Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Bilimsel araştırma yöntem ve teknikleri

Konusu 'BilgiBANK' forumundadır ve Suskun tarafından 16 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.373
    Beğenileri:
    126
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ

    KAPSAM

    Araştırma Teknikleri sunuşu, araştırma yöntemlerindeki farklı anlayışları, yaygın olarak kullanılan araştırma tekniklerini, araştırma basamaklarını, veri toplama ve analizini, yorumunu, rapor yazma esaslarını, kaynakça ve dipnot gösterme tekniklerini kapsamaktadır.

    Temel amaç; araştırma sürecini (sorun belirleme, veri toplama, veri analizi ve sonuçları yorumlama) incelemek, belli başlı bilimsel araştırma yöntemlerini (deneysel yöntem, betimleme yöntemi, tarihi yöntem vd.) gözden geçirmek ve belirli bir konu hakkında araştırma yapabilmek için gereken literatür bulma, veri toplama, verileri değerlendirme ve rapor yazma tekniklerini anlatmaktır.

    I- ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ AŞAMALARI

    Belirlenen bir konuda araştırma yapılırken, belli aşamaları takip etmek, çalışmanın daha hızlı ve verimli olmasını sağlayacaktır. Bu aşamalar 8 başlık altında toplanabilir.

    * 1-Araştırmanın Konusu
    2-Araştırmanın Amacı ve Önemi
    3-Araştırmanın planlanması
    4-Problem Cümlesi
    5-Kaynak Taraması (Anahtar kelimeler, veri toplama yöntem ve teknikleri: Veri türleri/kaynakça (ilgili kurumlar, kütüphaneler, ilgili kişiler, internet) Verileri toplama/sınıflandırma)
    6-Varsayımlar
    7-Tanımlar ve Sınırlılıklar (Araştırmanın içeriği, Başlıklar/alt başlıklar)
    8-Yazım/sunum (rapor yazma teknikleri)


    Bilimsel araştırmada verilen bir araştırma konusunu;

    * -Bilimsel araştırma yöntemlerine uygun olarak yürütebilmek,
    -Araştırma sonucuna uygun çözüm önerileri geliştirebilmek,
    -Araştırma konusuna ait çözüm önerilerini analiz edebilmek,
    -Bilimsel kurallara uygun olarak rapor edebilmek,
    -Araştırma konusuna uygun amaç, önem, varsayım, sınırlılık ve tanımları yazabilmek,
    -Araştırma amacına uygun veri toplama aracını uygulayabilmek,
    -Araştırma verileri üzerinde temel istatistiksel işlemler ve çözümlemeler yapabilmek,
    -Bulguların yorumlanması ile ilgili özellikleri açıklayabilmek,
    -Araştırmada elde edilen bulguları yorumlayabilmek,
    -Araştırma sonucuna göre öneriler geliştirebilmek,
    -Yapılan araştırmayla ilgili özet yazabilmek,
    -Araştırma raporunun yazımında dikkat edilmesi gereken kuralları açıklayabilmek,
    -Kurallarına uygun olarak raporlaştırabilmek,gerekmektedir.




    Bilimsel bir araştırma iki evreden oluşur. Bunlar;

    * A-Araştırma Teknikleri (Araştırmanın Amacı ve Önemi, Veri Toplama Teknikleri)
    B-Araştırma Teknikleri (Rapor Yazma Teknikleri)





    A. ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ: ARAŞTIRMANIN AMACI VE ÖNEMİ, VERİ TOPLAMA TEKNİKLERİ


    -Araştırma yapılacak konuda, amacı ortaya tam koyabilmek, çalışmanın önemini vurgulamak,
    -Bilimsel araştırma teknikleri doğrultusunda, seçilen konu üzerinde araştırma yaparak, değişik kaynaklardan veri toplamak ve elde edilen verileri doğru olarak analiz edebilmek.
    -Veri türleri

    1-Belgesel tarama (kütüphane)
    2-Gözlem
    3-Görüşme
    4- Yazışma
    5- Internet
    Çalışmanın bu aşamasında dikkat edilmesi gereken hususlar aşağıda özetlenmiştir.





