Divan edebiyatı şairleri ve hayatları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 16 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    102
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    A

    Abdi
    Abdullah Bosnevi
    Abdullah Vassaf Efendi
    Abdürrahman Eşref
    Adem Dede
    Ahmed Paşa (şair)
    Ahmed-i Dâ'i
    Ahmedi
    Arife Hanım
    Aydınlı Visali
    Aşkî İlyas
    Âdile Sultan
    Âşık Paşa

    B

    Bağdatlı Ruhi
    Bâki (şair)

    C

    Cemîlî

    D

    Derviş Paşa

    E
    Edirneli Nazmi
    Enderunlu Fazıl
    Esrar Dede
    Eşrefoğlu Abdullah Rûmî

    F

    Fehîm-i Kadîm
    Fıtnat Hanım
    Fuzûlî


    G

    Gevheri

    H

    Hatice Nakiye Hanım
    Hayâlî (şair)
    Hayreti
    Hıfzı Mehmed Efendi
    Hızır Reis
    Hâmî-i Âmidî

    İ

    İbrahim Gülşeni

    K

    Kadı Burhaneddin
    Kafzade Abdülhay Çelebi
    Kami
    Koca Mehmed Ragıp Paşa
    Küplüceli Öznur

    L

    Latîfî
    Leskofçalı Galip

    M

    Mihrî Hatun

    N

    Necâtî
    Nedim
    Nef'i
    Nev'îzâde Atâyî
    Neşati
    Nâ'ilî
    Nâbi

    P
    Priştineli Mesihi

    S
    Salacıoğlu
    Sarhoş Abdi
    Leyla Saz Hanım
    Sırrî Hanım
    Sünbülzade Vehbî

    Ş

    Şeref Hanım
    Şeyh Galip
    Şeyhî
    Şâhidî İbrahim Dede

    T

    Tacizade Cafer Çelebi
    Tatavlalı Mahremi

    U
    Usûlî

    Y
    Yenişehirli Avni

    Z

    Zekeriyazade Yahya
    Zeynep Hatun
    Zâtî




  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    102
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    A

    Abdi
    Abdullah Bosnevi
    Abdullah Vassaf Efendi
    Abdürrahman Eşref
    Adem Dede
    Ahmed Paşa (şair)
    Ahmed-i Dâ'i
    Ahmedi
    Arife Hanım
    Aydınlı Visali
    Aşkî İlyas
    Âdile Sultan
    Âşık Paşa



    [​IMG]
    Abdi
    Osmanlı Devleti Türk divan şair'i 16. yüzyılda yaşamıştır. Yaşamı hakkında bilgi yoktur.Doğum ve ölüm tarihleri'de bilinmemektedir. Ancak 1545 yılında yazılmış 1071 beyitlik Niyazname-i Sa’d ü Hüma (Sad ve Hüma’nın yakarışları) adlı bir mesnevi'si vardır.Diğer bir yapıtı da Nüzhatname-i Abdi (Gül ü Nevruz) (Gülbahçesi veya Nevruz Gülü) ‘dür. Her iki yapıtın konusu da iran edebiyatından alınmıştır. Bu iki yapıtında dil tarihi bakımından önemi vardır. Niyaznamede'ki bir kayıttan Nüzhatname-i Abdi (Gül ü Nevruz) (Gülbahçesi veya Nevruz Gülü) adlı yapıtın Manisa'da bulunan Şehzade Selim’e sunulduğu anlaşılır.


    [​IMG]
    Abdullah Bosnevi
    Abdullah Bosnevi Osmanlı Devleti’nde Melami mutasavvıf.

    Bosna’da 1584 yılında doğmuştur. Abdullah Bosnevi ilköğrenimini Bosna’da yaptıktan sonra istanbul’a giderek dönemin ünlü bilginlerinden islam bilimleri okudu.Tasavvuf konularına ilgi duyunca Bursa’ya gitti.Bursa’da Bayramiye tarikatı Melamilik kolu ileri gelen şeyhlerinden Hasan Kabaduz’a bağlandı. Hasan Kabaduz efendi ile ilgili kendisinin Hicri 1010 yılında Bursa'da vefat ettiği dışında hakkında fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Abdullah Bosnevi çıktığı hac yolculuğunda önce Hicaz sonra Mısır'a uğradı ve Arap coğrafyasında Melamiliğin tanınmasını sağladı. İbn-i Arabi'nin Fusûs'una yazdığı Türkçe şerhten sonra Arapça kaleme aldığı şerh Arap dünyasında melamiliğin ve Vahdet-i Vücud'un yayılmasını kolaylaştırmıştır.

    Dönüşünde bir süre Şam'da bulundu.Şam’da Şeyh Muhyiddin Arabi’nin türbesi yakınlarına yerleşti , toplumla ilgisini kesti ve inzivaya çekildi.

    Altmıştan fazla eseri olan ve Hadis, fıkıh, ve tefsir alanında geniş kapsamlı çalışmalar yapan ve özellikle tasavvuf alanında birbirinden değerli yapıtlar veren Abdullah Bosnevi’nin en çok Muhyiddin İbn Arabi’nin Füsusu’l Hikem’ini yorumlayan Şerh-i Füsusu’l Hikem adlı kitabı önemlidir. Yaşamının son yıllarını Konya'da geçirdi.1644 yılında ölmüştür.Mezarı Konya’da Sadreddın Konevi'nin kabrinin yanındadır.Abdullah Bosnevî Vahdet-i Vücud düşüncesini islam alemi tasavvuf kültürü içinde temsil eden en önemli mutasavvıflardan bir tanesidir


    [​IMG]
    Abdullah Vassaf Efendi
    Abdullah Vassaf Efendi (1662 Akhisar- 1761 İstanbul) Türk şeyhülislam, divan şairi, ilim adamı ve hattat.

    Akhisarlı Şeyh Mecdeddin soyundan Mehmet Efendi’nin oğludur. İlköğrenimini Akhisar’da gördükten sonra İstanbul’a yerleşti. Dönemin müderrislerinden Kara Halil Efendi’den ders aldı. Öncelikle hariç derecesiyle Yunus Paşa medresesinde görev yaptı. 1699’ da müderris oldu. 1724’de Selanik kadısı oldu. 1727’ de, Edirne payesiyle Mısır Kadılığına getirildi. 1733’ten başlayarak üç kez art arda fetva emini oldu. 1736’da mezhep meselelerini görüşmek üzere İran coğrafyasında kurulu bulunan Afşar Hanedanı Nadir Şah’a giden İmrahor Mustafa Paşa’nın başkanlığındaki ilim heyetine Anadolu payesiyle fetva emini olarak katıldı. İran alimleriyle yaptığı görüşmelerde sağladığı başarı onu meşhur etti. Bundan sonra İrani Abdullah Efendi veya İran Kazaskeri Abdullah Efendi diye anıldı. 1741’de Anadolu kazaskeri, 1749 ve 1752’de iki defa fiilen Rumeli Kazaskeri olan Abdullah Vassaf Efendi 1755’de Şeyhülislamlık makamına getirildi. Fakat çok yaşlı olduğundan bu görevde beş ay kaldıktan sonra alındı. Bursa’ya sürgüne gitti ama sonra bağışlanarak İstanbul’a döndü. Doksandokuz yaşında İstanbul’da öldü.

    Abdullah Vassaf Efendi Türkçe, Arapça, Farsça şiirler yazmıştır. Talik yazıda Siyahi Ahmet Efendi’den ders almış usta bir hattattı. Şiirlerinde Abdi ve Vassaf mahlaslarını kullanıyordu.

    Divançesinden başka Hayal-i Behçet-abad adlı manzum eseri 1500 beyitlik dini konularda öğüt veren bir eserdir. Kelam ilimine dair Zemzemesi çeşitli dini risaleleri tercüme ve edebi nazireleri vardır. Fetvaları Fetava-yı Vassaf adı altında toplanmıştır. Şeyhülislam Mehmet Esat Efendi Abdullah Vassaf Efendinin oğludur.




    [​IMG]
    Abdürrahman Eşref
    Abdürrahman Eşref (d. ? - ö. 1748), Osmanlı dönemi alim ve divan şairidir. Kıbrıs Mollası adı da verilir. İstanbul'da doğmuştur. Yaşamı hakkında kesin bilgi yoktur. Ünlü divan şairi Ahmed Nedim'in amcasıdır. Medresede öğrenim gördü. Abdürrahman Eşref uzun süre Kıbrıs kadılığı da yapmıştır.
    Eserleri
    Tezkiret-ül Hikem fi Tabakat-ül Ümem (Milletlerin Tabakaları Hakkında Hikmetler Tezkiresi)
    Uyun-ül Ulum (İlimlerin Kaynakları)
    Mir’at üs Safa (Safa Aynası)
    Şerh-i Muamma-i Sagir li-Mevlana Cami (Mevlana Caminin Küçük Muammasının Şerhi)
    İlm-ül Ahlak (Ahlak İlmi)
    Zerrinname
    Keşf-üz Zünün




    [​IMG]
    Adem Dede
    Adem dede Osmanlı Devleti Türk Mevlevi şair’i.Doğum tarihi bilinmiyor.Antalya’da doğmuştur. Din eğitimini yörenin ünlü dervişlerinden alan Adem dede daha sonra bilgisini arttırmak ve mevlevi olmak için İstanbul'a gitti.Galata mevlevihanesinde, İsmail Ankaravi'nin yanına yerleşti ondan eğitim aldı.İsmail Ankaravinin vefatıyla aynı mevlevihaneye şeyh oldu. İstanbulda saygı duyulan sözüne değer verilen halk tarafından çok sevilen biriydi.Dostlarıyla birlikte sohbet toplantıları düzenler, bu toplantılarda dini konuşmalar yapılır, müzik dinlenir , sema yapılır ve zikredilirdi.Galata mevlevihanesinde Kur'an ve Mesnevi okunuyor, sema yapılıyordu.

