olunca, insanlar neden hayır işlesin ve ibadet yapsınlar, (nasıl olsa Cennetlik mi, Cehennemlik mi oldukları ezelde biliniyor) diye sordu.
    Peygamberimiz: - Herkes niçin yaratılmış ise onu yapar, kendisi için ezelde ne mukadder ve müyesser kılınmış ise onu işler, buyurdu.(13)

    İmran soruyor: -İnsanların Cennetlik veya Cehennemlik olmaları madem ki Allah'ın ezeldeki takdiri iledir. O halde insanların ibadetlerinin, hayır ve dualarının bunda etkisi ne olabilir? Nasıl olsa onun Cennetlik mi Cehennemlik mi olduğu ezelde takdir edilmiştir.

    Peygamberimiz bu soruya şu cevabı veriyor: -Kulun görevi, niçin yaratılmış ise onun gereğini yapmak ve yaratanın kendisini yükümlü tuttuğu kulluk görevini hayatının sonuna kadar devam ettirmektir.

    Cennetlik kişinin belirtisi, sapıklığa düşmeden ömrünün sonuna kadar doğru yolda yürüyerek, Cennete ermesi şeklinde açıklanabilir. Cehennemlik kişinin alameti de hayatının sonuna kadar sapıklığa düşmüş olmasıdır ki, bu da bu sapıklığı ile Cehennemi boylamış olmasıdır.

    Akla şöyle bir soru gelebilir: Kişinin Cennetlik veya Cehennemlik olması ezelde Allah'ın takdiri ve daha ana karnında iken bu suretle damgalanmasının eseri olduğuna göre, bu durum, o kişinin serbest hareket etmesine engel değil midir?

    Hayır, değildir. Çünkü bu takdir, Allah'ın ilim ve iradesinin eseridir. Yani Allah, bir kişinin dünyaya geldikten ve erginlik çağına erdikten sonra iradesini ne yöne kullanacağını ve sonunda Cennetlik veya Cehennemlik mi olacağını ezelde bildiği ve bu bilgisine göre böyle takdir ettiği için, bu takdir o kişinin serbest hareket etmesine engel değildir. Az önce meallerini sunduğumuz hadis-i şerifleri ve benzerlerini böyle anlamak gerekir. Çünkü dua hakkında pek çok ayet-i kerime vardır. Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de peygamberlerin yaptıkları dualardan örnekler vardır. Şu ayet-i kerimeler duanın önemini ifade ediyor. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "(Ey Muhammed) De ki duanız olmasa Rabbim size ne diye kıymet versin?"(14)

    "Onlar mı hayırlı yoksa darda kalana, kendisine yalvardığı zaman karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var ! Ne kadar da az düşünüyorsunuz?"(15)

    "Hiç olmazsa onlara böyle azabımız geldiği zaman bari yalvarsaydılar."(16)

    İşte değerli mü'minler! Bütün bu ayet-i kerime ve hadis-i şerifler karşısında duanın insan hayatı üzerindeki etkisini inkar etmek ve duanın faydası yoktur demek çok yanlış ve çok hatalıdır. İslâm bilginleri, duanın etkisini ancak sapık olanlar inkar eder, demişlerdir.

    Dua ile ilgili bilinmesi lazım gelen hususları şöylece özetleyebiliriz: 1- Duayı en çok etkileyen husus kişinin kazancıdır. Helal lokma duanın kabulü için gereklidir. Ebû Hureyre anlatıyor. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

    "Ey insanlar! Allah tayyiptir (her türlü noksanlıklardan münezzehtir) temiz ve helal olanı ancak kabul eder. Allah müminlere de peygamberlere emrettiği şeyleri emretmiş ve: "Ey Peygamberler! Helal olan şeylerden yiyin ve salih -iyi işler- yapın. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim." (Müminûn, 51 ).