    -Seçtiği konuyla ilgili kaynak taraması yapabilmek

    * 1. Konuyla ilgili kaynak eser ve kişileri belirleyip yazma
    2. Kaynak taraması için uygun bir plân hazırlama
    3. Kütüphane çalışmalarında katalog kullanma
    4. Yararlandığı kaynak ve kişilerden elde ettiği bilgileri not ve fişlere yazma
    5. Basın yayın organlarını takip ederek konuya ilişkin bilgileri toplama
    6- Internet’ten araştırma yapma



    -Araştırma konusuna uygun amaç, önem, varsayım, sınırlılık ve tanımları yazabilmek

    * 1. Araştırma konusuna uygun olarak araştırmanın amacını yazma
    2. Araştırma konusuna göre araştırmanın önemini yazma
    3. Araştırmanın dayandığı temelleri yazma
    4. Araştırma konusunun sınırlılıklarını yazma
    5. Araştırma konusuna uygun tanımları yazma



    -Araştırma verileri üzerinde temel istatistiksel işlemler ve çözümlemeler yapabilmek

    * 1. Elde ettiği verileri amacına uygun olarak sınıflayıp yazma
    2. Sınıflandırdığı veriler üzerinde gerekli olan istatistiksel işlemleri yapma
    3. Verileri tablo halinde gösterme
    4. Sonuçları kontrol etme



    -Bulguların yorumlanması ile ilgili özellikleri açıklayabilmek

    * 1. Bulguların nasıl yorumlanacağını yazma
    2. Yorumlamada dikkat edilmesi gereken özellikleri yazma
    3. Bulguların yorumlanmasını örnek vererek açıklama




    -Araştırmada elde ettiği bulguları yorumlayabilmek

    * 1. İstatistiksel tekniklerle elde ettiği bulguları yazma
    2. Bulgular doğrultusunda yorumunu yazma
    3. Yaptığı yorumun doğruluğunu tabloya göre kontrol ederek yazma




    -Araştırma sonucuna göre öneriler geliştirebilmek

    * 1. Araştırma sonuçlarına dayalı olarak gerçekleştirilebilecek öneriler yazma
    2. Bu önerileri önemine göre sıralayıp yazma




    -Yaptığı araştırmayla ilgili özet yazabilmek

    * 1. Araştırmanın tüm aşamalarını özetleyerek yazma
    2. Yazdığı özeti, araştırmanın ilgili bölümüne yerleştirme





    B-ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ:RAPOR YAZMA TEKNİKLERİ

    * I-Araştırma raporunun yazılmasında temel kurallar
    1-Bilimsel kurallar
    2-İçerik ile ilgili kurallar
    a-Alıntıların kullanılması
    b-Dipnotların yazılması
    -Kaynak belirtme amaçlı dipnot
    -Ek bilgi verme amaçlı dipnot


    II-Araştırma raporunun yazılması

    * 1-Ön bölüm
    a-Başlık sayfası
    b-Önsöz
    c-içindekiler
    d-Listeler
    a-Başlık sayfası
    b-Önsöz
    c-içindekiler
    d-Listeler

    2-Ana bölüm/Metin

    * a-Giriş
    -Problem
    -Amaç
    -Önem
    -Sınırlılıklar
    -Tanımlar
    b-Kaynak araştırması
    c-Materyal ve yöntem
    -Evren ve örneklem
    -Araştırma modeli
    -Veriler ve toplanması
    -Verilerin işlenmesi
    d-Araştırma sonuçları e-Tartışma
    f-Sonuç
    g-Öneriler
    h-Özet


    3-Arka bölüm

    * a-Ekler
    b-Kaynaklar listesi


    -Çalışmanın bu aşamasında dikkat edilmesi gereken hususlar aşağıda özetlenmiştir.


    Raporlaştırma ile ilgili temel kavramlar bilgisi

    * 1. Rapor, dipnot, kaynakça, metodoloji kavramlarının tanımlarını yazma
    2. Verilen bir kavramın tanımını, verilen bir dizi tanım arasından seçip işaretleme
    3. Verilen bir dizi kavramla, bir dizi tanımı eşleştirip işaretleme



    Araştırma raporunun bölümlerini sıralayabilmek

    * 1. Araştırma raporunda bulunması gereken bölümleri sırasıyla yazma
    2. Sırası karışık verilen bölümleri sıraya koyma
    3. Verilen bir bölümde bulunması gereken öğeleri yazma