    Mevleviler arasında da Türk-i Basit (yalın Türkçe) akımına öncülük eden Adem dede olmuştur.Hece vezniyle ilk şiir söyleyen öztürkçe sözcükleri kullanan ilk odur.Divan Edebiyatı'nda Arapça ve Farsça sözcüklerin daha çok yer bulmaya başlaması ile şiir dili anlaşılması zor bir hale gelmişti.Halk bu şekilde yazılan şiirleri anlamıyordu.Divan Edebiyatı sadece Osmanlı Sarayının anladığı bir edebiyat olmuştu.Halkında bu edebiyatı anlaması için dilde yalınlaşma gerekliydi.Divan edebiyatında bunu başlatan Tatavlalı Mahremidir.

    Tatavlalı Mahremi aruz veznini ve divan edebiyatının nazım şekillerini kullanmakla beraber öztürkçe şiirler yazarak Türki-i Basit (Yalın Türkçe) akımının öncüsü olmuştur. Türkçe sözcüklerle halk dilindeki atasözleri'ni deyimler'i mecaz'ları kullanmaya çalıştı.Diğer Türki-i Basit şairleri Edirneli Nazmi ve Aydınlı Visali' dir.Ancak diğer divan edebiyatı şairleri bu akıma katılmadığı için sonradan bu akımı izleyenler olmamıştır.Adem dedenin bir Divan'ı olduğu biliniyorsa da henüz bulunamamıştır.Bazı tezkire ve yazma mecmualarda şiirlerine rastlanır.İstanbulda çok sevilen Adem dede Mısır halkının kendisini davet etmesi üzerine Mısıra gitmiş orada halka mevleviliği anlatmış, öğretmiş ve bir mevlevihane açmıştır.Mısırda 1652 yılında vefat etmiştir.

    Adem Dede hakkında Dede'nin dokuzuncu kuşaktan torunu ve Adem Dede'nin 1649 yılında kurduğu Galata Mevlevihanesi Şeyhi Adem Dede ibni Mehmet Çavuş Vakfının mütevellisi olan Mehmet Celâlettin Perdahlı'nın yazdığı "CENNETTE RAKS" adlı eserinde geniş bilgi bulunmaktadır.Halen soyundan gelen ve Perdahlı soy adını alan ailenin pek çok bireyi Antalya'da oturmaktadır.Adem Dede hayır severliği ile tanınır ve hece vezni ile şiir yazan ilk mevlevi şairi olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.Doğum tarihi muhtemelen 1588'dir.Babası 10 gün sadarette kaldıktan sonra ölen Türk kökenli Lala Mehmet Paşa'dır.Hac için kutsal topraklara giderken,Kahire mevlevihanesinde konaklamış,kendisine Mısır Hankâhlığının şeyhliği arz edilmiş,bunun üzerine ;(Artık bizim tekkemiz bundan sonra dârı âhirettir) diyerek farsça bir beyitle özür dilemiştir.Hastalanmış ve Kahire'de vefat etmiştir.

    İlahilerinden Bir Örnek ;
    Derd ehli libasını aşkile giyen gelsün- Zehrini şeker gibi zevk ile yiyen gelsün- Ol günlerini sâim hem gicelerin kaim- Fakr âteşine daim sabr ile yanan gelsün- Hakika iremez kimse atlas u libas ile - Öz kendi eli ile cânına kıyan gelsün- Kal ü kil ile hergiz menzile irişilmez- Kendilik ile olmaz mürşide uyan gelsün- Aldanma sakın Âdem her aline dünyanın- Öz varlığını bunun yokluğa sayan gelsün.


    [​IMG]
    Ahmed Paşa (şair)

    Ahmed Paşa (d. 1426 - ö. 1497), 15. yüzyılda Sultan II. Mehmed ve Sultan II. Beyazıd dönemlerinde kazaskerlik, vezirlik, sancak beyliği ve kadılık gibi yüksek görevleri yüklenmiş bir ulema sınıfı mensubu ve çok tanınmış bir Divan Edebiyatı şairidir.[kaynak belirtilmeli]

    Kendisi Fatih Sultan Mehmet'in öğretmenidir. Ahmet Paşa, Sultan II. Murat saltanat dönemi kazaskerlerinden Veliyüddin bin İlyas Efendi’nın oğludur.

    Ahmet Paşa’nın nerede ve ne zaman doğduğu bilinmemekte ve değişik yerler ve tarihler ileri sürülmektedir. Latifi'nin Tezkere'sinde ve Gelibolulu Ali'nin Kühnü'l-ahbar adlı eserinde Bursa'da doğdugu yazılıdır. Sehî Tezkeresi ve Güldeste yazarı Beliğ ise onun Edirne'de doğduğunu söylerler. Aşikpaşa Tezkeresi yazarı ise, Ahmed Paşa'nın varisi olan amca oğlu Edirneli Nâzır Çelebi'den alınan bilgilere göre, Edirneli olduğunu bildirir. Fuad Köprülü'ye göre , "Edirne’de yaptırılan cami ve imaret vakfiyesinin Veliyüddin tarafından tanzim edildiği ve şairimizin memuriyet hayatı hakkındaki kayıtlar düşünülürse, bu tarihten (830/1426) biraz evvel ya da biraz sonra doğmuştur" (İslâm Ansiklopedisi Ahmet Paşa maddesi). Son zamanlara kadar Edirne’de 'Veliyüddin oğlu' ismini taşıyan bir mahallenin ve mescidin bulunması, Ahmed Paşa'nin Edirne'de doğduğuna dair bir sağlam bir ipucu sayılabilir.

    Ahmet Paşa eğitimini II. Murat döneminde Edirne’de yapmış ve o dönemde geçerli bilgiler yanında Arapça ve Farsça da öğrenmiştir. Eğitimini bitirdikten sonra, önce Bursa’da Muradiye Medresesi’ne müderris olarak tayin edilmiş ve sonra 1451 (hicri 855)de Edirne Kadısı görevine atanmışdır. Fatih Sultan II. Mehmed'in tahta geçmesinden sonra kazasker olmuş ve onun muhasipliği ve öğretmenliği görevlerinde bulunmuştur. Sonra vezirlik rütbesine yükselmiştir. Sehî, Latîfî, Şakâik, Hasan Çelebi, Beyânî Tezkirelerine göre Fatih’in hizmetkârlarından birine laf attığı için; diğer kaynaklara göre padişahin bir gözdesine göz koyduğu için ve Âşık Çelebi'ye gore ise birkaç fesatçının iftirasına uğradığı için gazaba gelen padişah tarafından vezaretten azledilmiş ve hapse atılmıştır ve hatta öldürülmesi çok olasılık kazanmıştır. Bu olayın ortaya çıkması büyük bir ihtimalle bir saray entrikası, rekabeti, iftirasi ve tevzirati sonucudur. Yine söylentiye göre Ahmed Paşa "Kerem" redifli 35 beyitten oluşan ünlü kasidesini padişaha sunmuş ve bu nedenle affedilmiştir. Fakat edebiyat tarihçisi Ali Nihad Tarlan "Kerem" redifli kasidenin yazılışının başka bir nedeni olduğunu ve anlatılan olayin olasılığı gayet az, bir güzel hikâye olmaktan ileri gitmediğini belirtmektedir.

    Ahmet Paşa, daha sonra otuz akçe yevmiyeli olarak ile Bursa’ya tayin edilip orada Orhaniye, Muradiye ve Emir Sultan medrese vakıflarının mütevelliliği ile görevlendirilmiştir. Sonra sırasıyla Sultanönü (Eskişehir), Tire ve Ankara'da sancak beyligi görevine atanmıştır. Fatih’in 1481’de ölümünden sonra II. Bayezid’in zamanında tekrar eski itibarını kazanıp Bursa’ya sancak beyi olarak tayin olunmuştur. O görevde iken 1496 (hicri 602) yılında Bursa'da ölmüş ve Muradiye Camii yanında kendi yaptırdığı medrese yanında gömülmüş ve sonradan bir türbe inşa edilmiştir.

    Ahmed Paşa'nin zeki, zarif,nuktedan ve hazircevap bir kisiligi oldugu belirtilmiştir. Ahmed Paşa yasadigi zamanlarda devrinin en büyükü şairi olarak kabul edilmiş ve saygı görmüştür.

    Edebî Kişiliği
    Ahmed Paşa hem gazel hem de kaside türlerinde başarılı eserler yaratmış; şarkı ve murabbada da olgun örnekler vermiştir. Dizeleri divan şiirinin söz ve anlam özellikleriyle örülüdür[kaynak belirtilmeli]. İşlediği konular genellikle din dışı olup beşeri aşk konusundaki şiirler de Divan'inda önemli yer tutmaktadır. Dinî ve tasavvufî konulara rağbet göstermemiştir. Şiirleri gayet ahenklidir ve aruz veznini çok ustaca kullandığı görülür. Kendi çağında "şairlerin sultanı" diye anıldığı bilinmektedir. Bütün tezkereciler Ahmed Paşa'nin şiirlerinden takdirle bahsederler. Sonra gelen nesil şairlerden Ahi, Lamii, Necati, Zati ve Baki ona nazireler yazmışlardır. XIX. yüzyılda Ziya Paşa, üç şairi, Ahmed Paşa, Necati ve Zati'yi, "Türki suhana temel komuşlar" olarak tarif etmiş ve Ahmet Paşa'nın "Şeyhi ile Necati arasında yetişen şairlerden en büyüğü" olduğunu ifade etmiştir. Şairin ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aşmıştır.

    Ancak bazı edebiyat kritikleri Ahmed Paşa'yi orijinallikten uzak görerek İran şairlerinden çevirmiş olduğu beyitleri kendine mal etmekle suçlamışlardır.