    Müminlere de şöyle emretmiştir: "Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların helal ve temiz olanlarından yiyin. Eğer yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin."(Bakara, 172). Sonra Peygamberimiz konuşmasını şöyle sürdürmüştür: "Bir kimse (hac gibi) uzun yolculuğa çıkar, saçları dağılmış, toz toprak içinde kalmış bir halde ellerini semaya kaldırarak; "Ey Rabbim, ey Rabbim" diye dua eder (ve dileklerde bulunur). Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haramla beslenmiş, böylesinin duası nasıl kabul edilir?"(17)

    İbn Abbas (r.a.) anlatıyor. Peygamberimizin yanında: "Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin." (Bakara, 168) ayet-i kerimesi okunduğunda, Sa'd b. Ebî Vakkas ayağa kalkarak: - Ey Allah'ın Resûlü, Allah'a dua et, beni duası kabul olanlardan kılsın, dedi. Peygamberimiz: "Ey Sa'd! Yiyeceğini helal olandan seç, duan kabul olur. Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, kul, haram Iokma yediği zaman kırk gün duası kabul olmaz. Haramla beslenen vücut ateşi hakeder" buyurdu.(18) Müslüman, kazancının helaldan mı haramdan mı olduğuna dikkat etmeli, haram olan kazanca itibar etmemelidir. Ancak bu sayede Allah duasını kabul eder.

    2- Dua için seher, Cuma ve arefe gibi mübarek vakitleri seçmek. Dua her zaman için yapılabilirse de bazı vakitlerde yapılması, duanın daha çabuk kabul görmesini sağlar. Bu vakitlerden birisi seher vaktidir. Allah Teâlâ, geceleri dua, ibadet ve istiğfar ile meşgul olanları Kur'an-ı Kerim'de övüyor ve şöyle buyuruyor: "Şüphesiz ki Allah, isyandan sakınanları, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Kuşkusuz onlar bundan önce dünyada güzel davrananlardı. Geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi."(19) Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Gecenin üçde ikisi geçip de son üçde biri kaldığında yüceler yücesi olan Rabbimiz, (keyfiyetini bilmediğimiz bir şekilde) dünyanın semasına iner ve: "Bana kim dua eder ki onun duasına icabet edeyim, benden kim ister ki dileğini vereyim, benden kim mağfiret diler ki onu bağışlayayım" buyurur.(20) Ebû Umame (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimize: -Ey Allahın Resûlü, hangi dua daha makbuldur? diye sorulmuş, Peygamberimiz: "Gece yarısı ve farz namazlardan sonra yapılan duadır" buyurmuştur.(21) Cabir (r.a.) de şöyle demiştir: Peygamberimizin şöyle buyurduğunu işittim: "Gecede duanın kabul olacağı bir saat vardır ki, her hangi bir müslüman ona rastlar da dünya ve ahirete dair Allah'tan hayır dilerse, muhakkak Allah dilediğini yerine getirir. Bu saat her gecede vardır." (22) Cuma gününde de duaların kabul olacağı bir saat vardır. Kim o saate dek getirir ve Allah'tan bir dilekte bulunursa, Allah Teâlâ onun dileğini kabul eder. Ebû Hureyre (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Cuma gününde bir saat vardır ki, müslüman o saate rastlar da Allah'tan bir şey dilerse, Allah onu kendisine mutlaka verir."(23)


    3- Allah'tan meşru olmayan bir dilekte bulunmamak. Ubade b. es-Samit (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yeryüzünde hiçbir müslüman yoktur ki bir günahı veya akraba ile ilişiği kesmeye "vesile" olacak bir dilekte bulunmadığı sürece, her hangi bir dua ile dua etsin de Allah Teâlâ ona istediğini vermesin veya o duasına karşılık bir kötülüğü ondan uzaklaştırmasın." Dinleyenlerden birisi: - Öyle ise biz de çok dua ederiz, deyince, Peygamberimiz: "Allah'ın lutuf ve ihsanı istediğinizden daha çoktur" buyurdu.(24) Bu hadis-i şerife göre Allah Teâlâ kendisine, meşrû olmayan bir dilekte bulunmak hariç, diğer dilekleri yerine getireceğini müjdelemektedir.


