Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Birey Nedir- Bireycilik Nedir

Konusu 'Türkçe Sözlük' forumundadır ve Suskun tarafından 20 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.374
    Beğenileri:
    122
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    -Birey Nedir
    - Bireycilik Nedir




    Birey Nedir




    Tdk tanımına göre birey:

    1- Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert;
    2- Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri;
    3- Mantık - Bir türün kapsamı içine giren somut varlık;
    4- Psikoloji - İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert;
    5- Sosyoloji - Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert. Birey terimi sadece yüklendiği birçok tanımdan değil, ideolojik planda yapılan farklı yorumlarıyla da önemli bir terim olmuştur. Özellikle 19. yüzyıldan bu yana gelişen felsefi, ekonomik ve ideolojik doktrinlerde çok önemli bir yer kaplamış, zaman zaman bazı ideolojilerin merkezi olmuştur.

    Birey terimi sadece yüklendiği birçok tanımdan değil, ideolojik planda yapılan farklı yorumlarıyla da önemli bir terim olmuştur. Özellikle 19. yüzyıldan bu yana gelişen felsefi, ekonomik ve ideolojik doktrinlerde çok önemli bir yer kaplamış, zaman zaman bazı ideolojilerin merkezi olmuştur. bunun için Bknz : Bireycilik

    Birey Nedir ? (Özet)


    Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, °fert. Bir türün kapsamı içine giren somut varlık. Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri. Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, istençsel nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, °fert. İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, °fert.

    Birey Nedir ? (Detay)


    Birey algı,duygu,akıl ve inanç olgularını oluşturan nas,ins-nastır.Kim olduğumuz,ne olduğumuz akıl sahibi her insan tarafından düşünülmüştür.Düşünsel bağlamda iki ana temel yol üzerinde açıklamaya gidilmiştir.Bunlar Tümevarım ve tümdenvarım.Tümdenvarım materyalist düşünceyi Tümevarım ise metafizik düşünceyi oluşturmuştur.İnsan algıları sayesinde mi biliçlenir yoksa zaten var olan biliçle mi algılarını yönlendirir.Maddeci aristo Usçu Platon,Maddeci ibn-i arabi usçu imam-ı gazali,Maddeci Karl,Engel,Hegel Usçu Wilhelm Reich.Bireylerin bu düşünüş tarzı soyunun gelişmesiyle kültüre de yansımıştır.Şöyleki;dil yapısında gramer olarak maddenin kelime başında veya sonunda kullanılması gibi.Türk dil yapısınde madde eylemden önce gelir,buda türk kültünün özeti mayetinde tenkitdir.Farsi ve arabi dilleri tamamen Usçu maddeci olmayan düşünsele sahip bireyin ürünüdür.Bu varsılların ardından bireyi meydana getirenin ne olduğu hakkında tezi açıklamaya geçiyim.

    Duygu ve İnanç insanın kimlik bilinci olmadan onunla doğan,zaten varolan kavramlardır.Akıl ve duygu ise zamanla edinilen geliştirile bilinen kavramalardır.Duygu ve inanç her insanda aynıdır göreli değildir değişmez.Akıl ve algı insandan insana farklılık gösterir,görecelidir.Bireye ismini veren akıl ve algılardır.Bireyin sosyal hayatta statüsü ve buna bağlı olarak rolünü aklı ve algılarının meziyeti sayesinde üstlenir.örneğin,Ahmet işçidir.Sabah 8 de eşi işe gitmesi için kaldırır.Çocuklarını öptükten sonra aksaray-topkapı hattıyla işine gider.İyi bir mümin olan Ahmet vakit namazlarını kaçırmaz.Yazıda Ahmet algılarının oluşturduğu becerisi yaseinde işçi olmuştur.Sabah 8 de kalkması patronun işçisi olması gerektiği içindir.Aksaray ve Topkapı hattını kullanması aklının emridir.Çocuklarını öpmesi ve dinine bağlılığı inanç ve duygusuyla alakalıdır.Ahmet acıktığını söyledi çok sevdiği bamya yemiğini doyana kadar yedi ve tanrıya bunun için du etti.Bu örnekte sırasıyla duygu acıkması,bamyayı sevip doyana kadar yemesi akıl,ve şükür de inancı temsil eder.

    Birey algıyla kendi varlığının farkına varır. Bu dönem ilk 7 yaşı,Duyguları sayesinde karşı cinsin farkına varır aynı zamanda ikinci 7 inci yaş dönemi,Aklı sayesinde ise bir ailesi,mesleği,devleti,ülkesi,ırkı olduğunun farkına varır üçüncü 7 inci yaş dönemi.Son olarak olgun insan dönemi son 7 lik yaş dönemlerinde ise sahip olduklarını kaybetme korkusu,elde tutma çabası ve hepsi için şükür hissiyle olgunlaşır.Unsurlar arasındaki tamamlanamazlık yada eksiklik diğer unsurları etkiler.Diğer bireylerden ayıran özellikte bununla alakalıdır.