    Ahmed Paşa'nın sanatının ve eserlerinin uygun bir şekilde değerlendirilmesi için aşırı övgü veya aşırı yerginin gerekmiyeceği şüphesizdir. Onun Türkçe divan şiirini yeni bir merhaleye ulaştırdığı ve onun için bir büyük şair sayılması gereği inkar edilemez



    [​IMG]
    Ahmed-i Dâ'i
    Ahmed-i Dâ'i, 14. yüzyılın ikinci yarısıyla, 15. yüzyılın başında yaşamış olan, çok eser vermiş alim bir şairdir.
    Hakkında bilgi veren kaynakların hepsi onun Germiyanlı olduğunu kabul ederlerse de doğum yeri ve tarihi üzerinde değişik bilgiler vermektedirler. Eserlerinden çıkan sonuç, onun Germiyan Beyi II. Yakup, Osmanlı sultanlarından Emir Süleyman (1402-1410), Mehmet Çelebi (1413-1421) devirlerinde yaşadığıdır.[1][2] Germiyan'da iken kadılık yapmıştır. Germiyan'da II. Yakup'un idaresinde olan Ahmed-i Dâ'i, Gemriyan topraklarının Osmanlı himayesine geçmesinden sonra Beyazid'in oğlu Emir Süleyman 'ın yanına gitmiş ve Çeng-name eserini ona sunmuştur. Mehmet Çelebi döneminde sultan adına Tezkiretü'l-evliya adlı eserini kaleme alır. Şairin bu tarihten sonra fazla yaşamadığı sanılmaktadır.Ahmed-i Da'i'nin hayatında Mehmet Çelebi,Musa Çelebi ve Emir Sülayman'ın etkisi çoktur ve hayatı boyunca onlara bağlı kalmıştır.

    Eserleri
    Manzum Eserleri

    Çeng-nâme
    Câmasb-nâme
    Ukudü'l-cevâhir
    Vasiyyet-i Nuşirevân
    Mutâyebât
    Farsça Divan
    Türkçe Divan

    Mensur Eserleri
    Teressül
    Sirâcü'l-kulüb
    Tercüme-i Tıbb-ı Nebevi
    Miftahü'l-cenne
    Tercüme-i Tâbir-nâme
    Tercüme-i Tezkiretü'l-evliya
    Tercüme-i Eşkal-i Nasır-ı Tusi



    [​IMG]
    Ahmedi
    Asıl ismi Abuzeri İbrahim'dir, 14. yüzyılın en büyük divan şairidir,

    Hayatının ilk yıllarını ve ilk öğretimini Anadoluda tamamladıktan sonra öğrenim için Mısır'a gitti. Öğrenimini bitirdiğinde, Kütahya'ya geldi. Önce Süleyman Şah'ın (Germiyan beyi), daha sonra ise Timur'un koruması altına girdi. Amasya'da 1414 yılında vefat etti.

    Ahmedî, dönemindeki şairleri büyük ölçüde etkilemiştir. Eserleri dini konular veya temalar içermez. Fars şiir formunu Türkçe'ye uygulamaya çalışmıştır, fakat Farsça mecazlar Türkçe'ye tam olarak aktarılamadığı için şiirlerinde düzenli ve güçlü mısra yapıları bulunmamaktadır.Genellikle yüksek zümreye (padişahlara) hitap etmiştir.
    Başlıca Eserleri
    Ahmedi Divanı
    Cemşîd ü Hurşid (mesnevi)
    İskendername(mesnevi)
    Esrarnâme



    [​IMG]
    Arife Hanım
    Arife Hanım Osmanlı Devleti Türk Divan Edebiyatı şairi.Doğum tarihi nerede doğduğu bilinmemektedir.16.yüzyılda yaşadığı hakkında kayıt vardır.Osmanlı Devletinde divan edebiyatı şairlerinden biri olduğu biliniyor.Şiirlerini topladığı bir divanı olduğu biliniyorsa da henüz bulunamamıştır.Arife Hanımdan yalnızca iki mısralık bir şiir örneği kalmıştır. Ölüm tarihi nerede öldüğü bilinmemektedir.

    Arife Hanımdan bir şiir örneği
    Niyyet-i azm ü amel sabr ü sebat
    Beşeri maksadına nail eder.



    [​IMG]
    Aydınlı Visali
    Aydınlı Visali Osmanlı Devleti Türk Divan Edebiyatı şairi. Osmanlı Devletinde Basitname (Yalın Türkçe ile yazılmış şiir) akımının öncülerindendir.Asıl adı İsadır.Doğum tarihi bilinmemektedir.Aydında doğmuştur.Osmanlı Devleti padişahı II. Bayezid (1481 - 1512) ve Osmanlı Devleti padişahı Yavuz Sultan Selim (1512 - 1520 zamanında Edirne şehrinde saray hocalığı yaptığı kayıtlıdır.Aydınlı Visalinin 61 Gazeli ve 1 Murabbasının olduğu bilinmektedir.

    Divan Edebiyatında Arapça ve Farsça sözcüklerin daha çok kullanılmaya başlaması ile şiir dili anlaşılması zor bir hale gelmişti.Halk bu şekilde yazılan şiirleri anlamıyordu.Divan Edebiyatı yalnızca Osmanlı Sarayının anladığı bir edebiyat olmuştu.Halkında bu edebiyatı anlaması için dilde yalınlaşma gerekliydi.Bunu başlatan Tatavlalı Mahremidir.Tatavlalı Mahremi aruz veznini ve divan edebiyatının nazım şekillerini kullanmakla beraber öztürkçe şiirler yazarak Basitname (Yalın Türkçe ile yazılmış şiir) akımının öncüsü olmuştur. Türkçe sözcüklerle halk dilindeki atasözleri'ni deyimler'i mecaz'ları kullanmaya çalışmıştır.Diğer Basitname şairleri Edirneli Nazmi, Adem Dede ve Tatavlalı Mahremi dir.Ancak diğer divan şairleri bu akıma katılmadığı için sonradan bu akımı izleyenler olmamıştır.Aydınlı Visali Edirnede saray hocalığı yaparken ölmüştür.Bir Divanı olduğu biliniyorsa da henüz bulunamamıştır.

    Murabbasından bir örnek

    Kıluban zülf-i perişanun ucın cay gönül
    Bizi gark eyledi sevdaya ser-a-pay gönül
    Virdi hayret bize bizde komadı ray gönül
    Vay gönül vay bu gönül vay gönül iy vay gönül


    Gazelinden Bir örnek

    Bir bela-engiz belasına odum mübtela
    Ah kim bu kez götürdüm boşuma müşkül bela


    Turnesi dem-i beladur ya kemend-i hedisat
    Kim anur her bir kılında bağladur bin mübtela


    Nazirenün naz hoşdur naz idene dostum
    Hübler içinde dünya gibi olma bi-vefa


    [​IMG]
    Aşkî İlyas
    Aşkî İlyas, asıl adı İlyas, Türk şair (Yenihisar-?,İstabul 1576). Üsküdar'da oturduğu için Üsküdari lakabıyla da anılır. Babası yeniçeriydi. Küçük yaşta yeniçeri ocağında hizmete başladıysa da Kanuni'nin Belgrad seferinde esir düşünce öldü sanılarak ulufesi kesildi. Kurtulup İstanbul'a geri döndüğünde katiplik yaptı, gözleri kör olduğu için bu meslekte de uzun süre çalışamadı. Zaman zaman Kanuni ve II. Selim'den de yardım aldı. Özellikle murabba ve muhammes olarak yazdığı şiirleri başarılıdır. Divan'ı vardır.eleştirel tarzı ve üslubuyla ünlenmiştir . toplum sorunlarını ele almıştır ve fuzuliden etkilenmiştir.


  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    102
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye


    [​IMG]
    Âdile Sultan

    Devletlu ismetlu Âdile Sultan Aliyyetü`ş-şan Hazretleri (1825-1898), Türk Divan edebiyatı şairi. Sultan II. Mahmut'un kızı, Sultan Abdülmecit'in kız kardeşi.
    Hayatı
    Âdile Sultan 1825 yılında, İstanbul'da, Sultan 2. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı olarak doğdu. Babası Sultan 2. Mahmut sanatçı kişiliği ile öne çıkmış, özellikle hat ve musiki ile yakından ilgilenmiş bir padişahtı. Âdile Sultan sarayda çok iyi bir eğitim görmüş, daha sonra da Kaptan-ı Derya Mehmet Ali Paşa ile evlenmiştir. Mehmet Ali Paşa daha sonra sadrazam olacak, ama çiftin mutlu evliliği ciddi kayıplarla yüzleşecektir. Öncelikle üç çocuklarını kaybederler, daha sonra Mehmet Ali Paşa ölür, son olarak da genç kızı Hayriye Sultan vefat eder. Ölümlerle sarsılan Adile Sultan yoğun bir kedere gömülür, Nakşibendi tarikatına girer. 1898'de vefat eder. Türbesi İstanbul Eyüp'te, Bostan İskelesi yakınındadır.

    Çalışmaları
    Döneminin ünlü kadın şairleri Leylâ ve Fıtnat hanımlardan yetenek ve teknik bakımdan daha az başarılı sayılsa da Âdile Sultan özellikle Osmanlı tarihine tuttuğu ışık nedeniyle önemlidir. Babası, annesi, kardeşleri ve çevresi hakkında yazdıkları dönemin saray erkanının ve yönetiminin anlaşılmasına yardımcı olur. Bunun dışında Adile Sultan'ın önemli bir vasfı da Osmanlı hanedanından Divan tertip etmiş tek kadın şair olmasıdır. Ayrıca Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı'nın basılmasını sağlamıştır.