    4- Duada acele etmemek. Çünkü her şeyin belli bir zamanı vardır, o zamanı beklemek gerekir. Peygamberimiz buyuruyor: "Bir kul günahı veya akrabası ile dargınlığa vesile olacak bir şey dilemedikçe ve bir de acele etmedikçe duası kabul olunur." Peygamberimize: -Ey Allah'ın Resûlü, duanın kabulüne engel olan acele etmek ne demektir? diye soruldu . Peygamberimiz: "İnsan, çok dua ettim de kabul edilmedi, der. Dileğinin gecikmesinden dolayı duayı terkeder. İşte acele etmek bu demektir" buyurdu. (25) Görülüyor ki, İnsan Allah'tan bir dilekte bulunduğu zaman kabul edilmesi gecikirse acele edip de, "işte dua ettim de kabul olmadı" diye duadan vaz geçmesin, duasına devam etsin. Çünkü Allah Teâlâ dua edenin duasına icabet buyuracağını Kur'an-ı Kerim'de va'detmiştir.


    5- Dua eden kimse içten dua ederek yaptığı duanın kabul edileceğine inanmalıdır. Duam kabul edilir mi, edilmez mi gibi bir tereddütle yapılan dua makbul olmaz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Dualarımızın kabul edileceğine inandığınız halde Allah'a dua edin. İyi biliniz ki Allah, gafil olan ve gönlü Allah'tan başka bir şeyle meşgul bulunan kimsenin duasını kabul etmez." (26)


    6- Dua eden kimse korku ve derin bir saygı içerisinde bulunmalı, bağırarak yalvarmaktan sakınmalıdır. Dua, küçüğün büyükten, acizin güçlüden ihtiyacını ciddi olarak istemesi demek olduğuna göre duada yalvarma halinde bulunmamak, ufak da olsa bir saygısızlık etmek, dua sınırını aşarak iltimas sınırına geçen bir haddini aşma olayı olduğu gibi, gizli bir şekilde yapmamak bağırıp çağırmak da ihlas sınırından gösterişe geçen bir hadsizliği kapsar. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de kendisine nasıl yalvaracağımızı bildiriyor ve şöyle buyuruyor: "Rabbinize dua edin, yalvararak ve gizli olarak. Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez."(27) Peygamberimiz de: "Siz ne bir sağıra, ne de bir orada olmayana dua ediyor değilsiniz, şüphesiz bir işitene ve yakına dua ediyorsunuz"(28) buyurmuştur. Duada fazla söz söyleme ve uzatma da bir nevi haddi aşmadır. Ebû Umame (r.a.) den rivayete göre, Abdullah b. Muğaffel oğlunun, "Allah'ım, Cennete girdiğimde sağ tarafındaki beyaz köşkü senden isterim" diye dua ettiğini işitince: "Oğlum, Allah'tan Cenneti iste ve ateşten O'na sığın. Ben Allah'ın Resûlünden dinledim, şöyle buyurdu: "Bir topluluk gelecek, duada haddi aşacaklar."(29)


    7- Dua edecek kimsenin abdest alması ve kıbleye dönerek ve geçmiş günahlarına tevbe etmesi duanın adabındandır. Böyle yapması duasının çabuk kabul olmasına sebeptir.


    8- Duadan önce Allah'a hamd etmek, Peygamberine salât ve selam getirmek. Fudele b. Ubeyd (r.a.) anlatıyor: Biz Peygamberimizin yanında oturuyorken bir adam içeri girdi, namaz kıldı. Sonra da: -Allah'ım, beni bağışla ve bana merhamet eyle, diye dua etmeye başladı. Peygamberimiz bu adama: "Acele ettin, ey namaz kılan, namazı kılıp da oturduğunda önce Allah'a layık olduğu şekilde hamdet, bana salat ve selam et, sonra da dua et" buyurdu. Bundan sonra bir adam namaz kıldı. Namazdan sonra Allah'a hamdetti, Peygamber sallahu aleyhi ve selleme salât ve selam etti. Bunun üzerine Peygamberimiz kendisine: "Ey namaz kılan, şimdi dua et, duan kabul olunur" buyurdu.(30)