    Araştırma raporunun yazımında dikkat edilmesi gereken kuralları açıklayabilmek

    * 1. Araştırma raporunun yazılmasında dikkat edilmesi gereken kuralları yazma
    2. Raporlaştırmada kullanacağı dilin özelliklerini açıklama
    3. Kapak düzeninin nasıl olacağını yazma
    4. Raporlaştırmada kâğıt düzeninin nasıl olacağını yazma
    5. Raporlaştırmada başlık ve paragraf düzeninin nasıl olacağını yazma
    6. Raporlaştırmada şekil ve tabloların yerleştirilmesinde dikkat edilecek özellikleri açıklama
    7. Dipnot yazımında dikkat edilmesi gereken kuralları açıklama
    8. Alıntı yapılırken dikkat edilmesi gereken kuralları açıklama
    9. Kaynakça yazımında dikkat edilmesi gereken kuralları açıklama
    10. Özet yazmada dikkat edilmesi gereken kuralları açıklama
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.373
    Beğenileri:
    126
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Bilimsel Yöntem (Bilimsel Araştırma Yöntemleri)

    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Fen bilimlerinde, yeni bir bilgi edinmek için kullanılan yaklaşım tarzı, yöntemdir. Bilim adamları bu yöntemle, zaman içinde bilgilerin üst üste binmesiyle evrendeki olayların doğru ve güvenilir bir betimlemesini yapmayı amaç edinirler.
    Bilimsel yöntem, en basit haliyle aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

    1. Evrendeki bir fenomenin gözlemlenmesi
    2. Bu fenomene dair, gözlemler ile tutarlı, ancak kesin olmayan, hipotez adında deneysel bir açıklama getirilmesi
    3. Hipotezin tahminlerde bulunmak için kullanılması
    4. Tahminlerin deneylerle veya ek gözlemlerle test edilmesi ve sonuçlar ışığında hipotezde gerekli değişikliklerin yapılması
    5. (3) ve (4) numaralı adımların hipotez ve deney arasında tutarsızlık kalmayana kadar tekrarlanması
    [​IMG]

    Tam tutarlılık sağlandığı zaman hipotez, gözlemlerin açıklanabilip yeni akıl yürütmelerin yapılabileceği bir kuram haline gelir. Böylelikle bir fenomen türünü açıklayan kolay anlaşılır ve tutarlı bir önermeler grubu oluşturulmuş olunur.

    Eleştiriler
    Bilim felsefesinin önemli isimlerinden Paul Feyerabend, bilimsel yöntemin genelleştirilmesi ve tek geçerli yöntem olarak mutlaklaştırılma girişimini eleştirmekte, bunun kuramsal/felsefi olarak temellendirilemez pozitivist bir tutum olduğunu öne sürmektedir. Yönteme Hayır adlı ünlü kitabında bu şekilde mutlaklaştırılan bilimsel yöntem anlayışının yanlışlığını hem bilim tarihi içinden örneklerle göstermeye çalışmaktadır, hem de gözlem, deney, önerme, hipotez, kuram gibi terimlerin kendi eleştirisine uygun içerimlerini belirtmektedir. Feyerabend'in itirazı esas olarak bilimsel yöntemin tek ve mutlak bir yöntem olarak kabul edilmesi ve dayatılmasına yönelik olarak görünmektedir.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.373
    Beğenileri:
    126
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Bilimsel Metodoloji Nedir?
    Bir bilginin (knowledge) bilimsel olabilmesi için nesnel (objective) bilgi olması gerekir. Bunun için de önce tasvir edilmesi (betimleme: description), sonra tarif edilmesi (tanımlama: definition), akabinde ölçülmesi (measurement) ve nihayette tasnif edilmesi (sınıflama: classification) gerekir. Bu şekilde elde edilen bilginin bir "bir işe yarama potansiyeli" olması gerekir ki üzerinde çalışılmaya değsin.
    Bu safhalardan geçmeyen bilgiler ve onların temsil ettiği varlıklar özneldir (subjective), dogmatik vasıflıdır ve bilmin tarifi ve metodolojisi dışındadırlar. Bunlar inanç, itikat veya iman konusudur; değiştirilemez, tartışılamaz çünkü aşağıda anlatacağımız şekilde sınanamazlar. Dini, metafizik ve mistik bilgiler bu özelliktedir. Bunların bilime enjeksiyonu ancak kaos yaratır.