    Hayatında bir dönüm noktası teşkil eden kayıplarının etkisini şiirlerinde görmek mümkündür; Çocuklarının ve eşinin arkasından hissettiği hüznü çeşitli şiirlerinde yoğun bir biçimde işlemiştir. Aruzun yanı sıra hece vezniyle (ölçüsü) de şiirler yazmıştır. Şiirlerinde Yunus Emre, Fuzûlî ve Şeyh Gâlip gibi ünlü şairlerin etkisini görmek mümkündür. Şiirleri 1996'da "Adile Sultan Dîvânı" ismiyle yayımlanmıştır.

    Eserlerinden örnekler
    Gazel

    Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek
    Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek

    Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara
    Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek

    Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur
    Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek

    Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân
    Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek

    Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ
    Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek

    Havf-ı a'dâ eylemez olan müsellah aşk ile
    Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek

    Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ
    Beyt-i kalbi Âdile ma'mûr ü pâk etmek gerek


    [​IMG]
    Âşık Paşa
    Âşık Paşa(1272-1333), Türk şair, mutasavvıf.

    Asıl adı Ali olan Aşık Paşa 1272 yılında Kırşehir’de doğdu. Tanınmış mutasavvıf Baba İlyas’ın torunudur. Babası Muhlis Paşa, Baba İlyas’ın oğludur. Baba İlyas 13. yüzyılın başlarında Horasan’dan Anadolu’ya göç etmiş, Kırşehir ve çevresindeki Türkmen oymaklarının şeyhi olmuştur. Onlarla birlikte Selçuklu Sultanı ikinci Keyhüsrev’e karşı Babailik ayaklanmasina katılmıştır. Oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi `nin güvendiği ve saydığı adamları arasındadır. Kırşehir’e yerleşen Muhlis Paşa’nın üç oğlundan en büyüğü Alaaddin Ali, baş ağa ya da en büyük kardeş olarak tanınmış Baş Ağa adı, zamanla “Beşe” sonra da “ Paşa “ olarak söylenmiş, şiirlerinde de,”Aşık” mahlasını kullandığı için de asıl adı unutularak “Aşık Paşa” adı, her tarafa yayılmıştır.

    13.yüzyılda Anadolu’nun önemli merkezlerinden olan kentte büyük Aşık Paşa, Kırşehir’li Şeyh Süleyman Türkmani’den din ve tasavvuf bilgilerini öğrendi. Ahilik örgütünün “ Mucid”i oldu. Çevresine toplanan Oğuz boylarına dostluk ve kardeşlik fikirlerini aşıladı, onlara Türkçe seslendi, eserlerini katıksız, Öz Türkçe ile yazdı. Bir ara Kırşehir Beyi olarak atandı. Arapça, Farsça, İbranice ve Ermenice dillerini çok iyi konuşan Aşık Paşa, Acem, Arap kültürlerine hayran olanların karşısında bilerek ve isteyerek Türkçe ile çıktı; yabancı kültüre kendilerini kaptıranlara içi yanarak şöyle seslendi.

    "Türk diline kimesne bakmaz idi, Türklere her giz gönül akmaz idi, Türk dahi bilmez idi bu dilleri, İnce yolu ol ulu menzilleri" AŞIKPAŞA

    Kırşehir’de Hacı Hatun ile evlenen Aşık Paşa’nın Elvan, Selman, Can ve Kırlıca adlı dört oğlu ile Melek Hatun adında bir kızı vardı. Oğullarından Selman’ın torunu da meshur tarihçi Aşıkpaşazade’dir.

    Aşık Paşa’nın orijinali Kayseri’den Kırşehir’e getirilen öz Türkçe yazılı 12 bin beyitlik Garipname ile çok sayıda aruz ve hece vezni ile yazılmış şiirleri bulunur. Eserlerinde Arapça ve Farsça’ya da yer verildiği görülmüştür.

    3 Kasım 1333 tarihine Kırşehir’de vefat eden Aşık Paşa’nın mezarının üstünde tamamen mermerden yapılmış türbe bulunmaktadır. Kırşehir’in doğusunda bulunan ve sanat anıtı olarak göze çarpan türbenin etrafı mezarlık olarak kullanılmaktadır. Aşık Paşa kendinden sonra gelenleri de eserleriyle etkilemiştir. Süleyman Çelebi’nin “Mevlid-i Şerifi”nde Aşık Paşa’nın beyitlerine benzer çok sayıda beyit vardır. Kendi eserlerinde de Yunus Tarzı ilahi ve gazelleri vardır.


    [​IMG]

    Bağdatlı Ruhi
    Bağdatlı Ruhî, (?-1605) Osmanlı Divan edebiyatı şairi. Terkib-i Bend'i ile ünlüdür.

    Yaşamı

    16. asrın büyük şairlerinden biri olan Bağdatlı Ruhi’nin asıl adı Osman’dır. Bu şairin, Kanuni ordularıyla Bağdat’a giden Anadolulu bir askerin oğlu olduğu bilinmektedir. Divanındaki şiirlerinden kendisinin de bir sipahi olduğu anlaşılmaktadır. Şairin, tezkireci Ahdi, Fuzûlî’nin oğlu Fazlı ile ve yine başta Bağdat şairleri olmak üzere devrinin birçok devlet büyüğü, alim ve şairi ile arkadaşlıkları ve dostlukları olmuştur. Ruhi’nin etkisi altında kaldığı şairler arasında Fuzûlî’nin önemli bir yeri vardır. Askerliği, savaş meydanlarındaki zaferleri öven, Türk kahramanlık şiirleri arasında da yerini almış lirik manzumelerine karşın Ruhî, eserlerinde ortaya koyduğu tenkit ve fikirleri ile dikkat çekmektedir. Şiirlerinde kullandığı dilin sadeliği, halk kelime ve tabirlerini zevk ve alışkanlıkla kullanışı orduya mensup saz şairlerinin üslubunu andırır. Özellikle gezip yaşadığı Irak ve Şam bölgelerindeki idari sistemin ve sosyal hayatın; din ve ahlak anlayışının aksayan taraflarından yola çıkarak söylediği satirik mısralar (eleştirici bir anlatım) Ruhi’nin diğer şiirlerinde de görülür. Fakat onun bu sahada en tanınmış ve çığır açmış eseri, 17 bent halinde kaleme aldığı, büyük Terkib-i Bend manzumesidir. Ruhi’nin Terkib-i Bendi daha 17. asrın ilk yıllarından başlayarak büyük takdir ve alaka toplamış ve Türk Divan Edebiyatında özel bir terkib-i bend tarzı oluşmuştur. Başta Şeyh Galip olmak üzere Ziya Paşa ve Muallim Naci gibi gerek Divan gerek Tanzimat Edebiyatının önemli şairleri tarafından bu Terkib-i Bende nazireler yazılmıştır. Ruhi’nin amel-i Bendi, Divanından ayrı olarak birkaç defa basılmıştır...

    Çalışmaları

    Bağdatlı Ruhi'nin en çok etkilendiği şair hiç kuşkusuz Fuzuli'dir, Fuzuli'nin oğlu Fazlı ile de arkadaşlık kurmuştur. Revaçta olan aşk, kahramanlık gibi konular üzerine yazmaktansa yaşadığı bölgelerin idari sistemlerinin meseleleri, toplumun sorunlu ve eksik noktaları, yanlış din anlayışı gibi konularda, eleştirel bir stilde yazmıştır. Hiç kuşkusuz Bağdatlı Ruhi'nin en ünlü ve önemli eseri Terkib-i Bend isimli manzumesidir. 17 bendlik bu ünlü manzumeye Şeyh Galip, Ziya Paşa gibi Türk Edebiyatının önemli isimleri nazireler yazmıştır.


    [​IMG]
    Bâki (şair)
    1526 yılında İstanbul'da doğan Bâki'nin asıl ismi Mahmud Abdülbâki'dir. Aslında fakir bir ailenin çocuğu idi, babası müezzinlik yapıyordu. Çocukluğunda saraç çıraklığı yapmıştır. Eğitime, ilme olan büyük tutkusu fark edilmeye başlanınca ailesi medreseye devam etmesine izin vermiştir, zira başlarda medreseye kaçak, ailesinden gizli gitmekteydi. Gayretleri ile iyi bir eğitim görmüş, dönemin ünlü müderrislerinden ders almıştır. Eğitimi boyunca şiire olan ilgisi giderek artmış ve güçlü kaleminin ünü de yavaşça yayılmaya başlamıştır. Eğitimini tamamladıktan sonra çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından İstanbul'a getirtilen şair hayatı boyunca çeşitli dönemlerde devlet hizmetinde bulundu, kadılık, kazaskerlik gibi makamlarda görev yaptı. Yaşlılığında Şeyhülislam olmak isteyen Baki bu makama getirilmemiş ve buna çok hırslanmıştır ve hırsından evindeki karılarını döverken kalp krizi geçirip öldüğü söylenir. 1600 yılında, İstanbul'da öldü.

    Bâki'nin Saray'a hep bir yakınlığı olmuştur. Özellikle Kanunî Sultan Süleyman ile yakın ilişkileri olmuş, padişah sık sık kendisine iltifat etmiştir. Daha sonra 2. Selim ve 3. Murat zamanlarında da hem saraydan hem halktan büyük bir itibar ve ilgi görmüştür. Vefatından önce bu kadar ilgi ve alâka gören sanatçı sayısı azdır, o ise vefat etmeden "Sultanüş'şuâra" yani "Şairlerin Sultanı" diye anılmaya başlamıştır.