    Nesnas insandan sonra evrimini tamamlamış ademinoğulları değişime devam etmektedir.

    İnsanlar her felakette dayanışma içine girmiş her dayanışma ve birliktelik yeni kaos ve kültürleri meydana getirmiştir.Buzul çağında avcı-toplayıcı insan Nuh tufanıyla tarıma geçmiş olası felaketlede robotların üreteceği insanların sadece katiplik ve teknikerlik yapacağı dönemi beklemektedir.Her felaket sonrasında dağınık yaşayan insanlar dayanışma ve akıl birliğiyle herzaman heryerde olan tanrıyı simgeleştirmiş son dönemde de yoketmeye çalışmıştır



    Bireycilik Nedir


    Bireycilik dendiğinde çoğu zaman akla gelen, egoizm ve hedonizmle harmanlanmış bir tanım oluyor. Bu daha çok global kapitalizmin düşünce dünyasında yarattığı bir nevi kısırlaştırma operasyonu olarak algılanabilir. Elbette hedonizm, bilebildiğimiz kadarıyla Epikür’den beri var. Birey-toplum ikilemini –eğer bu bir ikilemse- açıklığa kavuşturma çabası da yine bilebildiğimiz kadarıyla ilkçağdan beri süregelmektedir. Yine de tek faktörlü güdük bir tanımın gerçeklikmiş gibi kitle üzerine empoze edilmesi sanırım sadece bu sosyal-ekonomik-kültürel sisteme ait. Halbuki kavramın bundan daha derin ve bu kavrama katılan anlamların da oldukça çeşitlilik gösterdiğini biliyoruz. Global kapitalizmin global insanı, korkarım bireyciliğin hazcı yorumundan bile daha yüzeysel ve daha atomize olma yolunda ilerlemektedir. Kavramın genişliğini göstermek için hazırda var olan çalışmalardan az da olsa yararlanmak ve bazı sorular sormak istiyorum. Böylece daralmış algımızı genişletme ve bilgilerimizi arttırma şansı bulabiliriz. Üskül, Bireyciliğe Tarihsel Bakış’ta şöyle diyor:

    Bireyciliğin göreli basitliğine bakıp da aldanmamak gerekir. Bireycilik, kendi tarihi boyunca oldukça büyük bir karmaşık dönemden geçerek bugüne gelmiştir. Bunun sebebi, ortaya çıkışından itibaren çok çeşitli şekillerde kendisini göstermesidir. Bireycilik, tek bir kimsenin tercihi olarak marjinal kalabilir ve kişisel bir etik değer olarak kalır, ya da tek bir grubun veya bütün bir toplumun tercihi olabilir; o zaman da toplumun global örgütlenmesinin ilkelerini hazırlayan gelişmiş entelektüel bir doktrin haline gelir. Paradoksun tam da burada ortaya çıktığı görülmektedir: Çok bireyci bir yaşam sürdürürken, bireycilik karşıtı bir ideolojiye sahip olunabilir ya da bireyin komünoter bir yaşam biçimi seçip, kerhen istediği, kabul etmek durumunda kaldığı bireyci bir toplumda yaşaması da mümkündür. Bir diğer olasılık da özel yaşamda biçimsel olarak çok bireyci bir yaşam sürdürüp, en konformist modellere öykünmektir. (2003)

    Burada vurgulanması gereken kişisel bir etik değer olarak bireyciliği benimsemenin de, aslına bakılırsa bireyciliğin bir tanımı algılayıp benimsemek anlamına geldiği ve bunun da içinde yaşanılan toplumla çift taraflı bir etki sonucunda ortaya çıktığıdır. Halbuki burada yazarın vurgulamaya çalıştığı bireyciliğin uygulanmasında yaşanan çelişkiler ve çeşitliliktir. Yine de bu çeşitlilik, bireycilik algısına yönelik bir çeşitlilik olarak karşımıza çıkmıyor. Paradoksun birinci durumunda kişi bireyci bir yaşam sürmekte ve toplumsalcı görüşlere sahip olmaktadır. Bu, büyük ihtimalle bireyci bir toplumda yaşamak zorunda kaldığı anlamına geliyor. Çünkü onun bireysel hareketi, ona dayatılan olarak karşısına çıkıyor. İkinci durumda ise kişi toplumsalcı bir yaşamı seçmekte fakat istemeden de olsa bireyci bir toplumda yaşamaktadır. İkinci durumda da yine bireyci toplumda yaşanan hezeyanı görmekteyiz. Üçüncü durumda ise, birey bireyci bir yaşam sürmekte fakat topluma boyun eğici bir yaklaşım göstermektedir. Yine bu durumda da bireyin toplumsal yaşama boyun eğmesi onun toplumsalcı bir toplumda yaşadığını göstermez. Bu ayrımlar sadece tek veya grup içinde hareket etmeye yönelik ayrımlardır ve temel olarak toplum ve birey arasında karşıtlık olduğunu vurgulamaktadır. Bize ise bunun sadece birçok yaklaşımdan sadece biri olduğunu biliyoruz. Burada sormak istediğimiz soru bireyin topluma karışmasından önce birey olarak ne derece var olduğu ve dolayısıyla toplumla arasındaki karşılıklılık ilkesinin boyutunun ne olduğudur.

