Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Dört Halife

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 13 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.428
    Beğenileri:
    121
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Dört Büyük Halife ya da Hulefa-i Raşidin
    (Raşid Halifeler veya Dört Büyük Halife)
    (Arapça: الخلفاء الراشدون‎)
    İslam Peygamberi Muhammed'in vefatının ardından seçimle görev yapmış halifelerdir.

    Hilafet sırasıyla:
    Ebu Bekir
    Ömer bin Hattab
    Osman bin Affan
    Ali bin Ebu Talib​
    [​IMG]
    Ebu Bekir
    (Arapça: عبد الله بن أبي قحافة عثمان بن كعب التيمي القرشي أبو بكر الصديق -
    Abdullah bin Kuhafe bin Kaab et-Teym el-Kureyş,
    Ebu Bekir es-sıddık) ,
    d. 573 - ö. 23 Ağustos 634),

    Sünni inanışına göre ilk halife. Müslümanlıktan önceki ismi Abdülkâbe´dir. Müslüman olduktan sonra Muhammed Ebu Bekir'i Abdullah olarak anmıştır.

    En yaygın kullanılan lakaplarından olan es-Sıddîk (sadık, iffetli) sebebiyle sık sık Ebu Bekir es-Sıddîk olarak anılır. Sıddîk lakabını Mirac olayını kendisine haber eden dönemin müşriklerine "Eğer olayı bildiren peygamberse doğru bildirmiştir" şeklinde cevap vermesinden sonra almıştır

    Muhammed bin Abdullah'ın, kızı Aişe ile hicret öncesinde Mekke'de evlenmesinden dolayı kayınpederidir. Halifeliği sırasında Kuran'ı mushaf haline getirtmiştir.

    Sünni inanışına göre İslâm'a giren hür erkeklerin; Raşit Halifelerin (Dört Halife) (632-634), aşere-i mübeşşere'nin ilkidir. Şii inanışına göre ilk müslüman Ali'dir.

    Soyu

    Ebu Bekir, Benu Teym'lerin Kureyş kabilesindendir, Mekke'de doğmuştur. Babası Ebû Kuhafe, annesi Ümmü'l-Hayr Selma'dır.

    Müslüman oluşu
    Peygamber ilk vahyi kendisine haber verdiğinde Müslüman olmuştur.

    İlk Müslüman tarihçilere göre tüccardı. Kazancının büyük bir bölümünü İslam dini için harcadığı yer alan Ebu Bekir ayrıca ilk Müslümanların İslama davet edilmesinde önemli rol almıştır. Muhammed 622 yılında Mekke'den Medine'ye giderken (Hicret) Ebu Bekir ona eşlik etmiştir. Bu konudan Kuran-ı Kerim'de Tevbe suresi 40. ayetde bahsedilmiştir:

    "Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle berâber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz bir takım ordularla onu desteklemiş, böylece inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe, 9/40)

    Fahreddin Razi, Leyl Suresi'nin "Temizlenmek üzere malını hayra veren takva sahibi, ondan (ateşten) uzak tutulur. Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır." mealindeki 17-21. ayetlerinin, özel olarak Ebu Bekir'den bahsettiğini ve bunun Ebu Bekir'in müslümanların en üstünü olduğu fikrini desteklediğini ifade eder.

    Halifeliği
    Hicret sonrasında Medine'de Mescid-i Nebevî'nin inşasına katılmış, yardımcı olmuştur. Bundan sonra birçok gazveye katılmış, Bedir Savaşı'nda oğlu Abdurrahman'a karşı savaşmak zorunda kalmıştır.

    Muhammed'in 632'deki vefatı sonrası yapılan çeşitli müzakerelerde Ebu Bekir'e bey'at edilmiş, kendisi halife olarak seçilmiştir. Müslüman toplumunun bir kısmı Ebu Bekir'in halifeliğini tanımamıştır.

    Muhammed'in vefatı sonrası ortaya çıkan dinden dönme hareketlerine ve kendisini peygamber ilan eden çeşitli şahıslara karşı savaşmıştır.

    Kur'an'ın mushaf haline getirilişi
    Ebu Bekir, hafızların bir bir öldürülmesi üzerine tedbir olarak Kur'an'ı mushaf olarak toplatmıştır.

    Yaklaşık iki yıllık süren halifeliği hastalanıp vefat etmesiyle son bulmuştur. Son günlerinde yerine imam olarak Ömer'i atamış daha sonra çeşitli istişareler sonrası kendisinden sonra Ömer'i halife tayin eden ahitnameyi Osman'a yazdırmıştır.