    Daha sonra bu bilgiden hareketle bir ön fikir (assumption: zan) üretilir; yani "zannedilir". Bu ön fikir mevcut bulgular, teoriler (theory: kuram) ve varsayımlarla mukayese edildikten sonra bir varsayım (hypothesis) ortaya atılır. Bu hipotezi test edip geçerli (valid), güvenilir (reliabl) kılabilmek için bir araştırma deseni (design) inşa edilir. Eğer bu iş için kullanacağımız gereçler (tool) geçerli ve güvenilir değilse, önce bunlar tasarlanıp geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılarak kullanılabilir hâle getirilir. Önceden bu aşamalardan geçmiş araçlar mevcut ise tabii ki kullanılabilir.

    Araştırmanın geçerliliğini ve güvenilirliğini en önemli olarak belirleyen hususlardan bir tanesi de tarafsızlık (non-biasedness) ilkesidir. Hipotezimizi sınamak istememiz, araştırmamızın veya deneyimizin tarafgir olmasını asla gerektirmez, hâttâ doğrusu olmamasıdır. Bu sebeple de, deseni hazırlarken yanlış pozitif (false positive) veya yanlış negatif (false negative) sonuçlardan bizi koruyacak bütün bulaşıklıklardan (contaminations) arınmış olmalıyızdır. Sonucu bu yönlerde etkileyebilecek bütün harici veya dahili etkileri olabildiğince asgariye düşürmemiz gerekir.


    Daha sonra araştırma veya deney yapılır. Sonuçlar dünyaca kabûl görmüş istatistiksel analizlerden geçirilir. Bunu yaparken şuurdışı veya şuurlu tarafgirlikten kaçınmak için konuya kör (blind) bir istatistikçi tarafından da sonuçlar gözden geçirilir.

    Yayın aşamasında, sonuçların anlamlılığı (significance), bunun derecesi ve varsayımın haklılık derecesi tartışılır. Çalışmanın kısıtlılıkları (limitations) varsa (yeterince örneklem olmaması, kaçınılmaz bulaşıklıkların muhtemel etkileri vs.) bunlar dürüstçe belirtilir.


    Daha sonra bu yazı güvenilir ve hakemli bir dergiye gönderilir. Hakemlerden gelen eleştiriler sebebiyle gerekirse 10-15 kere gözden geçirilir (revision).

    Sonunda da yayınlanır. Buna rağmen ciddi eleştiriler gelebilir ve teyit çalışmaları (replication studies) yapılmadıkça 1. dereceden kanıt olarak kabûl edilmez.

    Bu na kanıta (delile) dayalı bilim (evidence based science) denir.


    Masaru Emoto'nun suyun duadan etkilerini anlatan "çalışması" da, duanın kalb krizinden veya başka bir illetten koruyucu etkisiyle ilgili çalışmaların çoğu da bu sebeple kâzip bilim (sham science) veya yalancı bilim (pseudoscience) düzeyindedir ve itibarlı çevrelerce kaale alınmazlar. Daha çok halkı oyalayan sansasyonlar veya spektaküler oyalamalar hâlinde ortada dolanırlar.

    Ve.... Bunca zahmetle elde edilen bilgi daha yayınlandığında eskimiştir ve yeni bilgilerce çürütülecek veya değişecektir.


    Bu da Sir Karl Popper'ın ortaya koyduğu yanlışlanabilirlik ilkesinin (falsifaibility principle) vazgeçilmezliğinin bir göstergesidir.


    Tabii ki bütün bunlar somut sistemlerle uğraşan doğabilimlerinde, tıpta, biyolojide, jeolojide vs. daha bir geçerlidir. Anlam sistemleriyle uğraşan teorik fizik ve matematik gibi bilimlerde işler daha da karışır ve devreye diyalektik mantık, puslu (fuzzy) mantık ve Heisenberg'in belirsizlik ilkesi girer. Kuantum araştırmalarında ise uçuş serbestçedir ama önce bütün temel bilgilere ileri derecede vakıf olmayı gerektirir.
    Tarih bir bilim midir dersek, daima galiplerin yazdığı bilgiler yumağından bitaraf hakikati yakalamak çok zordur. Soykırım "keşifleri", çeşit çeşit icatlar göz önüne alındığında, tarih aslında ideolojidir; dolayısıyla da bilim değil bilgidir. Bu bilginin ne kadar nesnel (objective), ne kadar öznel (subjective) olduğu tam bilinemez.

