Renk Seçimi
+ + + + + + + + + + + + + + X

Albert Einstein (1879 –1955)

Konusu 'Mucitler' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 17 Şubat 2009 başlatılmıştır.

        
  1. KıRMıZı

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET Süper Moderatör

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    25.988
    Beğenileri:
    1.947
    Ödül Puanları:
    8.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    ALBERT EİNSTEİN (1879 –1955)


    Einstein Ulm’da 14 Mart 1879 tarihinde, özgür düşünceli Alman Yahudisi bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Babası pek para kazanamayan bir mühendisti. Albert çocukluğunu Münih’te geçirmiş ve evde zekasının işaretlerini erkence vermiş olmasına karşın okulda olağan üstü başarılar sağlayamamıştı. Ortaokulda Alman öğretim sistemini sevmemiş, karşılığında ona ters davranan öğretmenlerle çatışkıya düşmüştü.

    Olumsuz iş koşulları aileyi 1894’te Milan’a göçe sürükledi, öğrenimini tamamlaması için Münih’te bırakılmış olan Einstein hasta olduğu gerekçesiyle sonradan İtalya’daki ailesine katıldı.

    Einstein sonra Zürih‘ teki Politeknik okula (Eidgenassische Technische Hachschule ya da EHT) giriş için baş vurdu ama sadece yeterli bir lise diploması olmayışında değil, matematik ve fizikte üstün başarı sağlamasına rağmen giriş sınavını kazanamadığından başvurusu kabul edilmedi. Sınavı kazanabilmek amacıyla, Aorau’ daki cimnasyumda öğrenim görmeye gitti. Orada çok mutluydu. İsviçre’yi çok seviyordu sonradan İsviçre vatandaşlığına geçti ve yaşamı boyunca bir daha ayrılmadı. Sonunda Politeknik Okula girebildi. Birinci sınıf matematik profesörleri olan H. Minkowski ve A. Hurwitz’in derslerine katıldı. Ancak bunlarda pek bir şey öğrenebilmiş ne de anlar. Einstein’i fark etmişlerdi. Bilgi ve ilhamı kendi okuduklarından sağlıyordu. Bu sırada ilerde ünlü bir profesör olacak olan, İsveç asıllı öğrenci Norcel Grosmann ile arkadaş olmuştur.

    Mezun olduğunda, geçimini sağlayabilecek bir iş bulmakta zorluk çekmişti; ilkin yedek öğretmen olarak çalışıp özel fizik derslerini vermiştir. 1902’de Grosmann’ın ailesi Berne kantonundaki patent dairesinde alçak gönüllü bir iş buldu. Bu sırada Nileva Maric’le evlendi.

    Patent ofisindeki iş Einstein’e çok uygundu. Gönderilen buluşları incelediği ofisteki işleri arasında saptırılmadan bağımsız düşünecek zamanı da bulabiliyordu.

    O zamanlar, karacisimle ünlü W. Wren’in yönetimindeki Annalender Physik’e gönderdiği Fizik makalelerini yazmaya başladı. 1901’de bir, 1902’de iki ve 1903 ile 1904’de birer tane daha sundu. Tümüde istatiksel devinbilim ve ısıldinamik alanlarında derin araştırmalardı. Birkaç yıl önceki Plonck’ın durumuna benzer biçimde, aynı konular daha önceleri Gibbs tarafından ele alınmıştı ama Einstein bunu bilmiyordu.

    1905’de Einstein’in dehası eşsiz bir biçimde parladı. Mart’ta, Mayıs’ta ve Haziran’da her biri tek başına onu ölümsüz kılmaya yetecek üç çalışma yayınladı. Daha önceleri sadece Newton ve veba yüzünden kapalı kaldığı köyünde böyle bir sıçrama yaşamıştı. İlk çalışma ışık paketçiklerinin keşfini ve küçük bir uygulama olarak da ışılelektrik (photo electric = fotoelektrik) etkisinin açıklanmasını içermektedir.

    İkincisi “Brown devinimi” denen bir olayı açıklıyordu ve bir kez daha atomların gerçek varlığını gösterip Boltzman stilini yeni bir yoldan saptamaktadır.

    Üçüncüsü özel görelilik kuramını içermekte, buradan da, herkesin Einstein’ i tanımasına neden olan E = mc2 bağıntısı çıkarılmaktadır. Aslında bu bağıntının “Atom bombasının gizi” olduğuna inananlarda vardır.