    Çocukları
    Ebu Bekir'in Ümmi Rüman adlı bir kadından dört çocuğu olmuştur. İsimleri Abdullah, Aişe, Esma ve Abdurrahman'dır. Abdurrahman, savaşlarda müşrik saflarına girmiştir.

    Lakapları
    Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinirdi.Ayrıca çok fazla teheccüde kalktığından dolayı"Vaktı Seherde Teheccüd Kılanların Babası" olarakta bilinir.

    [​IMG]
    Ömer bin Hattab
    Ömer bin el-Hattab
    (3 Kasım 581-, 7 Kasım 644)
    (Arapça: عمر ابن الخطاب), İslam Devleti'nin Ebu Bekir'den sonraki başıdır (634-644). Sünni kaynaklarına göre dört Raşit Halife (Hulefa-i Raşidin) arasında sayılmaktadır. Şia halifeliğini tanımaz. Sahabe ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Zaman zaman Sünni Müslümanlar "Ömer Faruk" (عمر فاروق) olarak anarlar.

    Müslüman oluşu


    Ömer r.a. Mekke müşriklerince HZ.Muhammed'i (s.a.v.) öldürmek üzere görevlendirilmiş, yolda bu niyetini anlayan bir sahabe tarafından, hedef saptırmak amacıyla, gizli bir müslüman olan kız kardeşinin evine yönlendirilmiş, önce gidip onunla ilgilenmesi söylenmiştir.

    Kız kardeşinin evine geldiğinde evden gelen Kur'an sesini işiten Ömer "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir..." diye başlayan Kur'an ayetlerinden (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetleri) çok etkilenerek Müslüman olmuştur."Esselamu'n ya Habib Allah!!!

    [​IMG]

    Osman bin Affân

    Osman bin Affân veya Osman ibn Affân
    (Arapça: عثمان بن عفان)
    (d. 580 - ö. 17 Temmuz 656)
    Dört Büyük Halife'den üçüncüsü, sahabi. 644 yılından 656'daki ölümüne kadar, 12 yıl boyunca, halifelik yapmıştır; Dört Büyük Halife'den en uzun süre halifelik yapan odur. Şia'da halifeliği kabul edilmeyen sahabedendir; zira Şii inancına göre hüküm sürmesi gereken ilk halife Ali'dir. Ümeyyeoğullarından olan Osman'ın künyesi Ebû Abdullahtır. Bunun dışında Ebu Leyla olarak da anıldığı olurdu

    Ebu Bekir'n yakın arkadaşlarından olan Osman İslam'a inanan ilk kişilerdendir. Aynı zamanda İslam peygamberi Muhammed'in de damadı olmuştur. Muhammed'in önce Rukiyye isimli kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Rukiyye'nin vefat etmesiyle Muhammed'in bir başka kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Ümmü Gülsüm de kendisinden önce vefat etmiştir. Peygamberin iki kez damadı olması, iki kızıyla evlenmiş olması hasebiyle 'Zi'n-Nureyn' yani "iki nur sahibi" olarak da anılır.

    Habeşistan'a hicret eden ilk sahabilerden olan Osman daha sonra Mekke'ye geri dönmüş, Medine'ye hicret kararının alınmasından sonra da Medine'ye hicret etmiştir. Bedir Savaşı dışında peygamberin hayatta olduğu dönemde yapılan tüm büyük savaşlara katılmış olan Osman, peygamberin Veda Haccı'nda da peygamberin yanında yer almıştır. Peygamberin vefatından sonra halife seçilen Ebu Bekir'e bey'at etmiştir. Ridde Savaşları sırasında Ebu Bekir'in danışmanı olarak Medine'de kalmıştır. Daha sonra Ebu Bekir'in Ömer'i bir sonraki halife olarak tayin eden belgesini kaleme alan da Osman'dır. Ömer'in hilafeti sırasında Ömer'e danışmanlık yapmış, Medine'de kalmıştır. Ömer kendisinden sonra aralarından bir sonraki halifenin seçileceği bir şura kurulmasını talep etmiştir. Ömer'den sonra kimin halife olacağı tartışmaları sırasında arabulucu Abdurrahman bin Avf'ın, başkalarının görüşlerini de alarak kendisini seçmesiyle halife olmuş, kendisiyle birlikte halifeliğe düşünülen Ali de kendisine bey'at etmiştir. Halife olduğu dönemde İslam devletinin sınırları genişlemiş, bir donanma kurulmuş, birçok ekonomik reform gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ilk İslamî paralar da onun zamanında basılmıştır; bunlar üzerine Bismillah basılmış İran dirhemleri idi. İlk İslam devleti dirhemi daha sonraları Emeviler döneminde basılmıştır. Ayrıca Kabe ve Mescid-i Nebevi de onun zamanında genişletilmiştir.