    Peki, psikiyatri bilim midir? Biyolojik, psikofarmakolojik, sinirbilimsel, deneysel psikolojiden mülhem alt dallarıyla bir bilim dalı olduğu kesindir. Buna karşılık, yanlışlanabilme ilkesine ters düşen ve varsayımlarını a priori doğru kabûl ederek sonuçları ona göre yordayan (prediction) psikanalitik ve sair teoriler bilimsel değildir; bilimselleşmek için bilimsel olan dallarla işbirliğine giderek doğru iş yapmaktadır. Klinik psikiyatri ise yanlışlanabilme ve gelişebilme ilkelerine uyduğu için bilimseldir.

    Parsimoni İlkesi Nedir?

    Eskiden "postüladan tasarruf kaidesi" de denen parsimoni (parsimony) ilkesi, "iki kabûl edilebilir izah varsa, en basit olanı en doğrusudur" düsturudur. Bu ilkenin güçlü yanı gereksiz ve fuzuli araştırmaları ve ayrıntıda boğulmayı önlemesi, zayıf yanı ise komorbiditeyi gözardı etmesidir.

    Peki, Bir İnsan Hem Bir İnanca (Dini, İdeolojik veya Mistik) Sahip Olup, Hem de Bilim Adamı Olamaz mı?

    Tabii ki olabilir. Dünyada geçmişte ve hâlde bunun pek çok örnekleri mevcuttur. Muhtemelen artarak da olacaktır. Önemli olan sapla samanı karıştırmamayı, bilim adamı kimliğiyle (scientist identity) kendini aşan kimliğini (self-transcendent identity) karıştırmamaktır. Dini-mistik ritüelik davranışlar ta hayvanlar aleminden insan türüne kadar devam eden bir süreklilik gösterirler. Kurumsallaşma ve bilinçli inanç (iman) ise Homo sapiens sapiens'te gerçekleşmiştir. İnsan türü kendini aşmaya muktedir hâttâ mahkûm olan tek türdür. Adam gibi adamlar hem ilmi hem de imanı aynı yürek ve dimağda taşıyabilirler ve asla ikisinin de mutaassıbı olmazlar.


    "En doğrusu, halen en doğru bildiğimizi yanlışlayacak yeni varsayımlar yaratmaktır".
    Sir Karl Popper

    "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir".
    Gazi Mustafa Kemâl Atatürk

    Prof. Dr. Kerem Doksat
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.373
    Beğenileri:
    126
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    BİLİM VE BİLİMSEL YÖNTEMLER


    Bilmek" sözcüğünden türemiş olan bilim terimi, evrene ve evrendeki her şeye ilişkin temel bilgilere ulaşmak amacıyla her konuda yürü*tülen araştırma etkinliklerini anlatmak için kullanılır. Bu konulardan her biri de ayrı bir bilim dalıdır: Fizik bilimi, kimya bilimi, biyo*loji bilimi gibi. Bilim dalları genellikle,konu*larının niteliği açısından temel bilimler ve uy*gulamalı bilimler olmak üzere iki bölümde toplanır.

    Bilim Dalları


    Bilimin ilgi alanına giren konular sistemli bir biçimde sınıflandırılabilir ya da dallara ayrıla*bilir. Gerçi bazı konular birden çok bilim dalının ortak ilgi alanıdır; ama sınıflandırma*da kolaylık sağlamak için her konunun ayrı bir bilim dalına özgü olduğu düşünülebilir. Bu maddede başlıca bilim dallarına ve her dalın temel konularına ilişkin genel bilgiler veril*miştir. Sözü edilen bilim dallarının ve konula*rın çoğunu Temel Britannica'da ayrı madde başlıkları olarak bulabilirsiniz.
    Yer bilimleri grubu jeoloji, meteoroloji, mineraloji, okyanusbilim (oşinografi) ve pale*ontolojiyi kapsar. Jeolojinin konusu, kayaçlar ve kayaç oluşumlarıyla birlikte bütün yeryü*zünün yapısını incelemektir. Meteoroloji Dün-ya'nın atmosferini ve hava koşullarını ince*ler. Mineraloji, minerallerin özelliklerini, bi*leşimlerini, yapılarını, yeryüzündeki dağılım*larını ve nasıl oluştuklarını araştırır. Okya*nusbilim denizlerin ve okyanusların yapısını, akıntıları, dalgalan ve gelgit olaylarını ince*leyen bilim dalıdır. Paleontoloji ise fosille*ri inceler ve biyoloji ile yakından bağlantılı*dır.