    Laurent ise bireyciliğin çeşitliliği konusunda şunları diyor:

    Bireyci bir yorum ya da uygulamalara elverişli alanlar da çok çeşitlidir: Sosyolojik bireycilik, siyasal bireycilik, ekonomik bireycilik hatta dinsel, etik, epistemolojik ve felsefi bireycilik vardır ve bunların biri diğerinin tamamlayıcısı değildir. (1993)

    Yazar burada yine farklı bireycilik alanlarının birbirlerinin tamamlayıcısı olmadığını söylüyor. Yine burada bireyciliğin nasıl algılandığı konusunda bir tanımlama yok. O halde biz de Marksist bir tavır alalım ve bireyciliği kendini gerçekleştirme ve kendini gerçekleştirme araçlarına eşit derecede sahip olma hakkı olarak tanımlayalım. (Yani Marksist sayılabilecek bir özgürlük tanımını bireycilikle eşitledik) Bu durumda ekonomik olarak bireyci olamayan birinin siyasal olarak bireyci olması ne derece mümkündür? Derece burada önemlidir çünkü ancak kendimizi gerçekleştirme araçlarına eşit hakkımız olduğunda kendimizi birey olarak tanımlıyoruz. Ya da soruyu tersten sormak gerekirse ekonomik olarak bireyci olmuş biri, siyasal ve sosyal yaşamda diğerlerinin bireyciliklerine ne kadar izin verir? Dolayısıyla burada ne kadar sorusunu sormak bizi bireyciliğin dereceleri olduğu ve bu derecelerin her birey tarafından özgürce seçilemediği noktasına götürmektedir. Bu noktadaki sorular çoğaltılabilir ama biz alıntı yapmaya devam edelim.

    Bireycilik, her şeyden önce insanlığın toplumsal birliklerden değil, bireylerden oluştuğu kanısına dayanır. Bu varlıklar, biri diğerinden ayrılamaz ve indirgenemez varlık özelliği taşırlar. Duygulanımları, hareketleri ve düşünceleri kendilerine aittir. (1993)

    Yine oldukça iddialı bir ifadeyle karşı karşıyayız. Burada sorulacak soru bu varsayımın nereden çıktığıdır. Sanki bize aydınlanma düşüncesinin ve modernleşmenin söylemlerini hatırlatıyor. Yoksa bunun dışında insan doğasına yönelik bu tip genellemelerin pek de doğrulanabilir yanı yoktur. Tüm sosyal bilim kitapları insanın sosyal bir varlık olduğu cümlesiyle başlar ve insanı sosyal olmadan önce özgür ve bilinçli bir birey olarak tanımlamak oldukça idealist bir yaklaşım gibi görünüyor. Böyle bir durum olsa bile bu durumdaki bir varlığın bugünkü anladığımız anlamıyla insan olduğu da oldukça tartışmalıdır. İnsanların duygulanımlarının, hareketlerinin ve düşüncelerinin en azından bazı durumlarda kendisine hiç de ait olmadığını görmek için ise biraz sosyal psikoloji bilmek yeterlidir. O halde bu güdük ve hiç de bilimsel olmayan bireycilik anlayışı nasıl oluyor da tek ve doğru tanımmış gibi her defasında önümüze çıkıyor?

    Buradan hareketle şunu söylemek mümkündür ki bireyciliğin tanımı ve imkanları oldukça tartışmalı bir konunun öznesidir. Üskül’ün kitabında bireyciliğe komünotaryanist bakış açıları da incelenmiş ve bireyciliğin tarihsel gelişimi oldukça kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Benim vurgulamak istediğim ise, bireyciliği tek taraflı ve tek tanımlı bir şekilde anlamaya çalışmanın, tarihsel olmayan idealist bir bakış açısı olduğudur.
     

Sayfayı Paylaş