    9- Duadan önce yoksullara ve kimsesiz çocuklara sadaka vermek ve yardım etmek. Hak sahipleri ile helallaşmak. Böylece hazırlıklı olarak Allah'a yalvarmalı ki Allah Teâlâ kendisine yapılan duayı kabul buyursun. Sonunda da: "Sübhane Rabbike Rabbi'I-İzzeti amma yesıfûn ve selamün alel-mürseline ve'lhamdülillahi Rabbi'l-alemin" diyerek duayı tamamlamak. Özet olarak işaret ettiğimiz bu hususlara uyularak dua ettiğimizde inşallah dualarımız makbul ve dileklerimiz yerine gelir. Peygamberimizin bir hadisi ile konuşmamızı tamamlayalım. Muaz İbn Cebel (r.a.) diyor ki: "Bir gün Peygamberimiz elimden tuttu ve: "Ey Muaz! Vallahi ben seni severim. Her namazın sonunda: "Allah'ım, seni zikretmek, sana şükretmek, sana güzelce ibadet etmek hususunda bana yardım et, duasını bırakmamanı tavsiye ederim" buyurdu.(31)


    ------

    1- Tirmizî, Daavat, 1.

    2- Bakara,186.

    3- Alûsî, Ruhu'I-Maanî, II/63.

    4- Kaf, 16.

    5- Buhari, Mağazî, 38; Müslim, Zikr, 13.

    6- Tirmizî, Dua, 1; İbn Mace, Dua, 1.

    7- Tirmizî, Dua, 1

    8- Mümin, 60.

    9- Ebû Davud, Salât, 358; Tirmizî, Daavat, 105.

    10- Müslim, Kader, l6; Tirmizî, Kader, 18.

    11-Tirmizî, İman,18.

    12- Mecmau'z-Zevaid, VII/195.

    13- Buhari, Kader, 2; Müslim, Kader, l; Tirmizî, Kader, 3; Ebû Davud, Sünnet, l6; İbn Mace, Mukaddime, 1O.

    14- Furkan, 77.

    15- Neml, 27.

    16- En'am, 43.

    17- Müslim, Zekat, 20; Tirmizî, Tefsiru'I-Kuran, 3.

    18- Et-Tergib, ve't- Terhib, II/547 (Hadisi Taberani "Evsat"inde rivayet etmiştir).

    19- Zariyat, 15-18.

    20- Buhari, Teheccüd, 14; Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafirine ve Kasriha, 24; Tirmizî, Salat, 329.

    21- Tirmizî, Daavat, 79.

    22- Müslim, Kitabu Salati'I-Müsafirine ve Kasriha, 23.

    23- Buhârî, Cuma, 37; Müslim, Cuma, 4; Tirmizî, salat, 354.

    24- Tirmizî, Dua, 9.

    25- Buharî, Daavat,22; Müslim, Zikir ve Dua, 25.

    26- Tirmizî, Daavat, 66.

    27- A'raf, 55.

    28- Buharî, Meğazî, 38; Müslim, Zikir,44,45; Ebû Davud, Vitir, 26; Tirmizî, Daavat, 57.

    29- Ebû Davud, Vitir, 23; İbn Mace, Dua, 12.

    30- Tirmizî, Daavat, 65; Ebû Davud, Salat, 358.

    31- Ebû Davud, Salât, 361.



    diyanet.gov.tr
     
  2. By_Salih

    By_Salih Üye

    Katılım:
    29 Ocak 2008
    Mesajlar:
    37
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    180
    Sana bir dua eden olsun
    Sen birine dua et!
    Duasız üşür yürekler...

    Biliyor musun?..
    Başkasına dua ettiğinde, aslında sen kendine dua ediyorsun!
    Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR YA DA
    KAYBEDIYORSUN!

    Çünkü melekler,
    Duan, rahmet ve hayr ise: " Bir misli de sana olsun, amin",
    Duan zulmet ve ser ise: " Bir misli de sana olsun, amin" derler...

    Dua: içimizle muhasebe olunacağımız bir SIR dır..
    Bir ayna gibidir tıpkı, içimizi yansıtır bize…
    Rabb'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapılardan
    yüreğimizce.. Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayırlara ermesi, şerre
    dua edenlerinse, rahmetten mahrum kalması bundandır iste..

    Duasız üşür yürekler bil!..
    Sana bir dua eden olsun
    Sen birine dua et!

    Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
    sana ummadık kapılar açan..
    Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...



    Hiç üşümesin yüreklerimiz için,



     

Sayfayı Paylaş