    Yaşam bilimleri biyoloji ile tıp bilimlerini içerir. Bütün canlıları konu alan biyolojinin iki temel dalı, bitkileri inceleyen botanik ile hayvanları inceleyen zoolojidir. Tıp bilimleri ise anatomi, patoloji ve fizyolojiyi kapsar. Anatominin konusu insan vücudunun yapısı*dır; patoloji hastalıkları ve hastalıkların vücut dokularında yaptığı değişiklikleri inceler; fizyoloji ise insan vücudunda olup biten bütün fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçleri aydın*latmaya çalışır. İnsan ruhunu inceleyen psiko*loji de yaşam bilimleri grubunun önemli dallarından biridir.

    Bazen yaşam bilimleri ile yer bilimleri birlikte sınıflandırılarak doğa bilimleri adıyla anılır.
    Fizik bilimleri grubu madde ve enerjiyi inceleyen fiziği; maddelerin özelliklerini ve davranışlarını inceleyen kimyayı; yıldızları, gezegenleri ve uzayın derinliklerindeki öbür gökcisimlerini inceleyen astronomiyi; metal*leri inceleyen metalürjiyi ve uygulamalı bilim*lerdin en önemlisi olan mühendisliği kapsar. Mühendisliğin, hepsi de bilimsel ilkeleri sana*yiye uygulamayı amaçlayan pek çok dalı vardır.

    Toplum bilimleri, insan toplumlarını çeşitli yönleriyle ele alan bilim dallarıdır. Toplumla*rın yapısını inceleyen sosyoloji; geçmişteki insan topluluklarını inceleyen tarih ve arkeo*loji; yönetim biçimlerini inceleyen siyaset bilimi; dünyamızın yüzeyini ve insanların yaşadıkları bölgelerle olan ilişkilerini incele*yen coğrafya ve bir toplumun ya da ülkenin doğal ve parasal kaynaklarını nasıl değerlen*dirdiğini inceleyen ekonomi bilimi bu ana dal içinde toplanır. Antropoloji genel olarak in*sanın, onun yaşam ve davranış biçimlerinin incelenmesidir. Dilin özelliklerini ve insanlar arasındaki iletişimi inceleyen dilbilim ile insanların evreni ve ona ilişkin deneyimle*rini kavrama biçimlerini ele alan felsefe de toplum bilimlerine girer.

    Birkaç bilim dalının ortak araştırma ve yöntemleriyle incelenebilen konular, genel*likle bu işbirliğini vurgulayan bir adla anılır. Örneğin astrofizik gökcisimlerinin fiziksel davranışlarını inceler; başka bir deyişle astro*fizik, astronominin konularına fiziğin uygu*lanmasıdır.

    Benzer biçimde, biyokimya biyo*loji ile kimyanın, jeofizik jeoloji ile fiziğin, sosyoekonomi ise sosyoloji ile ekonomi bilim*lerinin örtüştüğü alanlar olarak tanımlana*bilir.Matematik birçok kişinin gözünde yalnızca bir bilim değil, aynı zamanda bir sanattır.

    Üstelik başlı başına bir inceleme alanı olduğu kadar, birçok bilim dalının da temel araçların*dan biridir. İstatistiği de kapsayan matematik bilimlerinden hemen hemen bütün bilim dal*larında her an yararlanılır.

    Bilimsel Yöntemler

    Eskiçağlardan bugüne kadar bilim adamları*nın temel uğraşısı evrendeki olguları açıkla*maya çalışmak olmuştur. Doğal süreçlerle kendiliğinden gelişen bu olgular genellikle, Yunanca bir sözcükten türetilmiş olan feno*men (görüngü) terimiyle adlandırılır. Bilim, en basit biçimiyle, bu olguların gözlenmesin*den ve nasıl gerçekleştiğini anlayabilmek için sorulan sorulardan doğmuştur. 17. yüzyıldan önce bilim adamları bu soruların yanıtlarını, daha eski bilginlerin o konudaki yazılarına başvurarak ya da bilgisine güvenilen kimsele*re danışarak araştırırlardı. Bu tür açıklamalar çoğu kez yalnızca tahminlere dayanıyordu ve bilim adamları olup bitenleri anlamak için deneye başvurmuyorlardı. İÖ 3. yüzyılda cisimlerin bağıl yoğunluklarına ilişkin ünlü ilkeyi bulan Yunanlı matematikçi Arşimet deneye önem veren birkaç eskiçağ bilginin*den biridir.

