23 Nisan'ın Tarihi Önemi ve Anlamı

Konusu 'Cumhuriyet Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 20 Nisan 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.268
    Beğenileri:
    42
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Türk Milleti, 23 Nisan 1920'de, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün önderliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni kurarak, yeni bir devletin temelini atmış oldu.
    Bu tarih, egemenliğin hanedandan alınıp Millete devredilişinin resmen başlangıcını oluşturan bir devrimin tarihidir. Böyle bir devrimin, yüzyıllar boyu, değil gerçekleştirilmesi, hayâl edilmesi bile mümkün değildi. 23 Nisan 1920, sadece TBMM'nin kuruluş günü değildir. Bu gün, aynı zamanda demokratik parlamenter rejimin temelinin de atıldığı gündür.

    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Mondros silah bırakışması imzalanmış, savaşı kazanan emperyalist ve sömürgeci güçler Anadolu'yu aralarında paylaşmış; Padişah ve Osmanlı Meclisi ve uydu hükümeti bu durum karşısında, sadece kendilerini kurtarma çabası içine girmişti.

    Mustafa Kemal, Türk Milleti ile birlikte, Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak üzere 19 Mayıs 1919'da Samsun'dan yola çıkmıştı. O'nun birincil amacı ulusal egemenlik ve her bakımdan tam bağımsızlık üzerine yükselen yeni bir Türk Devleti kurmaktı.
    Bir ulusal uyanışın belgesi olan Amasya Genelgesi'ndeki şu cümle, Mustafa Kemal'in bu konudaki kararlılığını ve Millete verdiği olağanüstü değer ve önemi ortaya koymaktadır:
    "Milletin bağımsızlığını yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır".

    Hem Saltanata hem de işgal güçlerine karşı Milli Mücadeleyi başlatan Mustafa Kemal, parlamenter rejimi ve hukuk devleti ilkelerini bu tarihten itibaren resmen yürürlüğe koymuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Milletin temsilcileriyle kurmuştur. Bu nedenle, 23 Nisan Türk Milleti için olağanüstü önemde bir dönüm noktası olmuştur.

    23 Nisan, artık her yıl Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaktadır.
    - Ulusal egemenlik günü olarak kutlanmaktadır, çünkü artık kişi değil Millet söz
    sahibidir;
    - Çocuk Bayramı olarak kutlanmaktadır, çünkü her Milletin geleceği çocuklarıdır ve ilk önce onların parlamenter demokrasinin anlamını kavramaları gerekir.


    Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın, uluslararası eğitim, bilim ve kültür konularının çatı organizasyonu olan UNESCO, Türkiye'nin önerisi üzerine, bunu dikkate alarak,her yılın 23 Nisan gününü "Dünya Çocuk Günü" olarak ilan etmiştir.
    İşte, uluslararası anlam ve önem kazanan bu tarih, 1979'dan beri, Türkiye'de "Uluslararası Çocuk Şenliği" olarak, ülkemizin geleceği olan çocuklarımız tarafından, dünyanın çok sayıda ülkesini temsilen gelen çocuklarla birlikte, coşkuyla kutlanmaktadır.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış ve Türk Milleti'ne egemenliğin devrediliş tarihi olan 23 NİSAN'ın, tüm dünyada resmen "Dünya Çocuk Günü" olarak ilan edilmesi, dünya tarihinin gösterebilecek emsal bulamadığı bir Türk Devlet Adamının, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün, O'nun öncülüğünde gerçekleştirilen Türk Devrimi'nin ve Atatürk İlkelerinin evrenselliğini ortaya koyması bakımından da büyük önem taşır.
  2. wien06

    wien06 V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.268
    Beğenileri:
    42
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe

    Milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Atatürk'ün devlet anlayışının temellerini oluşturan üçüncü ana ilke, milli egemenliktir. Milli egemenlik, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olarak tanımladığımız egemenliğin, millete ait olduğunu ifade eder.

    Bu anlamda milli egemenlik, kişi veya zümre egemenliği ile, yani monarşik veya oligarşik yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşamaz. Tıpkı tam bağımsızlık ilkesi gibi milli egemenlik de, Atatürk'ün Milli Mücadele'nin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir temel ilkedir. Daha Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde ülke bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın korunması için, "kuvayı milliyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim (milli güçleri etken ve milli iradeyi egemen) kılmak" esasının kesin olduğu belirtilmiştir. Atatürk, Ankara'ya gelişinin ertesi günü (28 Aralık 1920) şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede bu konuda şunları söylemiştir:

    "Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik..."

    Padişahlığın resmen kaldırılmasından hemen hemen iki yıl önce ve Büyük Millet Meclisi'nde padişahlık kurumuna ilke olarak taraftar çok sayıda milletvekilinin bulunduğu bir dönemde çıkarılan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) milli egemenlik ilkesini en açık biçimde ifade etmiştir:
    "Hakimiyet bila kaydü şart (kayıtsız şartsız) milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. İcra (yürütme) kudreti ve teşri (yasama) salahiyeti milletin yagane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclis'nde tecelli ve temerküz eder (belirir ve toplanır)."

    Bu ifadelerin monarşik meşrulukla bağdaşmasının mümkün olmadığı, o an için adının konulması sakıncalı görülmüş bile olsa, Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin gerçekte milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet olduğu açıktır. Milli egemenlik ilkesi, 1924, 1961 ve 1982 tarihli daha sonraki anayasalarımızdan da temelini oluşturmuştur.