    Bu birbirinden çok ayrı konular üzerindeki çalışmalar, Einstein’in bilimsel kişiliğinden kaynaklanan bazı özelikleri gösterir. Tümü yalın matematiksel yöntemler kullanır, açık görüşlüdür ve devrimseldir. Deneylere sıkıca yaslanan, uzlaşmaz mantık uygulayarak hiç beklenmedik sonuçlara ulaşır.

    Einstein’in fotolektrik ile ilgili ilk makalesi, oldukça yankı buldu. O sıralar birinciler, ışığın elektromanyetik dalgalardan oluştuğunu biliyordu. Einstein bundan kuşkulandı ve ışığın ikili-dalga ve tanecik doğasını ortaya çıkardı. Bu, çağın en büyük keşfi oldu. Planck’ın 1905’de ortaya koyduğu kuantum teorisini çarpıcı bir biçimde doğruluyordu.

    Daha az bilinen II. çalışma 1827’de İskoç bitki bilimci Robert Brown’un (1733-1858) suda asılı duran polen tanecikleri ya da başka küçük nesnelerin rastlantısal devinimini açıklıyordu. Browncil denilen bu devinim nesneyi çevreleyen moleküllerin çarpışması sonucunda ortaya çıkıyordu. Einstein, Browncil deviniminin gazların kinetik kuramına dayalı bir kuramını ileri sürmüştür. Moleküllerin varlığının neredeyse elle tutulur kanıtı kadar, Avagadro sayısı ve Bottzmann sabitini belirleyecek dolaysız bir yöntem ortaya koymuştur. Bu ise fizik için çok önemlidir. Zira pek çok seçkin bilim adamı bile gözlemsel kanıt yokluğu gerekçesiyle atom teorisine uzak durmuştur. Oysa Einstein’ in açıklaması, bu tutuma son vermekle fiziğin içine düştüğü tıkanıklığı giderir.

    Üçüncü çalışma atom bombasına olduğu kadar güneşin içindeki enerji dengesi ve dev parçacık ivmelendiricilerine dek çok geniş erimli (=range) pratik sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bütün bunların üzerine, söz konusu makale uzay ve zaman kavramlarında devrime yol açmıştır. O güne kadar bu konudaki hiçbir çalışma Einstein’in çalışması kadar derin ve belirgin sonuçlara ulaşamamıştır.

    Yeni kavramlar fiziği sarsar. Göreliliğin temel dönüşüm bağıntısını bulan büyük kuramsal fizikçi H. A. Lorentz bile yeni kavramları benimsemekte zorluklarla karşılaşmıştır. Engeli oluşturan matematik değildir. Engel, düşünüşün gerçekçi yolundadır ve kuram ancak bir kuşak sonrasının fizikçilerine alışıldık gelmiştir. Fizikteki derin düşünceler yavaşça sindirilir çünkü onları yaratan kuşaklar tam olarak duyumsayamaz. Oysa yeni kuşaklar baştan özgür düşüncelidir ve yaratıcıların boğuştuğu itiraz ve ikilemlerden habersizdir.

    Görelilik çok yavaşlıkla sindirildi. Örneğin 1922’de İsveç Akademisi Einstein’a Nobel Ödülünü kuramsal fiziğe katkıları ve özellikle fotoelektrik (=ışıl elektrik) etkisi yasasının keşfettiği için verdi. Görelilikten bahsedilmemesi tuhaf gelebilir ama geriye bakıldığında, görelilik, diğer sınırsız katkılarının yanında küçücük kalmaktadır.

    Bu önemli çalışmalar sonucunda Patent ofisinden ayrıldı. Çünkü Berne Üniversitesinden (İsveç) bir teklif almıştı. Daha sonra Prag’daki Alman Üniversitesinden bir üyelik önerisi aldı ve kabul etti. Ne var ki Prag’da pek mutlu olamadı. Ancak 1912’de İsviçre’de, bir zamanlar öğrencisi olduğu Zürih Politeknik okuluna döndüğünde rahatladı. Burada kalışı fazla uzun sürmedi. Berlin’deki büyük fizikçiler, ona çok cazip teklifler sundular ve onu Berlin’e çağırdılar. Einstein bu teklifi kabul etti.