    İS 1600 dolaylarında yaptığı deneylerle çok önemli sonuçlara varan İtalyan astronomi bilgini Galileo'nun (bak. Galilei, Galileo) açtığı yolda ilerleyen bilim adamları deneyle*rinin sonuçlarını ve bulgularını yazmaya baş*ladılar.

    Bu deneyler evrendeki bazı olguları açıklığa kavuşturdu ve bilinenler arttıkça bazı olgular arasında ilişki olduğu anlaşıldı. Bunlar yasa denen genel ilkeler altında toplandı. Bu yasaların bütün koşullarda geçerli olup olma*dığını sınamak için yeni deneyler yapıldı ve böylece bilimsel bilgi birikimi hızla büyüdü. Bazen, bir yasayı sınamak için yapılan deney*ler sırasında karşılaşılan yeni ve beklenmedik bir olgu, yasanın yeniden gözden geçirilerek değiştirilmesini zorunlu kıldı.

    Birbirleriyle ilişkili yasalar birleştirilerek bir varsayım (hipotez), birçok varsayımdan yola çıkarak da bir kuram (teori) oluşturula*bilir.

    Deney ve gözlem yoluyla edinilen bilgilerin derlenip bütünleştirilmesi, bilimsel kuramla*rın deneylerle sınanması ve bu bulguların ışığında yeniden düzenlenmesi bilimsel yönte*min temel aşamalarıdır.

    Bilimsel yöntemlerin ayrılmaz bir parçası olan duyarlı araştırma araçlarıyla bunca gözlem ve deneyler yapılıp bilimin temel ilkeleri açıklığa kavuşturulma-saydı, 20. yüzyılın sonlarına doğru uzayın keşfinde, elektromagnetik dalgalarla haber*leşmede, bilişim ve bilgisayar teknolojisinde varılan bu ilerlemelerin hiçbiri gerçekleştirile*mezdi. Bu gelişimlerin çoğunda laser, mikros*kop, parçacık hızlandırıcıları gibi duyarlı ve karmaşık aygıtların çok büyük payı olmuştur.

    Bugün değişik bilim dallarında eğitim görmüş uzmanlar, iyi donatılmış araştırma enstitüle*rinde genellikle sıkı bir işbirliği içinde çalışır*lar. Çünkü bugün için çözüm bekleyen konu*lar tek bir bilim dalını aşacak kadar karmaşıklaşmış ve evrendeki her olgunun bütün bilim dalları için değerli ipuçları taşıdığı anlaşıl*mıştır.
     
  5. Kayıtsız Üye

    Kayıtsız Üye Ziyaretçi

    bilimsel yöntemin kapsamını açıklar mısınız ?
     
  6. ZeyNoO

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    57.467
    Beğenileri:
    3.017
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Bilimsel Yöntemin Kapsamını tam olarak anlatıyor mu bilmiyorum ama belki bu bilgide işinize yarar..

    Bilimsel yöntemin klasik tanımı - hernekadar bu tanım günümüzde önemini yitirmiş ise de – şöyledir: Bir konuya ilişkin gözlem veya deney yoluyla elde edilen veriler dikkatle ölçülerek toplanır ve sınıflandırılır. Sonra bu işlenmiş veriler, bu alanda yapılmış diğer benzeri işlem sonuçlarıyla karşılaştırılarak, sözkonusu nesne veya olayın genel tanımlanmasına yarayacak bir yorum yapılır. Özelden genele ulaşmayı sağlayan ve adına indüksiyon denilen bu yöntemle varılan yorum, sözkonusu nesne veya olay grubundaki benzeri nesne veya olayların durumunu da kapsaması gereken bir açıklama olduğundan, o grupla ilgili bir ilke olarak benimsenir. Buraya kadar indüktif (tümevarımsal) özellikte olan yöntem, bu aşamadan sonra ise dedüktif, yani tümdengelimseldir.