    [​IMG]
    Ali bin Ebu Talib
    (Arapça: علي بن أبي طالب) (d. 599 - ö. 661),
    İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yöneten dördüncü İslam halifesi. İslam peygamberi Muhammed'in amcasının oğlu, onun elinde büyüyen ilk çocuk, damadı ve ev halkındandır (Ehli Beyt). Sünni Müslümanlara göre Cennetle Müjdelenen On Sahabe'den (Aşere-i Mübeşşere) biri, Dört Büyük Halife'den (Hulefa-i Raşidin) dördüncü ve sonuncusu, Şii Müslümanlara göre ise Ondört Masum'dan biri, Oniki İmam'ın ilki ve Muhammet'in hak halefidir. İslam'daki Şii-Sünni ayrımı Ali'nin halifeliği mevzuuna dayanır.Sünniler Muhammet'in bir halef bırakmadığını (dolayısıyla müslümanların seçimi ile halifenin tayin olunduğunu söylerlerken), Şiiler ise Ali'yi halef bıraktığını söylerler ve ilk üç halifeyi kabul etmezler.

    İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kabe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir. Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Muhammet'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammet, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başladığında, Ali bu daveti kabul eden müttefiken ilk erkek olmakla birlikte, Şia'ya göre ilk, Sünni'lere göre ikinci insandır.
    Muhammet, Medine'ye hicret'i emrettiğinde, onu Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak Müşrik'leri kandırması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammet komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. İslam Devleti'nin üçüncü halifesi Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk savaşlar (İlk Fitne) patlak verdi. Kufe'de bir camide ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman Mülcem tarafından saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü. Kufe yakınlarında toprağa verildi.

    Ali, İslam Dünya'sının hemen her yerinde, imanı, adaleti, ülke yönetimi, dürüstlüğü, savaşçılığı, cesareti ve ilmi ile tanılır, anılır. İslam Tarikat'larının hepsi, kökenleri olarak Ali'yi gösterirler ve onun soyundan geldiklerini iddia ederler. Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.

    Doğumu ve Çocukluğu

    Mekke'de, Fil Yılı'nın (Amm’ul- Fil) 30. ayının 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599). Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kabe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır. Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammet herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib'in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Muhammet eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır.


    İsmi

    Bebeğin ismini kimin verdiği konusunda iki farklı görüş vardır; birincisi Ebu Talib'e bu ismin ilham olduğu, daha çok kabul gören ikincisi ise bebeğe bu ismi Hazret-i Muhammed (Sav)'ın verdiğidir.

    Ali'nin annesi, Muhammet'in dedesi olan Abdülmuttalib'in (Şeybe bin Haşim) kardeşi olan Esed bin Haşim'in kızıdır. Abdülmuttalib öldüğünde, Hz.Muhammed'e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslam Peygamberi'nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid'den ardından müslüman olan ikinci kadındır.

    Babası


    Ali'nin babası, Kureyş'in mutlak liderliğini babası Abdülmuttalib'den (Şeybe bin Haşim) devralan Ebu Talib idi. Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Muhammet'i himayesine aldı ve ölümüne dek (43 yıl boyunca) himayesini sürdürdü. Muhammet (s.a.v )peygamberliğini ilan ettiğinde ise Kureyş, Ebu Talib'in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Muhammet'e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.

    Çocukluğu


    Ali'nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed'e de anne diyorlardı. Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Muhammet büyüdüğünde, bir kuraklık Mekke'yi sarmıştı, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas'a bildirdi ve Abbas Cafer'i, Muhammet'se Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar. Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa'da o günleri şöyle anlatır:

    "Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi."

    Yine dönemin bir başka kaydına göre, Muhammet, Ali'yi omzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.

    Müslüman oluşu

    Şii ve Alevi inançlarına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren, 'Kâbe'de dünyaya gelen tek insan'dır. Sünni inancına göre ise, Muhammet'in eşi Hatice'den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır.