    Çalışmaları

    Bâki Osmanlı'nın en güçlü devirlerinden birinde yaşamıştır, bu da pekâla onun şiirlerine ve şiirlerinde kullandığı temalara yansımıştır. Aşk, yaşamanın zevki ve doğa şiirlerinin başlıca konularıdır. Her ne kadar şiirlerinde tasavvuf etkisi veya tema olarak tasavvuf bulunmasa da, tasavvufta da özel bir mahiyeti olan aşk mefhumunu sık sık konu alması itibariyle, dîvânı mutasavvıflar tarafından çok sevilir. Tekniği güçlüdür, şiirlerinde yakaladığı ahenk ve akıcılık fark yaratır. Dil kullanımında çok yeteneklidir. Şiirlerinde İstanbul Türkçesini başarıyla kullanmıştır. Ahenk ve musikiye önem vermiş;söz seçiminde titiz davranmıştır. Genellikle din dışı konuları işlemiştir. Şiirlerinin oluşturduğu tını, musiki de şiirlerinin farklı bir özelliğidir. Türk, Divan şiirinin dönemin ünlü akımları ve eserleri seviyesine ulaşmasında çok büyük katkısı olmuştur. Eserlerinden biri de Kanunî Sultan Süleyman'ın vefatı üzerine yazdığı "Mersiye-i Hazret-i Süleyman Han" isimli Kanuni mersiyesidir. Bu mersiye terkibibend şeklinde yazılmış; hem teknik olarak güçlü yapısı hem de ahengi ve dönemin ruhunu, özellikle edebiyat tarzını, güzel bir şekilde ifade ettiği için en ünlü mersiyelerden birisi olmuştur.
    Başlıca eserleri

    Dîvân (4508 beyitlik, en önemli eseri)
    Fazâ'ilü'l-Cihad
    Fazâil'i-Mekke
    Hadîs-i Erbain Tercümesi
    Kanuni Mersiyesi
  4. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    102
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    C
    Cemîlî

    D
    Derviş Paşa

    E
    Edirneli Nazmi
    Enderunlu Fazıl
    Esrar Dede
    Eşrefoğlu Abdullah Rûmî​



    [​IMG]
    Cemîlî
    Cemîlî (1465, Diyarbakır, Osmanlı Devleti), 15. yüzyıl Divan şairi.

    Diyarbakır'da doğdu. Daha sonra Akkoyunlular'ın yönetimindeki Tebriz'e gitti. Burada bir dönem kaldıktan sonra Herat'ta gitti. Burada kaldığı dönemde Ali Şîr Nevâî'nin şiirlerine nazireler yaptı. 16. yüzyılın hemen başlarında Şah İsmail'in istilalarından kaçarak İstanbul'a gitti. Ölümüne kadar orada yaşadı. Hayatı boyunca bir divan oluşturdu. Ünlü tezkireci Latîfî tarafından şiirlerinde duygu olmadığı gerekçesiyle eleştirildi. Ayrıca Cemîlî, Ümmî (formel öğrenim görmemiş) bir Divan şairi olarak bilinir.

    Şiirlerinden örnek
    Bolmasun ol encümen kim anda sahbâ bolmaya

    Bolmasın sahbâ dahi ger bir dil-ârâ bolmaya

    encümen: meclisler topluluklar.
    sahbâ: şarap.
    dil-ârâ: gönül alan.


    [​IMG]
    Derviş Paşa
    Derviş Paşa (Mostar 1560-Csepel 1603). Osmanlı devlet adamı ve şairi Bosna'dan devşirilip, II. Selim döneminde Enderun'a alınarak öğrenim gören, II. Murat döneminde has odaya alınıp, doğancıbaşılığa kadar yükselen Derviş Paşa, III. Mehmet döneminde Bosna beylerbeyliğine atanıp, İstolni Belgrad'ın muhafızlığıyla görevlendirildi (1599).

    Osmanlı-Avusturya savaşları sırasında Tuna'daki Csepel adasına çıkan ve çoğu celalilerden oluşan kuvvetlere komuta edip, ertesi gün yapılan savaşta başıbozuk celalilerin kaçmasını engelleyemedi; yanındaki on kadar iç oğlanıyla düşmana saldırıp, çarpışarak öldü.

    Derviş Paşa'nın mürettep bir divanı olup olmadığı bilinmemektedir. Tezkire ve mecmualarda, tarihlerde rastlanan şiirleri tasavvufla da ilgilendiğini göstermektedir. III. Murat'ın buyruğuyla Bennai'nin Şehname adlı mesnevisini Farsça'dan Muradname adıyla çevirmiştir.

    [​IMG]
    Edirneli Nazmi

    Osmanlı Devleti divan şairi. Asıl adı Mehmettir. Edirne’de doğmuştur.( doğumu ? - ölümü.1555) Yeniçeri Ocağı ‘nda yetişmiştir. Yavuz Sultan Selim’in İran (1514) , Mısır (1517) seferleri ile Kanuni Sultan Süleyman’ın bazı seferlerine katıldı.Ahkam Katipliği yaptı. Silahtar bölükbaşısı oldu.Zamanına kadar yetişmiş şairlerin birbirlerine yazdıkları nezireleri topladığı Mecmaü’n Nezair (Nezireler Topluluğu ) adında 3356 şiirden meydana gelen bir antolojisi vardır .Bu yapıt edebiyat tarihimiz için çok önemlidir. Bu yapıtın biri Viyana’da, biri Manisa’da Çeşnegir Kütüphanesinde biri de İstanbul’da Nuruosmaniye Kütüphanesi olmak üzere üç yazması vardır.Edirneli Nazmi’nin Divan-ı Türk-i Basit adında 48.000 beyitlik bir divanı vardır.Şiir gücü bakımından kuvvetli olmayan bu yapıtındaki kasideler ve tarihlerden, yaşadığı dönemin olayları, önemli kişileri, sanatçıların resmi ve özel yaşamları hakkında bilgi edinilebilmektedir.Birçoğu sevgi ve rintlik konularını işleyen şiirlerinde özellikle Rumelide’ki mahalli yaşama ait sahneler canlandırılmıştır.Şiirleri arasında kukla oyunundan bahseden bir parçadan da kukla sanat dalının tarihi aydınlatılmaktadır. Şiirlerini Divan Edebiyatı’nda Türki-i Basit (Yalın Türkçe) Basitname ile yazmıştır. 14. ve 15. yüzyıllarda Arap ve Fars edebiyatına özenen divan şairleri zaman geçtikçe, Türkçe sözcükleri daha az kullanır oldular, şiirimizi Arapça ve Farsça yabancı sözcüklerle doldurmaya başladılar. İşte bu durum, o dönemde pek kuvvetli olmayan, hatta zayıf denilebilecek bir tepkiyle karşılandı. Bu şiir dilinde Türkçülük anlayışının ilk örnekleridir. Bu tepkiden Türkî-i Basit (Yalın Türkçe) akımı doğdu. Diğer Türki-i Basit şairleri Tatavlalı Mahremi ve Aydınlı Visali' dir Türkî-i Basitçiler aruz veznini ve Divan Edebiyatının nazım şekillerini kullanmakla beraber Arapça ve Farsça tamlama kullanılmadan aruz vezniyle hemen hemen Öztürkçe şiirler yazdılar. Yabancı sözcük ve tamlamaları şiire sokmadılar, Türkçe sözcüklerle halk dilindeki mecazları, deyimleri atasözlerini kullanmaya çalıştılar. Bu akım ne yazık ki uzun ömürlü ve kalıcı olmamıştır. Çünkü diğer büyük şairler bu olumlu teşebbüse katılmadığı gibi sonraki yüzyıllarda da bu akımı izleyenler görülmemiştir.Edirneli Nazmi’nin basit Türkçeyle yazdığı şiirler Mehmet Fuad Köprülü tarafından Milli Edebiyat Cereyanının ilk Mübeşşirleri ve Türk-i Basit adıyla yayımlandı. (1928) Nihal Atsız şair üzerine geniş bir inceleme yapmıştır.(1934)


    [​IMG]
    Enderunlu Fazıl
    Enderunlu Fazıl, (d.1759 - ö.1810) 18. yüzyılda yaşamış olan divan şairlerindendir. Enderun mektebinde yetiştiği için "Enderunlu" lakabını almıştır. Osmanlı döneminde toplatılan ilk kitap olan Zenanname'nin (Kadınlar Kitabı) yazan şairdir.
    [​IMG]
    Osmanlı döneminde toplatılan ilk kitap olan Zenanname 'nin bir nüshası.

    Eserleri

    Defter-i Aşk,
    Hûban-nâme,
    Zenannâme, <mesnevi>
    Çengi-nâme <murabba>


    [​IMG]
    Esrar Dede
    Esrâr Dede, (1748-1797) ünlü Türk Dîvân edebiyatı şairi.

    Gerçek adı Mehmed olan Esrar Dede 1748 (Hicri 1162) yılında İstanbul'da doğdu. Doğum tarihi üzerinde bir ihtilaf mevcuttur. Babasının isminin Ahmed-i Bîzebân olduğu bilinmektedir, fakat ailesine dair pek bir bilgi yoktur. Çok iyi bir eğitim gördüğü eserlerinden kolayca anlaşılabilmektedir. Arapça ve Farsça başta olmak üzere Rumca, Latince ve İtalyanca bilirdi. Dile olan ilgisi ve kabiliyetini, Lûgat-ı Tilyan isimli bir Türkçe - İtalyanca sözlük yazmış olmasından da anlıyoruz. Karakterinin güzel olduğu, özellikle çok cömert olduğu söylenmiştir. Galata Mevlevîhânesi'nde tanıştığı Şeyh Gâlip ile ömür boyu dost kalmıştır. "Esrâr" mahlasını da, Şeyh Gâlip'e arz edip talebelerinden olunca almıştır. Şeyh Gâlip ile tanıştıktan sonra Şeyh Gâlip'in eğitimine girdi. Hayatı boyunca Mevlevilik dairesinden çıkmadı. Daha sonraları tezkireci ve meşîhat makamlığını kazanmasına rağmen Şeyh Gâlip'in yanından ayrılmadı. Ömrü boyunca Galata Mevlevîhânesi'nde kendisine ayrılan odada yaşadı, eserlerini burda kaleme aldı ve 1796 (Hicri 1211) yılında burada vefat etti. Garip bir detaydır ki, vefat günü Mirac kandiline denk gelmiştir.