    İndüktif olarak elde ettiğiniz ilkenin, yani genellemenin doğru olup olmadığını anlamak için, bilimsel yöntemin ikinci aşamasını uygularsınız. Burada da, sözkonusu nesne veya olay grubundaki diğer elemanlar, yani diğer nesne veya olaylar üzerindeki denemelerle ölçümler yaparak bu genellemenizi oluşturan tanımlamaların doğruluk oranını görürsünüz. Eğer yaptığınız genellemenin doğruluğu kanıtlanırsa, bu genelleme artık kesin bir ilke olarak kabul edilir.

    İlk bakışta çok etkileyici gibi görünen bu klasik tanımın detaylarına indiğinizde, pratik açıdan eksik ve yetersiz olduğunu anlarsınız. Zira, indüksiyon ve dedüksiyon, aslında birdiğerinin tersine işletilen aynı yöntemi göstermektedir ve bu yöntemle yeni bir buluşa varmak olasılığı yoktur. Oysa buluşlarda, gözlem ve deney dışında kalan, gözlem veya deney sonuçlarına bağlı kalmaksızın ortaya atılan bir genellemeden yola çıkılmaktadır. Örneğin, Newton’un bulduğu gravitasyon yasasını elde etmek için ne kadar çok gözlem veya deney yaparsanız yapın, onun önceden olasılığını akıl ettiği kütlesel çekim ilkesini indüksiyon yoluyla gösterecek bir genellemeye varamazsınız. Ama, Newton gibi önceden bir çekim gücünün varlığından bahsederek, yani indüksiyonu bir kenara atıp kendiliğinizden olası bir ilkenin varlığından sözederek işe başlarsanız, dedüktif yolu izleyerek kanıtlayıcı sonuca ulaşabilirsiniz. Newton ve benzerlerinin aklına bu gibi kaynağı indüktif olmayan olası ilkelerin nereden geldiğini de günümüzdeki bilim ile açıklayamayız.

    Bu ve benzeri örneklerde görülen ve gözlem veya deney yoluyla elde edilmemiş bir varsayımın nereden çıktığı bilimsel olarak açıklanamadı. Ama bu suretle, bilimsel yöntemin klasik tanımlamasının yetersiz kaldığı anlaşıldı. Bu örnekler arasında en sık görülen bir diğeri de Toriçelli’nin kuyudaki suyun ne kadar yukarı çıkabileceği probleminde, o devirde gözlem yolu ile anlaşılamayacak bir etkeni, yani hava basıncının olasılığını nasıl farkedebildiğidir. Bu işleme sonradan “retrodüktif” yöntem adını verdiler, ama nasıl yapılacağını kimse açıklayamadı. Oysa, kanımca burada insana has imajinasyonun büyük bir rolü vardır. Ancak, bu aşamada, imajinasyonda etkenlerin neler olduğundan sözedecek donanıma henüz kavuşmadık. Örneğin, inspirasyonun ne olduğunu bilmiyoruz ve bu yüzden konuyu şimdilik geçiyoruz.

    Burada değinmemiz gereken önemli bir konu daha var: Analojinin bilimdeki yeri. Dar kapsamıyla analoji; her iki nesne veya olayın ortak bir veya birkaç niteliği barındırması durumunda, sözkonusu nesne veya olaylar arasındaki benzerliklerin sınıflandırılmasıyla, sadece birinde gözlemlenen niteliğin diğerinde de varolabileceğini önermektir. Bilimsel bir yöntem olarak, indüksiyonun yetersiz kaldığı yerde analojiden faydalanmak, genellemeler açısından yardımcı olur. Ancak, bu genellemelerin de dedüktif yoldan kanıtlanması koşuluyla.

    Örneğin, elma ve armut gibi meyvaların ortak niteliklerine bakarak, bu meyvalara benzeyen diğer doğa ürünlerinden de besin olarak faydalanabileceğimiz sonucunu çıkarırken analoji yapmış olursunuz. Ama, elmaya benzeyen tanımadığınız bir meyvayı salt bu benzeyişten dolayı denemeden yerseniz, zehirlenebilirsiniz. Dolayısıyla analoji, bilimsel bir yöntem olarak tek başına kullanılamaz. Diğer yandan, bilimin ulaşamadığı alanlarda analojinin önemli bir yeri vardır.
     
  7. Kayıtsız Üye

    Kayıtsız Üye Ziyaretçi

    örnek verirmisiniz ??
     

Sayfayı Paylaş