    Hicret

    Mekke'lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok Şia ve Ehli Sünnet müfessirlerinin görüşüne göre 'Allah-u Teala bu fedakarlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir:

    “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar.”
    (Bakara/207)​

    Muhammet bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine'ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Muhammed'e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammet'in kızı Fatma'yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine'ye doğru hareket etmiştir.

    Medine dönemi

    Ali Medine'de devamlı Hz.Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammet Ali'yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi.

    Eşleri ve çocukları


    Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.

    Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir. Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abuddullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuştur.

    Temim Kabilesinden Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir.
    Bu hanımından iki çocuğu olmuştur: Abdullah ve Ebû Bekir.

    Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys.
    Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir.

    İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Ali'nin hanımlarından birisidir. Mu-hammedu'l-Evsat da (Ortanca Muhammed) bu hanım*dan olmuştur.

    Havle bint-i Cafer el-Hanefiyye isimli eşinden "İbn-i Hanefiyye" diye bilinen Muhammed isimli oğlu dünyaya gelmiştir.

    Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said.
    Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur.

    Sünni Kaynaklı Hadislerden Hz.Ali

    -"Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder" [Nesai]

    -"Ali’yi sevmek ateşin odunu yaktığı gibi Müslümanların günahını yok eder" [İ. Asakir]

    -"Ali’ye düşman olanın düşmanı Allah’tır" [Ramuz]

    -"Ben ilmin şehriyim Ali ise kapısıdır" [Deylemi]

    -"İlim on kısım. Dokuzu Ali’de biri diğer halktadır. O bu biri de onlardan iyi bilir" [Ebu Nuaym]

    -"Ali’yi seven beni sevmiştir. Ona düşmanlık bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur" [Taberani]

    -"İmanın birinci alameti Ali’yi sevmektir" [M. Ç. Güzin]

    -"Ben kimin dostu isem Ali’de onun dostudur" (Suyutî, C.Kebir; Bekrî, 623/101)

    -"Ya Ali! Hayatın benimle, ölümün benimledir" (Taberani, Mu’cemu’l-Kebîr; Bekrî, 543/21)

    -"Ali dünyada ve ahrette kardeşimdir." (Münavî, Feyzu’l-Kadir, 4:355, 5589 No’lu Hadis)

    -"Her kim Ali’ye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur" (Müsned-i Ahmed; Bekrî, 590/68)

    -Resulullah (s.a.v), Hz.Ali () için şöyle buyurmuştur: “Senin bana oranla yerin, Harun’un Musa’ya oranla yeri gibidir. Sadece benden sonra peygamber yoktur.”

    -Cennet üç kimseye âşıktır: Ali b. Ebi Talib, Ammar b. Yâsir, Selmân-ı Farisî. (Suyutî, Câmiu’l-Kebîr; Bekrî, 727/245)

    -Biz Abdulmuttalib’in çocukları, cennetin efendileriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi...”(İbn Mece, a.g.e).


    Cesareti ve savaşçılığı

    Ali, Muhammet (s.a.v )'in katıldığı tüm savaşlarda sancaktar olarak bulundu. Sadece Tebük seferi'ne Muhammed'in emri ile Medine'de kaldığı için katılmamıştır.

    Bedir Savaşı

    Ali, Bedir savaşında karşı tarafının ordusundan yirmi bir kişiyi öldürdü. Öldürdüğü kişiler arasında Muaviye'nin dedesi Utbe, dayısı Velid ve kardeşi Hanzele de vardı. Uhud savaşında ise Kureyş'in meşhur savaşçılarından dokuz kişiyle çarpıştı ve muvaffak oldu. Bu savaşta bedeninden yetmiş yara almasına rağmen son ana kadar peygamberin yanında savaştığı ve Cebrail'in, Ali'nin bu fedakarlığını görünce birkaç defa: Zülfikar'dan başka kılıç, Ali'den başka da yiğit yoktur. ('la feta illa ali, la seyfe illa zülfikar'), dediği rivayet edilir.

    UHUD
    Hendek Savaşı


    Hendek Savaşı'nda, Araplar'ın ünlü savaş kahramanı Amr bin Abduved'in hendeği atıyla aşması üzerine çarpıştılar. Amr'a göre daha zayıf görünümlü olmasına ve Amr'ın küçümsemesine ragmen Ali galip geldi. Amr'ın, Ali tarafından yenilmesi Medine'yi kuşatan ve bu kuşatmayı destekleyenler arasında üzüntü ve ümitsizlik meydana getirdi. Hendek Savaşı'nın sonucunda Ali'nin bu başarısının önemli bir yeri olduğuna inanılır.