    Mersiye (Şeyh Galib)

    Bunun dışında bizzat Şeyh Gâlip, Esrâr Dede'nin ölümü üzerine bir mersiye kaleme almıştır. Bu mersiye şöyle başlar:

    Kan ağlasın bu dide-i dür-bârım ağlasın
    Ansın benim o yâr-ı vefâ-dârım ağlasın
    Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
    Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasın
    Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın
    Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr'ım ağlasın
    Nâ-dide bir güher telef etdim dirîg u âh
    Hâk içre defnedüp gerü gitdim dirîg u âh

    Ayrıca Esrar Dede'nin mezar taşında Şeyh Gâlip'in şu cümleleri yer almaktadır:

    "Esrâr Dede çileyi hatm ettiği dem
    Sırr oldu serin hırka-i tâbûta çeküp
    Gâlib dedi târihin efsûs efsûs
    Hemdemlerini hayrân kodı Esrâr göçüp."
    Eserleri

    Kuşkusuz her açıdan olduğu gibi edebî açıdan da Esrâr Dede'yi en çok Şeyh Gâlip etkiledi. Bu iki önemli ismin eserleri ise daha sonraki kuşakların birçok önemli edebiyatçısını etkilemiştir. Nitekim daha sonraları Şeyh Gâlip'in ünlü eseri "Hüsn ü Aşk"dan esinlenerek, Yenikapı Mevlevîhânesinin son şeyhi Abdulbâkî Baykara tarafından kaleme alınacak olan yine Hüsn ü Aşk isimli manzûm tiyatronun ilk perdesi Şeyh Gâlip ile Esrâr Dede'nin konuşmalarını konu alacaktır.

    Şiirlerini topladığı Dîvân'ı en önemli ve bilinen eseridir. Bu da, 1841 yılında "Divan-ı Belağat-unvân-ı Esrâr Dede Efendi" ismiyle yayımlanmıştır. Mevlevî şairlerinin hayatlarını ve şiirlerinden örnekleri barındıran, Esrâr Dede Tezkiresi olarak da anılan "Tezkire-i Şu'ârâ-yı Mevlevîyye" bir diğer ünlü eseridir. Diğer önemli eserleri: Mübâreknâme-i Esrâr, Fütüvvetnâme-i Esrâr ve daha önce de zikrettiğimiz Lugat-ı Tilyan`dır. Genel olarak Esrâr Dede arı ve yalın bir dil kullanırdı. Şiirlerinde Mevlevîliğe ve Mevlânâ`ya olan sevgisine sık sık yer vermiştir. Şiirlerindeki tasavvuf etkisi barizdir.
    Eserlerinden Örnek

    Gazel (Gece Kandilli`de)


    Gece Kandilli’de gök kandil olup ol meh-rû
    Mâhitab eyleyerek eyledi azm-i Göksu
    Ol şehen-şâh-ı hüsn basdı kadem şevketle
    Hele Beylerbeyi’nin başına devletdir bu
    Boğaz içinde bu şeb mey vererek muğbeçeler
    İtdi sâgar gibi lebrîz bizi tâ-be-gelû
    Gel çelipa içün itme bizi hicrana dûçar
    Nola İstavroz’a gitme bu gice kâfir-hu
    Subha dek eyleyelim şevk ile zevk-i mehtâb
    Mestdir çeşm-i siyeh meste yeter bu uyku


    Yardan sana şu peymâne ki ihsân oldu
    Mihr-i dîdâr idi Esrar sabaha karşu
    Saye-i Hazret-i Galib’de Boğaz içre bu şeb
    Zevk-i min tahtil enhar idi bana her su

    [​IMG]
    Eşrefoğlu Abdullah Rûmî
    Eşrefoğlu Abdullah Rûmî, (? - 1469) Türk şair, mutasavvıf. Eşref-i Rûmî veya Eşrefoğlu Rûmî olarak anılır.

    Asıl adı Abdullah'tır. Yine de babasının ismi dolayısıyla genellikle Eşrefoğlu, Eşrefzâde veya İbnül Eşref olarak anılmıştır. İznik doğlumlu olduğu için de sık sık İznikî olarak anılmış, yine de en sık kullanılan hitabı Eşref-i Rûmî olmuştur.

    İznik doğumlu Abdullah'ın babasının zamanında Mısır'dan Anadolu'ya göçmüştür. Babasının ismi genelde Seyyid Ahmed ül Mısrî olarak geçer. Bu künyedeki Seyyid, şahsın İslam dininin son peygamberi Muhammed'in sülalesine dayandığını gösteren bir ibaredir.

    Eşrefoğlu ilk eğitimini İznik'te yapmıştır. Babası ve dedesi mutasavvıf olsa ve tasavvufa da meyli olsa da daha çok ilmi eğitim görmüştür. Orta yaşlarında, bazı söylentilere göre 40 yaşlarındayken, ilim eğitimini sonlandırır ve dönemin ünlü fakihlerinden birinin yanında çalışmaya başlar. Buna rağmen tüm bu zaman boyunca tasavvufa olan ilgisi artmıştır ve sonunda ilmi bir kenara bırakıp tasavvufi hayat tarz ve görüşüne girer. Tasavvufa girişi genellikle o dönemde Bursa'da yaşayan Abdal Mehmet isimli meczup bir veli ile arasında yaşanan bir olaya bağlanır. Fakat bunun gerçekliği tartışmalıdır.

    Eşrefoğlu tasavvufi yola giriş yapmak istediğinde Bursa'nın ünlü velilerinden Emîr Sultan'a bağlanmak ister. Fakat Emir Sultan onu Ankara'ya, Hacı Bayram Veli'ye gönderir. Bir süre Hacı Bayram Veli'nin dergâhında kaldıktan sonra, öneri üzerine Hama'daki kâdirî şeyhi Şeyh Hüseyn-i Hamevî'ye gider. Buraya ailesi ile birlikte gider ve bir zaman burada kalır. Sonunda Hama'dan İznik'e geri döndüğünde Eşrefoğlu büyük bir mutasavvıftır. İznik'te başlarda münzevi bir yaşam sürse de daha sonraları halkla iletişime geçmiş kendi tasavvufi görüşünü yaymıştır. Burada Eşrefoğlu Rumi kurucusu olduğu ve Kâdirîliğin bir kolu olan Eşrefîliği yayar. 1469 yılında yine İznik'te vefat eder.

    Eşrefoğlu eserlerinde genelde yalın bir Türkçeyi tercih etse de az da olsa Arapça ve Farsça sözcükler de kullanır. Eserlerinde tasavvufi etki rahatlıkla görülebilir. En çok işlediği konu tasavvuf olduğu gibi genellikle kullandığı motifler ve kurgusal unsurlar da tasavvufi imgelerdir. Bunun dışında eserleri genel dini öğütler de içerir. Her ne kadar teknik bakımdan çok büyük başarı göstermese de, Türk tasavvufi halk edebiyatının en önemli isimlerindendir.

    Eşrefoğlu'nun en önemli eseri Divan'ı olsa da, Müzekinnüfûs isimli meşhur bir eseri de bulunur. Müzekinnüfûs dini ve tasavvufi nasihatler içeren bir eserdir. Bunlar dışında matbu olmayan fakat yazma nüshalar halinde olan çeşitli eserleri vardır: Tarîkatnâme, Fütüvvetnâme, Delâil ün nübüvve, İbretnâme, Mâziretnâme, Hayretnâme, Elestnâme, Nasîhatnâme, Esrarüttâlibîn, Münâcaatnâme ve Tâcnâme.
  5. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.446
    Beğenileri:
    102
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    F

    Fehîm-i Kadîm
    Fıtnat Hanım
    Fuzûlî


    G

    Gevheri

    H

    Hatice Nakiye Hanım
    Hayâlî (şair)
    Hayreti
    Hıfzı Mehmed Efendi
    Hızır Reis
    Hâmî-i Âmidî



    [​IMG]
    Fehîm-i Kadîm
    Fehîm-i Kadîm, 17. yüzyıl divan şairidir. Asıl adı Mustafa Fehim 'dir. Fehim’e 19. yüzyıl başlarında yaşayan diğer divan şairi Fehim dolayısıyle Fehim-i Kadim ünvanı sonradan verilmiştir. 1648 yılında vefat etmiştir.

    İran edebiyatını yakından izlemiştir. Lirik bir söyleyişi olan şairin karamsar bir yapısı vardır. Leskofçalı Galib, Namık Kemal, Hersekli Arif Hikmet, Kazım Paşa, Avni Bey, Üsküdarlı Hakkı Bey, Fehim-i Kadim’in takipçileri olmuşlardır.
    [​IMG]
    Fıtnat Hanım
    Fıtnat Hanım (1842-1911) ünlü Türk Divan şairi.

    Genel kanı 1842'de doğduğuna yönelik olsa da, çeşitli kaynaklarda 1830lu yıllarda doğduğu belirtilmektedir. Doğum yeri konusunda da ihtilaf mevcuttur, Trabzon ve Ordu bu ünlü şairi paylaşamamıştır; Bazı kaynaklara göre Trabzon'lu bazı kaynaklara göre ise Ordu'ludur. Babası Hazinedarzade Zade Vezir Abdullah Paşa'dır. Küçük yaşlarda ailesiyle beraber İstanbul'a taşındılar, Fıtnat Hanım burada iyi bir eğitim gördü. Burada genç yaşta evlendi, fakat bu evliliği kısa sürdü. Bu kısa süren ilk evliliğinden daha sonraları çok şikayet etmiştir. Özellikle bu ilk eşinin kıskançlığına dayanamıyordu. Fıtnat Hanım zekası ve güzelliği ile ün salmıştır. Gazel söylemekte de pek yetenekli olduğu söylenir. İlk eşinin kuruntuları ve kıskançlıkları yüzünden gazel söylemeyi bırakmıştır. Bu ilk evliliğinden sonra Bahriye Nezareti mektupçusu olan Mehmet Ali Efendi ile ikinci evliliğini yaptı. Şiirlerini ve yeteneğini keşfedip onu edebiyat dünyasına tanıtan Süleyman Nazif'tir. Edebi başarılarının yanı sıra hattatlığı ile de ünlüdür, kendi elleriyle yazdığı bir Kur'an'ı Süleyman Nazif Bey'e hediye etmiştir.