    Parlak konumuna karşın, Einstein İmparatorluk Almanya’sında tedirgindi. 1914’de birinci dünya savaşı başladı. Bu zaman zarfında Einstein görelilik konusunda çalışmalarını sağlamlaştırdı. Ancak savaş sırasında Alman ulusçuluğuna destek vermediği için Politik düşmanlar edinmişti. Savaş 1918’de Almanya’nın bozgunu ile bitti. Eski rejimin çöküşü Einstein’da hiçbir üzüntüye sebep olmamıştır. 1919’da genel göreliliğin sonuçlarını sınama olanağı veren tam güneş tutulması meydana geldi. Sonuçlar, kristal açıklığında olmasa da Einstein’ın kuramını destekledi. Bu noktada Einstein’ın popülaritesi patladı. Araştırmaları hakkında hiçbir bilgisi olmayanlarda dahil tüm dünyanın ilgisini üzerine topladı. Ona karşı bir film yıldızı ya da ünlü bir sahne sanatçısıymış gibi davranıyorlardı ama bu arada sebepsiz birçok düşmanda kazandı. Durum iyice gerginleşti. Bu arada çok sayıda çağrı oluyordu ve uzun bir geziye çıkmaya hazırlanıyordu. Birçok ülkede ve Amerika Birleşik Devletlerindeki gezilerini tamamlayıp 1924’de Berlin’e döndü. Ortam oldukça yumuşamıştı. Bu zaman zarfında Bose – Einstein bazındaki enerji oynamalarını hesaplamış ve sadece paketçiklerin değil moleküllerinde ikili doğaya sahip olduğuna ilişkin işaretler bulmuştur.

    Einstein’ın ünü büyüdükçe daha sık insani ve siyasal çıkışlar yapar olmuştu. İsrail Devletinin kurulmasına yönelik açıkça bir destekçi tutum izlemiştir. İyi bildiği herhangi bir fizikçi ondan tavsiye mektubu alabilirdi. Bu sebeple başlarda ağırlığı olan mektupları giderek önemini yitirdi.

    Paketçik fiziğin yüzünden Bohr ile uzun tartışmalara girdi. Bohr’ın onun tüm tezlerini çürütmesine rağmen yine de Kopenhag yorumuna hep kuşkuyla baktı.

    Nazizm’in gelişmesiyle mutlak ölüm tehlikesi altında bulunduğu Almanya’dan ayrılıp, New Jersey (ABD) İleri Fizik Araştırmaları Enstitüsüne yerleşti. Dehasının alevi sönmeye yüz tutmuştu. Fiziğin en derin ve en verimli fikirlerini önermiş olan Einstein, kendini, çözümü olmadığı görülen ve olasılıkla yanlış kurulmuş olan sorunlara adadı.

    Einstein, 1940’ların çekirdek fiziğinden anlamazdı kuşkusuz, ve atom enerjisinin teknik gelişimine de katkı yapmadı. 18 Nisan 1955’ de yaşamı Princeton’ da huzur içinde sona erdi.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.344
    Beğenileri:
    146
    Ödül Puanları:
    5.480
    Yer:
    Türkiye
    Einstein çocukluğu hakkında
    Einstein'in utangaç ve içine kapalı bir çocukluğu vardır. Hiçbir zaman başarılı bir öğrenci olamadı. Einstein'in özelliği çok şey bilme değil,
    üşünme ve anlama farkıdır. Onun gözünde ideal yaşam dışardan en az (Karışılan yaşamdır. Otuz yaşına gelinceye kadar gerçek bir fizikçiyle de karşılaşmamıştır. Bu onun açısından büyük bir talihtir. Böylece çevresinde onun atılımını köstekleyen kimse olmamıştır. Milyonları etkileyen bu bilim adamı bir bakıma kimsenin etkileyemediği bir adamdır.


    Sen hiç bir şey olamazsın Einstein!(Einsteinin öğretmeni)
    -�ogrenmemi engelleyen tek sey aldıgım egitim olmustur.� Einstein

    -Ögretim, ogrencinin tatsız bir gorev degil, degerli bir armagan olarak algılayacagı sekilde olmalı...A.EINSTEIN

    Teaching should be such that what is offered is perceived as a valuable gift and not as a hard duty. -- Albert Einstein

    The mediocre teacher tells... The good teacher explains. The superior teacher demonstrates. The great teacher inspires.

    Sıradan ogretmen anlatır. iyi ogretmen izah eder. Ustun ogrretmen ornekler gosterir.
    Buyuk hoca ise ilham kaynagidir.THOMAS WARD

    Imagination is more important than knowledge. Knowledge is limited. Imagination encircles the world. -- Albert Einstein

    Hayal gucu ve yaraticilik bilgiden daha onemlidir. Bilginin sinirlari var, ama hayal gucu tum evreni kucaklar... (serbest ceviri)-YINE EINSTEIN

    EINSTEIN�in bilgi yuklemeye dayanan ezberci egitim yuzunden okul ve egitimle arasi hic iyi olmamisti Ogetmenleri nazarinda derslere ilgisiz ve tembel bir ogrenciydi. Daha sonra kendisi bu durumu

    �ogrenmemi engelleyen tek sey aldıgım egitim olmustur.�


    diye anlatırdi.