    Hayber Savaşı

    Hayber Savaşı'nda, ilk iki taarruzu yönetenler(Ebu Bekir ve Ömer) bir başarı sağlayamayınca peygamberin sancağı Ali'ye verdiği, Ali bin Ebu Talib'in de o gün karşı tarafı savunmasına galip gelinmesinde büyük rol oynadığı rivayet edilir.

    Bu savaşta Ali Hayber kalesinin kapısını eli ile yıktığı ve bu kapıyı kendisi için kalkan olarak kullandığı söylenir. Hayber kalesinin alınmasıyla Şam Suriye ticaret yolunun güvenliği sağlanmış oldu.

    Muhammet'in vefatı

    Ali, İslâm peygamberi vefat ettiğinde 33 yaşındaydı. Peygamberin damadı ve amcaoğlu olması hasebiyle en yakın akrabası konumunda olduğundan defin hazırlıklarıyla ilgilendi.Bu sırada Ebu Bekir ve Ömer Devlet işleriyle ilgileniyordu.İslam kurallarına göre naaşın defin öncesi yıkanması ve kefenlenmesi işlemlerini bizzat kendisi yaptı.

    Devletin başına seçilmesi


    632 yılında Muhammet'in vefatından sonra Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği kaygısı baş gösterdi. Müslümanların bir kısmı ilk olarak Ebu Bekir'in halifeliğini kabul ettiler. Ebu Bekir'den sonra sırasıyla Ömer bin El-Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib'in halifeliğini kabul ettiler. Bununla beraber bir kısım müslümanlar peygamberin amca oğlu ve damadı olan, çocukluğundan itibaren peygamberin evinde büyümüş ve onu korumak için kendi hayatını tehlikeye atmış olan Ali'nin ilk halifelik için daha doğru bir seçim olduğunu düşünüyorlardı. Rasulullah, Gadir Hum denilen yerde kendisinden sonra Ali'nin başa geçmesi gerektiğini bizzat söylemiştir . İslâm peygamberi Ali'ye hitaben şöyle demiştir:

    "Sen bana oranla Harun'un Musa'ya oranla sahip olduğu mevkiye sahipsin; ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir."


    Harun, Musa peygamberin kardeşidir ve kendisine vahiy gelmeyen peygamberlerdendir. Musa ibadet için 40 günlüğüne Sina Dağı'na çekildiğinde, kardeşi Harun'u İsrailoğulları'nın başında bırakmıştır (Araf Suresi, 142. ayet). Bu nedenle İslam peygamberinin bu sözü de Şiilerce Ali'nin hilafet için en uygun ve hak sahibi kişi olduğuna yorulur.

    Miras sorunu

    Muhammet'in dul eşlerinin yanı sıra Ali ve Fatıma'nın da, Ebu Bekir'in hilafetinden hoşnutsuz olmalarının bir başka nedeni daha vardı. Muhammet vefat ettiğinde geride önemli miktarda arazi ve mal varlığı bıraktı. Bunların en meşhuru tartışmaların da odağında olan Fedek Arazisi'dir. Ebu Bekir'e göre bu mal ve araziler peygamber tarafından halkın yararına idare ediliyordu ve dolayısıyla devlete aitti. Ali ise "Muhammed'e gelen veraset ile ilgili vahiylerin peygamberin mirasını da kapsadığını" iddia ederek bu duruma karşı çıkıyordu. Zira Kur'an'da vefat eden bir kişinin mirasının nasıl pay edileceği izah edilmektedir.

    Eşi Fatıma'nın ölümünden sonra Ali Fatıma'nın peygamberin mirasından payını almak için tekrar başvurdu ancak başvurusu aynı nedenlerle bir kez daha reddedildi. Bununla birlikte Ebu Bekir'den halifeliği devralan Ömer, Medine'deki arazileri Muhammed'in kabilesi Haşimoğulları adına Ali ve Abbas'a verdi; Hayber ve Fedek Arazisi'ni ise devlet malı saydı. Şii kaynaklarına göre bu durum, Muhammet (s.a.v )'in soyundan olanlara (Ehl-i Beyt), baskıcı halifeler tarafından yapılan haksızlıkların bir başka örneğidir.