    Atatürk, Milli Mücadele'nin başlangıcından, kendisinin hayata veda ettiği ana kadar, her fırsatta milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalışmış, her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla milli egemenliğin üstünlüklerini çarpıcı şekilde karşılaştırmıştır. Çağdaş bir topluma ve çağdaş bir devlete yakışan yönetim şekli, ancak milli egemenliğe dayanan sistemdir. Saltanatın kaldırılmasıyla ilgili Büyük Millet Meclisi görüşmeleri sırasında söylediği şu sözler, bunun en güzel ifadesidir:

    "Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerinden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o meclis, yüce Meclisi'nizdir.

    Atatürk'e göre monarşik sistemlerde, "tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet farzederlerdi. Bir de tacidarların etrafını alan menfaatçiler vardı. Onlar da padişahların zihniyetleri ile zihniyetlenirler ve padişahın bu zihniyetini, bu arzusunu gökten inen bir emir, bir Kur'an emri gibi herkese telkin ederlerdi. Bu gayet koyu ve sürekli telkinler karşısında hakikaten bir gün bütün halk, bu arzu ve iradelerin yapılması lazım gelen ve kayıtsız şartsız gerekli, gökten inmiş iradeler gibi olduğuna inanırlardı. Böyle idare ve egemenlikten vazgeçmeye rıza gösteren bir milletin akibeti elbette felakettir, elbette musibettir". Atatürk'ün sözleriyle "yeni Türk devleti, bir halk devletidir. Müessesat-ı maziye ise, bir şahıs devleti idi, eşhasın devleti idi". Bu şahıs devleti, Türk toplumunun tabii gelişme sürecini tıkamış, onun gelişme potansiyelini engellemiş ve toplumu çöküntünün eşiğine getirmişti. Ülkenin kurtarılması ve toplumun tabii sürecinde ilerleyebilmesi, "eşhas devleti"nin yerini "halkın devleti"ne bırakmasına bağlıydı. Gene aynı yönde olarak Atatürk, 16 Ocak 1923'te İstanbul basın temsilcilerine şunları söylemiştir:

    Hadiseler ve tarihi tecrübelerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve ihtirasların ve hiçbir suretle tatmin edilemeyen menfaatlerin elde edilişine sürüklemekle mahvına yol açar mahiyete dönüşen idare tarzlarının artık memleketimizde tatbik yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına bırakmanın sebep olabileceği felaketin, yok olmanın, hüsranın elemini her an kalp ve vicdanında hissetmektedir".

    Atatürk'e göre milli egemenlik, sadece padişahlığın değil, eski veya yeni bütün kişisel yönetim biçimlerinin karşıtıdır. "Türkiye devletinde ve Türkiye devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur. Tacidar yoktur ve olmayacaktır. Çünkü olamaz... Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır". Atatürk, milli egemenliği yeni devlet düzenimizin temeli olarak görür. Toplum ve devlet hayatının temel değerleri, ancak milli egemenlik ilkesi altında gerçekleşebilir: "Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin istikrarının ve korunmasının sağlanması, ancak ve ancak tam ve kesin manasıyla milli egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Dolaysıyla hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir". Ve nihayet, milli egemenlik, çağımızın önüne geçilmez, karşı konulmaz bir akımdır: "Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar".

    Atatürk'ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında yaptığı şu konuşmada gözlemlenmektedir: "Valdem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur... Valdemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icabederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun".
  3. Gizemli Cadi

    Gizemli Cadi Uzman

    Katılım:
    17 Mart 2009
    Mesajlar:
    2.537
    Beğenileri:
    14
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Öğretmen diyolar bana sıradışı olsamda
    Yer:
    Cadilar FAN Klüp
    wien teşekkürler ..Sen açmasan aynı konuyu açacaktım..Senin konu çok kaliteli ve güzel olmuş...Öğrencilerden bu konuyu açmamızı isteyenler çoktu..Bu konunun 23 NİSAN dan önce açılması çok isabetli olmuş kendi oğlum dahil bu konunun açılmasını merakla bekliyorlardı...Yanlız bu konuyla bağlantılı olarak 23 NİSANI anlatan bir kaç resimde eklersen müthiş olur...
  4. wien06

    wien06 V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.268
    Beğenileri:
    42
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Bende bu konuyu yarindan itibaren ögrencilerin isine yariyabilecegini düsünerek actim. Cünkü son gün acilan konular ögrencilerimizin isine pek yaramiyor. Resim konusundada simdi hemen bir arastirma yapiyorum.
  5. wien06

    wien06 V.I.P Vip Üye

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.268
    Beğenileri:
    42
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    23 Nisan 1924
    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]


    [​IMG]


    [​IMG]

Sayfayı Paylaş

Konu Etiketleri...

  1. 23 nisanın tarihi önemi

    ,
  2. 23 nisan anlamı

    ,
  3. 23 nisan 1920 önemi

    ,
  4. 23 nisan tarihi,
  5. 23 nisan tarihi önemi,
  6. 23 nisan tarihinin önemi,
  7. 23 nisanın anlam ve önemini anlatan yazı,
  8. 23 nisan 1920 tarihinin önemi,
  9. 23 nisan 1920 tarihi neden önemlidir,
  10. 23 nisan 1920 nin anlam ve önemi