    Son dönem Osmanlı edebiyatının en ünlü kadın isimlerinden olan Fıtnat hanım 1911 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Edirnekapı Mezarlığı'na defnedilmiştir.

    Fıtnat Hanım, bir diğer divan edebiyatı şairi Zübeyde Fıtnat ile karıştırılmamalıdır.
    Eserlerinden örnekler

    Gazel

    Eylesin tesir-i derdin cânâne Allah aşkına
    Girmesin gam hâneme bîgâne Allah aşkına

    Kim bilir dert ehlinin hâlin yine yâri bilir
    Kıl tarrahhum dîde-i giryâne Allah aşkına

    Bezm-i cânânım uzak bi sûziş-i hasret ile
    Gel seninle yanalım pervâne Allah aşkına

    Bî-harâb-âbâd- ı aşkındır unutma rahm edüp
    Fıtnat’ı gel eyleme dîvâne Allah aşkına



    [​IMG]
    Fuzûlî
    Mehmed bin Süleyman Fuzûlî (Fużūlī (فضولی))(d. 1483 Hilla - ö. 1556 Kerbela ya da Bağdat), Azeri-Türk divan şairidir. Asıl adı Mehmet bin Süleyman'dır. Türk Bayat boyundan olduğu aktarılmaktadır. Türk şiirini önemli ölçüde etkilemiştir. Alevilik ve bölge Şiiliğinde Yedi Ulu Ozan'dan biri kabul edilir.

    Ailesi göçebe hayatı bırakıp günümüzdeki Irak bölgesine yerleşmiş olan Oğuzların Bayat boylarındandır. Fuzûlî; ne kadar kesin bilinmese de 1483 yılında Akkoyunlular zamanında şimdiki Irak'ta Kerbela veya Necef'de veya Kerkük iline bağlı Kale semtinde doğduğu tahmin edilir


    Fuzûlî iyi bir eğitim almak için ilk önce Hillah şehirinde müftü olan babasından, ve daha sonra Rahmetullah adındaki bir öğretmenden eğitim görmüştür. Daha sonraki öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte; eserlerinden İslamî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Su Kasidesi'nin 2. beytinde; "Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem" "Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su" diyerek astronomi bilgisinin de iyi olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca hamse sahibidir.

    Leyla ile Mecnun

    Türkçe Divanı'nın önsözünde;
    “ "İlimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir" ”

    demektedir.

    Türkçe, Arapça ve Farsça divan şiirlerini yazmıştır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.

    Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, Ehl-i Beyt'e duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre'dir. "Leyla ve Mecnun" mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevîlerden biridir.

    İran şiirinden Hâfız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevai çizgisini en başarılı şekilde kemâle erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir. Onun, Kerbela'da 1556 yılında içinde yaygın olan salgın bir hastalık sonucunda, veba veya kolera'dan öldüğü tahmin edilir. Fazilet (erdem) kelimesinin kökü olan "FUZUL" kelimesinden türeyen -fazilet sahibi -erdemli manasında fuzuli mahlasını kullanmıştır.


    Irak'ta yaşamıştır. Hayatı yoksulluk, bahtsızlık ve ilgisizlik içinde geçmiştir. Bu durum onu derinden etkilemiş ve bu yalnızlık duygusu sanatının ilham kaynağı olmuştur. Yaşadığı atmosferi şiirine yansıtmıştır. Kendisi çölde yaşamış; çöl kimsesizlik, hasret ve hüzün demektir. Fuzuli bu unsurları şiirinde yoğurmuştur.

    Fuzuli şiirlerinde Tek Varlık görüşünü en fazla işleyen şairdir. Onda "Visal" (Allah'a kavuşma) isteği kuvvetlidir. Ama vuslat yoktur. Tasavvuf onda yaşı ve sanatı ilerledikçe koyulaşmıştır. Divan edebiyatında ilah-i aşkı en fazla işleyen şairdir. Bu durum ondaki ideal aşkı gösterir. Fuzuli derdi, ıstırabı seven bir kişidir. Nitekim şu beyiti bunu açıkça gösterir.

    "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib Kılma derman küm helaküm zehri dermanımdadır."

    Fuzuli derin ve samimi bir aşk şairidir. Ölüm, toplum, yoksulluk, felsefe, tabiat temalarını hep bu aşk etrafında yazmıştır. Çağdaşlarına göre sade bir dili vardır. Arapça, Farsça ve Türkçe'yi çok iyi bilen şairin gücü; bu üç dilden aldığı kelimeleri kullanıp, bunlarla düşünmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle Divan Edebiyatı'nın en büyük şairlerinden sayılmaktadır.

    Seçkin eserleri
    Türkçe , Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilde de eser veren Fuzuli'nin eserlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

    Türkçe manzum eserleri

    Divan,
    Beng ü Bade (بنگ و باده; Beng ü Bâde);

    444 beyitlik Türkçe mesnevi, 1956

    Leyla ile Mecnun (داستانِ ليلى و مجنون; Dâstân-ı Leylî vü Mecnûn);

    3 bin 96 beyitlik mesnevi. Bir örnek;

    یا رب بلایِ عشق ايله قيل آشنا منى
    بر دم بلایِ عشقدن ايتمه جدا منى

    آز ايلمه عنایتوکى اهلِ درددن
    يعنى كه چوح بلالره قيل مبتلا منى

    Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ meni
    Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ meni
    Az eyleme inâyetüni ehl-i derdden
    Yani ki çoh belâlara kıl mübtelâ meni[9]

    Risale-i Muammeyat (رسالهٔ معميات; Risâle-i Muammeyât);
    Kırk Hadis,
    Su kasidesi
    Hz. Ali Divanı
    Şikâyetnâme (شکايت نامه; Şikâyetnâme) kafiyeli nesir türündedir;

    Kanuni'nin Bağdat'ı fethinden sonra (1534) padişaha kasideler (Arapça: قصيدة, çoğul qasā'id, قــصــائـد; Farsça: قصیده) sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca Şikâyetnâme'yi yazmıştır. Şikâyetnâme Fuzuli'nin en önemli eserlerinden biridir.

    Şikâyetnâmesinde Fuzuli şöyle der:
    “ Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
    Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar ”


    Türkçe mensur eserleri

    Hadikatü's-Süeda (حديقة السعداء; Hadîkat üs-Süedâ);

    Kerbela olayını anlatan düzyazı, 1837

    Mektuplar

    Farsça manzum eserleri

    Divan,
    Enis'ül-Kalb (انیس القلب; Anîs ol-qalb);
    Heft Cam (sâkinâme) (هﻔﺖ جام; Haft Jâm);

    tasavvuf içerikli, 327 beyitlik Farsça mesnevi

    Resale-e Muammeyat (رسال ﻤﻌﻤيات; Resâle-e Muammeyât);
    Sehhat o Maraz (صحت و مﺮض; Sehhat o Ma'ruz)

    Farsça mensur eserleri

    Rind ü Zahid (رند و زاهد; Rend va Zâhed);
    Risale-i Muamma

    Basımları

    Hadikatü's-Süeda (1837, Kerbela olayını anlatan düzyazı)
    Türkçe Divan (1838, 1958)
    Sıhhat u Maraz (1940, tıp bilgileri)
    Enis'ül-Kalb (1944)
    Fuzuli'nin Mektupları (1948)
    Terceme-i Hadis-i Erbain (1951)
    Rind ü Zahid (1956)
    Arapça Divan (1958)
    Matlau'l İtikad (1962)
    Sâki-nâme (tasavvuf içerikli mesnevisidir)
    Su kasidesi

    “ Ger ben ben isem nesin sen ey yâr

    Ger sen sen isen neyim men-i zâr



    [​IMG]
    Gevheri
    Gevheri, hayatı hakkında pek fazla bilgi olmayan, aruz ve hece ölçüsü ile şiirler yazan şair. Önceleri asıl adının "Mustafa" olduğu sanılırken, sonradan bir şiirindeki "Bir kemter kulundur Garip Mehemmed"[1] dizesinden adının "Mustafa" değil. "Mehmed" olduğu ileri sürülmüştür. 1700 yılında ölen ozan ve hattat Bahri Paşa'nın divan kâtipliğini yaptığı da biliniyor.
    Bazı şiirleri

    Ala Gözlü Nazlı Dilber
    Bad-ı Saba Sevdiğime Gidersen
    Behey Dilber Sana Gonül Vereli
    Ben Güzelim Deyu Havadan Uçma
    Beyaz Göğsün Bana Karşı
    Bizden Selam Olsun Gül Yüzlü Yare
    Bugün Ben Bir Bağa Girdim
    Bugün Ben Bir Güzel Gördüm
    Bülbül Ne Yatarsın Yaz Bahar Oldu
    Dağlara Gel (Grup Yorum Seslendirmiştir)
    Dila Gör Bu Cihan İçre
    Ey Benim Nazlı Cananım
    Ey Peri Cihana Sen Gibi Dilber
    Garip Turna Bizi Senden Sorana
    Hey Ağalar Bir Sevdaya Uğradım
    Hey Ağalar Zaman Azdı
    Kurtulamam Üç Nesnenin Elinden
    Mecnun'a Dönmüşüm Bilmem Gezdiğim
    Sözün Bilmez Bazı Nadan Elinden
    Şunda Bir Dilbere Gönül Düşürdüm


    [​IMG]
    Hatice Nakiye Hanım
    Hatice Nakiye Hanım (d. 1846 - ö. 1899) Türk kadın divan edebiyatı şairi.