    Cunku ogretme yolu ile egitim �devamlı mudahele� anlamı tasır: Oysa neyi, nasıl ve ne zaman yapacagini ogretici olarak siz empoze ettiginiz zaman deha kendini gosteremez.


    Ona yol gösteren 5 yasındayken babasının hediye ettiği bir pusula idi


    Einstein, tartismasiz zamanimizin en buyuk adamlarindan biriydi. En iyi bilim adamlarinin baslicaca niteligi olan basitlik, onda yuksek derecede vardi: butunuyle kisisel olmayan seyleri bilme ve anlama isteginden gelen bir basitlik. Ayrica onda bilinen seyleri hemen dogru kabul etmeme yetenegi de vardi Newton, elmalarin nasil l olup da dustugune hayret ediyordu; Einstein de esit dort cubugun bir kare olusturmasi karsisinda da hayranlik dolu bir minnettarllik duyuyordu, cunku hayal edebildigi evrenlerin cogunda kare diye bir sey yoktu.
    tartismasiz , zamanimizin en buyuk adamlarindan biriydi. En iyi "Dahi " olarak bilinen ve kabul edilen dunyadaki bir cok kimselerin hayat hikayeleri incelendiginde birtakim basit deneyimlerin bile onlarin calismalarini veya performanslarini ne kadar cok esinlendigi gorulecektir. Ornegin, Albert Einstein icin bu deneyim, bes yasindayken babasinin ona hediye ettigi basit bir manyetik pusula sonucundadir. Einstein'a gore, bu yasantisi onda icinde yasadigimiz evrenin gizemlerine karsi buyuk miktarda merak ve kesif istegi uyandirmisti. Gercekte, bu deneyim Einstein'in uyuyan dehasini harekete gecirdi ve onu yirminci yuzyil dusunce dunyasinin onemli bir figuru haline getirecek buluslar yolculuguna baslattı

    .Einstein...ice kapanik , oyundan hoslanmayan, gec konusmus (rivayete gore 4 yasinda konusmus) bir cocuktu. Bu yalnizlik doneminin izlerini tum yasami boyunca korudu. Annesi Paulin' in istegi uzerine 6 yasinda keman dersleri almaya basladi KlasIk muzik kulturu, yasami boyunca onun icin dinlendirici bir ugras olacakti. Cep pusulasinin esrariyla soru sormaya basladi . Bir pusulanin ignesi neden hep ayni yonde donuyordu? 4-5 yaslarinda kendisine sordugu bir soruydu bu. 12 yasina geldiginde Pisagor teoremiyle tanisti ve gorunurdeki karmasikliğina karsin bir dizi olgunun basit bir aciklamasi olacagina inanmaya basladi. Liseye yazildi . Sonra 1894' te babasinin isi bozuldu ve aile, italya' nin Milano kentine goc etti.

    Einstein de Bir Zamanlar Universite Sinavini Kazanamamisti

    Einstein, bir delikanli olarak pek az zeka umudu verdi. Bir ogretmeni �sen asla bir sey olamayacaksin Eistein� sozleri uzerine kati bir disiplini ve skolastik egitim uygulayan Alman okul sistemini terk etti. 16 yasinda iken Zurih Teknik Universitesi'ne girmek istedi. Ama matematik disindaki konularda -modern diller, zooloji ve botanik bilgisi- eksIk oldugu icin universiteye alinmadi. Ancak o yilmadi . Bir liseye devam etti, lise diplomasi aldi, 1896' da Zurih Teknik Universitesi' nin fizik ve matematik ogretmeni yetistiren bolumune kaydolmayi basardi.

    "Büyük zekalar, sıradan ruhlar tarafından engellenmiştir. A.Einstein"

    Zurih Teknik Universitesi, onun dusuncelerini sekillendirdi. Ogrenime basladigi zaman buyuk matematikci Hermann Minkowski ile karsilasti. Her bilim adaminin iyi bir ogretmen oldugu soylenemez. Einstein, Minkowski' nin derslerini pek ilgi cekici bulmadi; ama kuramlarinin matematiksel formulasyonunda Minkowski, ona esin kaynagi oldu. Dogrusu, Minkowski de o zamanlar Einstein�i sevmiyordu, cunku ona �tembel kopek� diyordu.