    Hilafeti

    Müslümanların bir kısmı Ali'nin, kendinden önceki halifeleri kabul ettiğine inanırlar. Bununla beraber kendi halifeliğine kadar hiçbir savaşa katılmayışı diğerlerini halife olarak kabul ettiğine yorulur. Üçüncü Halife Osman asiler tarafından öldürülünce halk Ali'ye biat ederek onu hilafete seçti. Osman taraftarlarının bir kısmı onun katilini bulana kadar Ali'yi halife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve Müslüman toplumu ilk kez iç savaşa sürüklendi. İslam Devleti Ali ve Muaviye önderliğinde ikiye bölündü. Müslüman toplumunu ilk kez iç savaşa sürükleyen bu duruma İslam literatüründe "İlk Fitne" denir.

    Ali, 4 yıl 9 ay süren hilafet'i müddetinde peygamberin siretine uyup, hilafet'e inkılap ve kıyam ruhu verdi. Toplumda çeşitli ıslahlara baş vurdu.

    Cemel Vakası

    Ali bin Ebu Talib, İslam Devleti'nde çıkan karışıklıkları yatıştırmak için Basra yakınlarında ittifak kuran peygamberin dul eşi Ayşe, Talha ve Zübeyr gibi İslamiyetin tanınmış simaları ile savaştı. Ali'nin zaferi ile sonuçlanan savaşta Talha ve Zübeyr öldürüldü.

    Bu olay Ayşe'nin devesinin etrafında gerçekleştiği için Arapça cemel (deve) kelimesine atfen Cemel Vakası adıyla bilinmektedir.

    Sıffın Savaşı

    Irak ve Şam sınırlarında Muaviye ile savaştı. Sıffin Savaşı olarak bilinen bu savaş bir buçuk yıl devam etti. Bu şavaşta Ali tarafları öne geçtiği zaman muaviye Kur'an yapraklarını yırtarak kendi askerlerinin mızraklarının ucuna taktırmıştır.Daha fazla kayıp vermemek ve Ali'nin iyi bir müslüman olmasından faydalanarak savaştan kaçmaya çalışmıştır.Böylece hakem olayı vuku bulur.

    Nahrevan Savaşı

    Nehrevan adıyla bilinen muharebede Haricilerle savaştı.

    Vefatı

    Nehrevan Savaşı'nda rakiplerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra, Hariciler'den üç kişi Mekke’de Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı müzakereler yaptıktan sonra Ali'yi öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abdurrahman bin Mulcem, Ali'yi öldürmeyi üstlendi ve Kufe’ye hareket etti. Kufe'de bir camiide ibadet ederken Haricilerden Abdurrahman bin Mulcem'in zehirli bir kılıç darbesi ile yaralandı. Bu saldırının amacı Nahrevan yenilgisinin intikamını almaktı.

    Halife Ali bin Ebu Talib, Abdurrahman bin Mulcem'in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: “Fuztu ve Rabb’il Ka’be!” (Kabe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim!). İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü öldü (M.S. 661). Defnefildiği yeri uzun bir süre yalnızca en yakınları bilmiş, yaklaşık bir asır sonra Cafer-i Sadık mezarının Necef'te olduğunu bildirmiştir.

    Ali ölünce İslam Devleti ve hilafet, 20 yıllığına, uzun yıllar savaştığı I. Muaviye'nin eline geçti.

    İlmi

    Gerek Sünni gerekse Şii kaynaklarında Ali bin Ebu Talib'in ilmi üstünlüğünden sıkça bahsedilir. Muhammet onu ilim şehrinin kapısı; insanların en bilgini; ahkam ilminin en alimi ve ümmete Ehli Beyt'i açıklayan kimse olarak nitelemiştir. Ali Kuran'ın tüm ayetlerini,ne zaman indirildiklerini ve hangi olayla bağdaştırıldığını ezbere bilmekteydi. Bunda çocukluğunun Muhammet'in yanında geçmesinin büyük rölü vardır. İslam peygamberi bir hadisinde şöyle demiştir:
    “ Ben hikmetin şehriyim, Ali ise kapısıdır. ”

    Kendisi ise şöyle demiştir:
    “ Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. ”


    Lakapları
    Şir-i Yezdan
    Kur'an-ı Natık (konuşan Kuran)
    Haydar
    Haydar-ı Kerrar
    Aliyyel Murtaza
    Şah-ı Velayet
    Esed
    Esedullah (Allah'ın Arslanı)
    Şah-ı Merdan
    Seyfullah

    Künyesi
    Ebu Hasan (Hasan'ın Babası)
    Ebu Turâb (Toprağın babası)





    Vikipedi, özgür ansiklopedi

     

Sayfayı Paylaş