    1846'da ikiziyle birlikte dünyaya geldi. Müneccimbaşı Osman Saib Efendi'nin kızıdır. Annesini küçük yaşta kaybetti. Teyzesi tarafından büyütüldü.

    Sıbyan mektebinde okudu. Darülmuallimat'tan mezun oldu. Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi. Ali Fuat Bey'in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat'ta öğretmenliğe başladı. Farsça ve tarih öğretti.

    Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı. Bir süre Mısır'da kaldı. Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı. II. Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Hiç evlenmedi. 1899`da yaşamını yitirdi. Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı'nda toprağa verildi.

    40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt'a yazdı. Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi. Onun divanının ikinci basımını hazırladı. Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi. Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey’in Divan`ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı.

    [​IMG]
    Hayâlî (şair)
    Hayâlî (خيالى) (?-1557) Türk Divan edebiyatı şairinin mahlası. Eserleri zengin bir hayal gücüyle yazılmış, ince ve duyarlı bir üsluba sahiptir.
    Vardar Yeniceli olduğu bilinen Hayali'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, 1494-1495 yılları civarında doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl ismi Mehmed'tir.

    Biyografi yazarı Âşık Çelebi’nin anlatısından anlaşıldığı kadarıyla, Mehmed, Sadi’nin (سعدی شیرازی) Bostan ve Gülistan eserlerini okuyarak genç yaşlarında şiirle ilgilenmeye başlamıştır.

    Seyyah bir sufi derviş olan Baba Alî Mest-i Acem müritleri ile Yenice-i Vardar’a geldiğinde, Mehmed topluluğa intisap etti ve onlarla beraber İstanbul’a gitti. Yolculuk müddetince Sufi düşünce ve uygulamaların yanı sıra, şiir konusunda da Baba Ali’den eğitim aldı.
    İstanbul’da bir Kadı olan Sarı Gürz Nûreddîn Efendi genç Mehmed’in bu toplulukla beraber olmasını hoş karşılamadı ve onu himayesine aldı. Bu himaye altında Mehmed eğitimine devam etti ve şiir bilgisini ve becerisini ilerleterek Hayali mahlası ile eserler vermeye başladı.

    Nihayet, Hayâlî Osmanlı Vezir-i Azamlarından Pargalı İbrahim Paşa’nın dikkatini çekti ve Kanuni Sultan Süleyman’a takdim edildi. Sultanın en önemli şairlerinden biri haline gelen Hayâlî, seferlerde orduya eşlik etti. Bu süreçte (1522) Rodos kuşatmasına ve 1534’teki Bağdat fethine iştirak etti.

    Bağdat’ın Fethi esnasında Hayâlî’nin büyük şair Fuzûlî ile tanışmış olduğu söylentileri de mevcuttur.

    Şiir kabiliyeti yüzünden kendisine Melik-üş-şuarâ (“Şairlerin Sultanı”), Diyâr-ı Rûm'un Sultân-ı Şuarâsı (“Roma Topraklarının Şairlerinin Sultanı) ve Hayâlî-i meşhûr (“Meşhur Hayâlî”) gibi unvanlar verilmiştir. Şairin Vezir-i Azam ve Sultan’ın gözündeki konumu elbette kendisine pek çok düşman da kazandırmıştır ve sık sık hiciv ve alaylara maruz kalmıştır.

    Ana hamisi İbrahim Paşa’nın katlini müteakip 1536’da Rüstem Paşa’nın vezir-i azamlığa terfisi ile Hayâlî’nin İstanbul yaşamı güçleşmiş ve o da kendisine bir Sancakbeyi konumu verilmesini sağlamıştır. Edirne Sancakbeyliğine atanan Hayâlî böylece adının sonuna Bey ünvanı da almıştır.

    Divan edebiyatının bu önemli ismi, 1557 yılında Edirne'de vefat etmiştir.

    Sanatı ve Hayat Görüşü

    Hayali divan edebiyatının olgunluk dönemi (16. yy - 18. yy) şairlerindendir. Kuşkusuz Baki'ye kadar ki dönemin en önemli ve ünlü ismi Hayali'dir. Hayali sade yaşayışını yazımına da aktarmış, ruhani anlamda zengin ama somutsal olarak sade bir dil ile yazmıştır. Ona lakabını da veren şiirlerindeki en önemli özellik hayali, deruni imgeler ve eserlerinden yansıyan zengin hayal gücüdür. Hayali'nin bu kadar ünlü olmasının en önemli nedenlerinden biri de yeteneğinin yanında sade yaşayışı, mala ve şöhrete önem vermeyişidir.

    Eserlerinden Örnek

    Bazı Beyitleri


    İstiyorsan almağı hikmet kitâbından sebak
    Hâme-i kudret ne yazmış safha-i ruhsâra bak


    Cihân-ârâ cihân içindedür arayıbilmezler
    O mâhîler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler



    [​IMG]

    Hayreti
    Hayretî (d. ? - ö. 1534) Türk Divan edebiyatı şairi.

    Doğum tarihi bilinmese de Hayreti'nin Vardar'da doğduğu bilinmektedir. Gerçek ismi Mehmed'tir. Çok genç yaşlarda tasavvufla ilgilenmiş, çeşitli tarikatlarla yakın temasa geçmiştir. Ömrü boyu tasavvufi bir yaşam anlayışını benimsemiş ve anlayışını şiirlerine de yansıtmıştır. Hayatının son yıllarında kör olmuş, gözlerini kaybetmiştir. 1534 yılında vefat etmiştir.

    16. yüzyılın en önemli şairlerinden biri olsa da bugün pek bilinmemektedir. Divanı 1981 yılında Prof. Dr. Mehmed Çavuşoğlu ve M. Ali Tanyeri tarafından yayımlanmıştır. Şiirlerinde tasavvufi öğelere sıklıkla rastlanır, uslubu samimi ve coşkuludur.
    Eserlerinden örnek

    Gazel


    Ben bu bâzrun ne bazerganı ne bezzaâzıyam
    Kûy-ı ışkun onmadık bir rind-i şâhid-bâzıyam

    Bir megesce kadrüm olsa hân-ı vaslunda n’ola
    Ben de hâlümce muhabbet evcinin şeh-bâzıyam

    Câna kalmazam bu gün meydanda aslâ Hâk bilür
    Rîsmân-ı kâhkül-i dil-dârumun cân bâzıyam

    Sen nice erbâb-ı hüsn içinde müstesnâ isen
    Pâdişâhum ehl-i ışkun ben de bir mümtâzıyam

    İt gibi öldürmez isen ger rakîb-i kâfiri
    Dime hiç ey Hayretî âlemde ben de gaaziyem

    (Vezin: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün)



    [​IMG]

    Hıfzı Mehmed Efendi
    Hıfzı Mehmet Efendi Osmanlı Devleti Türk şair ve bilgini. Doğum tarihi bilinmiyor.Edirne'de doğmuştur. Yaşamı hakkında fazla bilgi yoktur. Kuran eğitimi aldı ve dönemin ünlü bilginlerinden ders aldı. Medrese öğrenimi gördü. Bir ara müderris oldu ve enderun'da ders verdi. Birçok antik Yunanca, Arapça, Farsça, İbni Sina ve Biruni'nin bilimsel yapıtlarını inceledi. Değişik konularda çalışan Hıfzı Mehmet Efendi birçok yapıt vermiştir. Yapıtlarında arı bir Türkçe kullanmış hece ölçüsü'yle şiirlerini yazmış şiirlerinde atasözleri, manzumeler ve risaleler kullanmıştır. Ölüm tarihi bilinmemektedir.
    Yapıtları

    Divan
    Münşeat (Nesirler)
    Manzume-i Durub-i Emsal (Atasözleri Derlemesi)
    Amal-i Salihat (Ahlakça Beğenilmiş Eylemler)

    [​IMG]
    Hızır Reis
    Hızır Reis Osmanlı Devleti, Türk, Divan Edebiyatı, şair'i ve bilgini.Doğum tarihi bilinmiyor.Eskişehir'e bağlı Sivrihisar'da doğdu.Tazarruname yazarı Sinan Paşa Hızır Reis'in babasıdır.Babasından ve başka değerli hocalardan ders aldı.Önce Sivrihisarda bir süre kadılık yaptı.Sonra Bursa'da müderris oldu, öğrencilere ders verdi.Osmanlı Devleti hükümdarı Fatih Sultan Mehmed'in sevgisini kazandı.

    Dönemin ünlü bilgini Akşemsettin kendisinden övgüyle bahseder.İstanbul alınırken osmanlı askerleriyle birlikte savaştı. İstanbul alındıktan sonra ilk defa İstanbul kadısı oldu.Hızır Reis ölümüne kadar altı yıl kadılık görevinde kaldı.Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazdı.Bir Divanı üç tane yapıtı olduğu biliniyor ama henüz bulunamamıştır.Bazı tezkire ve yazma mecmualarda şiirlerine rastlanır.İstanbulda Hacıkadın camisini yaptırdı.1459 yılında İstanbul'da öldü.

    [​IMG]
    Hâmî-i Âmidî
    Hâmî-i Âmidî (d. ? - ö. 1747), Osmanlı şairi.

    Diyarbakırlı olan Hâmî-i Âmidî döneminin tanınmış şairlerindendir. Bazı vezirlere divan kâtipliği de yapmıştır. 1747'de Diyarbakır'da vefat etmiştir.

Sayfayı Paylaş

Gelen aramalar...

  1. garipname meshur beyitler