    "Matematik ile ilgili sorunu olanlar üzülmesin, emin olsunlar ki benim sorunlarim onlarinkilerden cok daha fazla.."A EINSTEIN

    öte yandan, felce ugratici deneyimler, kristallestirici deneyimlerin aksine bir bireyde varolan zeka potansiyellerini sonduren, korelten veya yok eden tecrubeleri icerirler. Felce ugratici deneyimler, genellikle bir bireyin belli bir zeka alaninin saglikli gelismesini engelleyen utanma, asagilanma, sucluluk duygusu, korku ve kizginlik gibi olumsuz duygularla doludur

    KURCALAYARAK ÖĞRENİYOR


    Einstein, Teknik Universiteden 1900' de mezun oldu; Isvicre vatandasligina gecti; kisa bir sure ogretmenlik yapti. Disipline karsi tutumu yuzunden ogrencileri tarafindan cok sevilen, fakat basarısiz bir ogretmendi. Einstein italya�da bir tatilden sonra, egitimini isvicre Federal Politeknik Okulu�nda 1901'de tamamladi; cok az derse girdigi halde, bir arkadasinin tuttugu mukemmel ders notlari sayesinde kurslari gecmeyi basardi Einstein akademik bir gorev bulamayinca, 1902' de isvicre' nin Bern kentindeki patent burosunda memur ("ucuncu sinif teknik uzman") olarak calismaya basladi. Gorevi, burodan onay almak uzere teslim edilmis bircok icat arasindan secim yapmakti
    �Einstein, patent burosunda bir memurdu� denince, insanin aklina bizdeki �bugun git yarin gel memurlugu� gelir. Patent burosu, oyle siradan bir yer degildi aslinda. Burada yeni buluslara patent veriliyor ve kesifler inceleniyordu. Buroya sunulan buluslarin temel dusuncelerini kisa zamanda ortaya cikarma isi Einstein' de kuramsal dusunme yetenegini gelistirdi. Ayrica burodaki gorevi, bilimsel aletlerin yapilmasi konusundaki merakini kamciladi. Kucuk elektrik yuklerini olcmek icin gelistirdigi bir alet, bugun Bern' de sergileniyor.. Einstein' in yeni buluslara ve aletlere ilgisi sandigimizdan fazla. Patent burosundan ayrildiktan sonra bile Avrupa' da yeni aletler uzerine calisan bazi fabrikalarda danismanlik (musavirlik) yaptigini goruyoruz. Bu icatlarin bir kismi sayelerinde ekonomik hanedanliklar kurulacak olan hunerli aletlerdi,bir kismi da komik ve inanilmasi guc seyler ve basit makinalardi. Einstein once aletleri inceliyor, sonra da onlarla ilgili bilgilerin sunuldugu metinleri okuyordu... Orada calisirken , en karmasik gorunen şeylerin bile basit, temel prensiplere indirgenebilecegini ogrendi ve bu dersi hic unutmadi 1905'teki dahi vuruşunun temelleri iste boyle atildi.



    "hayat iki sekilde yasanır: ya hic mucize yokmus gibi, ya da hersey birer mucizeymis gibi"A. EINSTEIN

    ''bir kum tanesinin sirrini cozmeyi basarsaydik, butun dunyanin sirrini ogrenmis olurduk.''

    "bende ozel bir yetenek arayanlar yanılıyorlar, sadece derin bir anlama merakım var... " A.EINSTEIN


    Bir insan icin olguları ogrenmek o kadar onemli degildir. Bunun icin bir yuksek okula cidden bir ihtiyacı yoktur. Bunları kitaplardan ogrenebilir. Yuksek bilimler okulundaki egitim degeri bir cok gercegii ogrenmek degildir, kitaplardan ogrenebilecek bir seyi dusunmek icin aklı egitmektir. (Thomas Edison�un �Yuksek egitim gereksizdir� fikri uzerine, 1921) A EINSTEIN


    "hicbir yanlıslıga dusmeyen kisi, yeni bir hicbirseyi denemeyendir... "

    ''cok fazla okuyan ve beynini cok az kullanan bir adam, basit dusuncenin tembel aliskanliklari icinde kalir.''

    AMA EINSTEIN AMCANIN Bizim cocuklara da bir çift sözü var :

    ''a�yi hayatta basari olarak tanimlayalim. o zaman a=x+y+z. x calismaktir, y oyundur, z ise ceneyi tutmasini bilmektir.''


    HER GÜN BİR KONUYA 15 DAKİKASINI AYIRAN BİR YILIN SONUNDA O KONUDA UZMAN OLUR.

    A.EİNSTEİN
     
  3. CeBuR

    CeBuR [maximum hokeli] Özel üye

    Katılım:
    1 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    2.196
    Beğenileri:
    45
    Ödül Puanları:
    2.080
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    boş gezenin boş kalfası
    Yer:
    dünya
    güzel bir konu olmuş bayılırım bu adama elektronu bol olsun :)
     

Sayfayı Paylaş